KÜNYE
Türk Milleti Adına Yargılama Yapmaya Ve Hüküm Vermeye Yetkili T.C. Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 5 Aralık 2023
- T.C. ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No
- 2023/611 Esas - 2023/830
- Esas no
- 2023/611 Esas
- Karar no
- 2023/830
- Hakim
- ...
- Katip
- ...
- Davacı
- ...
- Vekili
- Av. ....
- Davalı
- ...
- Vekili
- Av. ...
- Dava
- Tazminat
- Dava tarihi
- 13/09/2023
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 05/12/2023
Karar Metni
1.678 kelime·8 dk okuma·3 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVACININ TALEBİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 27/05/2011 yılında kurulduğunu ve poliüretan , dekorasyon malzemeleri, inşaat amaçlı ürünler.. vb malzemelerin imalat ,alım - satımı ile ithalat ve ihracatı ile uğraştığını, davalı tarafından 04/09/2019 tarihinde ... Esas sayılı dosyasında borçlu ... ... Ltd Şti ,... ...
Ltd Şti ve ... aleyhine icra takibi başlattığını taraf olmadıkları halde üçüncü şahıs konumundaki müvekkiline ait iş yerine gelinerek 10.09.2019 tarihinde ... Talimat sayılı dosyasında iş yerinde bulunan müvekkiline ait menkul malların haksız bir şekilde haczedildiğini, istihkak iddiası ve alacaklının itirazı üzerine dosyanın ...
Mahkemesine gönderildiğini ve mahkemece 25.09.2019 tarihinde icra takibinin devamına ve 3. Şahıs olan müvekkilinin istihkak davası açması için 7 günlük süre verilmesine karar verildiğini ancak alacaklı tarafından ... sayılı dosyası üzerinden 27.09.2019 tarihinde tekrar hacze gelindiğini, müvekkili tarafından iş yerinde bulunan malların muhafaza altına alınmaması için ihtirazı kayıt düşülerek talimat dosyasına 150.000TL yatırıldığını ve akabinde de ....
Esas sayılı dosyası ile haczin kaldırılması ve mahcuz malların iadesi talebi ile istihkak davası açıldığını, mahkemece davanın konusuz kaldığına, tedbiren icra müdürlüğünün kasasına alınan 150.000TL'nin kararın kesinleşmesi ile müvekkiline iadesine, alınan 2.593,25TL peşin harcın müvekkiline ödenmesine kararı verildiğini ve nispi vekalet ücretine hükmedildiğini, kararda kötüniyet tazminatından bahsedilmediğini , kararın vekalet ücretine nispi olarak hükmedilmesi gerektiği, dosyaya tamamlama harcı olarak yatırılan 9.839,25TL 'nin taraflarına verilmesi ve 1.875,00TL nin taraflarına iadesi gerektiği gereğine değinilerek istinaf edildiğini,...
Dairesinin 21.04.2022 tarihli kararı ile yargılama giderleri yönünden talepleri haklı bulunarak yargıma giderlerinin davalıya yükletildiğini ve kararın davalı tarafından temyiz edildiğini, ... tarafından temyiz başvurusunun reddine karar verildiğini ve müvekkili tarafından ödenen 150.000TL'nin icra müdürlüğü tarafından 10/08/2023 tarihinde ödendiğini, ancak 150.000,00TL geri alınmış ise de ilgili miktarın Türkiye ekonomisi şartlarında döviz kuru, alım gücü ,
enflasyon oranları dikkate alındığında hayli düştüğünü ve müvekkilini zarara uğradığını bildirerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.09.2019 tarihinde depo edilen ve mahkeme kararına istinaden 10.08.2023 tarihinde tahsil edilen 150.000,00TL 'nin tahsil edildiği tarihteki alım gücü , değer kaybı ,
enflasyonla oluşan fark dikkate alınarak ve eskalasyon yapılarak bilirkişilerce ... kararlarına göre belirlenecek farklı parametreler üzerinden 10.08.2023 tahsil tarihindeki rayiç alım gücü değerinin ve zararlarının tespiti ile şimdilik 10.000-TL maddi tazminatın 10.08.2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt (avans) faizi ile davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili duruşmada alınan beyanında teminatın geç iadesi nedeniyle faizle karşılanmayacak munzam zararlarının söz konusu olduğunu, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla zararın şimdilik 10.000,00TL sinin avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALININ CEVABI
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının sadece vekalet ücreti yönünden istinaf ettiği, esas yönünden konusuz kalan davaya ilişkin kararda dosyaya depo edilen tutarın ödenmesinin kesinleşmeye bağlanmasının müvekkilinin sorumluluğunda olmadığını ve bu nedenle öncelikle husumet itirazlarının olduğunu, davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini , davacı tarafından açılan ... , sayılı dosyasında müvekkili şirketin ihtiyati haczin hükümsüz kalması sebebi ile esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına 150.000TL tutarın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine kararı verildiğini,
bu karar davacı tarafından istinaf edildiğinden kararın kesinleşmediğini ve davacı tarafından dosyaya depo ettiği tutarın davacıya ödenmediğini, bunun sebebinin davacının yasal haklarını kullanması olduğunu , icra müdürlüğüne yatırılan tutarın iadesinin müvekkilinin sorumluluğunda olmadığını müvekkilinden bu hususta herhangi bir muvafakat talebi istenmediğini ,davacı tarafından icra dosyasına nemalandırma talebinde bulunulmadığını, davacı tarafından dosya istinaf edildiğinden sürecin 2 yıl uzadığını, müvekkilinin temyiz başvurusu üzerine incelemenin 5 aydan daha az sürdüğünü,
müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını bildirerek davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
DELİLLER VE DEĞERLENDİRME
Dava, munzam zarar talebiyle açılan tazminat istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık yargılama sonucu icra dosyasına tedbir için yatırılan bedelin geç ödenmesi nedeniyle 6098 sayılı TBK'nun 122. Maddesi gereğince aşkın (munzam ) zarar oluşup oluşmadığı , oluşmuş ise munzam zarar miktarının ne kadar olduğu hususlarında toplanmaktadır.
TBK’nın 122. Maddesine göre “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.”
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir. Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir.
Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır.
Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Anılan hususların varlığı alacaklıyı munzam zararın gerçekleştiğini ispat yükünden kurtarmaz. (... ...'nun .... Sayılı )(... ...'nun ... . Sayılı 09/12/2021 Tarihli kararı)
Aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir.
Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez.
Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir.
Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz.
Ayrıca borçlu, ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda (yargılamanın uzaması vs.) aranan bir kusur değildir. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır.
Somut olayda davalı tarafından icra veznesine yatırılan teminat bedelinin davacıya ödenmesini engellemek için hile ve desiseye başvurduğuna dair bir emare bulunmadığı gibi, davalı bu bedelin borçlusu konumunda da değildir ve mahkeme kararının davacı tarafından istinaf edilmiş , istinaf kararına karşı davalı tarafından temyiz yoluna başvurulmuş olup davalının yasal haklarının kullandığı ve TBK 122. Maddedeki şartların gerçekleşmediği anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir. ( ... 25.01.2021 tarih .... , ... 22.02.2023 tarih ... , ... 13.12.2023 tarih .... ,... ..vb kararları )
Katip ... · E İmza Hakim ... · E İmza
Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/611, K. 2023/830, 5 Aralık 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama