KÜNYE
Türk Milleti Adına Karar Vermeye Yetkili T.C. Ankara 3. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 10 Eylül 2024
- T.C. ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No
- 2023/503 Esas - 2024/306
- Esas no
- 2023/503
- Karar no
- 2024/306
- Hakim
- ...
- Katip
- ...
- Davacı
- ...
- Vekilleri
- Av. ...
Karar Metni
4.206 kelime·21 dk okuma·12 bölüm
Av. ... DAVALI : 1- ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : 2- ... VEKİLİ : Av. ...
DAVA
Marka (Marka ile ilgili Kurum Kararlarının İptali), Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 28/12/2023
KARAR TARİHİ : 10/09/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 10/09/2024
TALEP
Davacı vekili 28/12/2023 harç tarihli dava dilekçesi ve duruşmadaki beyanlarıyla özetle: Müvekkili şirketin ... sayılı "... " ibareli markaların sahibi olduğunu, davalı şahsın bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki "..." ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere davalı ...’e başvuruda bulunduğunu, ... kod numarası alan başvurunun, ... ilanı üzerine müvekkili tarafından .... itirazda bulunulduğunu, ancak itirazın yerinde görülmeyerek kısmen reddedildiğini, bu kısmi kararın yeniden incelenmesi talebinin de nihai olarak ... (...) tarafından reddine karar verildiğini,
ancak söz konusu kararın hatalı olduğunu, zira müvekkilinin ... finansman yöntemini kullanarak gerçek ve tüzel kişilerin belirli gruplar oluşturmak suretiyle bir araya getirilmesini ve bu sayede konut, çatılı işyeri ve taşıt edindirme işlemlerinin yürütüldüğü ... finansman sektöründe faaliyet gösteren ... lisansına sahip bir ... finansman şirketi olduğunu, nitekim davalı firmanın ... başvuru sayılı “... ” ibareli markasının ... tarafından somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiş olduğunu, dava konusu edilen markada geçen “...” kelime öbeğinin markasal hüviyette soyut ve somut ayırt ediciliğinin bulunmadığını,
ayrıca davalının davacı ve diğer firmalarla aynı sektörde aynı usul ve esaslarla hizmet vermesine rağmen hiçbir resmi veriye dayanmadan dava konusu marka ile kendisini sektörün lideri olarak lanse etmekte olduğunu, bu durumun hukuka aykırı ve halkı yanıltıcı nitelikte olduğunu, dolayısıyla dava konusu markanın öncelikle SMK'nın 5/1-f maddesine göre hükümsüz kılınması gerektiğini, ayrıca böyle bir markanın tescilinin TTK kapsamında haksız rekabet olarak da nitelendirilebileceğini, markanın ayırt edici olmadığını, ayrıca da dava konusu edilen markanın davacının tescilli ve tanımış markalarıyla görsel,
işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunu, zira davacının birçok markalarında "..." ve "..." ibarelerinin yan yana kullanıldığını, bu markaların davacı tarafından istikrarlı bir şekilde kullanılan ve kendi sektöründe davacı ile özdeş hale gelen markalar olduğunu, ayrıca taraf markalarının birebir aynı hizmetlerde kullanılacağını, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunun kabulünün gerektiğini ve davalının kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ... sayılı kararının iptaline ve ... başvuru numaralı markanın tescili halinde hükümsüzlüğü ile sicilden terkinini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: Dava konusu edilen markanın SMK m. 5/1(a), (b) ve (f) hükümlerine göre reddini gerektirecek bir durumun somut uyuşmazlıkta gerçekleşmediğini, ayrıca dava konusu edilen marka ile davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzemediğini, dava konusu edilen markada “...” ya da “...” ibaresinin tek başına ön plana çıkarılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacının dava dilekçesinde bahsi geçen markaların “...” kelimesini başkaca kelime unsurları ile birleşik olarak veya birer isim tamlaması içerisinde ve renk ve şekil unsurlarıyla birlikte ihtiva eden karma markalar olduğunu, yani taraf markalarının esas unsurlarının örtüşmediğini, zaten de taraf markalarında ortak olan “...” ve “...” ibarelerinin yerleşik anlamları nedeniyle markasal hüviyette ayırt ediciliklerinin düşük olduğunu, dolayısıyla bu ibarelerin markasal hüviyette kullanımının davacının tekeline verilemeyeceğini,
dava konusu edilen markanın halkı yanıltıcı olduğundan da bahsedilemeyeceğini, zira davalının faaliyet gösterdiği finans sektöründeki tüketicilerin ortalama tüketici düzeyinden daha yüksek bir algı ve dikkat seviyesine sahip olduklarını, ... finansman şirketlerinin sayısının azımsanamayacak derecede olması nedeniyle bu şirketlerin yaptıkları reklam veya tanıtımlarda bir şekilde kendilerini ön planda tutmaya yönelik olarak somut uyuşmazlıkta taraf markalarında olduğu gibi “mucit, mimar, Türkiye, kolay, kahraman, elçi, ...” vb. sözcükleri kullandıklarını,
yani davalının markasında geçen “...” ibaresinin hizmetin kalitesini ve niteliğini vurgulamak amacıyla abartılı reklam mahiyetinde kullanılmış olduğunu, bu durumun davacı ile haksız rekabet sayılmasının mümkün olmadığını, bu ibarenin tüketici nezdinde yalnızca slogan olarak algılanacağını, davacının kötü niyete dayalı iddialarının da somut delillerle ispat edilemediğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
MUHAKEME
HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ VE DİĞER HUSUSLAR
Dava; 6769 sayılı SMK 5/1-f, 6/1 ve 6/9'a dayalı taraf markalarının benzediği iddiası temelinde; davalı başvurusu olan ... sayılı marka başvurusu ile ilgili olarak ... ... tarafından alınan ... sayılı kararın iptali ve hükümsüzlük istemlerine ilişkindir.
Davanın açılmasıyla birlikte, tarafların karşılıklı dilekçeleri tebliğ olmuş, sundukları deliller toplanmış, dava konusu başvuruya ilişkin bilgi ve belgeler ...'ten celp edilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklikler bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik edilmiş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmuş,
06/08/2015 tarihli ve 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 201/2 nci maddesi hükmü de gözetilerek, taraflara yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş, sözlü olarak iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, UYGULANACAK HÜKÜMLER ve
GEREKÇE
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı şirketin ... başvuru sayılı markası ile davacı tarafın itiraz mesnedi markaları arasında SMK 5/1-b ve f hükmüne göre ayırt edici ve halkı yanıltıcı ibare olup olmadığı, 6/1 maddesine göre iltibas koşulları oluşup oluşmadığı, marka başvurusuna yönelik itiraz sürecinde itiraz mesnedi davacı markaları açısından, SMK 6/9 maddesine göre de davalı başvurusunun kötü niyetli yapıldığı iddialarının
alınan ... kararına ve hükümsüzlüğe etki edip etmeyeceği, ...'in ... sayılı ... kararının iptalinin ve davalı markasının da hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır.
İptali istenen ... kararının davacıya 03/11/2023 tarihinde tebliğ edildiği, 28/12/2023 tarihinde açılan davanın, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'un 15/c maddesinde belirlenen iki aylık hak düşürücü süre içerisinde olduğu anlaşılmış ve işin esasına geçilmiştir.
İDARİ AŞAMANIN ÖZETİ
... numaralı marka tescil başvurusu dosyasının örneği incelendiğinde; davalı firmanın 35, 36 ve 37. sınıflara giren hizmetlerde kullanılmak üzere dosyaladığı "..." ibareli marka başvurusunun ....’nde ilanı üzerine davacı şirketin SMK m. 6/1, m. 6/9, m. 5/1-f ve haksız rekabet hükümlerine ve .... sayılı markalarına dayalı olarak itiraz ettiği, bu itirazın ...’nın 01.10.2022 tarihli ve 220743666 sayılı kararı ile, SMK m. 6/1 hükmü ve davacının 2021 01695 sayılı markası yönünden kısmen kabul edilerek, davalının markasının kapsamından 36. Sınıfa giren hizmetlerinin çıkartılmasına karar verildiği,
bu karara hem davacının hem de davalı firmanın itiraz ettiği, ...’in ... ’nun huzurda dava konusu edilen 27.10.2023 tarihli ve ... sayılı kararı ile de davalı firmanın itirazının kabul davacının itirazlarını ise reddettiği anlaşılmaktadır.
... ...'in ... sayılı kararında; "... başvuru numaralı "..." ibareli başvurunun 2021 01695 sayılı "... finansı liderleri" ibareli marka ile karıştırılma ihtimali gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 6(1) maddesi uyarınca kısmen reddi yönündeki ... kararına karşı başvuru hakkındaki kısmi ret kararının kaldırılması talebiyle başvuru sahibi tarafından yapılan itiraz ile ... başvuru numaralı "..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın kısmen reddi yönündeki ... kararına karşı yayına itiraz sahibi firma tarafından, başvurunun ... sayılı "... " ibareli markalar ile karıştırılma ihtimali ve kötü niyet gerekçeleriyle 6769 s. SMK'nın 6/1,
6/9 maddeleri; yanıltıcılık gerekçesiyle aynı Kanunun 5/1-(f) bendi ve Türk Ticaret Kanununun haksız rekabete ilişkin 54/2 ve 55/1 maddeleri uyarınca tümüyle reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir.
...
Yapılan incelemede, çekişme konusu markaların bazı ibareleri ortak olarak içerdikleri görülmekle birlikte, markalarda ortak olarak yer alan "..." ibaresinin "Bir şeyi istediği gibi kullanma yetkisi, kullanım, para biriktirme, artırım" anlamına geldiği, "..." ibaresinin ise "önder, bir partinin veya bir kuruluşun en üst düzeyde yönetimiyle görevli kimse" gibi anlamları bulunan ibareler oldukları, bu kapsamda başvurudaki ibarelerin "..." ibarelerinin bütünsel olarak anlamı olan ayırt edici niteliği düşük bir ibare olduğu,
ayrıca çekişme konusu markaların sadece "..." ve/vaya "..." ibarelerinden oluşmayıp bu ibareye/ibarelere eklenen diğer kelime ve/veya şekil unsurlarını içerdiği, markaların "..." ve/veya "..." ibareleri dışında ihtiva ettiği diğer unsurlar ve tertip tarzları bakımından herhangi bir benzerlik taşımadığı, markaların "..." ve/veya "..." ibarelerine eklenen diğer kelime unsurları nedeniyle görsel, işitsel ve kavramsal yönden bir bütün olarak okunup algılandığı tespitlerine varılmış, dolayısıyla markalar arasında 6769 s. SMK'nın 6(1) maddesi anlamında karıştırılma ihtimali bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nedenle 6(1) gerekçeli itirazın reddine karar verilmiştir. Takiben, yanıltıcılık gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 5/1-(f) bendine aykırılık ileri sürülerek yapılan itiraz incelenmiştir.
6769 s. SMK'nın 5/1-(f) bendi, mal ve hizmetlerin niteliği, kalitesi, coğrafi kaynağı gibi durumlara ilişkin yanıltıcılığı kapsamaktadır. 5/1(f) hükmünün uygulamasında, ilgili işaret nedeniyle tüketicinin yanılma ihtimalinin gerçekten bulunup bulunmadığının tespiti gerekir. Bu çerçevede, mal ve hizmetin niteliği, satış noktası ve olası tüketici kesiminin özellikleri de dikkate alınır. Başvurunun 5/1-(f) maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için işaretin halkı yanıltıcı nitelikte olması yeterli olup başvuru sahibinin yanıltma, aldatma kastıyla hareket edip etmediğine bakılmaz.
5/1(f) maddesi ve yanıltıcılık konusunun değerlendirilmesinde esas alınacak temel unsur, ilgili işaretin, makul bir satın alma tercihinde bulunan ortalama tüketicilerin tercihlerini etkilemesi ihtimali üzerine kurulmalıdır.
5/1(f) maddesi kapsamında yanıltıcılıktan bahsedilebilmesi için işarette yer alan asli veya yardımcı bir unsur nedeniyle tüketicinin gerçekte satın almayacağı bir mal veya hizmeti sırf işarette yer alan sözcük veya anlatım nedeniyle satın alma yoluna gitmesi gerekir. Dolayısıyla, yanıltıcılık, gerçek yaşamda, gerçekten yanıltıcılığa yol açabilecek durumlarla sınırlı biçimde değerlendirilmeli, kurgusal yanıltıcılık ihtimalleri değerlendirmeye dahil edilmemelidir.
Bu kapsamda yapılan incelemede, başvuruya konu "..." ibaresinin, başvurunun eşya listesinde yer alan hizmetlerin niteliği, kalitesi, coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltıcı nitelikte olmadığı kanaatine varıldığıdan başvurunun 6769 s. SMK'nın 5/1-(f) bendi uyarınca reddi talebiyle yapılan itiraz haklı bulunmamıştır.
İtirazda Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) haksız rekabete ilişkin 54/2 ve 55/1 maddelerinin itiraz gerekçesi olarak ileri sürüldüğü görülmektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, 6769 s. SMK'nın marka kitabında haksız rekabet, bir marka başvurusunun mutlak veya nispi ret nedenleri arasında açıkça sayılmadığı gibi tescilli bir markanın iptal veya hükümsüzlük nedeni olarak da açıkça sayılmamış, ayrıca mutlak/nispi ret nedenleri ile iptal/hükümsüzlük nedenlerinde TTK'nın haksız rekabete ilişkin hükümlerine bir atıf da yapılmamıştır.
Her ne kadar SMK'da yer alan bazı mutlak veya nispi ret nedenlerinin TTK'nın haksız rekabete ilişkin bazı hükümleri ile bağlantılı olduğu ve ticaret alanında rekabeti bozucu halleri engelleme düşüncesiyle ihdas edilmiş oldukları düşünülse de (örn. TTK m. 54/2 de yer alan "dürüstlük kuralına aykırı davranışlar" ile SMK'nın 6/9 maddesi kapsamındaki "kötü niyet".
TTK m. 55(1)-4 de yer alan "karıştırılmaya yol açan önlemler almak" ile SMK m. 6/1 kapsamındaki "karıştırılma ihtimali", TTK m. 55(1)-5 de yer alan "onun (rakibinin) tanınmışlığından yararlanacak şekilde .." ile SMK m. 6/5 kapsamındaki "markanın tanınmışlığından haksız yarar sağlanması" gibi) genel kanun niteliğindeki TTK karşısında 6769 s. SMK özel kanun durumundadır.
Kurumun resen incelemekle yetkili ve yükümlü olduğu mutlak ret nedenleri SMK m. 5/1'de ve üçüncü bir kişinin itirazı üzerine incelemekle yetkili ve yükümlü olduğu nispi ret nedenleri SMK m. 6'da sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmış olup belirtilen maddelerde sayılanlar dışında başka bir mutlak veya nispi ret nedeni mevcut değildir.
Kaldı ki, TTK'nın haksız rekabete ilişkin bölümünde düzenlenen hususlar ticaret alanındaki davranış ve ticari uygulamalar ile ilgili olup bunlar esasen Kurum nezdindeki marka tescil süreci dışında cereyan eden, sadece markalarla ilgili de olmayıp çok daha geniş kapsama sahip fiili kullanımlar, davranışlar ve uygulamalar ile ilgilidir.
Kuruma yapılmış bir marka tescil başvurusunun TTK'nın ilgili hükümleri anlamında bir "ticari uygulama" olarak kabul edilip edilemeyeceği ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte işbu Kurul kararında böyle bir tartışmaya girilmesine de gerek olmadığı düşünülmektedir.
Şöyle ki, gerek 6769 s. SMK'da gerekse de ... ve Marka Kurumu'nun kuruluş, görev ve teşkilatını düzenleyen Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin ilgili hükümleri kapsamında Kuruma TTK'nın haksız rekabet olarak düzenlediği fiilere yönelik bir inceleme, denetim ve karar verme görev ve yetkisi verilmediği ifade edilmelidir.
Bilindiği üzerine idare hukukunda yetkiler anayasa ve kanunlardan kaynaklanır ve yetkiler istisnai niteliktedir.
Yani idari makamların sahip oldukları yetkiler kendilerine anayasa ve kanunlarla (veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle kurulmuş idari makamlar bakımından Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle) verilmiş olduğuna göre idari makamların yetkisiz olması kural, yetkili olması ise istisnai niteliktedir. (...) Yetkisizlik kural, yetki istisna olduğuna göre ve hukukun genel ilkelerine göre istisnaların dar yoruma tabi tutulması gerektiğinden, Kanunda açıkça sayılmayan bir itiraz sebebi konusunda Kurumun yetkili olup olmadığı konusunda bir tereddüt bulunması halinde,
"istisnalar dar yorumlanır" ilkesi gereğince Kurumun bu hususta yetkili olmadığını kabul etmek uygun düşecektir.
Dolayısıyla, 6769 s. SMK'nın 5/1 maddesinde sayılan mutlak ret nedenleri ile 6'ncı maddesinde yer alan nispi ret nedenlerinin sınırlı sayıda olmasının yanı sıra, Kurumun somut olayda itiraz gerekçesi olarak ileri sürülen TTK 54/2 ve 55/1 maddesi hükümleri kapsamında bir inceleme yapmaya yetkili de olmadığı değerlendirilmiş ve TTK kapsamında ileri sürülen itiraz gerekçeleri kabul edilebilir ve esastan incelenebilir nitelikte görülmemiştir.
Son olarak SMK m. 6/9 kapsamında kötü niyet gerekçeli itiraz incelenmiştir. Kötü niyet kavramı, bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak veya başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu olarak tanımlanabilir.
Yapılan inceleme neticesinde, Kurul'da "..." ibareli başvurunun kötü niyetle yapılmış olduğu yönünde yeterli bir kanaat oluşmamıştır.
Açıklanan nedenlerle işbu itirazın reddi gerekmiştir.
KARAR
1- 1) Başvuru sahibi tarafından yapılan itirazın kabulüne ve başvurudan çıkartılan " 36. SINIF:Sigorta hizmetleri.Finansal ve parasal hizmetler. Gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri. Gümrük müşavirliği hizmetleri."nin başvuruya iadesine; 2- .... tarafından yapılan itirazın reddine oybirliği ile karar verilmiştir." şeklinde ifade edilmiştir.
Taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında: Davalı Başvuru Markası "..." (...) 35, 36, 37. sınıflar
Davacı Markaları "... " .... 19, 35, 36, 37. sınıflar
Mahkememizce uzman bilirkişi heyetinden alınan 28/05/2024 havale tarihli raporda özetle;
") Karşılaştırılan işaretlerin/markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan ve genel görünümleri itibariyle benzer olmadığı,
2) Dava konusu edilen markanın kapsamına giren tüm hizmetler yönünden emtia ayniyeti şartının gerçekleştiği,
3) Dava konusu edilen markanın kapsamına giren hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin, bunları satın alırken düşük, orta ve yüksek olabileceği,
4) Yukarıda (1) nolu bentte yer alan sebepten dolayı, (2) ve (3) nolu bentlerdeki tespitlere rağmen, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı,
5) Dava konusu edilen markanın 35. Sınıfa giren; “muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri” ve 36. Sınıfa giren; “finansal ve parasal hizmetler” yönünden marka olabilecek nitelikte somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı ve halkı yanıltıcı niteliği haiz olduğu,
6) Davacının “kötü niyet” iddialarının değerlendirmesinin hukuki niteliği yüksek olduğundan Sayın Mahkeme tarafından yapılması gerektiği,
7) Dava konusu edilen 27.10.2023 tarihli ve ... sayılı ... kararının, (5) nolu bentte yer alan değerlendirme ile kısmen çeliştiği/uyumlu olmadığı," ifade edilmiştir.
TARAF MARKALARI ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİNİN/ KARIŞTIRILMA İHTİMALİNİN OLUŞUP OLUŞMADIĞI HUSUSUNDA DEĞERLENDİRME 1.6769 SAYILI SMK 6/1 MADDESİ YÖNÜNDEN YAPILAN DEĞERLENDİRMELER A) Emtiaların Sınıfsal Benzerliği Yönünden Değerlendirme Dava konusu "..." ibareli ve ... başvuru numaralı davalı başvurusunun 35, 36, 37'inci sınıflardaki:
"35: Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri, reklam amaçlı tasarım hizmetleri; alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri.
Büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanlarındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri.
İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık, muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri, personel işe yerleştirme, işe alma, personel seçimi, personel temini hizmetleri, ithalat-ihracat acente hizmetleri, geçici personel görevlendirme (başkası adına fatura yatırma, vergi yatırma, trafik işlemleri gibi iş takibi) hizmetleri. Açık artırmaların düzenlenmesi ve gerçekleştirilmesi hizmetleri.
Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için (….)2 mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)
36: Sigorta hizmetleri. Finansal ve parasal hizmetler. Gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri. Gümrük müşavirliği hizmetleri.
37: İnşaat hizmetleri, inşaat araç - gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması hizmetleri. Temizlik hizmetleri; dezenfeksiyon hizmetleri; haşere ilaçlama hizmetleri; temizlik araçları ve makinelerinin kiralanması hizmetleri. Kara araçları servis istasyonu hizmetleri (bakım, tamir ve akaryakıt dolumu). Deniz araçlarının bakımı ve tamiri hizmetleri; gemi inşaatı hizmetleri. Hava taşıtlarının bakım ve tamiri hizmetleri.
Mobilyalara ilişkin döşeme, tamir, restorasyon hizmetleri. Isıtma, havalandırma ve su tesisatının kurulması (tesis edilmesi), bakımı ve tamiri hizmetleri. Giysilerin temizliği, bakımı ve tamiri hizmetleri. Sınai makinelerin ve cihazların, büro makinelerinin ve cihazlarının, haberleşme cihazlarının, elektrikli ve elektronik cihazların tesisi, bakımı ve tamiri hizmetleri. Asansör tamiri ve bakımı hizmetleri. Saat tamiri hizmetleri. Madencilik, maden çıkarma hizmetleri.
Ayakkabı, çanta, kemer tamiri hizmetleri." alt gruplarındaki mal ve hizmetlerin bulunduğu anlaşılmıştır.
İtiraza ve hükümsüzlüğe dayanak davacı markalarının ise ... sayılı "... " ibarelerinden meydana geldiği kapsamında 09, 16, 19, 28, 35, 36, 37, 41, 42. sınıflardaki bir kısım mal ve hizmetlerin yer aldığı gözlenmektedir. Davacının muhtelif markaları, dava konusu edilen markanın kapsamına giren, 35, 36 ve 37. sınıflardaki tüm hizmetlerin birebir aynıları yönünden tescillidir. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti şartı gerçekleşmiştir.
Hedef Tüketici Kesimi Değerlendirmesi
Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır.
Yukarıdaki hususlar dâhilinde somut olayda, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 35, 36 ve 37. sınıflara giren hizmetlerin hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/ özen/seçicilik seviyesi incelendiğinde.
35.01, 35.02, 35.03 ve 35.04 alt grupların profesyonel iş yaşantısı akışında ihtiyaç duyulan ve profesyonel işletmeler tarafından tüketiciye sunulan nitelikteki muhasebe, iş yönetimi, reklamcılık, ithalat – ihracat vb. hizmetlere ilişkin olduğu, tüketicilerin bu hizmetlerden sık ve rutin olarak yararlanmadığı, çoğu zaman bir ön araştırma ile hizmeti sunacak olan işletmeyi belirlediği,
bununla birlikte bu araştırmayı çoğu zaman bireysel bir şekilde yaptığından, her ne kadar bilinç/dikkat/bilgi ve özen düzeyi nispeten daha yüksek olacak ise de bu durumun ilgili tüketicinin hiçbir koşulda yanılgı yaşamayacağı gibi bir sonucu beraberinde getirmeyeceği, özellikle internet üzerinden tüketicinin yapmış olduğu araştırmalar sonucunda tercihlerini somutlaştırmak yönünde gerçekleştirdiği eylemlerinde, bilinç düzeyi ne kadar yüksek olursa olsun birbirine benzer işaretler ile karşı karşıya kaldığında yanılma ihtimalinin süregeleceği değerlendirilmiştir.
B.Marka İşaretlerinin Görsel/İşitsel ve Kavramsal Benzerliği Yönünden Değerlendirme İşaretlerin benzer olup olmadığı kapsamında; önceki markanın ayırt edicilik düzeyi, tescil kapsamındaki mal/hizmetler yönünden tanımlayıcılığı ve bu nedenle zayıflığı ya da kullanımla sonradan yüksek ayırt edicilik veya tanınmışlık kazanıp kazanmadığı önemli birer faktördür. Ayrıca değerlendirme yapılırken, işaretler parçalara ayrılmadan ve bütüncül olarak değerlendirilmeli, ancak markayı oluşturan baskın ya da ayırt edici unsurlar akılda tutulmalıdır. Görsel, sescil ve kavramsal benzerlik ya da farkların, markanın genel izleniminde bıraktığı etki esas alınmalıdır.
Davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markalar, “...” kelimesini başkaca kelime unsurları ile birleşik olarak veya birer isim tamlaması içerisinde ve renk ve şekil unsurlarıyla birlikte ihtiva eden karma markalardır. Davacının markalarında kullanılmış olan şekil unsurlarının ve/veya kompozisyonların işaretlere kattığı markasal hüviyette ayırt ediciliğin, işaretlerde geçen “...” ibaresinden daha düşük seviyede kaldığı söylenememektedir.
Zira, "..." ibaresinin markasal hüveiyette ayırt ediciliği düşüktür.
Her ne kadar, basit şekil unsuru yanında baskın kelime unsurları ihtiva eden markalarda “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur” ilkesi hakim ise de davacının karma markalarında kullanılmış olan şekil unsurlarının ve dahi tüm markalarında mevcut olan ve işaretleri kelime markası hüviyetinden uzaklaştıran kompozisyonların “basit” olduğunun ve işaretlerde geri planda kaldığının ve markaların genel görünümü itibariyle “...” kelimesinin veya “...”lu kelime öbeklerinin tek başına ön plana çıktığının kabulü mümkün görülmemiştir.
Dava konusu edilen marka ise renk ve şekil unsurlarından yoksun sırf kelime markasıdır; işarette aynı yazım karakteriyle, aynı puntolarda, siyah renkli büyük harflerle aynı satır üzerinde ayrı olarak “...” kelime öbeği yazılmış ve markanın tek unsuru olarak kullanılmıştır. Bu kelimelerin yazım özellikleri itibariyle, aynı karakterlerde/aynı puntolarla yazılmış olmaları nedeniyle kelimeden hiçbiri, görsel açıdan tek başına ön planda algılanmamaktadır.
Zaten de bu kelime öbeği, anlamları bilenen iki kelimeden oluşturulmuş bir isim tamlamasıdır ve bir slogan hüviyetinde kullanılmıştır. Bu sloganın sayılan özellikleri nedeniyle markasal hüviyette ayırt ediciliği düşük, alelade bir slogan olduğu değerlendirilmektedir. Pazarlamada slogan markalar sıklıkla kullanılmaktadır.
Slogan markalar, bir marka hakkında tanımlayıcı, betimleyici ve ikna edici bilgiyi ileten ve kolay hatırlanabilen kısa kelime grubu/kelime öbeği olarak tanımlanmaktadır. Somut uyuşmazlıkta da “...” denilirken, “...” hususuna bir “abartma” eklenerek dikkat çekicilik sağlanmış, davacı markalarından farklılaşılmıştır.
Tüm bu hususlara göre; davacının markalarında kullanılmış olan kompozisyonların katkısıyla, işaretlerin bir bütün olarak bıraktığı genel izlenimlerin, tümüne hakim olan görünüşlerin ve ayırıcılıklarını vurgulayan imajların, davacının markalarının görünümlerini, davalının sırf kelime markasından yeterli derecede farklılaştığı ve davalının markasında kullanılmış olan kelimelerin bütünleşik olarak algılandığı değerlendirilmiştir.
Neticeten, taraf markalarında “...” ....+... finansı liderleri görselli markalarının özelinde, yakın anlamlara gelen sloganlar oluşturan “....” ibarelerinin ortak olarak geçiyor olmasının, markaları görsel olarak benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı kanaatine varılmıştır.
Ayrıca; taraf markalarında ortak olan bu ibarelerin de, aslında yerleşik/bilinen bir anlamı olan, taraflarca yaratılmamış, ülkemizde sıklıkla kullanılan cins isimler olduğu da söylenebilecektir.
Bu şekilde, yerleşik anlamı ve yaygın kullanımı haiz kelime öbeklerinin markasal hüviyette ayırt ediciliklerinin zayıf olduğu, böyle ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve ...Kararları’nda yerleşmiş bir görüş bulunmaktadır.
Bununla birlikte; zayıf/ayırt edici niteliği düşük ibareleri ihtiva eden markaların da kullanım yoluyla ayırt edicilik sağlanması mümkündür. Davacının markalarında geçen “..." kelimelerini ihtiva eden kelime öbeklerinin, böyle dönüşümü hak ettiğinin kabul edilebilmesi için, ülkedeki alıcı/tüketici çevresinin çok büyük bir kısmının bu kelime öbeklerinin markasal hüviyette kullanılmış halini davacının işletmesi ile bağlantı içinde algılaması gerekir.
Bunun için aranacak ölçünün, hiçbir şekilde bir markanın tanınmış olup olmadığını tespit ederken belirlenen ölçüden daha hafif olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü; herkesin kullanımına açık olan terimlerin, yani markasal hüviyette herkes tarafından tercih edilebilecek kelime öbeklerinin bir kişinin tekeline bırakılması, bir markanın tanınmış sayılmasının sonuçlarından daha önemlidir.
Dosya kapsamına göre; bu kelimeler itibariyle bu tür bir bağımsızlaşmanın sağlandığından bahsedilmesi mümkün değildir.
Sonuç olarak; taraf markalarında “...” kelimesinden türetilmiş kelime öbekleri ortak olarak kullanılmış ise de markalarda mevcut olan diğer kelimelerin kendi içlerinde bütünleşik olarak oluşturdukları anlamlı öbeklerin, markaların genel görünümlerinin ve tali unsurlarının markaları yeterli bir derecede farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yukarıda yer verdiğimiz yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği” durumu ile örtüştüğü değerlendirilmiştir.
Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılık, duysal/fonetik açıdan da aynı sonucu vermektedir. Bütün bunlara göre; somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan, bilhassa da genel görünümleri itibariyle yeterli derecede farklılaşmış oldukları ve iltibas oluşmayacağı değerlendirilmiştir.
2. DAVA KONUSU EDİLEN İŞARETİN MARKASAL HÜVİYETTE AYIRT EDİCİLİĞİNİN BULUNUP BULUNMADIĞI HUSUSUNDA DEĞERLENDİRME
Davacı taraf idari aşamada, itirazları esnasında SMK m. 5/1-b hükmüne dayalı iddialar ileri sürmemiş ise de SMK 5. maddesi kapsamında mutlak ret sebepleri mahkemece re'sen gözetilebileceğinden, ... iptal talepli dava yönünden de değerlendirme yapılmıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 4. maddesine göre; “Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla, kişi adları dahil, sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların biçimi veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her türlü işaretten oluşabilir”. SMK’nın “Marka tescilinde mutlak red nedenleri” başlıklı 5. Maddesinin 1/b bendine göre ise; “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler marka olarak tescil edilemez”.
Dava konusu edilen "..." ibaresi, “...” kelime öbeği yazılmış ve markanın tek unsuru olarak kullanılmıştır. Bu kelime öbeğinin “tasarrufu en başarılı şekilde gerçekleştiren, tasarrufun öncüsü olan” anlamını haiz bir slogan markası olarak, davalının sağladığı finansla ilintili hizmetleri ön plana çıkarmayı/dikkat çekici kılmayı hedefleyen bir seçim olduğu değerlendirilmiştir.
Türkçe bilen ve bu tamlamayı okuyan herkesin/tüm potansiyel alıcıların zihninde oluşan ilk algı bu şekilde olacaktır. Diğer bir ifadeyle; bu markada geçen kelime öbeğinin ne anlama geldiğinin ilk bakışta kavranması ve tüketicide/alıcıda doğrudan bir algı uyandırması, bu algının da “tasarrufu en başarılı şekilde gerçekleştiren, tasarrufun öncüsü olan” ile ilgili olması ihtimali yüksektir.
Herkes tarafından bu şekilde algılanan ve finans sektöründeki ihtiyaçlara yönelik mal/hizmet sağlayan her aktör tarafından yaygın olarak kullanılabilecek olan bir kelime öbeğinin, başkaca baskın unsurlardan yoksun bir biçimde, bir markanın esas unsuru olarak kullanılarak, belirli bir ticari kaynağa ait bir işaret olarak algılanması ve o ticari kaynağın mal ve hizmetlerini diğer ticari kaynakların hizmetlerinden ayırması mümkün olmadığından,
"..." işaretinin, kavramsal açıdan, tescil kapsamına alınmak istenilen, ve “para, mal vb. biriktirme” yerleşik anlamlarını haiz “...” finansal terimi ile doğrudan ilişkili olduğu düşünülen 35. Sınıfa giren; “muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri” ve 36. Sınıfa giren; “finansal ve parasal hizmetler” yönünden “marka olabilme kabiliyeti”ne sahip somut ayırt edici niteliği haiz bir ibare olmadığı ve sunulan hizmetin fonksiyonuna/işlevine ve temel özelliğine işaret eden bir kelime öbeği olduğu anlaşılmakla, sayılan hizmetler özelinde, dava konusu edilen markanın somut ayırt edici niteliğinin de bulunmadığı değerlendirilmiştir.
3. KÖTÜ NİYET HUSUSUNDA (SMK 6/9) YAPILAN DEĞERLENDİRME Somut olayda, davalı şirket tarafından yapılan marka başvurusunun kötü niyetli olduğuna ilişkin somut veriler dosya kapsamında bulunmamakta ve markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, davacı veya iyiniyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacına ilişkin herhangi bir olgu ve olay söz konusu olmadığından, SMK 6/9 şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
4. HÜKÜMSÜZLÜK TALEBİ BAKIMINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRME
Yukarıda açıklanan gerekçelerle SMK 25 yollaması ile SMK 5/1-b maddesi kapsamında hükümsüzlük koşullarının da oluştuğu anlaşılmış, ancak dava konusu edilen ... sayılı markanın karar tarihinde henüz tescil edilmediği anlaşıldığından, hükümsüzlük talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Taraflarca sunulan belgeler ile tüm deliller incelenmiş, alınan rapor ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmiş olup yukarıda açıklanan gerekçelerle, davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Katip ... · e-imzalıdır. Hakim ... · e-imzalıdır. Davacı Masraf Dökümü: · İlk Masraf 578,10.-TL · Posta Masrafı 140,00.-TL · Bilirkişi Masrafı 7.500,00.-TL · Toplam 8.218,10.-TL
Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2023/503, K. 2024/306, 10 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama