KÜNYE
T.C. Ankara 5. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi T.C. Ankara 5. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 16 Şubat 2024
- Esas no
- 2021/169 Esas
- Karar no
- 2024/73
- Hakim
- ... ...
- Katip
- ... ...
- Davacı
- ... - ... ...
- Vekili
- Av. ... -...
- Davalı
- ... -...
- Vekili
- Av. ... - ...
- Dava
- Marka Hakkı İhlali - Haksız Rekabet
- Dava tarihi
- 29/06/2021
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 01/03/2024
Karar Metni
3.349 kelime·17 dk okuma·5 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka Hakkı İhlali - Haksız Rekabet davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı 29/06/2021 havale tarihli dava ve 27/10/2021 havale tarihli replik dilekçelerinde özetle.
Davalının ... başvuru numarası ile ... ... şeklindeki marka tescil başvurusuna kendisinin tescilli ... markası mesnet gösterilerek itiraz edildiği ve söz konusu markanın tümden reddedildiği, ancak davalının söz konusu markayı 35 ve 42. sınıflarda reklam ajansı faaliyetlerinde kullanmaya devam ettiği, bu nedenle kendisinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet yaratarak iltibas tehlikesi gerçekleştirdiği, davalının kullanımlarının, kendisine ait ... tescil nolu marka kapsamında yer alan 35 ve 42. sınıflar kapsamında olduğu ve bu hususun ....
D.
İş dosyası kapsamında tespit edildiği, davalıya ihtarname gönderilmesine rağmen davalının kullanımlarına devam ettiği, ... ibareli markanın yaratılmış marka olduğu, 1999 yılında kendisi tarafından oluşturulduğu ve kendisinin marka bakımından gerçek hak sahibi olduğu, ... ibaresinin herhangi bir sözlükte ve dilde bir anlam taşımadığı ve yaratım markası olduğu, ... ibaresinin yine kendisine ait firmanın da ticaret ünvanında çekirdek unsur olarak yer aldığı, davalıya ait ... uzantılı alan adı üzerinde 35 ve 42. sınıflar bakımından kullanımlar yapıldığı,
... kayıtları, ..., ..., Linkedin sayfalarında davalının kullanımlarına ilişkin veriler olduğu ve tespitinin yapıldığı, ... kaydına bakıldığında davalı şirketin yönetim kurulu başkanı adına ... uzantılı alan adının kayıtlı olduğunun tespit edildiği, davalı kullanımlarının kendisine ait marka ile iltibas yarattığı ve bu nedenle marka hakkına tecavüz oluşturduğu, haksız rekabete neden olduğu, söz konusu fiiller nedeniyle tazminat hakkının doğduğunu beyanla;
davalının 35 ve 42.sınıflardaki ticari faaliyetlerde "... ..." şeklindeki markasal kullanımlarının kendisine ait ... sayılı marka hakkına tecavüz ve kendisi aleyhine haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, tecavüz oluşturan eylemlerin men ve ref'ine, 1.000,00 TL maddi tazminatın (belirsiz alacak olarak) dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak kendisine verilmesine, 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak kendisine verilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı 28/12/2023 tarihli bedel artırım dilekçesi ile; Diğer ve fazlaya ilişkin hak talep ve alacaklarınının saklı kalması kaydı ile, HMK m.107 uyarınca maddi tazminat talebihi 125.000,00 TL olarak somutlaştırdığını, söz konusu bedele dava tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili 21/09/2021 tarihli cevap ve 15/11/2021 tarihli düplik dilekçelerinde özetle; "..." kelimesi Türkçe olmadığı gibi ... gibi dillerin hiçbirinde bir karşılığının bulunmadığı, bahse konu kelimenin uydurulmuş bir kelime olduğu, "..." kelimesinin Türkiye'de reklamcılık alanında "reklam işlerini" ifade etmek için kullanılan bir kelime olduğu, "..." kelimesinin reklamcılık sektöründe kullanılması ve reklam işlerini ifade etmesi, aynı zamanda aynı sektörde faaliyet gösteren birçok firma tarafından da kullanılması dolayısıyla marka olarak tescil edilmesinin mümkün olmadığı, müvekkili olan şirketin ünvanının "..." ibaresi olduğu,
gerek internet sitesinde gerekse de sosyal paylaşım sitelerinde en başta bu ünvanın yer aldığı, müvekkili tarafından sunulan hizmetler kapsamında müşterilerin, şirketi "..." olarak değil "..." olarak bildiği ve "..."tan hizmet aldıklarını düşündükleri, "..." adı altında ve "..." adı altında Google sorgulamaları yapıldığında müvekkiline ait birçok sonuç ortaya çıkarken "..." ünvanı aratıldığında doğrudan davacı şirket ile karşılaşılmadığı, bahse konu kelimenin kullanılmasının iltibas yarattığından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, müvekkili olan şirketin ticaret ünvanının salt "..." kelimesinden ibaret olmadığı,
davacının müvekkili olan şirketin bahse konu kullanımından 2013 yılından bu yana haberdar olmasına rağmen 2021 yılında huzurdaki davayı ikame ettiği, davacı tarafça her ne kadar müvekkiline haksız rekabet ve marka hakkının ihlali doğuran kullanımların sonlandırılması yönünde ihtarname keşide edildiğinden bahsedilmekte ise de; müvekkiline ulaşan herhangi bir ihtarnamenin mevcut olmadığı, ....
D.İş sayılı bilirkişi raporunun kabul edilemeyeceğini beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK
Dava; marka hakkı ihlali ve haksız rekabet iddialarından kaynaklı hukuki korunma istemlerine yöneliktir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalının ticari faaliyetlerinde "..." ibaresini kullanım eylemlerinin davacıya ait marka hakkı ihlali ve davacı aleyhine haksız rekabet oluşturan fiillerden olup olmadığı, sessiz kalma yolu ile hak kaybı koşulunun somut olayda mevcut olup olmadığı, marka hakkı ihlali ve haksız rekabetin tespiti, men-i, ref'i, maddi ve manevi tazminat istemlerinin yerinde olup olmadığı hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı olarak tebliğ edilmiş, dilekçe teati aşaması tamamlanmış, marka tescil belgesi ...'ten celp edilmiş, ....
D.İş sayılı dosyası celp edilmiş, tarafların ibraz ettikleri evrak dosya arasına alınmış, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, özel ve teknik hususlar bakımından bilirkişi raporları alınmış,
06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Tarafların iddia ve savunmaları, davacıya ait marka tescil belgesi, .... D.İş sayılı dosyası, hesaplamaya ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Davacıya ait ... sayılı "..." ibareli markanın 35, 41 ve 42.sınıflarda yer alan hizmetler bakımından 19/12/2002 tarihinde tescil edildiği ve geçerliliğini sürdürdüğü tespit edilmiştir.
Davacının, iş bu davayı açmadan evvel ....
D.İş sayılı dosyası ile delil tespiti talebinde bulunduğu, söz konusu dosyada verilen delil tespiti kararı sonrası yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde; davacıya ait tescilli markada yer alan "..." ibaresi ile davalının kullanıma konu ibaresinde yer alan "... ..." ibareleri karşılaştırıldığında ibarelerde yer alan ortak unsurun "..." olduğu, bu haliyle ibareler arasında bir iltibas olduğu, davaya konu olan .... internet sitesinde verilen hizmetlerden "Kurumsal Kimlik & Marka" hizmetinin tasarım hizmeti olduğu ve söz konusu hizmetin davacının markasının 42. sınıf kapsamında olduğu,
"Grafik Tasarım & Kreatif" hizmetinin tasarım hizmetleri ile ilgili olduğu ve söz konusu hizmetin davacının markasının 42. sınıf kapsamında olduğu, "...." hizmetinin reklamcılıkla ilgili olduğu ve söz konusu hizmetin davacının markasının 35. sınıf kapsamında olduğu. "Fotoğraf & Video & Prodüksiyon" hizmetinin ürün çekimi, model çekimi, mekan çekimi, katalog çekimi ile ilgili olduğu ve söz konusu hizmetin davacının markasının.
41. sınıf kapsamında olduğu, ".... " hizmetinin internet sitesi tasarımı ile ilgili olduğu ve söz konusu hizmetin davacının markasının 42. sınıf kapsamında yer aldığı, "Yıl Sonu Çalışmaları & Promosyon" hizmetinin promosyon hizmeti ile ilgili olduğu ve söz konusu hizmetin davacının markasının 35. sınıf kapsamında olduğu, "Matbaa, Dijital Baskı ve Tabela Çözümleri" hizmetlerinden ofset baskı hizmetlerinin davacıya ait markanın 35, 41, 42. sınıf kapsamında yer almadığı, ancak diğer hizmet olan basılı yayınlar vasıtasıyla tanıtım hizmeti reklamcılık hizmeti olduğundan dolayı davacının markasının 35. sınıf kapsamında olduğu,
"..." hizmetinin "etkinlik, organizasyon ve fuarlarda reklam tasarımı hizmeti" olduğu ve söz konusu hizmetin davacının markasının 35. sınıf kapsamında olduğu yönünde tespitlerde bulunulduğu müşahede edilmiştir.
Yukarıda belirtilen değişik iş dosyasında ek bilirkişi incelemesi de yapıldığı, ek bilirkişi incelemesi neticesinde; google arama motoruna "... ..." yazıldığında davalı firmanın reklam ajansı olarak göründüğü, .... web sitesinin iletişim kısmında söz konusu web sitesinin telif haklarının davalı olarak göründüğü, davalının ... sayfası incelendiğinde, iştigal alanının reklam ajansına ilişkin olduğu, davalının blog sayfası incelendiğinde faaliyet alanının reklamcılık olduğu, ... ve blog sayfalarında da "... ..." ibarelerinin kullanıldığı tespit edilmiştir.
Yukarıda yer verilen tespitlere göre; davalı yanın "... ..." ibaresini davacı yan adına tescilli "..." ibareli markanın tescilli olduğu mal ve hizmetlerde kullanıma konu ettiği anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesi ekinde yer alan ....
Mahkemesi'nin 20/12/2011 tarih ... sayılı kararında; karşı dava olarak hükümsüzlüğü istenen ... sayılı "..." ibareli marka bakımından yapılan değerlendirmede, söz konusu ibarenin Türkçe olmadığı gibi .... gibi dünyada geçerliliği olan batı dillerinin hiçbirinde de bir anlamının bulunmadığı, uydurulmuş bir kelime olduğu, reklam veya reklamcılık kelimelerinin İngilizce karşılığının advertisement, advertising olup kısaltılmış şeklinin "Ad" olduğu, karşı davalının bu sözcüğe "work" ibaresini ekleyerek "..." şeklinde türeterek oluşturduğu,
"..." ibaresinin reklamcılık faaliyetleri ve marka tescil kapsamındaki diğer sınıflar için tasviri olmadığı gibi gerekçelerle karşı dava olarak açılan ... sayılı markanın hükümsüzlüğü isteminin reddine karar verilmiş, söz konusu karar ... Dairesi'nin 21/11/2013 tarih ... sayılı kararı ile onanmış, 08/05/2014 tarih .... sayılı karar düzeltme isteminin reddi ile hükmün 08/05/2014 tarihinde kesinleştiği müşahede edilmiştir.
Dosya kapsamına ibraz edilen yüksek yargı kararları, mahkememizce re'sen hukuki tetkik kapsamında tespit edilen "..." ibareli yargı kararlarına göre; söz konusu ibarenin tasviri, tanımlayıcı bir özelliğinin bulunmadığı, markasal ayırt ediciliğinin bulunduğu yönünde içtihatların geliştirildiği, davalının tespit edilen markasal kullanımlarında yer alan "... ..." ibaresinde yer alan "..." sözcüğünün davalının 29/01/2020 tarih 10004 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nin 61.sayfasında yer alan kayda göre önceki ünvanı olan "...
A.Ş"nin kılavuz unsuru olup, markasal ayırt edicilik incelemesinde, "..." ibaresine göre tali konumda kaldığı, buna göre; davalının markasal kullanımlarında esas etkinin "..." ibaresinde toplandığı, söz konusu ibare ile davacıya ait tescilli "..." markasının aynı olduğu, davalının, davacının markasını tescil ettirdiği hizmetler üzerinde bu ibareyi markasal etki doğuracak şekilde kullandığı anlaşıldığından, davalının yukarıda belirtilen "... ..." ibareli kullanımlarının davacıya ait ... sayılı marka hakkına tecavüz ve davacı aleyhine haksız rekabet oluşturduğu kanaatine varılmıştır.
Davalı yan, "... ..." ibaresini 2013 yılından bu yana kullandığını belirterek sessiz kalma yolu ile hak kaybı savunmasında bulunmuştur.
6769 sayılı SMK'nın mehazını oluşturan ... sayılı .... Direktifi'nin 9.maddesi ile ... sayılı ...'nün 61.maddesi hükümlerine göre, kesintisiz beş yıl süre ile bir marka sahibinin kendi markasının başkası tarafından, bilgisi dahilinde kullanılmasına ses çıkarmaması halinde marka sahibinin artık hükümsüzlük davası açamayacağı ve söz konusu kullanmayı önleyemeyeceği öngörülmektedir.
Anılan hüküm, salt hükümsüzlük istemi bakımından Türk Hukuku'na alınmış olup (SMK m.25/6), tecavüz iddiası bakımından AB düzenlemeleri ile paralel olarak ticari kullanım bakımından yasal bir süre öngörülmemiştir. Hemen belirtmek gerekir ki mülga 556 sayılı KHK döneminde hükümsüzlük istemi bakımından da sessiz kalma süresi öngörülmemişti(Tanınmış marka istisnası hariç olmak üzere).
Ancak Türk Hukuku'nda böyle bir düzenlemenin bulunmaması karşısında, sorun TMK m.2 hükmü varlığı karşısında çözümlenmekteydi. ...'nun 04/05/2011 tarih ... sayılı kararında bu husus. "Sessiz kalma yoluyla hak kaybı kaynağını “hakkın kötüye kullanılması yasağı”nı düzenleyen MK’nun 2.maddesinden almaktadır.
Bu maddeye göre, “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” “Bir hakkın sırf başkasına zarar vermek için kullanılmasını kanun himaye etmez.” Dürüstlük kuralı, MK’nun “Başlangıç Hükümleri” arasında, hukukun her alanında kendini gösteren bir ilke olarak düzenlenmiştir.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybının doğması ve dava hakkının M.K.’nun 2.maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı hususları her olayın kendi özelliğine göre değerlendirilmelidir." şeklinde ifade edilmiştir. Sessiz kalma yolu ile hak kaybı müessesesi, öğretide de savunulan hukuki bir kurumdur. (....)
Sessiz kalma yolu ile hak kaybı müessesesi, marka hakkına tecavüz iddiası bakımından, söz konusu tecavüzden kaynaklı marka haklarının korunmasına dair hükümlere istisna oluşturan hukuki bir kurumdur. Sessiz kalma yolu ile hak kaybının söz konusu olabilmesinin birinci koşulu; marka sahibinin, markanın başkası tarafından tescil ettirildiğini veya kullanıldığını bilmesi ya da bilebilecek durumda olması gerekir.
İkinci koşul; marka sahibinin, markasının kullanılmasına karşı harekete geçmemesi, dava açmaması, sessiz kalması gereklidir. Burada önemli olan husus, marka sahibinin ihlal eylemine karşı aktif bir önleme yoluna müracaat edip etmediğidir. Üçüncü koşul; marka sahibinin, markasının başka bir kimse tarafından tescil edilmesi veya kullanılması eylemine belirli bir süre sessiz kalması gereklidir.
556 sayılı KHK döneminde marka ihlal yargılaması bakımından kesin bir süre verilmesinin doğru olmadığı ve bu sürenin somut olayın özelliklerine göre 5 yıldan az veya fazla olabileceği uygulanagelmişse de, 6769 sayılı SMK'ya mehaz oluşturan AB marka direktifi ve tüzüğü uygulamasında bu sürenin gerek hükümsüzlük gerekse tecavüz iddiaları bakımından 5 yıl olarak baz alındığı, SMK m.25/6 hükmünde hükümsüzlük davası yönünden de 5 yıllık sürenin benimsendiği dikkate alındığında tecavüz davası için de kıyasen sessiz kalma olgusunun en az 5 yıl olması gerektiği mahkememizce benimsenmiştir.
Dördüncü koşul; markayı tescil ettiren veya kullanan kimsenin iyiniyetli olması gerekir. Buna göre, sadece iyiniyetli bir şekilde başkasına ait bir markayı tescil ettiren, kullanan, markanın başkası adına tescilli olduğunu, kullanıldığını, markanın gerçek sahibinin başkası oldğunu bilmeyen veya bilebilecek durumda olmayan kimse, sessiz kalma yolu ile hak kaybı imkanından yararlanabilir.
Yukarıda belirtilen dört koşul gerçekleştirdiği takdirde, marka hakkı sahibi, markasının korunması imkanından faydalanamaz ... Dairesi'nin 02/10/2012 tarih .... sayılı kararında belirtildiği üzere, sessiz kalma yolu ile hak kaybı bir def'i olmayıp itiraz mahiyetindedir. Taraflar ileri sürmese bile, mahkemece re'sen dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; davalının 20/02/2023 tarihinde "... ..." ibareli marka tescil başvurusunda bulunduğu, davacının söz konusu tescil başvurusunun ilanına itiraz etmesi üzerine 24/06/2014 tarihinde marka tescil başvurusunun reddedildiği, dolayısıyla, davacının yayıma itirazının kabulü dolayısıyla, davalının, davacıya ait ... sayılı markasının bulunduğunu ve bu marka ile ... sayılı kendi marka başvurusu arasında iltibas tehlikesi bulunduğunu bildiği,
davalının marka tescil başvurusu, davacının itirazları sonrası reddedilmiş olmasına rağmen, reddedilen marka işaretini davalının ticari hayatında kullanmaya devam etmesinin iyi niyetli bir davranış olarak yorumlanamayacağı, buna göre; sessiz kalma yolu ile hak kaybı müessesesine ilişkin yukarıda yer verilen ilk üç koşulun somut olayda gerçekleştiği bir an için kabul edilse bile, dördüncü ve son koşulun somut olayda gerçekleşmediği, zira, davalının, davacıya ait tescilli markadan habersiz olarak,
iyi niyetli bir şekilde "..." ibaresini ticari faaliyetlerinde kullandığının söylenemeyeceği, bu nedenle sessiz kalma yolu ile hak kaybı koşulunun somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davalının 35 ve 42.sınıflardaki ticari faaliyetlerde "... ..." şeklindeki markasal kullanımlarının davacıya ait ... sayılı marka hakkına tecavüz ve davacı aleyhine haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, tecavüz oluşturan eylemlerin men ve ref'ine, karar verilmiştir. Davacı yan, davalının marka hakkı ihlali ve haksız rekabet oluşturan eylemlerinden kaynaklı olarak 6769 sayılı SMK m.151/2-b hükmüne göre maddi tazminat isteminde bulunduğundan, davalının ticari defterleri üzerinde muhasip bilirkişi vasıtasıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Talimat yolu ile aldırılan 21/08/2023 havale tarihli bilirkişi raporuna göre; davalının 2017, 2018, 2019, 2020 ve 2021 yıllarına ilişkin defter ve belgelerinin incelendiği, 2017 yılı öncesi dönemlere ait yasal defter ve belgeleri üzerinden inceleme yapılamadığı, davalının üç ayrı kategoride ticari faaliyetlerini yürüttüğü, bunların; ticari mal alım satımı, mamul mal imalatına yönelik ticari faaliyet, hizmet üretimine yönelik ticari faaliyetine ilişkin olduğu, somut olayda, marka hakkı ihlali ve haksız rekabet oluşturan davalı faaliyetinin hizmet üretimine yönelik reklam hizmetlerinden kaynaklandığı,
davalının reklam hizmeti içeren satış faturalarında "... ..." ibaresinin kullanıldığı, davalının reklam hizmeti içermeyen satış faturalarında ise "..." ibaresinin kullanıldığı, davalının ticari mal satışları, mamul imalatından kaynaklanan satışları ve reklam hizmetinden kaynaklanan satışları defterlerinde ayrı ayrı gösterilmesine rağmen bu satışların maliyetlerinin ayrı ayrı gösterilmediği, bu durum karşısında toplam satışlar içerisinde, reklam hizmetlerinden kaynaklanan satışların yüzdesi toplam satışların maliyetlerine uygulanmak suretiyle reklam hizmetlerinden kaynaklanan net kazancın hesaplandığı, buna göre.
2017-2021 yılları arasında, davalının "... ..." ibareli markasal kullanımlarından kaynaklı elde ettiği net kazancın 71.730,45 TL olduğu hesaplanmıştır.
Davalının marka tescil başvurusu 24/06/2014 tarihinde reddedildiğinden, 24/06/2014 ile 2017 yılları arasında davalının "... ..." ibareli markasal kullanımlarından kaynaklı elde ettiği net kazancın tespiti için, davalının tacir vasfı nedeniyle 6102 sayılı TTK m.64 hükmü uyarınca ticari defter tutma ve TTK m. 82 hükmü uyarınca 10 yıl süre ile ticari defterlerini saklama yükümlülüğü altında bulunduğu hususu gözetilerek;
davalı vekiline, müvekkilinin ticari defterlerinin 24/06/2014 tarihinden itibaren dava tarihine kadar olan dönemi kapsayacak şekilde bulunduğu adresi mahkememize bildirmek üzere kesin süre verilmişse de, davalı vekili, kendisine verilen kesin süre içinde 2017 yılı öncesindeki ticari defterlerinin bulunduğu yer hakkında mahkememize beyanda bulunmamıştır. Bu nedenle 24/06/2014 ile 2017 yılı arasındaki döneme ilişkin davalının elde ettiği net kazancın tespiti yapılamamıştır.
Davacı, her ne kadar, dava dosyasına celp edilen davalının yıllara sari kurumlar vergi beyannamelerindeki net kazançlarının toplamının 128.270,72 TL olduğunu belirterek, bedel artırım talebi ile maddi tazminat istemini 125.000,00 TL'ye yükseltmişse de, davalının yıllara sari kurumlar vergi beyannamelerindeki net kazançlar toplamının tamamının, davalının, iş bu davaya konu marka hakkı ihlali ve haksız rekabet oluşturan eylemlerinden kaynaklı olduğu otomatik olarak kabul edilemez.
Zira. 21/08/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, davalının iş bu davaya konu marka hakkı ihlali ve haksız rekabet oluşturan eylemlerinin haricinde, başkaca, iş bu davanın konusunu oluşturmayan ticari faaliyetleri de bulunmaktadır. Dolayısıyla; davalının vergi beyannamelerindeki net kazançlar toplamının, dava konusu uyuşmazlıktan kaynaklı talep edilebilecek maddi tazminat miktarı olduğu mahkememizce kabul edilmemiştir.
Somut olayda, davalı yanın 24/06/2014 ile 2017 yılları arasındaki defter ibrazından kaçınması nedeniyle HMK m.220/3 hükmü uyarınca mahkememizce davacı yanın tazminat talebine ilişkin bedel artırım dilekçesi ile somutlaştırdığı talep sonucu da doğrudan hükme esas alınmamıştır. Zira; .... Dairesi'nin 05/12/2013 tarih .... sayılı kararında.
"Tazminat ibrazı istenen defter ve kayıtlar tazminat esas alınarak hesaplanacak olup, HMK 220/3 maddesi anlamında tazminatın dayandığı iddianın kanıtlandığına ilişkin bir belge içeriği olarak kabul edilemez.
Bu durumda davalı tarafa yapılan tebligata rağmen sözkonusu defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle gerektiğinde 818 sayılı BK 43 (yeni TBK 50-51) maddesi uyarınca maddi tazminatın mahkemece belirlenmesi gerekirken yazılı gerekçeyle maddi tazminat talebi yönünüden davanın kabulü doğru görülmemiş kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir." şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur.
Yukarıda yer verilen yargı içtihadı da dikkate alındığında, 2017-2021 yılları arasında davalının ihlal oluşturan eylemlerinden kaynaklı olarak 71.730,45 TL net kazanç elde ettiğinin bilirkişi incelemesi ile saptandığı, 24/06/2014 ile 2017 yılları arasına ilişkin olarak davalının defter ibrazından kaçınması nedeniyle hesaplamaya yönelik bilirkişi incelemesi yapılamadığı,
bu nedenle söz konusu dönem bakımından 6098 sayılı TBK m.50/2 hükmü uyarınca zarar miktarının belirlenmesi gerektiği, davaya konu uyuşmazlığın niteliği, davalının ihlal oluşturan eylemlerinin yoğunluğu, süresi, davacıya ait markanın ekonomik önemi, davalının tüm ticari faaliyetlerinden elde ettiği net kazanç toplamı, davalının uyuşmazlık dışında kalan ticari faaliyetlerinin de bulunduğu, tüm ticari faaliyetlerinden elde ettiği net kazancın tamamının iş bu davaya konu ihlalden kaynaklı olmadığı,
buna göre 24/06/2014 ile 2017 yılları arasında, davalının ihlal oluşturan eylemlerinden kaynaklı olarak davacının talep edebileceği maddi tazminat miktarının 6098 sayılı TBK m.50/2 hükmü uyarınca 15.000,00 TL olarak belirlenmesinin ölçülü ve somut olayın özelliğe uygun düştüğü, buna göre.
24/06/2014 ile dava tarihi arasındaki davalının ihlal oluşturan eylemlerinden kaynaklı olarak davacının talep edebileceği maddi tazminat bedelinin toplamda 71.730,45 TL + 15.000,00 TL = 86.730,45 TL olduğu, dolayısıyla, 86.730,45 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Davacı, davalının marka hakkı ihlali ve haksız rekabet oluşturan eylemlerinden kaynaklı olarak manevi tazminat isteminde de bulunmuştur.
Davalının, davacının hak sahibi olduğu marka ile iltibas tehlikesi oluşturan markasal kullanımlarda bulunma eyleminden kaynaklı olarak davacı markasının ticari piyasada edindiği imajı zedelediği, bu nedenle manevi tazminat talep etme koşulunun somut olayda oluştuğu anlaşılmakla; ihlale konu markasal kullanımların süresi, yoğunluğu ve niteliği, ihlale konu hizmetin türü, tarafların kusur oranları, sıfatları, işgal ettikleri makam ve 4721 sayılı TMK m.4 hükmünde ifadesini bulan hak ve nesafet ilkesi birlikte değerlendirildiğinde;
talep edilen 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
Aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Katip ... · E imzalıdır Hakim ... · E imzalıdır
Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2021/169, K. 2024/73, 16 Şubat 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama