KÜNYE
T.C. Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 15 Aralık 2020
- Esas no
- 2020/132 Esas
- Karar no
- 2020/663
- Dava
- İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 10/03/2020
Karar Metni
1.650 kelime·8 dk okuma·3 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
İSTEM
Davacı vekili mahkememize verdiği dava dilekçesinde; davalı ... ile müvekkili şirket arasında ticari ilişki gerçekleştiğini, davalının satın almış olduğu mallardan dolayı cari hesaptan kaynaklanan ve karşılığı kıymetli evrak ile kapatılmayan borcunu ödemediğini, alacağın tahsili için davalı aleyhine Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, icra takibine ve ödeme emrinin borçluya gönderildiğini, davalının takibe itiraz ettiğini, davalı borçlunun yapmış olduğu itirazın haksız ve mesnetsiz olduğunu, borçlunun yaptığı itirazın iptali ile davalıdan asıl alacağın % 20 sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
YANIT
Davalı vekili cevap dilekçesinde.
Satıcının, satılan şeyin gerekli niteliklerinden dolayı sorumlu tutulabilmesi için, satılan şeyin değerini ve ondan beklenilen faydayı önemli ölçüde azaltması gerektiğini, Söz konusu olayda müvekkilinin davacı taraftan buzdolabı aldığını, fakat alınan ...de gaz kaçağı olduğu saptandığını, satıcının vadettiği nitelikleri taşımadığını, satılandan beklenen yararlarda sağlanmadığını, makinede açığa çıkan ayıbı müvekkiline teslim sırasında tespit etmesi mümkün olmayıp, kullanımla açığa çıkacak türden bir ayıp olduğunu, ayıbın teslim edildiği karşı taraf davacıya süresi içinde bildirildiğini,
satıcı- davacı üzerine düşen yükümlülüğünü yerine getirmediğini, nitekim satıcının borcu satılan şeyi ayıpsız ve eksiksiz olarak karşı tarafa ifada bulunması gerektiğini, davacı olan satıcı zaten borcunu yerine getirmediği için sözleşme gereğince üzerilerine düşen ifa yükümlülüğü bulunmadığını, TBK 227 de görüldüğü üzere dönme hakkının alıcı lehine saklı tutulduğu görüldüğünü, TBK 229 da dönme hakkının kullanılması durumunda satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yarar ile birlikte satıya geri vermekle yükümlü olduğunu, buna karşılık alıcıda satıcıdan ödemiş olduğu bedeli isteme hakkına sahip olduğunu,
davalı müvekkilinin davacıya zaten dönme hakkını kullanacağını belirttiği için ayıplı mala ödemede bulunmaktan kaçındığını, satıcı- davalının üzerine düşeni yapmamasından bu durumun hasıl olduğunu, müvekkil aleyhine yapılmış olan icra takibi haksız olduğunu, itirazın iptali davasının esastan reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın %20 sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
KANITLAR VE GEREKÇE
Dava, davacı tarafından Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... esas sayılı takip dosyası ile davalı aleyhine cari hesaptan doğan alacak nedeniyle başlatmış olduğu ilamsız icra takibinde davalı tarafından yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkememizce dava konusu Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... esas sayılı takip dosyasının celp edilerek incelenmesinde; davacı alacaklının davalı aleyhine ... TL asıl alacak ... TL işlemiş faiz olmak üzere toplam ... TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, takip dayanağının ... faiz başlangıç tarihli ... TL tutarında cari hesap sözleşmesi olduğu, davalı tarafından ödeme emrine itiraz edilmesi nedeniyle takibin durduğu görülmüştür.
2004 Sayılı İİK 67. maddesi gereğince itirazın iptali davalarının görülüp hükme bağlanabilmesi için geçerli bir icra takibi bulunması, süresinde borca itiraz edilmesi ve 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması dava şartı niteliğindedir.
İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir (YHGK. 2017/19-1634 Esas - 2018/633 Karar sayılı ilamı).
Somut olayda davacı tarafın iddiası davalı ile aralarındaki ticari ilişki nedeniyle davalının satın almış olduğu malların bedelini ödemediği, bu nedenle cari hesaptan kaynaklı alacağın bulunduğu hususlarına dayanmaktadır. Davalı taraf ise cevap dilekçesi ile davacı ile aralarındaki ticari ilişkinin varlığını ve cari hesaba konu malların kendilerine teslim edildiğini kabul etmiş ancak davacı tarafın teslim ettiği mallarda teslim sırasında tespit edilemeyen, daha sonra tespit edilen gizli ayıpların bulunduğunu, bu nedenle daha önce sözleşmeden dönme haklarını kullanacaklarını belirttiğinden davacı tarafa borçlarının bulunmadığını iddia ettiği görülmüştür.
Satış sözleşmesi Türk Borçlar Kanununun 207 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan hükümlere göre satım, satıcının satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Satış sözleşmesinin geçerli olabilmesi için icap ve kabul iradelerinin birleşmesi gerekli ve yeterlidir. Sözleşmenin yazılı yapılması geçerlilik için şart değildir. Yazılı yapılması ispat bakımından önem taşımaktadır.
Buna göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinden kaynaklanan bir satış sözleşmesinin varlığı ve davacı tarafın sözleşmeden kaynaklanan malları davalıya teslim ettiği hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasında çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, davacının davalıya teslim ettiği mallarda bir ayıbın mevcut olup olmadığı, ayıp mevcut ise bu ayıplar nedeniyle davalının bedel ödememekte haklı olup olmadığının tespit noktasında toplanmaktadır.
TTK'nın 23. maddesinde ise "(1)Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır....c)Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir.
Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür.
Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." denilmek suretiyle açık veya mutad inceleme sonucunda ortaya çıkacak ayıplara ilişkin tacirin ihbar ve muayene külfeti izah edilip bunun yanı sıra TBK'nın satıcının ayıba karşı tekeffül borcuna ilişkin hükümlere atıf yapılmıştır.
TBK'nın 219 maddesinde "Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.
Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur." denilerek satıcının ayıba karşı tekeffül borcunun kapsamı izah edilmiş aynı Kanun'un 222 maddesinde ise "Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur." hükümlerine yer verilmiştir.
TBK'nın 223. maddesinde de "Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz.
Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır." denilerek alıcının muayene ve ihbar külfeti ve bu yükümlülüğe aykırı davranışın sonuçları izah edilmiştir.
Mahkememizce davalı tarafın ayıp iddiasında bulunduğu gözetilerek öninceleme duruşmasında davalı vekiline, cevap dilekçesinde belirtmiş olduğu ayıp ihbarına ilişkin bilgi ve belgeleri sunmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmiş ancak davalı tarafça kesin süre içerisinde ayıp iddiasına ilişkin herhangi bir bilgi ya da belgenin dosyaya ibraz edilmediği görülmüştür.
Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer.6100 sayılı HMK 'nın 190/1 maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda tarafların iddia ve savunmalarına, dayandıkları delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre Mahkememizce yapılan değerlendirmede; her ne kadar davalı tarafça taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı satış sözleşmesi nedeniyle davacı tarafın teslim ettiği malların ayıplı olduğu iddia edilmiş ise de dosyaya ayıp iddiası ile ilgili herhangi bir delil ya da belgenin ibraz edilmediği, bu nedenle davalını ayıba ilişkin iddialarını ispat edemediği,
davacının satış sözleşmesinden kaynaklı edimlerini ifa ettiği hususunun davalı tarafın da kabulünde olduğu, davalı tarafın teslime rağmen taraflar arasındaki cari hesap sözleşmesinden kaynaklanan borcunu ifa ettiğine ilişkin ispat külfetini yerine getiremediği kanaatine varıldığından davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Her ne kadar davacı taraf takip talebinde asıl alacakla birlikte işlemiş faiz talebinde bulunmuşsa da davalı borçlunun icra takibinden önce temerrüde düşürülmemiş olduğu anlaşıldığından, takipteki faize ilişkin talebin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacı vekili, itirazın iptali talebi ile birlikte icra inkar tazminatı talebinde bulunmuştur. Borçlu lehine icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için likit ve belirlenebilir bir alacağın mevcut olması gerekmektedir. Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması, böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir.
Buna göre davalı borçlu tarafından cari hesap dökümleri ve faturalar ile sabit olan alacağın tereddütsüz bir şekilde likit ve belirlenebilir olması nedeni ile davalı borçlu aleyhine kabul edilen alacak miktarı üzerinden %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Katip ... · E-imzalıdır Hakim ... · E-imzalıdır
Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/132, K. 2020/663, 15 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama