KÜNYE
T.C. Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 27 Kasım 2019
- Esas no
- 2018/993 Esas
- Karar no
- 2019/1127
- Dava
- İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 19/10/2018
- Karar yazılma tarihi
- 23/12/2019
Karar Metni
1.541 kelime·8 dk okuma·1 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıya mal sattığını, davalının fatura bedelini ödemediğini, alacağının tahsili amacıyla davalı şirkete karşı Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü'nün .... esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalı-borçlu şirketin dosya borcuna itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına davalı şirketin %20 icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı usulüne uygun meşruhatlı davatiyeye rağmen davaya cevap vermemiş, duruşmalarda kendisini vekille temsil ettirmiştir.
Dava, davacının, faturaya dayalı bakiye cari hesap alacağının tahsili için davalı aleyhine giriştiği icra takibine vâki itirazın İİK'nun 67.maddesi gereğince iptali ile takibin devamına ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir.
Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü'nün ...... esas sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı şirketin davalı aleyhinde dayanak 222.081,88 TL asıl alacak, 5.279,77 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 227.361,65 TL alacak ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsili için faturaya dayalı olarak ilamsız icra takibine geçildiği, borçluya ödeme emrinin tebliği üzerine borçlunun süresinde, borca itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiği, İcra Müdürlüğü'nce takibin durdurulmasına karar verildiği, bu kararın alacaklıya tebliğ edilmediği, davanın yasal bir yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.
Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.
Taraflar tacir olup delil olarak ticari defterlere dayanıldığından TTK'nun 83 ilâ 85 ve HMK'nun 222. maddeleri uyarınca tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde konusunda uzman bilirkişi marifetiyle bilirkişi incelemesi yapılmıştır.
Bilirkişi 23/03/2019 havale tarihli raporunda; davacının 2016 - 2017 yıllarına ait ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin olduğunu, davalının ticari defter ve belgelerini ibraz etmediğini, davacının defter ve belgelerine göre davalıdan 222.081,88 TL alacaklı göründüğü, davalıya yapılan satışlar nedeniyle 2017 yılı Mart ayında 3 adet belge toplamı KDV hariç 14.634,00 TL, 2017 Ekim dönemine ilişkin düzenlenen 2 adet belge toplamı KDV hariç 8.407,00 TL'nin davacı tarafından BS formuyla bildiriminin yapıldığı,
davalı tarafça da aynı belgelere istinaden 2017 yılında KDV hariç 23.041,00 TL'lik 5 adet belge için BA formuyla bildirimin yapıldığı, dosyada bulunan satış faturalarının üzerinde sevk irsaliyelerinin tarih ve sayısının bulunduğunu, ancak dava dosyası ve icra dosyasında sevk irsaliyelerine rastlanılmadığını, satış faturalarında mal hizmte ve teslimine ilişkin fatura bulunmadığını bildirmiştir.
Bilirkişiden alınan01/07/2019 tarihli ek raporda; davacı tarafça 2017 yılında BS formuyla bildirilen miktarın KDV dahil 26.180,67 TL olduğu, yine aynı miktar yönünden KDV dahil olmak üzere davalı taraça BA bildiriminde bulunulmuş olduğu belirtilmiştir.
Bilindiği üzere ve yerleşik Yargıtay ..... HD. kararlarında da açıklandığı üzere "Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. 6102 sayılı TTK. m.21 uyarınca fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir.
Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir.
Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır.
Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir.
İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz.
Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur.
Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir.
Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır.
İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır.
Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya.
Sh 111 vd.) Faturanın davalı tarafa usulüne uygun tebliğ edildiğini kanıtlama yükümlülüğü davacı tarafta olup, davacının bu hususu kanıtlaması halinde, bu kez, TTK.m.21 uyarınca sekiz günlük yasal süre içerisinde faturaya itiraz ve iade ettiğini kanıtlama yükümlülüğü ise, davalı tarafa aittir.
TTK'nın 21. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını HMK'nın m.222 madde hükümleri uyarınca ispatlamış olur."
Açıklanan bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında dosyada bulunan 2017 yılına ait BA ve BS formları incelendiğinde davacı tarafça davalı adına kesilen 5 adet fatura için KDV hariç 23.041,00 TL yönünden BS bildiriminin yapıldığı, davalı tarafça da bağlı bulunduğu vergi dairesine 2017 yılına ait 5 adet belge yönünden Ba formu ile bildirimde bulunulduğu anlaşılmıştır. BA formundaki fatura kayıtları ile ilgili araştırma ve inceleme yaptırılmış olup bu kayıtların bir bütün olarak davacı lehine ve davalı aleyhine sonuç doğurduğu kanaatine varılmıştır. (Yargıtay 19. HD. 2011/8941 E. - 2012/969 K sayılı kararından hareket edilmiştir. )
Esasen VUK nun .... seri nolu genel tebliği ve Ba formu içeriği ile vergi uygulaması gözetildiğinde aksini düşünmek mümkün değildir.
Yine genel ispat kuralları çerçevesinde hiç bir kimsenin kendi aleyhine delil oluşturmayacağı düşünüldüğünde davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağlayacağından BA formuyla bildirimi yapılan KDV dahil 26.180,67 TL yönünden talebin kabulüne karar verilmiş, takibe konu diğer faturalar yönünden davacı usulüne uygun deliller ile(sevk irsaliyesi, tesellüm fişi vs.) mal hizmet teslimini ispat edememiş olduğundan diğer faturalar yönünden davacıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılmış, davacı tarafından teklif edilen yemin,
davalı şirket yetkilisi tarafından yerine getirilerek davalı şirket yetkilisinin BA formunda bildirimi yapmadığı ve cari hesaba konu herhangi bir borcu olmadığı ve faturaya konu mal teslimlerini almadığı hususunda yemin eda etmiş olup, bakiye kısım yönünden davacı davasını ispatlayamamış olup, işlemiş faize yönelik talebin ise davalının kabul edilen miktar yönünden temerrüde düşürüldüğü ispat olunamadığından reddedilmiş ve davanın 26.180,67 TL yönünden kabulü ile davalının itirazının iptaline, davalının aleyhine girişilen icra takibine yapılan itirazın haksız olduğu,
dava İİK.nun 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davası olup, icra takibi cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olduğu,bu durumda açılan itirazın iptali davasında hüküm altına alınan alacak bilinebilir, bir başka deyişle likit olduğundan hükmedilen miktarın % 20'si oranında İİK.nun 67. maddesi uyarınca davacı yararına tazminata hükmedilmesine karar verilerek davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Katip ... Hakim ...
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2018/993, K. 2019/1127, 27 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama