KÜNYE
T.C. İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/287
- Karar No
- 2025/619
- Karar tarihi
- 9 Temmuz 2025
- Esas no
- 2025/270 Esas
- Karar no
- 2025/555
- Dava
- Tespit (Genel Kurul Kararının yokluğu
- Dava tarihi
- 17/04/2025
- Karar tarihi
- 25/06/2025
Karar Metni
1.575 kelime·8 dk okuma·4 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin ... ailesinin fertleri tarafından kurulmuş bir aile şirketi olup şirketin kurucuları ve hissedarlarının baba ... (479,16 oranında kurucu hisse sahibi), anne ... (4610 oranında kurucu hisse sahibi) ile müşterek çocukları olan ... (945 oranında kurucu hisse sahibi), ... (95 oranında hisse sahibi) ve ...'ten (445 oranında hisse sahibi) oluştuğunu, ...'in davalı şirketin kurucusu ve 9610 oranında hissedarı olup ...
A.Ş'nin temel yapısının bir aile şirketi olarak tüm aile mensuplarının refah ve menfaatine hizmet edecek şekilde kurulup yönetilmesi olduğunu, 05.04.2000 tarihinde Yönetim Kurulu tarafından Ana sözleşmenin tadil edilerek sermayenin 27 milyar liradan 47 milyar liraya kadar çıkartılması,
artırılan sermayeyi temsil eden 21000 adet yeni pay oluşturulması ve 21 milyar liranın 5.25.000.000TL'sinni tescilden 3 ay sonra ve 15.750,000.000T1.'sinin faizsiz olarak 3 sene sonra 28.03.2003 tarihinde ödenmesine dair tasarı hazırlanmış olup şirketin temel yapısının tarafi aleyhine bozularak ... isimli hissedar şirketin hakim ortağı haline getirildiğinden bu tespit davasının ikame edilmesi zorunluluğu hasıl olduğunu, şirketin mali yönden sermaye artırımı ihtiyacı bulunmadığını, artırılan sermayenin faizsiz olarak 3 sene sonra ödenmesinin sermaye artırımının amacına aykırı olduğunu,
sermaye artırımına karar verilse bile şirketin sahip olduğu iç kaynaklar kullanılmadan dışarıdan sermaye artırımı kararı alınmasının yasaya ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, dış kaynaktan nakit sermaye artırımının şirketin nakit ihtiyacı için değiş şirket çoğunluk hisselerinin ... tarafından ele geçirilmesi için yapıldığını, sermayenin artırılması ve bedelin 3 sene sonra faizsiz olarak ödenmesi yetkisinin genel kurula ait olduğu halde organ yetki gaspı yoluyla kararın yönetim kurulunca alındığını,
yapılan sermaye artırımı ile şirkete nakit girişi sağlanmadığı gibi şirket varlıklarının Y443,75'inin 3 yıl vadeli ve 20'de biri fiyatına ...'e aktarılmakta olduğunu, şirket bilançosunda artırılan sermayenin 40 ile 45 katı iç kaynak mevcut olduğu halde dışarıdan sermaye artırılmasının eşitlik ilkesine ve şirketin teme! yapısına aykırı bulunduğunu, genel kurul karar alma usullerine uygun olarak alınmış bir sermaye artırım: kararı bulunmadığını, tarafının yeni pay alma hakkının genel kurul yapılmadan önce engellenmesinin yasaya aykın olduğunu,
yönetim kurulunda tadil tasarısı hazırlanma sürecinde ve genel kurulda sermaye artırımının görüşülüp onaylanma sürecinde yokluk sebepleri bulunduğunu belirterek şirketin ana sözleşmenin 8. ve 10. maddelerine uygun olarak Genel Kurul tarafından seçilen en az 3 kişilik Yönetim Kurulu tarafından yönetilmediği ve 20.10.1997 tarihinde seçilen Yönetim Kurulunun ayda en az bir kere Yönetim Kurulu toplantısı yapılma koşulunu yerine getirmediği tespit edilerek Yönetim Kurulu tarafından hazırlanan 05.04.2000 tarihli ana sözleşme tadil tasarının yoklukla malul olduğuna karar verilmesini,
21.04.2000 tarihli Genel Kurul 7 numaralı gündem maddesine konu Sermaye Artırımının yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmesini, eski sermayenin avdet ettiği, ortakların pay oranları da geri dönmüş olduğundan sonraki tarihlere yapılan olağan ve olağanüstü genel kurullarda alınan tüm kararların yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmesini, talepleri hakkında yoklukla malul olduğuna karar verilmeyecek olursa tadil tasarısı ve sermaye artırımının butlanına karar verilmesini, yargılama giderlerinin davalı şirkete yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tekrarlanan iddiaların başında artırılan sermayenin ¼’ünün nakit olarak hemen ödenmesi yerine tescil tarihinden itibaren 3 ay içinde, bakiye ¾’ünün ise faizsiz olarak 3 sene sonra ödenmesinin yasaya aykırı olduğu iddiası gelmektedir ki, bu iddianın kesin olarak temelsiz olduğunu, artırıma ilişkin kararın yönetim kurulu tarafından verildiği iddiasıdır ki, bu da külliyen temelsiz olduğunu, davacının toplantı tutanağında ‘okundu’ ibaresi bulunmadığından bahisle kararın müzakere edilmediğini öne sürmekte olduğunu, çoğunluk yararına yahut bir kişi lehine artırım yapıldığı iddiasının doğru olmadığını,
davacının yeni pay alabilmesi için kendisine bildirim yapılıp 15 gün süre verilmediğini öne sürmekte olduğunu, davacının, ihtiyacın izah edilmediğini, ayrıca şirket içinde yeterli kaynağın mevcut olduğunu öne sürdüğünü, takdir edileceği üzere bu iddialara cevap verebilmek için şirketin o yıllardaki mali durumu ile yatırım hedeflerine ilişkin kayıtların ellerinde olması gerektiğini ancak aradan 25 yıl geçtiğinden yasal saklama süreleri dolan defter ve belgeler ya imha edilmiş ya da depolara kaldırılmış olup, aramalara rağmen kayıt bulunamadığını, davacının toplantıya bizzat katılıp olumlu oy kullandığını,
yokluk veya butlanın söz konusu olmadığını, öne sürülen hususların iptale tabi olduğunu, davalı şirket bir aile şirketi olup, davacının eşi, davacı ve müşterek çocuklardan bazıları tarafından 1987 yılında kurulduğunu, davanın halen %3,23 paya sahip olduğunu ancak asıl kurucu ve önder davacının eşi olup, 2012 yılında vefat ettiğini, şirketi halen davacının oğlu olan ... ile kızlarının yönettiğini ancak son zamanlarda ... ile kardeşleri arasında bazı anlaşmazlıklar yaşanmakta olup, huzurdaki dava tam da bu süreçte ve ...’in payına yönelik olarak açıldığından,
ayrıca dava dilekçesi davalı şirkete ulaşmadan önce davacının kızları tarafından adı geçen kişiye haricen bildirildiğinden, davacının huzurdaki davayı açarken kendi gerçek iradesiyle mi, kızlarının yönlendirmesiyle mi hareket ettiği konusunda şüphelerin oluştuğunu, başka bir deyişle davacının ilerlemiş yaşına ve 25 yıldır süregelen olumlu tutumuna rağmen birden ters istikamete yönelmesi,
gerçek bir hak arayışından ziyade kızlarını memnun etme, oğlunu ise zarara sokma çabası olarak gözükmektedir ki, dava hakkının bu şekilde meşru menfaat yerine doğal amacına aykırı olarak üçüncü kişilerle muvazaa içeren gizli anlaşmalar doğrultusunda kullanılması da TMK, m. 2 çerçevesinde yasak olup, hukuki himaye görmesi gerektiğini belirterek , davanın iptal davası olduğu değerlendirilerek öncelikle dava şartı yokluğu (muhalefet ve zapta geçirtme koşulu ile hak düşürücü sürenin ayrı ayrı yokluğu) nedeniyle esasa girilmeden reddine, aksi kabulde hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamında reddine,
son tahlilde ise esas yönünden mesnetsiz ve haksız olması nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE
Dava ana sözleşme tasarısının ve genel kurul kararlarının yokluğunun tespiti talebidir. Davacı dava dilekçesinde, üç adet talepte bulunmuştur: Birincisi 05.04.2000 tarihli ana sözleşme tadil tasarısının, ikincisi 21.04.2000 tarihli genel kurulda nolu kararın, üçüncü olarak da bu genel kuruldaki sermaye artış kararına dayalı alınan müteakip tüm genel kurul kararlarının iptali istenmektedir.
Her şeyden evvel, hukukumuzda, henüz tasarı aşamasındaki bir sözleşmenin veya işlemin iptali diye bir müessese bulunmamaktadır. Bir sözleşmenin ya da işlemin iptal edilebilmesi için, dış dünyada sonuç doğurabilir bir nitelik kazanması, yani "kesin ve yürütülebilir" hale gelmesi gerekir.
Dava konusu bu tasarının tarihi olan 2000 yılında yürürlükte bulunan 6762 sayılı eTTK'nın 385 ve 386. maddelerinde ana sözleşme tadilatının nasıl yapılacağı düzenlenmiş olup, ana sözleşme taslağı ancak genel kurul tarafından kabul edilmekle kesin ve yürütülebilir mahiyet kazanmaktadır. O halde, ana sözleşmenin henüz tasarı olduğu haline karşı dava açılması mümkün değildir.
Taslağın genel kurulda kabulüne karşı ise aynı dilekçe ile zaten dava açtığından, bu talep yönünden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi gerekmiştir.
Davacının 21.04.2000 tarihli genel kurulun 7 nolu maddesine ilişkin talebine gelince; Her şeyden evvel, sermaye artırımı da tıpkı diğer genel kurul kararları gibi iptal edilebilir kararlardandır. Ne var ki eTTK 381.m göre genel kurul kararlarına karşı üç ay içerisinde iptal talep edilebilmektedir. Davacı ise, bu genel kurul kararının iptalini 25 yıl sonra talep etmiştir. İptal davası yönünden süre dolduğundan davanın reddi gerekmiştir.
Öte yandan, kararın alındığı tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı eTTK döneminde butlan ya da yokluk davaları düzenlenmemiştir. Bu davalar doktrin ve içtihattaki uygulamalarla hukukumuza girmiş müesseseleridir. Yerleşik Yargıtay içtihatları ve doktrinde de kabul edildiği üzere, her ne kadar butlan davalarında herhangi bir süre öngörülmemiş ise de "bu sebeplerin varlığı makul bir süre içerisinde" dermeyan edilmelidir.
Somut olayda ise, anılan karar ile kararın verildiği tarih arasında 25 sene gibi, bir insan ömrünün çalışma hayatının neredeyse tamamı denilebilecek bir zaman geçmiştir. Bu süre zarfında davacının bu karardan haberinin olmadığı ve bu karara rıza göstermediği, zımnen tasdik etmediği söylenemez. Örneğin 818 sayılı e TBK'nın 23 ve devamı maddelerinde düzenlenen irade bozukluğu halleri butlanın klasik örnekleridir.
Ne var ki bu maddelerde, süresinde hata, hile ve ikrahın dava edilmemesinin neticesi, iki tarafın da işlemi tasdik ettiği manasına bağlanmıştır. Kaldı ki, somut olayda davacının, anılan bu genel kurula bizzat katıldığı, hazirun cetvelinde imzasının olduğu, hatta müteakip yıllardaki genel kurullara da çok kere katıldığı ve herhangi bir muhalefet yazdırmadığı gibi, herhangi bir dava da açmadığı anlaşılmaktadır.
O halde butlan yönünden de makul sürenin aşıldığının ve davacının alınan bu kararı tasdik ettiğinin kabulü gerekmiştir.
Davacının yokluk iddialarına gelince; her şeyden evvel, sermaye artırımı ile ortaklar arasındaki eşitliğin bozulması yokluk değil, ancak iptal sebebi ya da yeni TTK'nın 447/1-(c) maddesinde de işaret edildiği üzere butlan sebebi olabilir. Butlanın dahi makul sürede dermayen edilmesi gerektiği bir üst paragrafta izah edildi. Ne var ki, bir an için yokluğun da tartışılması gerektiği değerlendirilse bile, eldeki dava yine mesmu değildir. Zira;
Davacı anılan genel kurula ve bu genel kuruldan sonra bir çok genel kurula 25 sene boyunca katılmıştır. Hatta müteakip genel kurulların bir çoğunda başka başka sermaye artırım kararları dahi alınmıştır. Bunların hiçbirine itirazı olmamış, muhalif kalmamış ve 3 aylık sürede ya da makul sürede dava açmamıştır. Buna rağmen, uzun yıllar boyunca zımnen tasdik ettiği bu kararların yokluğunu topluca ileri sürmek TMK 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile de bağdaşmaz. Bu dürüstlük kuralına aykırı bu talep sebebiyle dahi davanın reddi gerekmiştir.
Davacının üçüncü neticei talebinin ise;
Davacı müteakip genel kurul kararlarının, sadece anılan ilk kararın iptaline bağlı olarak yok hükmünde olduğu gerekçesine dayandırmış olup, yukarıda izah edilen sebeplerle 21.04.2000 tarihli kararın yokluğu, butlanı ya da iptali yerinde görülmediğinden, bu taleplerin de reddi gerekmiştir.
Başkan ... · ¸e-imzalıdır · Üye ... · ¸e-imzalıdır · Üye ... · ¸e-imzalıdır · Katip ... · ¸e-imzalıdır
İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/287, K. 2025/619, 9 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama