KÜNYE
T.C. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 18 Nisan 2025
- Esas no
- 2025/68 Esas
- Karar no
- 2025/287
- Dava
- Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 27/01/2025
Karar Metni
1.774 kelime·9 dk okuma·3 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 02/09/2021 tarihinde ... 1. noterliğinde
... yevmiye sayılı İnşaat Yapım Sözleşmesi yapıldığını, sözleşmede taraf olan davalıların arsanın hisse sahipleri olduğunu, sözleşmede taraf olan arsa sahiplerinden biri olan ... de vefat etmiş olup, geriye de mirasçı olarak davalıların kaldığını, bu İnşaat Yapım Sözleşmesi ile, davacı taraf müteahhit sıfatı ile
davalı taraflar da arsa sahipleri sıfatı ile
davalıların da hissedarı olduğunu, ... İlçesi ... Mah. ... Ada 11 Parsel sayılı taşınmaz
üzerine inşaat yapımı konusunda anlaştıklarını, anlaşmaya göre davacı taraf belediye tarafından onaylanan plan ve
projeye göre inşaatı yapacaklarını, inşaatın tüm masraflarını masraflarını arsa sahipleri tarafından ödeneceğini, inşaat davalıların da bilgisi ve gözetimi altında yapıldığını, davalılar bugüne kadar dairelerine isabet eden ödemelerini
yapmadıklarını,
arabulucuğa gidilmiş olup, tarafların anlaşamadığını, davalılar aldığımız duyumlara göre davacıya inşaattan dolayı borçlarını
ödemeden daireleri satıp kaçma niyetinde olduklarını, bu halde davacı taraf alacağını alamayacağını, bu sebeple taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulmasını, davamız belirsiz alacak davası olup , HMK 107 ve ilgili mevzuat gereği, yargılama sırasında alacaklarımızın değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesi
halinde ortaya çıkacak gerçek alacak miktarına göre ve taleplerimizi artırma
haklarımızı saklı tutarak ve fazlaya dair haklarımız saklı tutarak davamızın kabulü ile
şimdilik 50.000- TL nin 01/11/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte
davalılar tarafından alınarak davacı tarafa ödenmesine karar verilmesine, vekalet ücreti, yargılama harç ve masraflarının davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava edilmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacı işbu dava ile müvekkillerİ ile inşaat yapım işine yönelik sözleşme yaptığını ve bu sözleşme kapsamında müvekkillerden alacaklı bulunduğunu beyan ettiğini, ancak müvekkilleri söz konusu sözleşmeyi imza etmediğini, davacı tarafın dava dilekçesi ekinde sunmuş olduğu sözleşme suretinden görüldüğü üzere sözleşmeyi müvekkiller adına üçüncü kişi imzalamış görünmekte olduğunu, müvekkillerinin vekil sıfatı ile işbu sözleşmeyi imza eden kişiyi tanımamakta olup bu şahsa hiçbir vekalet vermediğini, davacı taraf,
bu vekaletin geçerliliği ve ilgili vekilin sözleşme imza etme yetkisi ve kapsamına ilişkin yasal sürelerde hiçbir delil ibraz etmediğini, bu nedenle bu yönde sunacakları başka bir delili kabul etmemekte olduklarını, davacı tarafın iddia ve savunmasını genişletmesine de muvafakatinin bulunmadığını, müvekkillerin davacı tarafın üzerinde inşaat yaptığını iddia ettiği ana taşınmazın hissedarları olup işbu taşınmaz üzerinde kat karşılığı inşaat yapılması hususunda sadece dava dışı ...
İle ... 4. Noterliği'nin 14.07.2017 tarihli ...
Yevmiye nolu sözleşmeyi akdedildiğini, davacı taraf ile müvekkilleri arasında geçerli bir sözleşme olduğunu kabul anlamına gelmemek kaydı ile işbu sözleşmenin geçerli olduğu varsayımında, davacı zaten yükümlülüklerini yerine getirmediğini, söz konusu inşaat yıllar önce bitmiş ancak tüm hak sahiplerine daireleri teslim edilerek oturum başlamasına rağmen müvekkillere teslim edilen hiç bir daire bulunmamakta olduğunu, müvekkillere ait olduğu söylenen bağımsız bölümler natamam durumda olduğunu,
davacı sözleşmenin geçerli olduğunu iddia etmekteyse öncelikle kendisi sözleşmeden kaynaklı yükümlülüklerini ispat etmekle ve bununla birlikte bir alacağı varsa alacağını ve dayanaklarını ispat etme yükümlülüğü altında olduğunu, ancak davacı tarafın dava dilekçesinde ve delillerinde yükümlülüklerini yerine getirdiği ve alacağını ispatına yönelik bir delile dayanmadığını, bu aşama itibariyle bu yönde yeni bir delil ibrazını da kabul etmedikleri, mevcut hali ile davayı ispata elverişli hiçbir delil bulunmadığını,
taraflar arasında geçerli bir sözleşme bulunmamakla birlikte sözleşmenin geçerli olduğu varsayımında esas olarak müvekkillerinin zarar görmüş durumda olduğunu, müvekkillerinin halen dairelerini teslim alamadıkları gibi zaten yapılan daireler de yukarıda bahsi geçen üçüncü kişi ile yapılan sözleşmeye aykırı şekilde müvekkiller aleyhine eksik ve küçük yapıldığını, taşınmazlar eksik ve küçük yapıldığı gibi henüz teslim edilmediği için müvekkilleri ağır şekilde mağdur edildiğini, büyük ölçüde maddi ve manevi zararları bulunmakta olduğunu,
müvekkillerin bu kapsamda her türlü talep ve dava hakları ile davacı ve dava dışı kişiler yönünden suç duyurusunda bulunma hakları saklı olduğunu, müvekkillerinin çok zor şartlarda geçim sağlamakta olup taşınmazların teslim edilmemesi ve başka bir mal varlıkları da bulunmadığından kirada ikamet etmekte olduklarını, söz konusu taşınmazların müvekkillere yaklaşık 7 yıl önce teslim edilmiş olması gerekmesine karşın bugün halen teslim edilmiş ve inşaatı tamamlanmış hiçbir taşınmaz bulunmadığını, işbu mağduriyetin karşısında bir de müvekkillerden alacak talebinde bulunulması açık bir şekilde kötü niyet göstergesi olduğunu,
taraflar arasında geçerli bir sözleşme bulunduğunu kabul anlamına gelmemek kaydı ile işbu dava ve iddia edilen alacak yönünden zamanaşımı oluşmuş ve hak düşürücü süre dolduğunu, davanın bu nedenle de reddi gerektiğini, dava ayrıca görevli olmayan mahkemede açıldığını, dava konusu, taraflar arasında akdedildiği iddia edilen sözleşmenin niteliği ve tarafların hukuki statüsüne göre iş bu davanın asliye hukuk mahkemeleri'nde görülmesi gerektiğini, müvekkillerinin tacir olmadığı gibi taşınmazlar da konut vasıflı olduklarını, re'sen gözetilecek nedenlerle görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini,
davacı tarafın usul ve yasaya aykırı talepleri ve davasının tümden reddine karar verilmesi gerektiğini, dayanaktan yoksun ve haksız ihtiyati tedbir talebinin reddine, usuli eksiklikler sebebi ile davanın öncelikle usulden reddine, vekalet ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesini talep edilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Davanın; İstanbul ... ilçesi, ... Mah. ... Ada, 11 parsel zemin kat 7/6/5 nolu dairelerin inşaat yapımından kaynaklı alacak davasından ibaret olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili davada; Yasal mevzuat ve her türlü yasal ve yazılı delil, ... 1. Noterliği 02/09/2021 tarihinde ve ... yevmiye sayılı inşaat yapım sözleşmesi tapu kaydı - ... İlçesi ... Mah. ... ADA 11 PARSEL 5-6- 7 nolu bağımsız bölüm sayılı 3 adet daire aşınmaz belediye dosyası (imar , plan proje ve sair tüm dosyası) gerekmesi halinde davacı defter ve muhasebe kayıtları ve her türlü yasal delile dayanmıştır. Emsal İstanbul BAM 37. HD.' nin 25/11/2019 tarih 2019/1483 E, 2019/2730 K, sayılı ilamında "...
Somut olayda; emlakcıdan dolayısıyla yükleniciden temlik alınan kişisel hakka dayalı tapusunun iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Öncelikle, şahsi hak kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. Bilindiği üzere hak, genel olarak kişilere hukuk tarafından tanınmış yetki olarak tanımlanabilir. Mutlak haklar ait oldukları şeyler üzerinde mevcut ve tekel halinde olan yetkilerdir.
Nispi (şahsi) haklar ise sahibine bir borç ilişkisi dolayısı ile bir şeyin verilmesi, yapılması, yapılmaması gibi belli bir edimin yerine getirilmesini isteme yetkisi verir. Mutlak hakların maddi mallara ilişkin olanlarına ayni hak denir. Mutlak haklar herkese karşı ileri sürülebildiği halde şahsi haklar sadece borç ilişkisinin borçlusuna karşı ileri sürülebilir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yükleniciye şahsi hak sağlar.
Koşulları yerinde ise kazandığı şahsi hakka dayanarak yüklenici arsa sahibini bir şey vermeye veya yapmaya zorlayabilir. Şahsi hak kazanan yüklenici bu hakkını doğrudan arsa sahibine karşı ileri sürebileceği gibi arsa sahibinin rızası gerekmeksizin ve ancak yazılı olmak koşulu ile üçüncü bir kişiye de temlik edebilir. Alacağın temliki ve borcun nakli Borçlar Kanununun 162 ilâ 181. maddelerinde düzenlenmiştir. Kural, borç ilişkisinin sonucu olan edimin alacaklıya ifasıdır.
Fakat hayat şartları, ticaret ve ekonomi gereksinmeleri, alacaklının ifayı beklemeden alacağını başkasına devretmesi veya borçlunun borcunu bir başkasına nakletmesi yollarının da açılmasını zorunlu kılmıştır. Görülüyor ki, alacağın temliki hayat şartlarının gerektirdiği ihtiyaçlardan ortaya çıkan bir hukuk kurumudur. Örneğin, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde bina yapım işini borçlanan yüklenici finans ihtiyacı duyar.
Bu ihtiyacın kısmen veya tamamen yükleniciye bırakılması kararlaştırılan bağımsız bölüm veya bölümlerin onun tarafından daha inşaat aşamasında üçüncü kişilere satılarak veya satış vaadinde bulunularak karşılanması olanağı bulunmaktadır.
Aslında arsa sahibinin kural olarak Borçlar Kanununun 364. maddesi uyarınca eserin tesliminde vermesi gereken arsa payını, inşaat aşamasında yükleniciye devretmesi, yüklenicinin de bunu üçüncü kişilere temlik ederek finans sağlaması, arsa sahibinin yükleniciye kredi kullandırması demektir.
Bir tanımlama yapmak gerekirse; alacağın temliki, alacaklı ile onu devralan üçüncü şahıs arasında borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliğini taşıyan şekle bağlı bir akittir. Borçlar Kanununun 163. maddesi hükmüne göre temlik sözleşmesi temlik edenle temlik alan arasında yazılı olarak yapılabilir. Ne var ki, alacağın temlikinde aranan yazılı şekil temlik sözleşmesinin resmi şekilde yapılmasına engel değildir.
Nitekim uygulamada yükleniciden şahsi hakkını temlik alan üçüncü kişilerin temlik sözleşmesini adi yazılı satış sözleşmesi veya noterde düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi olarak yaptıkları görülmektedir. Dolayısıyla davacı, davalı arsa sahibine karşı dava dışı yüklenicinin haklarına sahip olmaktadır.
28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Kanunun 3. maddesi (I) bendinde "Gerçek veya tüzel kişilerle tüketiciler arasında kurulan eser sözleşmelerini tüketici işlemi kapsamına almıştır. Kanunun 73/1. maddesi ise tüketici işlemlerinden doğan davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu belirlenmiştir.6502 sayılı Kanunun 3. maddesi gerekçesinde eser sözleşmelerinin kanun kapsamına alınmasına ilişkin herhangi bir açıklama getirilmemiştir.
Ancak, kanunun sistematiği nazara alındığında kanunda zikredilen eser sözleşmelerinden kastın; ticari ve mesleki olmayan amaçlarla, salt kişisel ihtiyaçları için kullanma ve tüketme amacıyla gerçek ve tüzel kişi ile tüketici arasında yapılan eser sözleşmeleri olduğu anlaşılmaktadır. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri 818 sayılı BK'nın 155 vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmelerinin kendine özgü bir türüdür.
Bu sözleşmelerin bir tarafı arsa sahibi diğer tarafı yüklenicidir. Bu tür sözleşmelerde arsa sahibinin Tüketici Kanununda 3/k maddesindeki tüketici tanımına uymadığı anlaşılmaktadır. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde arsa sahibi açısından güdülen amaç kullanmak için konut edinmek değil arsasını değerlendirmektir.
Bu nedenle, arsa sahibinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalarken güttüğü saikin 6502 sayılı Kanunda tanımlanan tüketicinin saikinden farklı olduğu gözden kaçırılmamalıdır.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerine konu işin üst düzey teknolojiyi gerektirmesi, sözleşme kapsamında taşınmaz satış vaadi ve inşaat sözleşmelerinin de bulunduğu nazara alındığında 6502 sayılı Kanunda kanun koyucunun salt kullanma ve tüketme amacına yönelik mutfak, dolap yaptırmak araç tamiri yapmak gibi dar kapsamlı eser sözleşmelerini kastettiği, arsa karşılığı inşaat sözleşmelerinin ise bu kapsamda olmadığının kabulü gerekir.
Bu durumda eldeki davada uyuşmazlık 6502 sayılı Kanun kapsamında kalmadığından, tacir olmayan davacının davasının HMK'nın 2. maddesi uyarınca genel hükümlere göre ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle. 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine..." karar verildiği anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde ve değerlendirildiğinde; İstanbul ... ilçesi, ... Mah. ... Ada, 11 parsel zemin kat 7/6/5 nolu dairelerin inşaat yapımından kaynaklı alacak davasından ibaret olduğu, yukarıdaki emsal İstanbul BAM kararından da anlaşıldığından ticari dava olmadığı değerlendirilen uyuşmazlıkta, genel Mahkemeler olan Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla HMK 'nun 114/1-c ve 115/2 madde uyarınca Mahkememizin görevsiz olması nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine ve dosyanın görevli ve yetkili İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
Katip ... · e-imza Hakim ... · e-imza
İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/68, K. 2025/287, 18 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama