KÜNYE
T.C. İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 23 Eylül 2025
- Esas no
- 2025/306 Esas
- Karar no
- 2025/662
- Dava
- İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle
- Dava tarihi
- 29/04/2025
Karar Metni
1.249 kelime·6 dk okuma·1 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili ihtiyati haciz talepli dava dilekçesi ile; davalı şirket adına kayıtlı olan ve davalı ... sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın 08/12/2023 tarihinde müvekkil şirket tarafından kasko ile teminat altına alınan araca çarpmış olduğunu, davalının kusurlu olduğunu, kaza sonucu hasar tazmini için ödeme yapıldığını, sigorta şirketinden kısmi ödeme alındığını, davalının ödeme yapmaması üzerine tarafınca ....
İcra Müdürlüğü ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, takibin durması üzerine dava şartı olan Arabuluculuk yoluna gidildiğini, anlaşmaya varılamadığını, teminat karşılığında ihtiyati haciz talebi olduklarını, dava konusu ile benzer bir uyuşmazlıkta tarafınca .... Tüketici Mahkemesi'nin 2022/...
Esas sayılı dosyası ile açılan davada borçlunun mal kaçırma olasılığına binaen teminat karşılığında ihtiyati haciz talebinin kabul edilmiş olduğunu, arz ve izah edilen tüm bu nedenlerle öncelikle ihtiyati haciz talebimizin kabulüne neticesinde ise davanın kabulü ile ....
İcra Müdürlüğü 2024/... sayılı dosyasında itirazın iptaline ve takibin devamına, %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama harç ve giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekâleten talep ve dava etmiştir.
Davalı ...
A.Ş. vekili Mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğramış olduğunu, bu sebeple davanın zamanaşımı yönünden reddini talep ettiklerini, görev itirazının olduğunu, husumet itirazının olduğunu, yargıtay kararları ile sabit olduğu üzere aracı uzun süreli kira sözleşmesi ile kiralayan kiracı, işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu sayılmakta olup müvekkil şirketin bir sorumluluğu bulunmadığını, bu sebeple müvekkil açısından husumet sebebiyle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, esas yönünden itirazları olduklarını, Kanunda,
kazanın zarar görenin veya üçüncü bir kişinin ağır kusurundan meydana geldiği takdirde işletenin sorumlu olmayacağının belirtildiğini, izah edilen şekilde dava konusu olayın, üçüncü kişi kullanımında ve iddia edildiği üzere bu kişinin ağır kusuru neticesinde ortaya çıktığını, arz ve izah edilen tüm bu sebeplerle davanın usul ve esasa aykırılık taşıması sebebiyle müvekkil şirket yönünden reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili Mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davalıya ödeme emrinin tebliğ edilmemesi sebebiyle davalının borca itiraz edemediğini, bu sebeple olmayan bir itirazın kaldırılmasının mümkün olmadığından dava şartı bulunmadığını, faize ve görev yönünden itirazlarının olduklarını, sigorta şirketinin rücu edebileceği durumun gerçekleşmediğini, davalının kasti hareketi ve ağır kusuru bulunmadığını, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için likit bir alacağın olmasının gerektiğini, iddia edilen alacağın yargılamayı gerektireceğinden likit alacaktan söz edilemeyeceğini, icra inkar tazminatının reddinin gerektiğini,
kusuru ve borcu kabul anlamına gelmemekle birlikte aracın işletenin aracın maliki olduğunu, Davalı ...'ün kısa süreli kiralayan olduğunu ve imzalatıldığı söylenen sözleşmenin genel işlem koşullarına tabii olduğunu, gereken bilgi ve öğrenme imkanı sağlanmadığından işleteni olduğunu kabule ilişkin maddenin TBK md.21 kapsamında yazılmamış sayılması gerektiğini, arz ve izah edilen tüm bu nedenlerle.
Davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, mahkemeniz aksi kanaatte ise, Mahkememizin görevsizlik kararı ile dosyayı görevli mahkemeye göndermesine, Davalı ...'ün ağır ve kasti kusurlu olmaması sebebiyle diğer rücu sebeplerinin gerçekleşmemesi, işleteni olmaması ve TBK md.21-22 sebepleriyle esastan reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkin itirazın iptali davasıdır.
Davacı vekili, dava dilekçesinde müvekkiline kasko sigortalı aracın, 08/12/2023 tarihinde meydana gelen kazada davalı şirket adına kayıtlı araç ile çapışması neticesinde davalının aracının kusurlu olduğu iddiasıyla davalı şirketten ve araç sürücüsünden rücuen alacak isteminde bulunmuştur.
TTK'nın "Halefiyet" başlığı altındaki 1472. (eski TTK 1301.) maddesinde; "sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder" hükmüne yer verilmiştir.
TTK'nın 1472.maddesinde (eski TTK 1301) düzenlenen halefiyet, yasal, sınırlı ve cüz’î halefiyet niteliğindedir. Bu maddeden doğan halefiyet hakkına istinaden açılan veya açılacak olan dava, esas itibariyle sigortalının, kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır.
TTK'nın 1472. maddesi uyarınca sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve dava, tazmin ettiği bedel nisbetinde sigortacıya intikal eder. Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin, ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücû davası, aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsî nitelikte bir eda davasıdır.
Burada sigortacı, sigorta ettiren yerine geçtiği için sigortalı hangi mahkemede dava açabilecek ise sigortacının da aynı mahkemede dava açması gerekir. (24.03.1944 tarih, 1944-9 sayılı İBK)
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden (re'sen) dikkate alınması zorunludur.
Ticari davalar TTK’nın 4/1.maddesinde tanımlanmıştır. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir.
Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez.
TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Somut olayda davacı kasko sigortacısının, halefiyete dayalı olarak açtığı davada, halef olunan sigortalının gerçek kişi olduğu ve aracında hususi araç olduğu göz önüne alındığında, TTK'nın 4.maddesi kapsamında mutlak ve nispi ticari davanın söz konusu olmadığı anlaşıldığından davanın görev şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.
Katip ... · e-imzalıdır Hakim ... · e-imzalıdır
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/306, K. 2025/662, 23 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama