KÜNYE
T.C. İstanbul 4. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 7 Ocak 2025
- Esas no
- 2024/115
- Karar no
- 2025/3
- Dava
- Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 25/07/2024
Karar Metni
1.160 kelime·6 dk okuma·2 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle: davalı şirketin ... aracılığı ile müvekkillerine ait "..." markasını izinsiz ve hukuka aykırı şekilde anahtar sözcük olarak ... reklamlarında kullandığını, haksız rekabet ve marka hakkına tecavüzün tespitini, men ve refine karar verilmesini talep ettiklerini, maddi ve manevi tazminat talep ettiklerini, fazlaya ve faize ilişkin tüm haklarına ilişkin taleplerinin ve müvekkillerine ait "..." marka isminin anahtar sözcük olarak alınarak reklam verilmesinin engellenmesini ve hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini,
müvekkillerinin 2018 yılından beridir "..." URL adresi üzerinden hizmet verdiğini ve Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde müvekkilinin, ... ve ... tescil numaralarıyla "..." markasının hak sahibi konumunda olduklarını belirterek,
davanın kabulünü, davalının bu şekilde marka kullanımının önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalının, müvekkillerinin marka hakkını ihlal ettiğinin tespitini, müvekkillerinin marka hakkına tecavüzün önlenmesini, tecavüz fiillerinin durdurulmasını ve tecavüzün kaldırılmasını, 10.000,00-TL maddi ve 50.000,00-TL manevi tazminat taleplerinin kabulünü, tüm yargılama giderleri ve karşı vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle: müvekkillerinin davacı şirkete herhangi bir marka hakkına herhangi bir surette tecavüz etmediğini, internet reklamcılığı ve google ads bağlamında ''markanın kullanımının'', bu markanın google ads'te anahtar kelime olarak ''seçilmesi ve bu anahtar kelimeye teklif verilmesi'' anlamına geldiği göz önünde tutulduğunda, müvekkillerinin davacının markalarını kullanmış (seçerek teklif vermiş) olduğunun kabulü mümkün olmadığını, belirli bir ibarenin aranması neticesinde google'da gösterilen reklam, bu ibarenin reklam veren tarafından özellikle seçilerek google ads'te teklif verildiği anlamına gelmediğini,
(elbette mevcutta böyle bir durum dahi söz konusu değildir) müvekkillerinin kontrolünde olmayan google'ın çevrimiçi reklam hizmetinin algoritması gereği, reklam verenin belirli bir ibareyi anahtar kelime olarak seçmemiş ya da teklif vermemiş olmasına rağmen, söz konusu ibarenin google'da aranması sonucunda reklam görünmesi söz konusu olabildiğini, arz ve izah edilen tüm nedenlerle, müvekkillerinin davacı tarafın markasını seçerek teklif vermemiş olduğundan (ki bu yönde davacı tarafın ispata elverişli bir delili de bulunmamaktadır), davacı tarafın herhangi bir marka hakkına herhangi bir surette tecavüz etmediğini,
iddia edildiği şekilde müvekkillerinin haksız bir kazanç elde etmediğini ve davacı şirketi zarara uğratacak kusurlu bir davranışı olmadığından maddi tazminat talebinin mesnetsiz olduğunu, müvekkillerinin ticari faaliyetlerinde haksız ya da hukuka aykırı bir durum olmadığından,
davacı tarafın ticari itibarının zedelenmesi nedeniyle manevi tazminat talebinin mesnetsiz olduğunu, hususları göz önüne alındığında, davacı tarafın tüm haksız taleplerinin ve davanın reddini talep ettiklerini, karşı talep ve dava haklarının başta olmak üzere fazlaya ilişkin her türlü haklarının saklı kalması kaydıyla, huzurdaki mesnetsiz davanın ve maddi- manevi tazminat talepleri başta olmak üzere davacı tarafın tüm taleplerinin reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmişlerdir.
KANAAT VE GEREKÇE
Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat davasıdır.
Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller SMK'nın 29/1 maddesinde sayılmış olup, madde içeriği aynen şöyledir:
“Aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır:
a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak.
b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek.
c) Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak.
ç) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek”
SMK 7/1-2 maddesi de aynen şöyledir.“Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir.
Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır:
a) Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması.
b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.
c) Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.”
Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6769 sayılı SMK'nın 29. maddesinde, marka sahibinin izni olmaksızın, markanın veya ayırt edilmeyecek derecede benzerinin kullanılmasının marka hakkına tecavüz olduğu belirtilmiş olup, marka hakkı tecavüze uğrayan marka sahibinin, mahkemeden, bulunabileceği talepler de aynı Kanun'un 149. maddesinde belirtilmiştir. Öte yandan, anılan Kanun'un 7. maddesinde ise bu Kanunla sağlanan marka korumasının tescil yoluyla elde edileceği ve marka tescilinden doğan hakların münhasıran marka sahibine ait olduğu hüküm altına alınmıştır.
Somut olayda da davacı şirket vekilince, müvekkiline ait markaya tecavüz edildiği ileri sürülmüştür. Ancak madde metinlerinde de açıkça yazdığı üzere marka hakkına tecavüz ve buna dayalı taleplerin marka sahibi tarafından yapılması gerekmektedir.
Ancak dosyada bulunan marka tescil belgelerinin incelenmesinden, davaya konu markaların sahibinin davacı şirketin yetkilisi dava dışı Mehmet Baykut adına tescilli oldukları, davacı şirketin ayrı tüzel kişiliğinin bulunduğu gözetildiğinde, dava konusu taleplerin davacı şirket tarafından ileri sürülebilmesi için davacının dava konusu markanın inhisari lisans sahibi olması gerekmektedir.
Dosya kapsamında böyle bir iddia ve ispat olmadığı için marka sahibi olmayan davacının, markaya tecavüz ve buna bağlı olarak tazminat davalarını açması da mümkün değildir (Yargıtay 11. HD, 26/03/2012 T., ... E. ve ...K.). Bu nedenle, davacının somut uyuşmazlık açısından aktif dava ehliyetinin bulunmadığı ve bu hususun resen dikkate alınacağı (Yargıtay 11. HD, 04/02/2015 T., ... E., ... K.. Yargıtay 11. HD, ... E.,...
K.) gözetilerek açılan davanın aktif husumet yokluğundan reddine, dair hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.
Katip · ¸ Hakim · ¸
İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2024/115, K. 2025/3, 7 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama