KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/716
- Karar No
- 2025/206
- Karar tarihi
- 27 Şubat 2025
Karar Metni
2.451 kelime·12 dk okuma·8 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
2024/716 Esas
KARAR NO: 2025/206
DAVA
Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 01/10/2024
KARAR TARİHİ: 27/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili ile davalı şirket arasında ---------- İli, ---------- İlçesi, ---------- Mah. ----------- Cad. --------- Sok. --------- pafta, --------- ada, ----------- parsel sayılı gayrimenkul üzerine yapılan inşaat projesi kapsamında 27.04.2013 tarihli ''İnce İnşaat İşleri Taşeron Sözleşmesi'' akdedildiğini, müvekkilinin şirket sözleşme şartlarına uygun olarak hareket ederek taahhüt ettiği işi eksiksiz olarak ifa etmesine rağmen davalı şirketin sözleşmeye aykırı davrandığını, müvekkilinin davalıya farklı tarihlerde noter vasıtasıyla ihtarnameler gönderdiğini,
davalı şirketin sözleşmeden doğan yükümlülüğü olan ödemeyi ifa etmediğinden ilk olarak davalıya karşı --------- İcra Müdürlüğünün ----------- Esas ve ---------- İcra Müdürlüğünün ------------ Esas sayılı dosyaları kapsamında icra takibi başlatıldığını, ödeme emri usule uygun olarak tebliğ edildiğini ve borçlu davalının borca süresinde itiraz ettiğini, bu kez ---------- sayılı kesinleşen dosya üzerinden dava açıldığını, İlgili mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini, bu kararın BAM ve Yargıtay incelemelerinden geçerek 08/11/2022 tarihinde kesinleştiğini,
her ne kadar davanın kabulüne karar verilmiş ise de sözleşme gereği müvekkili firmanın hakedişi için bu davanın --------- sayılı dosyasıyla 2016 yılında açıldığını, ancak 2016 yılında açtıkları bu davada görevsizlik kararı verildiğini, BAM kararı uyarınca tekrardan dosyanın ---------- Esas sayılı dosya üzerinden görüldüğünü, gerekçeli kararda müvekkili şirket tarafından ----------- Noterliği'nin ------------ Yevmiye ve 12.02.2015 tarihli ihtarnamenin davalıya 17.02.2015'te tebliğ olduğunu, bu ihtarda davalıya 7 günlük süre verildiği,
verilen 7 gün sürenin 24.02.2015 tarihine denk geldiğinden bu tarih itibariyle ----------- İcra Müdürlüğü'nün ----------- dosyasında söz konusu sözleşmede kararlaştırılan 19 nolu hakediş bedeline konu takip için 24.02.2015 tarihinde davalının temerrüde düştüğünü, 19 nolu bu hakedişe ise ihtarın tebliğinden 7 gün sonra ile takip tarihine kadar ki süre için temerrüt faizi, takip tarihinden itibaren ise ticari faiz işletilerek hüküm kurulduğunu,
İlk derece mahkemesinin kabul kararındaki diğer dosya hakkında da müvekkil şirket tarafından başlatılan------------ İcra Müdürlüğü'nün ----------- Esas sayılı dosyası da yukarıda zikredilen ihtarnamede sözleşmede yer alan nakit teminat kesintisi - cari hesap alacağı olarak talep edildiğini, bu alacaklarına takip tarihinden itibaren ticari faiz yürütüldüğünü,
ilam gereği sözleşmede kararlaştırılan 19 nolu hakediş ücreti ile yine sözleşmede yer alan nakit teminat kesintileri söz konusu icra müdürlüğü dosyalarına davalı tarafça ödenmişse de davalı tarafın mahkeme kararında da sabit olduğu üzere temerrüde düştüğü tarih olan 24.02.2015 tarihinden ta ki yargılama aşamasından geçerek 08/11/2022 tarihinde Yargıtay'da kesinleştiği süreden sonra davalı tarafça dosya alacağı ödendiği nazara alındığında.
2015 tarihinde temerrüde düştüğü 24.02.2015 tarihinde hesaplanan ticari işten doğan alacağın 08.11.2022 tarihinde Yargıtay'da kesinleştiği tarihten sonra işlenen faizle ödenmesinin müvekkilinin gerçek zararını asla karşılamadığını, müvekkili şirkete yapılan hak ediş alacaklarının 8 yıl sonra ve de tam da enflasyonun rekorlar kırdığı, doların Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş seviyelere geldiği,
konut ve inşaat işlerindeki ustaların günlük yevmiye ücretleri ile inşaat birim fiyatlarının akla hayale sığmayacak derecede artmasından sonra ödenmesinin müvekkilin menfaatine olmadığını, inşaat birim endekslerinin halen enflasyon, dolar artışı da devam ettiği düşünüldüğünde 2015 yılındaki hak edişin 2023'ün başında ödenmesine yargılama makamınca karar verilmesi müvekkilin o günkü koşullarda alabileceği inşaat ürünlerine asla karşılık gelmeyeceği, Mahkemece ticari faiz işlenmesi de bunca süredeki zararı gidermek bir yana dursun enflasyon ile artan inşaat maliyetlerini zaten karşılamayacağının da açık olduğunu,
davalı tarafın farklı tarihlerde icra dosyasına ödeme yaptığını, davalı tarafından yapılan ödemelerin ayrıntıları bildirdikleri icra dosyalarında mevcut olduğu, müvekkil şirketin yargılama süresinde alacağının erimesi ve hak edişinin gerçek değerinin hükümde belirtilen miktarın olamaması nedeniyle munzam zararı bulunduğundan,
munzam zararın temerrüt tarihi olan 24.02.2015 tarihinden itibaren inşaat birim fiyat endeksi ile ---------- Asliye Ticaret Mahkemesi'nce hükmedilen faizle arasındaki fark bilirkişi marifetiyle hesaplanarak gerçek zararın tespit edilmesi durumunda talebimizi artırmak kaydıyla şimdilik harca esas değer olan 10.000,00 TL'nin ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınarak müvekkilime ödenmesi yönünde davanın kabulüne, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle.
Müvekkili şirket ile davacı arasında 27.04.2012 tarihinde ince inşaat işleri taşeron sözleşmesi imzalandığını, alacaklı olduğunu iddia eden tarafın sözleşme ile üstlendiği işleri tamamlamaması üzerine işlerin tamamlanması, tamamlanmayan, eksik bırakılan ve hatalı imalat yapılan işlerin üçüncü kişilere tamamlatılacağı, sözleşme kapsamında yapılan işlerin hakedişinin yapılması ile nam ve hesabına üçüncü kişilere tamamlatılan işlerin faturasının ayrı ayrı ihtarnamelerle ihtar edildiğini, projeye ilişkin kesin hakediş raporunun sunulması gerektiği,
bu hakediş raporunun sunulması ve kendileri tarafından yazılı talepte bulunulması halinde raporlarda belirtilen işlerin gerçek duruma ve sözleşmeye uygun olması şartıyla geçici kabullerinin yapılabileceği, geçici kabul ertesinde davacı tarafından kesin hesapların müvekkil şirkete sunulması gerektiği, ihtarnamenin keşide edildiği dönemde davacı tarafın herhangi bir hak ve alacağının olmadığı,
geçici kabule esas olacak kesin hakediş raporunun ihtarnamenin tebliğinden itibaren üç (3) gün içinde müvekkile ibraz edilmemesi halinde, işin mevcut durumu, davacı nam-ı hesabına yapılan/yaptırılan işler, ayıplı imalatlar, nefaset kesintisi ve sözleşmeye göre kesin hakedişe konu olacak sair kalemlerin tümü değerlendirilerek kesin hesabın tek taraflı olarak çıkartılacağı ve davacı tarafa bildirileceği, ödemenin ancak kesin hesapta davacının bir alacağının çıkması ve bu tutara karşılık fatura kesilmesiyle birlikte sözleşmedeki vadeler mucibince muaccel olacağı, müvekkil şirketin akdi alacaklarından,
asıl işveren sıfatıyla sorumlu olabileceği işçi alacaklarından, hasar ve zararlar ile sair zarar-ziyandan artan bir tutar olması halinde sözleşmedeki ödeme maddeleri doğrultusunda ödeneceği, yasal ve akdi fazlaya ilişkin beyan ve talep haklarımızın saklı tutulduğu davacı tarafa bildirildiğini, söz konusu ihtarnamenin davacı tarafa 05.07.2014 tarihinde tebliğ edildiği,
verilen 3 günlük sürenin üzerinden uzunca bir zaman geçmiş olmasına rağmen kesin hakediş raporu sunulmadığını, davacının sözleşme ile yüklendiği yükümlülüklerini yerine getirmemiş olması dolayısıyla nam ve hesabına üçüncü kişilere yaptırılan işlerin ve fatura düzenlememesi nedeniyle ödeme yapılmadığını, davacının kesin hakediş yapmadığı gibi taahhüdünde bulunan işi teslim de etmediğini, tacir sıfatı nedeniyle basiretli bir iş adamı gibi davranması gereken davacının hakediş yapmadığı ve fatura düzenlemediği işler için geç ödeme iddiasının haksız olduğu, müvekkili şirketin tüm çabalarına karşılık kesin hakedişi yapmadığı,
geçici kabule yanaşmadığı ve böylece sözleşme ile üstlendiği taahhüdünde bulunan işleri teslim de etmediğini, sözleşme hükümlerine göre müvekkil şirketin sözleşmeye göre verilen tüm teminatları uhdesinde tutmaya devam etmesinin hukuka uygun olduğu, sözleşme ile üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmeyen davacının teminatların iadesini talep etme hakkı bulunmadığını, tacir sıfatını taşıyan davacının zamanında hakediş yapmaması, işyerini terk etmesi,
alacaklarının mutlaka faturaya bağlanması gerekirken bundan imtina etmesi gibi davranışlarla zararı doğurması ve büyütmesi karşısında müvekkil şirketin sorumluluğunun olmadığının kabulünün gerektiği, munzam zararın para borçları için talep edilebileceğini, bu açıdan yapılan eserin bedelinin geç ödenmesinden bahisle borcun ödendiği tarihten iki yıl geçtikten sonraki bir zamandaki enflasyondan bahsederek işin bugünkü birim fiyatlarından yeniden hesaplanması talebiyle munzam zararın dava edilmesinin hukuksuz olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesine göre,
para borçlarında borçlunun temerrüde düşmesi hâlinde temerrüt süresince işleyecek temerrüt faizinin alacaklının gerçek zararını karşılamaması, kanunun öngördüğü bu faiz miktarını aşan (aşkın, munzam, ek) zararının varlığı hâlinde bu zararın tazmini borçludan ayrıca talep edilebileceğini, davacı taraf ile müvekkil şirket arasındaki ilişki taşeron sözleşmesi ilişkisinden ibaret olduğu,
anılan kapsamda müvekkili şirketin ----------- İcra Müdürlüğü'nün ------------ Esas ve ----------- İcra Müdürlüğü'nün ----------- Esas sayılı dosyalarına konu edilen borçlarını ödediğini, davacının iddiasının bu icra dosyalarına ödeme yapılan tarih itibariyle yapılır gibi gözükse de tüm zarar tarifinin daha sonra yapılacak işlere yönelik olduğunu, davacı tarafın 2012 yılından itibaren yapılan bir inşaat işinde 2014 yılında yapılan işlere ilişkin hakediş bedelini 2022 yılından sonra dava tarihine kadar geçen zamanda satın alacağı inşaat malzemelerinin fiyatlarıyla yeniden hesaplanmasını talep ettiğini,
bu talebin munzam zarar talebi olmadığı ve esasen de hukuken de dayanağı olan bir talep olmadığı kaynağı olmayan gerçek dışı enflasyon verileriyle ve bir ihtimal olarak bahsedilen soyut varsayımlarla hiç bir maddi vakaya ve delile dayanmayan bir takım soyut iddialar ileri sürüldüğünü, bu haliyle bir zarar tarifi yapılmadığının açık olduğu,
kabulü anlamına gelmemekle birlikte bu davaya dayanak gösterilen sözleşmeye bağlı olarak ileri sürülen taleplerin varlığı kabul edilse dahi TBK madde 147/6 uyarınca alacakların zamanaşımına uğradığını, bu nedenlerle, haksız ve dayanaksız davanın reddine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME ve GEREKÇE : Dava, hukuki niteliği itibari ile Davacı ile davalı şirket arasında ---------- İli, ----------- İlçesi, ---------- Mah. ---------- Cad. --------- Sok.------- pafta, ------- ada,
--------- parsel sayılı gayrimenkul üzerine yapılan ''-------------'' isimli inşaat projesi kapsamında imzalanan 27.04.2012 tarihli ''İnce İnşaat İşleri Taşeron Sözleşmesi''kapsamında hakedişlerin ödenmemesi sebebiyle davacı tarafça açılan ----------- Esas sayılı dosyasından verilen kabul kararın ------------ İcra Müdürlüğü'nün ------------ Esas sayılı dosyasından tahsil edilmesine rağmen davalının temerrüde düştüğü 24.02.2015 tarihinde hesaplanan ticari işten doğan alacağın 08.11.2022 tarihinde Yargıtay'da kesinleştiği tarihten sonra işlenen faizle tahsilinin davacının zararını karşılamadığından bahisle şimdilik 10.000 TL munzam zararın
davalıdan tahsili talebine ilişkindir.------------ Asliye Ticaret ve----------- Sulh Hukuk Mahkemesine yazılan müzekkerelere cevap verildiği, müzekkere yazı cevaplarının dosya arasına alındığı görüldü.
Davada aktif ve pasif taraf husumetinin sağlandığı anlaşılmış olup taraflar arasında bu hususta çekişme yoktur.7155 sayılı Kanun’un 20. Maddesi ile eklenen 5/A maddesi uyarınca arabuluculuk başvurusunda bulunulmuştur. arabuluculuk son tutanağında icra dosya borcunun ödenmesi hususunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin arabuluculuk son tutanağı dosya arasına alınmıştır. Dava, munzam zarar talebine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının alacağını zamanında tahsil edememesi nedeniyle belirsiz alacak olarak 10.000-TL'nin avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 122/1. maddesinde, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı gidermekle yükümlüdür." düzenlemesine yer verilmiştir.Munzam Zararın İspatında Yargıtay'ın Tarihsel Yaklaşımı Değerlendirildiğinde;Munzam zarar, borçlunun temerrüdü ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olup bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyla, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi,
icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamaktadır.
Ayrı bir dava ile on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.Munzam zararın ispatın somut olarak ispatının gerekip gerekmediği hususu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Özel Dairelerinin birbirinden farklı uygulamaları ile süregelmiştir.
Yargıtay uygulamalarındaki bu iki farklı görüş, munzam zararı ispatının sıkı ispat kurallarına bağlanıp bağlanmaması; maruf ve meşhur olayların “karine” olarak kabul edilip, edilemeyeceği ve maddi zararın belirlenmesi yöntemlerinde yoğunlaşmaktadır.Yargıtay'ın eskiden beri ağırlıklı olarak uyguladığı birinci görüşe göre; munzam zarar talep eden-davacı, temerrüde uğrayan alacağın varlığını, bu alacağın ödenmemesi sebebiyle temerrüt faizini aşan zararı bulunduğunu somut olarak ve yasal delilerle ispatlamak zorundadır.
Olumsuz ekonomik veriler (yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki artış, piyasa yüksek faiz oranları) davacı-alacaklıyı ispat yükünden kurtarmaz. Geç tahsil edilen alacağın, iştigal konusu ticarette kullanılmasının tabiî olduğu varsayımı yeterli kabul edilip hüküm kurulamaz.
Alacaklının, munzam zararını yasal delillerle kanıtlaması halinde borçlu; ya alacaklının bir zarara uğramadığını ya da borç zamanında ifa edilmiş olsaydı bile, alacaklının değeri düşmeyecek bir yatırım yapmayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.İkinci görüşe göre; munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faiziyle karşılanmayan zarar miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamalıdır.
Munzam zarar alacaklısı, normal durumlar ve fiili karineler ile maruf ve meşhur olaylara dayanıyorsa bunun ispatı istenmemeli, munzam zarar davalarında davacı-alacaklının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, enflasyonist ortamda, bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması; örneğin, en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirilmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmelidir.
Bu karinenin aksini, kusursuzluğunu ve sorumsuzluğunu ispatlamak borçlunun yükümlülüğündedir.Yargıtay Daireleri arasında bu yolda oluşan içtihat aykırılığının giderilmesi istemi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nca reddedilmiştir.
Başından beri birinci görüşü uygulayan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, daha sonra ikinci görüşü benimsemiş, 2021 ve 2022 yıllarında verdiği kararlar incelendiğinde ise somut ispat kuralına geri döndüğü görülmüştür.Ekonomik Olumsuzluklar Karine Yönünden Değerlendirildiğinde;Gerek 818 sayılı mülga BK'nın 105.maddesinde ve gerekse 6098 sayılı TBK'nın 122/1. Maddesinde "FAİZ"den değil, "ZARAR"dan bahsedilmektedir.
"Günümüz ekonomik koşullarıyla geçmişdeki ekonomik veriler değerlendirildiğinde; ekonomi düzeni içinde yer alan yatırım araçlarının hiçbir zaman istikrarlı gelir getirmediği ve dolayısıyla munzam zararın ispatında “karine” oluşturmadıkları sonucuna varılmaktadır. Örneğin, belli bir zamanda getirisi olan döviz, başka bir zamanda zarar oluşturmaktadır. Borsalardaki yatırımlarda kâr sağlayabildiği gibi, zarara da sebebiyet vermektedir.
Enflasyon oranı düştükçe, banka mevzuat faizi de düşmektedir. O halde, ikinci görüşü benimseyen Yargıtay kararları ve hukuksal öğretideki görüşler, “karine” yönünden hukuksal dayanaktan yoksun kalmaktadır.
Yakın bir tarihte yüksek döviz kurlarının bir gecede neredeyse yarı yarıya kadar düştüğü dikkate alındığında, dövize yatırımın her zaman gelir getirmeyeceği, bu nedenle olumsuz ekonomik verilerin karine sayılamayacağı görülmektedir.Somut Olay ve Güncel Yargıtay Kararları Değerlendirildiğinde;
Dava dilekçesinde davacının faizle karşılanmadığı ileri sürülen zararına ilişkin somut bir vakıa ve somut bir vakıaya ilişkin delil bildirilmemiştir. Davacı vekili munzam zarar talebini enflasyon döviz artışı gibi olumsuz ekonomik verilere dayandırmış, alacak hesabının da bu verilen üzerinden hesaplanmasını talep etmiştir.-----------sayılı kararında;"Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz.
Davacı para alacağını zamanında alması halinde ne şekilde kullanacağını, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorundadır." şeklindeki kararı ile somut ispatı aramıştır.----------sayılı kararında;"Uğranılan zarar, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle 105. maddeye dayanılarak munzam zarar istenecek ise, artık o merciin, zararın oranını belirlemek için kullandığı/dikkate aldığı/değerlendirdiği ölçülere ve bunların “maruf ve meşhur” oldukları olgusuna değil, davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir.
Bunlar da, elverişli ve geçerli delillerle kanıtlanmalıdır.---------sayılı kararında. "Davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez.
Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir.
Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir."
Dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacının salt olumsuz ekonomik verilere dayanarak munzam zarar talebinde bulunduğu, somut olarak zarara uğradığına dair vakıa ve delil ibraz etmediği, Yargıtay'ın son dönemdeki kararlarına göre, munzam zararın somut olarak ispatının gerektiği, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı anlaşılmakla, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜ M
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 187,80-TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Kullanılmayan gider avansının bulunması halinde kararın kesinleşmesinden sonra HMK’nun 333. maddesi uyarınca resen yatırana İADESİNE,
6-Dava şartı olan arabuluculuk görüşmeleri neticesinde ------------- Arabulucuk Başvuru Nolu dosyada taktir olunan 3.120,00-TL ücretin davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta içinde ----------- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 27/02/2025
İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/716, K. 2025/206, 27 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama