KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/483
- Karar No
- 2025/835
- Karar tarihi
- 6 Kasım 2025
Karar Metni
2.663 kelime·13 dk okuma·9 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/483
KARAR NO : 2025/835
DAVA
Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 06/07/2022
KARAR TARİHİ : 06/11/2025
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız -----Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasında yapılan yargılama sonucunda dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
Davacı-----tarafından -------Şirketinden bant ve bant imalatına esas ürünler satın alındığını, müvekkili tarafından 09/02/2022 ve 15/02/2022 tarihlerinde satın alınan "çift taraflı köpüklü akrilik yapışkanlı bant" ile yeşil linerli ürün üretimi yapıldığını, üretilen ürünlerin piyasaya sürüldüğünü, bu ürünlerden çok sayıda şikayet geldiğini, şikayet eden firmalar, ürünlerin yapışkan özelliğini havanın ısınmasıyla birlikte kaybettiğini, bu durumun her geçen gün artarak devam etiğini, bu sebeple bantların özelliğini yitirdiğini, söz konusu ürünlerin, gizli ayıplı olduğunu, ürünler üzerinde,----.
Asliye Ticaret Mahkemesinin ---- Değişik İş sayılı dosyası üzerinden delil tespiti isteminde bulunulduğunu, tespit süreci devam ettiğini, müvekkilin, söz konusu bantlar üzerinde yaptığı herhangi bir ek işlem olmadığından, ürünlerin hatalı/ayıplı olarak üretildiği ortada olduğunu, ürünlerin ayıplı olduğunun ise satın alma anında tespiti mümkün olmayıp, ancak müşteriler tarafından kullanılmaya başladıktan sonra ortaya çıktığını, bu husus, davalı şirkete ----Noterliğinin 20/06/2022 tarih, ----- yevmiye nolu ihtarnamesi ile bildirildiğini, ancak davalı tarafından ayıplı üretim yapıldığı kabul edilmediğini,
söz konusu ürünlerin toplam bedeli 52.250,15 TL olduğunu, bunlar karşılığında ---- Bankasının ----- Seri numaralı 16/07/2022 tarihli 27.000 TL bedelli ve ------ Seri numaralı 20/08/2022 tarihli 25.250,15 TL bedelli çekleri davalıya verildiğini, müvekkili şirket, söz konusu ürünlere dayanarak yaptığı üretim sonucu gerçekleştirdiği satışların iade edilmesi nedeniyle büyük zarar içinde olduğunu, üretim ve satış maliyetleri, personel maliyetleri, iş gücü kaybı, kâr mahrumiyeti yanı sıra güven ve prestij kaybına da uğradığını, tüm bunların üzerine,
davalı taraf, söz konusu gizli ayıplı ürünleri teslim almadığı gibi ürün bedeli olarak gönderilen çekleri de iade etmediğini, bu nedenle, --- Bankasının ----- Seri numaralı 16 /07/2022 tarihli 27.000 TL bedelli çek ve ---- Bankasının ------ Seri numaralı 20/08/2022 tarihli 25.250,15 TL bedelli çekleri yönünden menfi tespit davası açma zorunluluğu doğduğunu, davaya konu çeklerin vadesi gelmediği için henüz icra takibine konu edilmemiş ve karşılıksızdır işlemi yapılmadığını,
müvekkilinin ayıplı olarak kendisine verilen mallar nedeniyle mağdur edilmesine rağmen mahkemece ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde çek bedelini ödemek zorunda kalacağını, bu nedenle, söz konusu çeklerin bedellerinin dava sonuna kadar dava konusu çeklerin bedellerinin ödenmemesi, ciro edilmemesi ve icra takip işlemlerinin durdurulması için %15 teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP
Davalı vekili süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde özetle.
Davacı tarafından 20 Haziran 2022 tarihinde ihtarname ile 09.02.2022 ve 15.02.2022 tarihli ürünlere ilişkin yaklaşık 4 - 4.5 ay sonra bildirim yapıldığını, her ne kadar bu sebebi kendisinin satıcı olduğunu ve ihraç edilen müşterinin kendisine ödeme yapmayacağını bildirdikten sonra ortaya çıktığını iddia etmiş olsa da gizli ayıp ihbarı kişiye sonsuz bir bildirim hakkı vermeyeceği aşikar olduğunu, bu bildirimi süresinde yapıp yapmadığı sayın mahkemece irdelenmeli ona göre karar verilmesi gerekmekte iken işin esasına girilmesi son derece hukuka aykırı olacağını,
ayıp bildiriminin süresinde yapılması sayın mahkemenin re'sen dikkate alması gereken unsurlardan olması sebebiyle öncelikle davanın usulden reddi gerektiğini, davacı tarafından her ne kadar süresinde ayıp bildirimi yapılmamış ise de, davalı devam eden ticari ilişkileri sebebiyle davacının 22.06.2022 tarihli ----- 23.251,00 TL bedelli iade faturası, 21.07.2022 tarihli ----- tarihli 15.600,65 TL iade faturası, 29.07.2022 tarihli ----- 6.368,08 TL, 01.07.2022 tarihli 2910,23 TL bedelli ----- seri numaralı ekte sunulu faturaları keşide ettiğini ve davalı bu faturaları kabul ettiğini,
her ne kadar davacı firma ile arasındaki ticari ilişki sadece bir defaya mahsusmuş gibi, iddia etmiş olsa da ekte eklediğimiz cari hesap ekstresinden de anlaşılacağı üzere davalı ile davacı arasındaki ticari ilişki devamlılık arz ettiğini, ayıplı olduğunu iddia ettiği mallardan sonra da davalı firmadan mal aldığını, ticari defterler incelendiğinde bu husus açıkça ortaya çıkacağını, arz ve izah edilen nedenlerle haksız davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, ---- ve ----- Ticaret Sicil Müdürlüğü Kayıtları, ----Asliye Ticaret Mahkemesinin ---- Değişik İş sayılı dosyası, ---- Noterliğinin 20/06/2022 tarih, ---- yevmiye nolu ihtarnamesi, Faturalar, -----kayıtları, Çek fotokopileri, ----- SGK Kayıtları, ------ Konuşmaları, Bant Fotoğrafları, Davalının Ticari Defter ve Belgeleri, Bilirkişi Raporları, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİNE GÖRE VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI :
Dava, 6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72.maddesinin 1,3,5,6 fıkraları gereğince Menfi Tespit, Tazminat ve/veya İstirdat ( Kambiyo Senetlerinden ve Ayıplı Maldan Kaynaklanan) istemlerine ilişkindir.
6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada; mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda taraf teşkili sağlanarak duruşma açılmış, ön inceleme duruşması icra edilmiş ve uyuşmazlık belirlenmiştir. Akabinde taraflar sulh olmaya davet ve teşvik edilmelerine karşın, duruşmaya katılan davacı vekilinin sulh olmak istemediklerini beyan etmeleri üzerine tahkikata geçilerek deliller toplanıp incelenmiş, tahkikat işlemleri ve incelemeleri yerine getirilip bitirilmiş ve son duruşmaya katılan taraf vekillerinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.
Somut olaya geçmeden önce dava konusu olayın hukuki temeli ve uyuşmazlığın çözümüne etki edecek yasal düzenlemelere ve yargısal uygulamaya kısaca değinmekte yarar vardır.Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir. (----- Menfi tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir.
Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez.
Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir.
Menfi tespit davası, maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir.
Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir ----- Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce;
süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır ------Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer.
Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190. 4721 sayılı TMK m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer.
Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer ------ 6100 sayılı HMK'nın 209. maddesi uyarınca; adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
Öte yandan, sözleşmedeki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti bunu iddia eden alacaklıya aittir (Yargıtay HGK'nın 26/04/2006 tarih ve ------sayılı ilamı). Senede karşı mutlak defiler senede hamil olan herkese karşı ileri sürülebilir. Senedin hükümsüzlüğünü gerektiren defiler, senet ve eklentilerinden anlaşılsın anlaşılmasın bütün ya da bir kısım sorunları bakımından hükümsüz sayılmasını gerektiren defilerdir.
Bu defilerin bir kısmı mutlak, bir kısmı nispi (kişisel) defi niteliğindedir. Hangisinin mutlak, hangisinin nisbi defi sayılacağı, ‘görünüşe itimat (güven)’, ‘iyiniyet’ ilkesiyle, ‘kambiyo senetlerine ilişkin işlemlerdeki emniyetin korunması’ ilkelerinden hangisine öncelik tanınacağı sorunuyla ilgilidir. Bu iki çıkarın karşılıklı olarak çatıştığı bazı durumları yasa yapıcı özel olarak ele alıp hangi çıkarın korunacağını kendisi (örneğin.
TTK m. 659/II, 592, TBK m. 19/II, 605/II olduğu gibi) düzenlemiştir.
Kanunda öngörülüp açık bir hükümle düzenlenen bu durumların dışında gerek doktrinde ve gerekse de uygulamada “imzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekarlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “senedin zamanaşımına uğramış bulunması” vb. defiler senedin hükümsüzlüğüne yönelik olup her hamile (iyiniyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir.
(Yargıtay HGK, ----- Karar sayılı ilamı). 6098 sayılı TBK’nin 207. maddesinde de; satıcının, satılan malı alıcının ödemek zorunda olduğu bedel karşılığında alıcıya zilyetlik ve mülkiyetini devretme borcunun bulunduğu belirtilmiş, bu asıl borç yanında satıcının satılan mal nedeniyle zapt ve ayıp nedeniyle de sorumlu olduğu devam eden maddelerde düzenlenmiştir.
Ayıba karşı satıcı sorumluluğunu düzenleyen TBK’nin 219-223 maddelerinde ise, satıcının alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması nedeniyle sorumlu olacağı gibi nitelik ve niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olduğu, satıcının bu ayıplardan sorumlu tutulması için onları bilmesi gerekmediği,
alıcının ayıbı öğrendiğinde satıcıya uygun bir süre içinde bildirimde bulunması gerektiği, uygun süre içinde bildirimde bulunmadığı takdirde satılanı ayıplı hali ile kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Satıcı, satış sözleşmesine konu taşınır malın niteliği ve kullanım amacı bakımından malın değerini ve kullanım amacını azaltan veya ortadan kaldıran mülkiyet hakkının sonucu olan tasarrufi işlemler yapmasını engelleyen bir eksikliğin bulunmamasını sağlama borcu altında olup ayıba karşı sorumluluğu ise satıcının mülkiyeti geçirme borcunun tamamlayıcısıdır.
Alıcının bildiği ayıplar başlıklı 222.maddesinde ise Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur, düzenlemesi bulunmaktadır.6102 sayılı TTK'nin 23/c maddesinde "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir.
Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür.
Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. " hükmü ve bu madde yollaması ile Türk Borçlar Kanunu 223/2 maddesinin "Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz.
Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır."6098 sayılı TBK’nin 223. maddesinde ayıp ihbarı için herhangi bir şekil şartı ise getirilmemiştir. Ancak 6102 sayılı TTK'nın 18-(3) maddesi uyarınca, taraflar tacir ise ihbarın noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemiyle yapılması gerekmektedir.
6098 Sayılı TBK' nin 227.maddesinde ise "Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme. 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme,- 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, -4.
İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme. Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.
Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir." hükmü düzenlenmiştir.
Yukarıdan beri açıklanan hususlar ve yapılan yargılamaya göre somut olaya baktığımızda; öncelikle davacı şirket tarafından davalı şirketten 09/02/2022 ve 15/02/2022 tarihlerinde çift taraflı köpüklü akrilik yapışkanlı bant satın alındığı ve karşılığının toplam 52.250,15 bedelli iki adet çekle ödendiği davalının ticari defterlerinden neşet eden bilirkişi raporu, banka kayıtları ve tüm dosya kapsamı ile sabittir.
Ayrıca davalı şirket tarafından aşmalarda çekler bankaya ibraz edilerek bedelleri tahsil edilmiş olduğu ve davanın aynı zamanda çek bedellerinin istirdadı davasına da dönüştüğü de bedihidir. Buna göre davada temel ve asıl uyuşmazlık konusu satış sözleşmesine konu çift taraflı köpüklü akrilik yapışkanlı bantların ayıplı olup olmadığı ve ayıbın niteliği noktasındadır.
Mahkememizce bu kapsamda HMK'nin 266 vd maddeleri gereğince ----- Bilirkişilik Bölge Kurulu Listesinden resen seçilen Kimya Mühendisi ------ tarafından düzenlenen 17/06/2025 tarihli raporda açıkça ürünlerin gizli ayıplı olduğu yönünde tespit ve görüş bildirilmiştir. Bilirkişi raporu taraf vekillerine tebliğ edilerek vaki beyan ve itirazlar değerlendirilmiştir.
Mahkememizce raporun oldukça ayrıntılı, gerekçeli, doyurucu olduğu görülmüş ve hükme esas alınabileceği kabul ve takdir edilmiştir. (HMK,281,282,198) Zira satış akdine konu ürünlerin gizli ayıplı olduğu, ürünlerin niteliği gereği ayıbın her halde kullanıma bağlı olarak ortaya çıkacağından gizli ayıplı olarak kabul edilmesinin gerektiği, bu durumun ----.
Noterliğinin 20/06/2022 tarih, ------ yevmiye nolu ihtarnamesi ile bildirildiği, hatta davacının iade faturaları düzenlendiği ve davalının bunları kabul ettiği anlaşılmıştır.
Hal böyleyken uyuşmazlığın, satış sözleşmesi, çeklerle ödeme, ayıplı mal, ihbar ve bedelin iadesi koşulları yönünden tam ve kesin olarak aydınlandığı ve sonuçta yukarıda açıklanan yasal sebeplere göre davacının sözleşmeden dönme koşularının oluştuğu, davalının da ayıba karşı sorumluğunun doğduğu sonuç ve kanaati hasıl olmuştur.
Binaenaleyh, davacı şirketin davasını yargılamaya hakim olan ilkeler nezdinde TMK'nin 6 ile HMK'nin 190. maddeleri gereğince ispatladığı anlaşılmakla birlikte çek bedelleri yargılama sırasında ödendiğinden öncelikle menfi tespit hükmü kurulmasının ve akabinde çeklerin tahsil tarihleri de gözetilerek taraflanın tüzel kişi tacir olmaları nedeniyle avans faizi uygulanmasının gerekmesi de gözetilerek davanın kabulü ile 6100 Sayılı HMK'nin 106. maddesi gereğince;
----- Şubesine ait, keşidecisi ----- Şirketi, lehtarı -----.olan, ------16/07/2022 keşide yer ve tarihli,27.000,00 TL bedelli, ----- seri numaralı çek ve ----- Şubesine ait, keşidecisi ----- Şirketi, lehtarı -----olan, ------20/08/2022 keşide yer ve tarihli, 25.250,15 TL bedelli, ------ seri numaralı çekler nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile 27.000,00 TL kısmına 18/07/2022 tarihinden 25.250,15 TL kısmına 22/08/2022 tarihinden itibaren işletilecek avans faiziyle birlikte çeklerin toplam bedeli olan 52.250,15 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
(AY.138/1,TBK,207,219 vd)
6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderleri aynı yasanın 326/1 maddesi gereğince davalının üzerinde bırakılmıştır. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına da karar verilmesi suretiyle sonuçta 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddesi gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/483, K. 2025/835, 6 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama