KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/755
- Karar No
- 2024/915
- Karar tarihi
- 19 Aralık 2024
Karar Metni
2.711 kelime·14 dk okuma·9 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2022/755
KARAR NO:2024/915
DAVA
Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 10/10/2022
KARAR TARİHİ : 19/12/2024
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız -----. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ /
DAVA/TALEP
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
Davalı şirket tarafından müvekkil aleyhine----- İcra Müdürlüğü' nün -----sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, işbu icra takibine ilişkin tebligatın müvekkili firmaya usulsüz olarak tebliğ edilerek takibin kesinleştirildiğini ve müvekkili hakkında haciz tatbik olunduğunu, bunun üzerine taraflarınca tebligatın usulsüzlüğü gerekçesi ile --- İcra Hukuk Mahkemesinin---- Sayılı dosyası ile dava açıldığını, işbu davanın ilk derece mahkemesince kabul edilerek yapılan tebliğ işleminin usulsüzlüğüne karar verildiğini ancak mezkur karar ---- Bölge Adliye Mahkemesi ---- Sayılı dosyası ile kaldırılarak tebligat usulüne uygun kabul edildiğini,
müvekkilin borçsuzluğunun tespiti amacı ile de işbu huzurdaki davanın açılması zarureti hasıl olduğunu, müvekkilinin, üretimini ve satışını gerçekleştirdiği "----" isimli süt arttırıcı ürününün içeriğinde kullandığı bitki suyunu davalıdan tedarik ettiğini, daha önce de söz konusu ürün davlıdan satın alınmış ve kullanıldığını, ancak son siparişe konu ürün ile üretilen süt arttırıcı ürünleri satıldıktan sonra piyasadan yoğun kullanıcı şikayetleri alınmaya başlandığını, müvekkili şirket yetkilileri ürünü kontrol ettiklerinde çemen kokusunun olmadığını gördüklerini ve davalıdan test yaptırmasını istediklerini,
bu talep üzerine davalı bizzat başvurarak test yaptırdığını, yapılan teste göre üründe çemen suyu bulunmadığı tespit edildiğini, bizzat davalı tarafından yaptırılan teste çemen suyu tespit edilemediğini, bu meyanda ilgili icra takip dosyasına konu alacak ayıplı ürün satışından kaynaklandığını, satılan ürün içerisinde bitki suyu barındırmadığından,
ekonomik değer olarak yok hükmünde olduğunu, dolaysıyla ayıp ürünün bütününü etkilediğinden yapılacak indirim ürün bedelinin %100'nü kapsamak durumunda olduğunu, ---- Noterliğinin 28.10.2017 tarihli ve ----- yevmiye numaralı ihtarnamesi ile satılan ürünlerin ayıplı olduğunun davalıya ihtar edildiğini ve söz konusu ürünlere dair iade faturası düzenlendiğini, müvekkili aleyhine başlatılmış olan icra takibinde birçok bankaya 89/1 gönderilerek müvekkilinin ticari itibarı zedelendiğini, davalı kötüniyetli olarak icra takibi başlatıldığını, takibin devamı halinde müvekkili açısından telafisi imkansız zararlar doğacağını,
bu nedenle öncelikle takibin teminatsız yada teminat karşılığında durdurulmasına, aksi halde dosya borcunun ödenmesi halinde yatırılan miktarın alacaklıya ödenmesinin durdurulmasına, davalı aleyhine açtıkları Menfi Tespit davasının kabulüne; davacı şirketin davalı şirkete herhangi bir borcunun olmadığının tespitine, -----İcra Müdürlüğü' nün ----. sayılı dosyası ile başlatılmış olan haksız ve hukuksuz icra takibinin iptaline, kötü niyetli olan davalı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmolunmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirket üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle.
Davacı taraf davalının bahsini ettiği bitki suyunu satın aldığını ve karşılığı olan bedeli ödemediğini, bu sebeple yine dosyada bahsi geçen icra takibi taraflarınca davacı aleyhine ikame edildiğini ve takibin kesinleşmesi üzerine borçlu olan davacıya hacze gidildiğini ancak buradan da bir sonuç alınamadığını, borçlu olan davacı şirket söz konusu faturaya ilişkin bedeli ödemediği gibi borçtan kurtulmak için haksız bir şekilde huzurdaki davayı açtığını, açılan bu dava haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu,
---- Üniversitesinde yaptırılan analiz raporundan da açıkça görüleceği üzere bahsi geçen bitki suyu içinde gerekli ve yeterli miktarda çemen aromasının bulunduğu açıkça görülmektedir ve şekillerin altında gerekli açıklaması yer aldığını, bu sebeple davacının iddia ettiğinin aksine dava konusu bitki suyunun içinde çemen bulunmadığını, dolayısıyla davacının iddia ettiği üzere davalıdan alınan ürünün ayıplı olmadığını, davacı taraf davalıdan satın aldığı bitki suyunu kullanarak kendi markası olan bir meyve suyu üretmekte ve bunu satışa sunduğunu,
ancak her ne kadar davacıdan alınan bitki suyunun ayıplı olduğu iddia edilse de davacı taraf davalıdan alınan bitki suyunu kullanırken kendi hazırladığı karışımı hatalı yaparak olması gereken oranları yanlış kullandığı için davacı tarafından hazırlanan meyve suyunda çemen oranı düşük çıktığını, bu durumu da dava dilekçesinde yer alan raporlama sonucunda açıkça görmekteyiz ve davacı tarafından da yine açıkça ikrar edildiğini, açıklanan nedenlerle;
aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesini, kötü niyetli olarak dava açan davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER
--- İcra Dairesi'nin --- Esas Sayılı Dosyası, ----İcra Hukuk Mah---- Esas sayılı dosyası, ---- Ticaret Odası Ticaret Sicil Kayıtları, ---- Ticaret Sicil Kayıtları, Taraf Şirketlerin Vergi Dairesi Kayıtları ve 2017 Yılı BA-BS Formları, Faturalar, İhtarnameler, Uzman Raporu, e-mail, Tanık Beyanları, Dosyadaki sair Bilgi ve belgeler.
TANIK (DAVACI TANIĞI) ...; 'ben davacı şirkette satın alma sorumlusu olarak çalışırım, ben yaklaşık 2011 yılından bugüne kadar davacı şirkette çalışıyorum, davacı şirket, davalı şirketten damıtılmış bitki suyu satın alıyordum, biz bu suyu anne sütü artırıcı ürünlerde kullanarak üretim yapıyor ve piyasaya satıyoruz, bizim şirketin davalıdan aldığı bitki suyunun içeriğindeki en önemli ürün çemendir, biz davalı şirketle uzun yıllardır çalışıyoruz, bu yıllar boyunca aldığımız ürünlerde herhangi bir sorun olmamıştı,
ancak dava konusu edilen ürünlerden (bitki suyundan) ürettiğimiz anne sütü artırıcı ürünlerde sorun olduğu bizim sattığımız müşterilerden bize bildirildi ve o dönem için ürün iadeleri ve şikayetler yoğun bir şekilde yapıldı, biz şirket olarak bunu davalı tarafa hemen bildirdik, ürünlerin ayıplı olduğunu kabul etmediler, biz bunun üzerine muadil ürünler üzerinden test yapılmasını istedik, davalı taraf ürünlerde çemen bulunduğu yönünde sanırım ---- üniversitesinden bir hocadan rapor alıp bize gönderdi, ancak bu raporun sonuç bölümünde de ürün içeriğinde çemen olmadığının belirtildiğini hatırlıyorum,
bu nedenle şirket o dönem ciro kaybına ve zarara da uğramıştır, biz bu sorundan sonra davalı şirketten ürün almayı bıraktık, o dönem araya pandemi de girince biz ürünler de ayıplı çıktığından bu bitki suyundan yaptığımız ürünün üretimini de durdurduk, bunun yerine başka alanlarda üretim yapıyoruz, bu satın aldığımız son bitki suları ayıplı çıktığını ve bu durumun davalı şirkete hemen bildirildiğini kesin olarak ifade etmek istiyorum, ben ayıplı çıkan ürünün toptan değerinin ne kadar olduğunu aradan geçen zaman da değerlendirildiğinde bilemiyorum ancak önemli ölçüde zarara uğradığımızı söyleyebilirim,
bizim elimizde bu ürünlere ilişkin herhangi bir örnek de yoktur, zira biz kendi üretimimizde kullanıp piyasaya sürdüğümüz için elimizde bitki suyu kalması mümkün değildir, kaldı ki aradan geçen zamana göre elde tutulması da beklenemez, 'şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK (DAVALI TANIĞI) ---- : Ben davalı ---- firmasında yaklaşık olarak 18 yıl kadar çalıştım. Bundan 4 yıl önce de işten ayrıldım. Davacı firma daha öncede davalı şirketten sipariş veriyordu. Biz de çalıştığım dönemde hazırlayıp istedikleri gibi gönderiyorduk. Davacı şirket bizden benim çalıştığım dönemde 4-5 defa davaya konu ürün gibi bitkisel sular alıyordu ve hiç şikayet olmamıştı. Ben davalı şirkette normal işçi olarak çalışıyordum.
Bitkiler bize toplatılır ve getirilirdi. Bize gelen bitkiler dışarıdan geliyordu. Ben davaya konu firmaya ayıplı mal gönderildiğini bilmiyorum. Davacı şirket daha önce aldığı ürünleri alıp kendi etiketlerini basıp dağıtımı yapıyordu. Bu bitki sularının ayıplı olduğuna ilişkin davacı firma bize hemen hemen dönüş yapmadı. Aylar sonra bunu bildirdi diye hatırlıyorum. Benim bildiklerim bundan ibarettir, şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK (DAVALI TANIĞI) ...: Ben davalı firmada yaklaşık olarak 10 yıl kadar çalıştım. En son 2019 yılında işten çıktım. Biz davalı firmada çalışırken davacı firmanın ürünü olan bitki sularının bize nasıl tarif ederlerse ona göre hazırlardık. Davacı firma ile davalı firmanın sürekli alışverişi vardı. 6 ayda bir yılda bir davacı firmaya bitki suyu gönderilirdi. Bunlarda herhangi bir ayıp söz konusu olmamıştı.
Davalı firmanın neden son gönderilen bitki suları ile ilgili ayıp iddiasında bulunduğunu bilmiyorum. Bu bitki sularının farklı bitki sularında farklı firmalara veriyorduk. Onlardan bir ayıp ihbarı dönüşü olmamıştı. Davacı firmanın ne kadar süre sonra ayıp ihbarında bulunduğunu hatırlamıyorum. Ben davalı işyerinde işçi olarak çalışıyordum. Tanıklık ücreti talebim yoktur. Bilgim bundan ibarettir, demiştir.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ, VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI:
Dava, tacirler arası satış sözleşmesine bağlı olarak 6098 sayılı TBK'nin 217-231 maddelerinde düzenlenen ayıplı mal iddiasıyla 6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72/1-3 maddeleri gereğince açılmış menfi tespit istemine İlişkindir.
6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada; mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak ön inceleme duruşması icra edilmiş ve uyuşmazlık belirlenmiştir.
Akabinde duruşmaya katılan taraf vekilleri sulh olmaya davet ve teşvik edilmelerine karşın sulh olmak istemediklerini beyan etmeleri üzerine üzerine tahkikata geçilerek deliller toplanıp incelenmiş, tahkikat işlemleri ve incelemeleri yerine getirilmiş ve araştırılacak bir husus bulunmadığı tespit edilerek son duruşmada taraf vekillerinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.
Davanın dayanağı ---- İcra Dairesi'ne Ait ---- Esas sayılı dosyası fiziki olarak getirtilerek incelenmiştir.
Dosya kapsamı ve icra dosyası üzerinde yapılan incelemede; davalı şirket tarafından davacı şirket aleyhinde 28/06/2017 tarih ----- sıra numaralı 18.900,00 TL bedelli faturaya dayalı olarak takip yapıldığı ve takibe itiraz edildiği ancak itirazın süresinde olmadığı ve buna ilişkin icra hukuk mahkemesinde açılan dava üzerinde yasal sürecin tamamlandığı ve tebligatın usulüne uygun bulunduğu ve borca itirazın kabul görmediği anlaşılmıştır.
Buna göre takip kesinleştiğinden davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararının varlığı tespit edilmiştir. Davacı/ borçlu tarafından faturaya konu malların ayıplı olduğu ve faturanın iade edildiği gerekçesiyle eldeki menfi tespit davasını açtığı anlaşılmaktadır.Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir. ----
Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir (----).İspat hakkı ise, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının bir gereği olup, yasalarımızda düzenlenmiştir. İspatın konusu, uyuşmazlığın çözümünde etkili olan, tarafların anlaşamadığı ve çekişmeli olan vakıalardır.
Herkesçe bilinen vakıalar ile ikrar edilmiş olan vakıalar ise, çekişmeli olmadığından ispat konusu değildir.
Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190.maddesi gereğince de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." Menfi tespit davalarında da, HMK'nin ispata ilişkin genel kuralları geçerlidir. Bu davalarda davacı taraf, borçlu olmadığını iddia ettiğine göre, olumsuz bir durumun ispatı mümkün olmadığından, kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir.
Başka bir ifade ile, menfi tespit davasında hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıdadır.Yukarıda yapılan açıklamalar ve yapılan yargılamaya göre somut olaya gelince; ----. İcra Dairesi'nin ---- Esas sayılı dosyası üzerinden davalı tarafından davalı şirket tarafından davacı şirket aleyhinde 28/06/2017 tarih ---- sıra numaralı 18.900,00 TL bedelli faturaya dayalı olarak takip yapıldığı tartışmasızdır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlıkta hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı alacaklı da faturaya konu malların ayıplı olduğun ispat yükü ise davacı borçludadır. Bu duruma göre taraflar arasındaki satış sözleşmesi ve faturaya konu bitki suyu niteliğindeki ürünlerin davalıya teslim edildiği ve dolayısıyla taraflar arasında satış sözleşmesinden doğan hukuki ilişkinin varlığı tarafların ve dosyanın kabulündedir.
Öyleyse doğrudan doğruya davacının iddiaları üzerinde durulması uygun olacaktır. Bilindiği üzere ayıp, aynı nitelikte, cinste normal bir eşyada bulunması gerekli olan iyi niteliklerin satılan malda bulunmaması ya da bulunmaması gereken kötü niteliklerin ise satılan malda bulunması olarak tanımlanabilir.
Satıcının satılan mallardaki ayıplardan sorumlu olabilmesi için kanunun alıcıya yüklemiş olduğu yükümlülükler satılanı gözden geçirme, muayene etme ve var olan ayıpları satıcıya bildirme (ayıp ihbarında bulunma) yükümlülüğüdür. Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada, alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan sorumlu olmayacaktır.
Tacirler arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı TTK'nin 23/1-c maddesindeki süreler içerisinde ayıp ihbarında bulunması zorunludur. TTK'nin 23. maddesi uyarınca, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı 2 gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir.
Ayıp açıkça belli değil ise, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğunun ortaya çıkması halinde hakkını korumak için durumu aynı süre içinde satıcıya ihbar ile yükümlüdür. Ayıbın, kullanma sonucu ortaya çıkan gizli bir ayıp olması halinde ise TBK'nin 223. maddesi uyarınca alıcı ayıbı öğrendiği tarih itibariyle hemen satıcıya bildirmelidir.
Satım konusu malların ayıplı olduğu ve ayıp ihbarının süresinde yapıldığını ispat yükü HMK'nin 190 ve TMK'nin 6. maddelerine göre alıcıya ait olup, somut olayda bu hususların alıcı olan davacı tarafından ispatlanması gerekir. HMK'nin İspatın konusu başlıklı 187. maddesinde, İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.
Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz düzenlemesi bulunmaktadır. TBK'nin 107. maddesi uyarınca da alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir.
Bu açıklamalar ışığında somut olayda davacının takibin dayanağı 28/06/2017 tarihli faturadan kaynaklı olarak davalı şirket tarafından gönderilen 13/10/2017 tarihli ihtarname 28/10/2017 tarihli ihtarname ile cevap verildiği ve bu cevapta ayıp iddiasının ileri sürüldüğü, davalının karşılıklı ihtarnamelerden sonra 18/02/2018 tarihinde takibe geçtiği, görüldüğü üzere davacının, davalı tarafından takibe konu fatura bedelinin ödenmesinin istenmesine kadar ayıp iddiasına ilişkin bir ihbarda bulunmadığı,
ayıbın gizli ayıp olmasının kabulü halinde de sürece göre yukarıda gösterilen usule ve süreye riayet edilmediği gibi 41.300 TL iade faturasına konu bitki suyundan oluşan satış konusu malların TBK'nin 107.maddesi gereğince davalı tarafa teslim etmesi ya da tevdi mahalli ile iadeyi sağlaması gerekirken bunun da yapılmadığı,
işbu iade faturasının ayıplı ürünler dolayısıyla zarar olduğunun kabulü halinde de, davacının elinde muadil ürün bulunmadığı ve işin niteliği gereği ayıplı olduğu ileri sürülen bitki suları üzerinde her hangi bir inceleme de yapılamadığından işbu zararın ürünlerin ayıplı olmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve zarar miktarı konusunda açık ve kesin bir delil bulunmadığından davacının bu tür işlemlerinin ve iddialarının tek taraflı ve soyut nitelikte kaldığı anlaşılmıştır.
Filhakika, davacı tarafından, taraflarca içeriği ve sonucu farklı yorumlanan uzman raporu dahil, iki tarafın da tanık beyanları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde satış akdine ve takibe konu bitki sularının ayıplı olduğu, ayıp ihbarının süresinde ve usulüne uygun olarak yapıldığı ,zararın varlığı ve miktarı hususlarının ispat edilemediği sonuç ve kanaati hasıl olmuştur.
Bunun üzerine davacı taraf dava dilekçesinde yemin deliline dayandığından davacı vekiline iddialarının yemin kesin delili ile de ispat hakkı bulunduğu hatırlatılmıştır. Davacı vekili tarafından ise yemin deliline dayanmadıkları, davalı şirket temsilcisine yemin teklif etmedikleri açıkça beyan edilmiştir.
Binaenaleyh, 4721 Sayılı TMK'nin 6 ve 6100 Sayılı HMK'nin 190 ve 225 vd. maddeleri gereğince ispatlanamayan davanın esastan reddine karar verilmiştir.2004 sayılı İİK'nin 72/IV maddesinde ise. "Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır.
Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde "yüzde yirmiden" aşağı tayin edilemez." düzenlemesi bulunmaktadır. Bu düzenleme gereğince talep aranmamakta olup tedbir kararı verilip uygulanması suretiyle alacağın tahsilinin geciktirilmesi yeterlidir. Buna göre somut olaya bakıldığında talep üzerine mahkememizce 17/10/2022 tarihli arar karar ile İİK'nin 72/3 maddesi gereğince ----.
İcra dairesinin ---- esas sayılı dosyasına rızaen veya cebri icra yoluyla davacı borçlu yönünden girecek/yatacak paranın tedbiren alacaklıya verilmemesine karar verildiği ve ara kararın teminat yatırılarak uygulanmasının sağlandığı tespit edildiğinden takdiren takibe/davaya konu alacağın ( toplam 20.076,33 TL ) %20'si olan 4.015,26 TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine de karar verilmesi gerekmiştir.
6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince tamamen aleyhine hüküm verilen davacı taraf sorumlu tutulmak suretiyle. 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddesi gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/755, K. 2024/915, 19 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama