KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/371
- Karar No
- 2024/912
- Karar tarihi
- 19 Aralık 2024
Karar Metni
2.588 kelime·13 dk okuma·8 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/371
KARAR NO : 2024/912
DAVA
Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 30/05/2023
KARAR TARİHİ : 19/12/2024
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız ------ Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle. Davacı aleyhine-----.
İcra Müdürlüğü'nün ----- Esas sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, takibe dayanak yapılan senet incelendiğinde müvekkillerinden ... isminin dahi bulunmadığı, diğer müvekkili ...'ın ise sadece senedin ön yüzüne isminin yazıldığını fakat imzasının bulunmadığının çıplak gözle dahi anlaşıldığını, müvekkillerinden ...'ın takibe konu olan senette ismi dahi bulunmadığını ve senedin ön ve arka yüzündeki imzaların da müvekkiline ait olmadığını, senedin ön yüzünde iki adet imza bulunduğunu ve işbu iki adet imzanın da kaşe üzerinde olduğunu, senedin ön yüzünde----- Kaşesi üzerine atılan iki adet imza bulunması sebebi ile,
müvekkillerinden ...'ın borçlu olduğunu gösteren herhangi bir delil bulunmadığını, senedin ön tarafında çift imzanın bulunması durumunda, bir imzanın kaşe üzerine diğer imzanın boşa atılması durumunda, boşa atılan imza "aval" niteliğinde olmakla, somut olayda takibe konu olan senedin ön yüzüne müvekkilinin Ad-Soyadını birileri yazmış olmasına rağmen kaşenin dışında boşa atılan bir imza bulunmadığını,-----.
İcra Müdürlüğü'nün -----Esas sayılı dosyasından başlatılan icra takibinde, müvekkilleri adının ve imzalarının bulunmaması sebebi ile müvekkillerinin takibe konu olan senetten dolayı borçlu olmadıkları aşikar olmasına rağmen, davalının kötü niyetli olarak senet üzerinde yazılı olan kişi ve şirketler aleyhine icra takibi başlatmak yerine müvekkilleri aleyhine icra takibi başlatmasının davalının kötü niyetli olduğunun kanıtı olduğunu, arz ve izah edilen sebeplerden dolayı; davacının ---- İcra Müdürlüğü'nün-----Esas sayılı dosyasından borçlu olmadıklarının tespitine, kötü niyetli davalı aleyhine %20 tazminata hükmedilmesine,
icra dosyasının müvekkilleri açısından yargılama sonuna kadar teminatsız olarak durdurulmasına, konulan tüm hacizlerin kaldırılmasına yargılama gideri ve ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP:Davalı vekili tarafından 6100 Sayılı HMK'nin 322/1 maddesi atfıyla aynı yasanın 126-131 maddeleri kapsamında cevap dilekçesi verilmemiştir. Vekil duruşmalarda davanın reddine karar verilemesini talep etmiştir.6100 Sayılı HMK'nın 173/2 maddesi gereğince isticvap olunan. ...'na gerçeği söylemesi gerektiği hususu hatırlatıldı. Davalı ...
6100 Sayılı HMK'nın 173/2 maddesi gereğince isticvap beyanında; ben avukat yanında katip olarak çalışırım, davaya konu senedi ..., 2011 ya da 2012 yılında yanında baklavacı olarak çalışan babama maaşını ödeyemediği için vermişti, babam resmi işleri ve adliyeyi bilmediği için ciro yolu ile bize geçen senedi ben de icraya koymuştum, hatta icraya koyduktan sonra ----- bey benim yanıma gelerek 6.000 TL ödeyeyim bu işi kapatalım demişti, ancak ben gidip icra dosyasına ödemesini söylemiştim, daha sonra bu dava açıldı ve ayrıca beni savcılığı da şikayet ettiler bu nedenle bir sürü sıkıntı yaşadım,
ancak savcılık tarafından hakkımda takipsizlik kararı verilmiştir, davaya konu senetteki alacak gerçek bir alacaktır, bu olayda babamı kandırdıklarını düşünüyorum, zira senet incelendiğinde senedin üzerinde ve arkasında başka kişilerin de bulunduğu doğrudur, senet bana gösterdiğiniz senettir, senet bize verildiğinde bu şekilde arkasında da ciroların bulunur şekilde verilmişti, ancak ben senedi son ciranta gözüken ---- almadım, bu senedi doğrudan bu şekilde babama ---- bey vermiştir, ben de son ciranta olarak imza atıp icra işlemi yapmıştım, olay bundan ibarettir,
takibe açtığımız tarihte de ---- bey kaç defa ödeyeceğini taahhüt etmesine rağmen ödeme yapmadığı gibi adliyeye başvurmak suretiyle kötüniyetli davranmıştır. Başkaca bir diyeceğim yoktur, şeklinde beyanda bulunmuştur.
DELİLLER
---- İcra Dairesi'nin----- Esas sayılı Dosyası, Nüfus Kayıtları, Ticaret Sicil Kaydı, Senet asılı ve fotokopisi, ---- CBS, ---- Soruşturma Sayılı Dosyası, Mirasçılık Belgesi, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİNE GÖRE VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI:
Dava, 6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72/1-3 maddeleri gereğince açılmış Menfi Tespit ( Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) istemine ilişkindir.
6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada; mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda taraf teşkili sağlanarak duruşma açılmış, öncelikle dava şartları değerlendirilerek ön inceleme duruşması icra edilmiş ve uyuşmazlık belirlenmiştir.
Akabinde taraflar sulh olmaya davet ve teşvik edilmelerine karşın, ön inceleme duruşmasıra katılan davacılar vekilinin sulh olmak istemediklerini beyan etmesi üzerine tahkikata geçilerek deliller toplanıp incelenmiş, tahkikat işlemleri ve incelemeleri yerine getirilip bitirilmiş ve karar duruşmasına katılan taraf vekillerinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.Dava.
2004 Sayılı İİK'nin 72/3 maddesi hükmüne dayalı olarak icra takibinden sonra açılmış olup; davacı- borçluların----- İcra Dairesi'nin ----Esas ( Takibin dayanağı 30.11.2011 düzenleme tarihli , borçlu/düzenleyeni -----, son ciranta ve hamili ... olan, 29.02.2012 vade/ödeme tarihli 2.767,83 TL bedelli bono/senet nedeniyle) sayılı dosyasından dolayı davacılar/borçlular ... (mirasçı sıfatıyla ... ve ... ) borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Somut olaya geçmeden önce dava konusu olayın hukuki temeli ve uyuşmazlığın çözümüne etki edecek yasal düzenlemelere ve yargısal uygulamaya kısaca değinmekte yarar vardır.Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir(----. Menfi tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir.
Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez.
Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir.Menfi tespit davası, maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir.
Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir ---- Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce;
süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır -----Öte yandan, kambiyo senedindeki imzanın davacı borçluya ait olduğu yönündeki ispat yükü, senedi elinde bulundurup icra takibine girişen ve senette yer alan imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden davalı alacaklıya düşmektedir. (----- sayılı kararı).
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer.
Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190. 4721 sayılı TMK m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer.
Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (---- sayılı HMK'nın 209. maddesi uyarınca; adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
Öte yandan, sözleşmedeki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti bunu iddia eden alacaklıya aittir ----sayılı ilamı). Senede karşı mutlak defiler senede hamil olan herkese karşı ileri sürülebilir. Senedin hükümsüzlüğünü gerektiren defiler, senet ve eklentilerinden anlaşılsın anlaşılmasın bütün ya da bir kısım sorunları bakımından hükümsüz sayılmasını gerektiren defilerdir. Bu defilerin bir kısmı mutlak, bir kısmı nispi (kişisel) defi niteliğindedir.
Hangisinin mutlak, hangisinin nisbi defi sayılacağı, ‘görünüşe itimat (güven)’, ‘iyiniyet’ ilkesiyle, ‘kambiyo senetlerine ilişkin işlemlerdeki emniyetin korunması’ ilkelerinden hangisine öncelik tanınacağı sorunuyla ilgilidir. Bu iki çıkarın karşılıklı olarak çatıştığı bazı durumları yasa yapıcı özel olarak ele alıp hangi çıkarın korunacağını kendisi (örneğin. TTK m. 659/II, 592, TBK m. 19/II, 605/II olduğu gibi) düzenlemiştir.
Kanunda öngörülüp açık bir hükümle düzenlenen bu durumların dışında gerek doktrinde ve gerekse de uygulamada “imzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekarlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “senedin zamanaşımına uğramış bulunması” vb. defiler senedin hükümsüzlüğüne yönelik olup her hamile (iyiniyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir. (---- Karar sayılı ilamı).
----- sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfeti alacaklıya aittir. (Yargıtay HGK'nın 06/02/2008 tarihli ve -----sayılı kararı). Zira, takip konusu sözleşmedeki imzanın davacı borçluya ait olduğu yönündeki ispat yükü, sözleşmeyi elinde bulundurup icra takibine girişen ve sözleşmede yer alan imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden davalı alacaklıya düşmektedir (Yargıtay HGK, 24/06/2020 tarihli ve-----. sayılı kararı).
Yukarıda açıklanan hususlar ve yapılan yargılamaya göre somut olaya geldiğimizde; ----- İcra Dairesi'nin ---- Esas sayılı dosyasından. 30.11.2011 düzenleme tarihli , borçlu/düzenleyeni ----Şirketi, lehtarı ,----, son ciranta ve hamili ... olan, 29.02.2012 vade/ödeme tarihli 2.767,83 TL bedelli bono/senede dayalı olarak;----Şirketi, ... ve ... aleyhlerinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılmıştır.
Dava sadece gerçek kişiler ... ve ... adlarına açılmış olup borçlu görünen şirket adına açılmış bir dava yoktur. Yargılama sırasında davacılardan ... ölmüştür. Bunun üzerine mahkememizce HMK,55 ve TMK,605 maddeleri gereği usulü işlemler yapılmış ve sonuçta ölen davacı yerine mirasçı sıfatıyla yine davacı eşi ... ve oğlu----- davaya devam etmişlerdir. Mahkememizce taraflarca gösterilen tüm deliller toplanmış ve değerlendirilmiştir.
Buna göre taraflar arasındaki uyuşmazlığın temeli takibe dayanak bono üzerindeki imzalar ve işbu imzaların aidiyetine ilişkin olduğu ortadadır. -----. sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçlulara ait olduğunu" kanıtlama külfeti alacaklıya aittir. ------. sayılı kararı) Zira, takip konusu sözleşmedeki imzanın davacı borçlulara ait olduğu yönündeki ispat yükü,
sözleşmeyi elinde bulundurup icra takibine girişen ve sözleşmede yer alan imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden davalı alacaklıya düşmektedir -----. sayılı kararı) Öte yandan mutlak defi niteliğindeki imzaya itirazın iyi niyetli olsa dahi bonoyu ciro yoluyla temlik alan kişilere karşı da ileri sürülebilir.
Bu açıklamalar ışığında takibe dayanak bono incelendiğinde bono öncelikle bono üzerinde davacı ... ---- isim ve imzası bulunmadığı çıplak gözle anlaşıldığından bu kişiye takip yapılması mümkün değildir. Söz konusu bono üzerinde ----- Şirketi unvanlı şirketin iki adet kaşesinin basıldığı ve kaşelerin üzerinde aynı nitelikte imzalar bulunduğu görülmüştür. Şu halde bu imzaların sadece şirketi bağlayacağı aşikardır.
Kefil yerinde ---- ismi yazılı olsa da bu kişiye atfen atılmış ayrı bir imza yoktur. Bilindiği üzere 6102 sayılı TTK'nin 776/1-g maddesinde bononun "düzenleyenin imzasını" içereceği belirtilmiş olup imzadan sorumluluk için düzenleyenin isminin yazılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Avale ilişkin hükümler TTK'nin 778. maddesinin 3. fıkrası gereğince bonolar hakkında da uygulanır.
TTK'nin 701/2 maddesine göre muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin (bononun) yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. TTK'nin 776. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ile aynı Kanun'un 778. maddesinin atfı ile uygulanması gereken TTK'nin 701. maddesi birlikte değerlendirildiğinde bononun geçerli olması için tek imza yeterlidir ve senet ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır.
Aval için de sadece imza yeterli olup, ayrıca ad ve soyadın yazılması gerekli değildir. Bu açıklamalar ışığında sorumluluk doğması için keşidecinin atacağı tek imza yeterli olup, bononun ön yüzündeki ikinci imzanın atılması zorunluluğu olmadığından şirket kaşesi dışına atılan imza aval olarak değerlendirilir. Ne var ki, bononun ön yüzüne keşideci tarafından iki imza atılmış olsa dahi, bu imzalar aval olarak kabul edilemez.
Ancak, keşideciden başka bir kişi tarafından aval veya benzeri sözler kullanılarak imzalanmışsa aval olarak sayılır. Şu halde somut olayda hukuki olarak---- aval veren olarak ayrı bir imzasının varlığından söz edilemez. Dolayısıyla olayda teknik olarak imza incelemesini gerektirir bir husus bulunmamaktadır.
Senet üzerinde bulunan her iki imzanın şirketin yetkili temsilcisi olarak şirket kaşeleri üzerine atıldığı sabit olduğundan davalı alacaklı tarafından imzaların varlığı ve davacılara aidiyeti ispat edilememiştir. Binaenaleyh; kambiyo niteliğindeki dayanak bonoda davacıları bağlayan imza bulunmadığına göre davacıların maddi hukuk bakımından sorumlu tutulamayacağı yönünde oluşan hukuki sonuç ve kanaate göre davanın kabulü ile.
6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72/1 maddeleri gereğince; ----.İcra Dairesinin-----esas ( Takibin dayanağı 30.11.2011 düzenleme tarihli , borçlu/düzenleyeni----- Şirketi, lehtarı ,------, son ciranta ve hamili ... olan, 29.02.2012 vade/ödeme tarihli 2.767,83 TL bedelli bono/senet nedeniyle) sayılı dosyasından dolayı davacılar/borçlular ... (mirasçı sıfatıyla ... ve ...) ve ...'ın davalı/alacaklı ... borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesi gerekmiştir.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72-(5) maddesi "dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur.
İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz" hükmünü içermektedir.
Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere, menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötüniyetli olmasıdır. Başka bir ifadeyle.
İcra İflas Kanunu'nun 72-(5) maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötüniyetli olması halinde, istem varsa, davacı (borçlu) lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir.
Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötüniyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötüniyetli olduğunu iddia eden davacı (borçlu)’nun üzerindedir. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 17/03/2010 tarihli ve ---- ve----- sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında tazminat talebi yönünden somut olaya bakıldığında ise; somut olayın özelliklerine, takibin ve davanın taraflarına göre talebin hukuki dayanağının ve makul bir sebebinin olmadığı açıktır.
Zira davacı eşlerin esasen bonoda ve takipte yer alan dava dışı diğer borçlu şirketin gerçekte sahipleri / ortak ve/veya temsilcileri olduğu, isticvap edilerek dinlenen davalı beyanının mahkememizce samimi bulunan açıklamaları ve CBS dosyası içeriğine göre senede konu borcun aslında şirket yönünden gerçek bir borç olduğu, şirketin tasfiye sürecine girdiği, şirket adına davacıların borcu ödemekten imtina ettikleri, esasen davanın tamamen kambiyo hukukun öngördüğü yasal zorunluluklar ve usul kuralları gereği davalının aleyhinde sonuçlandığı,
olayda esasında kötü niyetli davranan tarafın davacılar olduğu yönünde mahkememizde açık ve kesin bir kanaat oluştuğundan tereddütsüz olarak tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden ise aynı yasanın 326/1 maddesi gereğince davalı sorumlu tutulmak suretiyle 6100 sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/371, K. 2024/912, 19 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama