KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/411
- Karar No
- 2024/688
- Karar tarihi
- 17 Ekim 2024
Karar Metni
3.428 kelime·17 dk okuma·9 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/411
KARAR NO : 2024/688
DAVA
İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 15/06/2023
KARAR TARİHİ : 17/10/2024
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız ----- Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ /
DAVA/TALEP
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
Davacı ---- diş implant ve medikal malzemelerinin ithalat ve ihracatı ile uğraşan, ---- menşeili ve sektörün önde gelen itibarlı firmalarından biri olduğunu, davalı şirket, davacıdan çeşitli tarihlerde implant malzemeleri satın aldığını, malların kendisine teslim edildiğini ancak davacıya herhangi bir ödeme yapılmadığını, şirketin ısrarla ödeme yapmaması üzerine taraflarınca ---- İcra Müdürlüğü'nün ----. dosyası ile icra takibine geçildiğini, davalı şirketin haksız itirazı üzerine icra takibin durduğunu beyan ederek;
davalı şirketin ----. dosyasına yapmış olduğu haksız ve kötü niyetli itirazın iptalini, asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davalı şirketin dava dilekçesinde belirtildiği şekilde davacıya her hangi bir borcu olmadığını, davalı şirket taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak davacıdan diş tedavisinde kullanılan implant ve tamamlayıcı parçalarını alma konusunda anlaştıklarını, davacı şirket, tarafların anlaştığı şekilde, implantlarla birlikte olması gereken tamamlayıcı ve olmazsa olmaz nitelikteki tamamlayıcı ara parça ve malzemeleri davalıya teslim etmediği gibi implant tedavisinde kullanılan malzemeleri de sürekli olarak eksik veya bozuk bir şekilde davalıya teslim ettiğini,
davalı şirket sırf bundan dolayı onlarca hastasının tedavisi için gereken ara parça ve tamamlayıcı malzemeleri dışarıdan 3. Kişilere ücreti mukabilinde yaptırdığını, bazı implant parçalarını tornacı da yaptırmak zorunda kaldığını, davacı tarafın üzerine düşen - eksik parçaları tamamlama ve eksiksiz malzeme temin etme ve satmaya ilişkin - edimleri süresinde ifa etmesi için davalı şirket çalışanları tarafından kendisine defalarca mesajlar ve mailler atılmış, şifahen görüşmeler yapılmış ancak bir netice alınamadığını,
davacı şirket üzerine düşen edimi ifa etmediğinden ödemezlik definde bulundukların işbu davaya konu alacak için 15/09/2020 tarihli sözleşme akdedildiğini, söz konusu sözleşmede de eksik parçaların varlığı davacı şirket tarafından kabul edilmiş ve kendisine düşen edimleri yerine getirmek amacıyla bu sözleşmeye tüm yetkilileriyle birlikte imza atıldığını, sözleşmede de görüleceği üzere hatalı ve eksik bir şekilde teslim edilen 824 adet implant da davacı tarafından davalı şirketten teslim alındığını beyan ederek; davanın usul ve esastan reddine ve takibin bu haliyle kesinleşmesine,
icra inkar tazminat talebinin reddine, yargılama giderleriyle avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine, karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Ticaret Sicili Kayıtları, -----İcra Dairesinin ----- Esas sayılı dosyası, Vergi Dairesi Kayıtları ve 2019 yılı BA-BS Formları, Faturalar, Ticari Defter ve Belgeler, 15/09/2020 tarihli sözleşme, Mal Tedarik Sözleşmesi, Mutabakatlar, E-Mail, Mesaj, Bilirkişi Raporu, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİNE GÖRE VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI :
Dava, 2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesi gereğince açılmış itirazın iptali, takibin devamı ve tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) istemine ilişkindir.
6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322. maddeleri gereğince basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak öncelikle resen incelenip gözetilmesi gereken başta arabuluculuk dava şartı olmak üzere HMK'nin 114 ve 115.maddeleri gereğince dava şartları, taraf sıfatı, harç ve hak düşürücü süre incelenmek ve değerlendirilmek suretiyle ön inceleme duruşması icra edilmiş,
uyuşmazlık belirlenmiş ve daha önce zorunlu arabuluculuk sürecinden sonuç alınamadığından bu kez takdiren sulh teşvikine ilişkin vaki davete rağmen duruşmaya katılan taraf vekillerinin sulh olmak istemediklerine yönelik beyanları üzerine tahkikata geçilerek, deliller toplanmış, tahkikat işlem ve incelemeleri yerine getirilip tamamlanmış ve araştırılacak bir husus kalmadığı tespit edilerek, son duruşmada hazır bulunan taraf vekilllerinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.
Burada ayrıca 6098 sayılı TBK'nin 146. maddesinde "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir." ve aynı yasanın 149. maddesinde: "Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar." düzenlemeleri bulunmaktadır.
Davaya konu olayda satış sözleşmesi bulunduğundan on yıllık zamanaşımı süresine tabi olup taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi ve icra takip tarihine bakıldığından bu sürenin hiçbir şekilde dolmadığı anlaşıldığından davalının zamanaşımı definin reddine karar verilerek işin esası incelendiği de ifade edilmelidir.
Öncelikle davaya esas ----İcra Dairesinin ----- Esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden getirtilerek, incelenmiştir. Yapılan incelemede icra dosyasının davanın tarafları ve konusu ile uyumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca tarafların ticaret sicil kayıtları çıkartılarak/getirtilerek dosyaya konulmuştur. Tarafların bağlı bulunduğu vergi dairelerinden vergi kayıtları ve uyuşmazlığa ilişkin BA/BS formları celbedilmiştir.
Bilindiği üzere 2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesinde; "(Değişik fıkra: 17/07/2003-4949 S.K./15. md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.
(Değişik fıkra: 09/11/1988-3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.
İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga fıkra:17/07/2003-4949 S.K./103.md.)Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır.
(Ek fıkra:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır." hükmü bulunmaktadır. Bu kuraldan hareketle; takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır.
İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır.
Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.6100 Sayılı HMK'nin Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı Madde 222 - (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya (DEĞİŞİK İBARE -----: 28.07.2020 ---- NO: ---- KANUN NO: ---- (KOD -----) diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.
(EKLENMİŞ CÜMLE ----: 28.07.2020 ---- NO: ----- KANUN NO: -----) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır, düzenlemesine yer verilmiştir.
Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda somut olaya bakıldığında; davacı vekili tarafından ---- İcra Dairesinin -----Esas sayılı dosyasından davalı-borçlu hakkında cari hesap alacağına dayalı icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin tebliğine bağlı olarak davalı borçlunun yasal (7) günlük süresi içerisinde icra takibine/borca tüm faiz ve ferileri ile birlikte itiraz edildiği, takibin 2004 sayılı İİK'nin 66.madde hükmü uyarınca kendiliğinden durduğu,
işbu itirazın iptali davasının da icra dosyasında itiraz dilekçesinin tebliğine rastlanmadığından her halde (1) yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere itirazın iptali davaları, takibe sıkı sıkıya bağlı olup, uyuşmazlığın icra takibine dayanak yapılan bilgi ve belgelerle sınırlı olarak incelenip çözümlenmesi gerekir.
Dolayısıyla eldeki somut uyuşmazlığın da, taraflar arasında bu konuda bir itilaf bulunmadığından temelde satış sözleşmesi ve bu kapsamda düzenlenen faturalara göre çözülmesi gerekmektedir. Mahkememizce açılan dava üzerine taraf teşkili sağlanarak işin esasının incelenmesine geçilmiş.
HMK'nin 266.maddesi gereğince uyuşmazlığın çözümü teknik bilgi gerektirdiğinden 6102 Sayılı TTK'nin 83-85 maddeleri ve 6100 Sayılı HMK'nin 222. maddeleri kapsamında inceleme gün ve saati belirlenerek tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ve bu minvalde dosya inceleme günü itibarıyla bilirkişiye tevdi edilmiştir. ----- Bilirkişilik Bölge Kurulu Listesinden resen seçilen SMMM ----- tarafından düzenlenen 16/07/2024 tarihli raporda özetle.
"1. Ticari Defterlerin Usule Uygun Tutulup, Tutulmadığı Yönünden:
Davacı şirketin ibraz ettiği 2019 ve 2020 yılları ticari defterlerinin noter açılış onamaları ile yevmiye
defterinin noter kapanış onamasının sürelerinde yaptırılmış olduğu, defterlerin usulüne uygun
tutulduğu, birbirini teyit ettiği görülmüştür.
Davacı şirketin ibraz ettiği 2021 yılı ticari defterlerinin, T.T.K m.64,66, V.U.K. m.220- ----’ ve ----
Sıra No’lu Elektronik Defter Genel Tebliğine göre Defteri Kebir ile Yevmiye defterlerini GİB onaylı
beratlarını süresinde almış olduğu görülmüştür
Davalı şirketin ibraz ettiği 2019 ve 2020 yılları ticari defterlerinin noter açılış onamaları ile yevmiye
defterinin noter kapanış onamasının sürelerinde yaptırılmış olduğu, defterlerin usulüne uygun
tutulduğu, birbirini teyit ettiği görülmüştür.
2. Takip Konusu Alacak Yönünden:
Taraflar arasında imzalanan 15.09.2020 tarihli sözleşmede belirtilen eksiklerin davacı tarafından
tamamlanıp, tamamlandığına dair dosya kapsamında dayanak belge bulunmayıp, söz konusu
sözleşme hakkında hukuksal değerlendirmenin sayın mahkemeye ait olduğu. Tarafların incelenen ticari defter kayıtlarına göre davacının 19 fatura adet 1.264.244,26 TL tutarlı
faturasının davalının defterlerinde aynen kayıtlı olduğu, davalının 174.000,00 TL tutarlı ödemesi ile
500.000,000 TL tutarlı iade faturasının davacının defterlerinde aynen kayıtlı olduğu ve 31.12.2021
tarihi itibariyle davacının davalından 590.244,25 TL alacaklı olduğu görülmüştür "şeklinde tespit, hesap ve görüşlerini içeren rapor sunulmuştur. Mahkememizce bilirkişi raporu taraf vekillerine tebliğ edilerek vaki beyan ve itirazlar değerlendirilmiştir.
(HMK,266,281, 282,) Öncelikle bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere tarafları arasındaki sözleşme ilişkisi bulunduğu ve bu kapsamda faturalar düzenlendiği ve faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olduğu gibi kayıtların birbirlerini teyit ettiği ifade edilmelidir.
Bilindiği üzere 6102 sayılı TTK'nin 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve -----Esas, -----Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir.
Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır.
Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır.
İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.
Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir.
Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır.
Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.
Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230).
Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır.
Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr------.). Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir.
Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya ------ aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur.
Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir.
Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması;
borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir.
Buna açıklamalara göre somut olayda faturanın niteliği gereği tarafların defterlerine kayıt edilmesi ve taraflar arasında açık/cari hesap ilişkisinin bulunduğunun anlaşılması ve hatta iade faturasının da davacı defterlerinde kayıtlı olmasının ve takibe konu borcun iade faturası ve ödenene miktardan arta kalan kısma ilişki olduğunun anlaşılması nedeniyle takibe/davaya konu alacağın alacağın varlığı ortadadır.
Bu tespit karşısında borca itiraz edildiğine göre borcunun olmadığının ispat yükünün davalı tarafta olduğu, davalının savunmalarının ise esasen satış sözleşmesine konu diş implantlarının ve bağlı malzemelerin temin ve teslimine ve hatta eksik ve ayıplı olarak teslim edildiğine yönelik olduğu, ancak bilirkişi raporu ve ticari defterler gereği mallanın sözleşmeye uygun ve zamanında teslim edildiğinin hukuken tartışmasız hale geldiği, bir başka anlatımla davalının bu savunması gereği dosyada 6102 sayılı TTK'nin 18/2,3 maddeleri nezdinde ihbar ve ihtarına ilişkin somut bir girişimine rastlanmadığı da düşünüldüğünde;
davacı tarafından, satılan malların tesliminin ticari defterlerle kesin olarak ispat edildiği sonuç ve kanaati hasıl olmuştur.
Hal böyle olunca her iki tarafın kendi defterlerinde da aynen kayıtlı olan borcun davalı şirketce ödenmesine ilişkin bir belge ve delil sunulmadığından az yukarıdaki savunma ve bu kapsamda gösterilen delilere itibar edilmemiş; ödemeye ilişkin savunma ve delil de bulunmadığından davalı tarafa cevap dilekçesinde dayandığı yemin delili ve teklifi hususu da hatırlatılmamıştır.
Dolayısıyla her iki tarafın usulüne uygun olarak tutulan ve birbirini doğrulayan ticari defter ve belgelerinin içerikleri kesin delil niteliğinde olduğundan somut olayda takibe/ davaya konu asıl alacağın taraf defterlerinde aynen kayıtlı olması nedeniyle alacağın icra takibinde gösterilen oranda sabit kabul kabul edilmesi gerekmiştir.
(HMK,222/2,3) Delillerin inceleme sırası, uyuşmazlığın niteliği ve değerine göre itilafın anılan durum ve deliller ile tamamen izale edilmesi karşısında taraflarca gösterilen tanıklar başta olamak üzere başkaca delil toplanmasına ve değerlendirilmesine gerek görülmemiştir. Binaenaleyh; davacı şirketin takipte/davada gösterilen asıl alacak yönünden davasını.
TMK'nin 6 ile HMK'nin 190 ve 222/2,3 maddeleri nazarında usulüne uygun olarak tutulan her iki tarafın ticari defter ve kayıtları ve mevcut bilirkişi raporu ve dosyaya mübrez sair tüm deliller de gözetildiğinde tamamen ispatladığı sonuç ve kanaatiyle;
dosyaya sunulan sözü geçen bilirkişi raporunun da gerekçeli, denetime açık, hüküm kurmaya elverişli, yeterli ve yerinde olduğu kabul ve takdir edilerek taleple bağlılık ilkesine ve olayda temerrütün icra takibiyle oluşmasına ve icra takibinde yalınızca faiz istenmesi karşısında Yargıtay'ın yerleşik uygulaması gereği bunun yasal faiz olarak anlaşılması ve uygulanması gerekleri de gözetilerek davacının davasının kabulü ile.
2004 sayılı İİK'nin 67/I maddesi gereğince davalı-borçlunun -----İcra Dairesinin----- Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile icra takibinin asıl alacağa (590.244,00 TL) takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle aynen devamına karar verilmiştir.Davacı tarafın İcra İnkar Tazminatı İsteğine ilişkin yapılan değerlendirmede ise.
Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre itirazın iptali davalarında İİK’nin 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak inkar tazminatı talep etmiş olması gereklidir.
Burada borçlunun itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmamaktadır. Bu yasal koşullar yanında takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir.
Buna göre likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması, başka bir ifadeyle borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.
Somut olayda asıl alacağın gerçek miktarının davacı ticari defterlerine göre açıkça belli olmasının yanında, davalının kendi ticari defter ve belgelerine göre de borcunun varlığını ve miktarını açık ve net olarak belirleyip tespit edebilir durumdadır.
Bu nedenlerle, davalının itirazının haksızlığına karar verilmesi ve davalı-borçlu yönünden icra takip dosyası, ticari defter ve belgeler ve bilirkişi raporu itibariyle mevcut asıl alacak/borç likit/muayyen olduğundan İcra İflas Kanunu'nun 67/2.maddesi gereğince şartları oluştuğundan takibe konu asıl alacağın (590.244,00 TL ) % 20'si olan 118.048, 80 TL icra inkar tazminatının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine hükmedilmiştir.
(AY.9, 36 ,138, 141, TMK, 1/1, 2, 6, TBK,1, 117/1,TTK, 16/1,18/1,2, 21/2 ,83, 85, İİK,67, HMK, 25, 26, 27, 29, 30,31, 146, 187/1, 190,191, 198, 222, 266 vd. 282, ) 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince esasa ilişkin aleyhinde hüküm verilen davalı şirket sorumlu tutulmuştur.
Ayrıca Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de yargılama gideri kapsamında davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle, 6100 Sayılı HMK'nin 26, 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/411, K. 2024/688, 17 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama