KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/941
- Karar No
- 2025/810
- Karar tarihi
- 23 Ekim 2025
Karar Metni
1.628 kelime·8 dk okuma·8 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/941
KARAR NO : 2025/810
DAVA
Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 19/12/2024
KARAR TARİHİ : 23/10/2025
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız -----. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasında yapılan yargılama sonucunda dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
Davacının, lehtarı davalı olan 03.06.2015 keşide tarihli, ----- sıra nolu, 28.000-TL bedelli, ------ait ve 30.12.2014 keşide tarihli, ----- sıra nolu, 25.000-TL bedelli, ------ait iki adet çek keşide ettiğini, işbu çeklere ilişkin taraflarınca davalıya ödeme yapıldığını, işbu çeklerden davacının davalıya karşı herhangi bir borcu bulunmamakta olup davalıyla davacı arasında işbu çeklere ilişkin herhangi bir ihtilaflı borç/alacak da söz konusu olmadığını, öte yandan dava konusu çekler taraflarına iade edilememekte olup bankacılık teamülleri gereği davacının finansal mağduriyetine yol açmakta ve müvekkilin kredibilitesine zarar verdiğini,
tacir olan davacının kredibiletisi iş yapma özgürlüğü anlamına gelir ki ticari hayatta kredi kullanımının ne kadar önemli olduğu mahkemenin malumu olduğunu, dolayısıyla davacının finansal mağduriyetinin giderilmesi adına işbu davanın ikamesi gerektiğini, arz ve izah olunan nedenlerle; davacının 03.06.2015 keşide tarihli, ----- sıra nolu, 28.000-TL bedelli, ---- ait ve 30.12.2014 keşide tarihli, ----- sıra nolu, 25.000-TL bedelli, -------ait iki adet çekten davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP :Davalı tarafından 6100 Sayılı HMK'nin 322/1 maddesi atfıyla aynı yasanın 126-131 maddeleri kapsamında cevap dilekçesi verilmemiştir. Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirmiştir.
Davalı vekili ön inceleme duruşmasındaki beyanında ; biz dosyaya cevap dilekçesini sunmamıştık ancak davacı tarafından davaya konu edilen çekler müvekkilim ... lehine keşide edilmiş olup bu çek bedelleri müvekkilime ödenmiş ve çekler fiziki olarak keşideci davacıya iade edilmiştir, bu açıdan bizim davacıdan dava konusu çeklere dayalı olarak herhangi bir alacağımız bulunmadığını açıkça söyleyebiliriz, bu açıdan menfi tespit davasını kabul ediyoruz, ancak bu davanın açılmasına sebebiyet verilmediğinden davanın kabulü halinde yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasını talep ederiz, şeklinde beyanda bulunmuştur.
DELİLLER
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Nüfus Kayıtları, ----- kayıtları, Çek fotokopileri, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİNE GÖRE VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI: Dava, 6100 Sayılı HMK'nin 106 maddesi ile 2004 Sayılı İİK'nin 72/1 maddesi gereğince açılmış Menfi Tespit ( Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) istemlerine ilişkindir.
6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada Mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda taraf teşkili sağlanarak duruşma açılmış, ön inceleme duruşmasında davalı taraf davayı kabul etmiştir. Ne var ki işin niteliği gereği Mahkememizce tahkikata ihtiyaç duyulduğundan uyuşmazlık belirlenmiştir.
Akabinde taraflar sulh olmaya davet ve teşvik edilmelerine karşın, duruşmaya katılan taraf vekillerinin sulh olmak istemediklerini beyan etmeleri üzerine tahkikata geçilerek deliller toplanıp incelenmiş, tahkikat işlemleri ve incelemeleri yerine getirilip bitirilmiş ve son duruşmaya katılan davacı vekilinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.Somut olaya geçmeden önce dava konusu olayın hukuki temeli ve uyuşmazlığın çözümüne etki edecek yasal düzenlemelere ve yargısal uygulamaya kısaca değinmekte yarar vardır.
Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir.---- Menfi tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.
İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez.
Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir.
Menfi tespit davası, maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir.
Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir -----Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce;
süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır -----.Öte yandan, kambiyo senedindeki imzanın davacı borçluya ait olduğu yönündeki ispat yükü, senedi elinde bulundurup icra takibine girişen ve senette yer alan imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden davalı alacaklıya düşmektedir.
(Yargıtay HGK, 24/06/2020 tarihli ve------. sayılı kararı).
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer.
Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190. 4721 sayılı TMK m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (-----).
6100 sayılı HMK'nın 209. maddesi uyarınca; adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. Öte yandan, sözleşmedeki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti bunu iddia eden alacaklıya aittir (Yargıtay HGK'nın 26/04/2006 tarih ve -----. sayılı ilamı). Senede karşı mutlak defiler senede hamil olan herkese karşı ileri sürülebilir.
Senedin hükümsüzlüğünü gerektiren defiler, senet ve eklentilerinden anlaşılsın anlaşılmasın bütün ya da bir kısım sorunları bakımından hükümsüz sayılmasını gerektiren defilerdir. Bu defilerin bir kısmı mutlak, bir kısmı nispi (kişisel) defi niteliğindedir.
Hangisinin mutlak, hangisinin nisbi defi sayılacağı, ‘görünüşe itimat (güven)’, ‘iyiniyet’ ilkesiyle, ‘kambiyo senetlerine ilişkin işlemlerdeki emniyetin korunması’ ilkelerinden hangisine öncelik tanınacağı sorunuyla ilgilidir. Bu iki çıkarın karşılıklı olarak çatıştığı bazı durumları yasa yapıcı özel olarak ele alıp hangi çıkarın korunacağını kendisi (örneğin. TTK m. 659/II, 592, TBK m. 19/II, 605/II olduğu gibi) düzenlemiştir.
Kanunda öngörülüp açık bir hükümle düzenlenen bu durumların dışında gerek doktrinde ve gerekse de uygulamada “imzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekarlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “senedin zamanaşımına uğramış bulunması” vb. defiler senedin hükümsüzlüğüne yönelik olup her hamile (iyiniyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir.
(Yargıtay HGK, ----- Esas, ----- Karar sayılı ilamı).Davanın esasına ilişkin yukarıdaki açıklamalar ışığında davalı vekili tarafından ön inceleme duruşmasında davayı kabul etmiştir.6100 sayılı HMK'nin 308.maddesinde ise 'Kabul ,davacının talep sonucuna ,davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur.' düzenlemesi bulunmaktadır.
HMK'nin 310/1 maddesi gereğince; kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. HMK'nin 309/1-2. maddesine göre ise; kabul ,dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir. Kabul, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatına bağlı değildir. HMK'nin 309/4 maddesine göre de; kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır.6100 Sayılı HMK'nin 311.maddesinde. "Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur." hükmü bulunmaktadır.
6100 Sayılı HMK'nin 312/1.maddesine göre ise "Feragat veya kabul beyanında bulunan taraf, davada aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilir.
Feragat veya kabul, talep sonucunun sadece bir kısmına ilişkin ise yargılama giderlerini mahkumiyet, ona göre belirlenir." hükmü bulunmaktadır.6100 sayılı HMK'nin 74. maddesi gereğince davalı vekilinin dosyaya mübrez vekaletnamesi üzerinde yapılan incelenmede davayı kabul yetkisinin bulunduğu görülmüştür.Yukarıda yapılan açıklamalar ve anılan yasal düzenlemeler ışığında davalı vekili tarafından kayıtsız ve şartsız olarak yapılan davanın kabulü beyanı nedeniyle; davanın, kabul nedeniyle kabulüne karar verilmiştir.
Yapılan yargılama giderleri davacı vekilinin vaki vazgeçme beyanı üzerine davacı üzerinde bırakılmıştır.
Ayrıca bu kapsamda 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13)maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden AÜT uyarınca ödenen arabuluculuk ücretinin de davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle işbu davanın tarafları arasında hukuki sonuç doğurmak üzere 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddesi gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/941, K. 2025/810, 23 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama