KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/864
- Karar No
- 2024/868
- Karar tarihi
- 25 Kasım 2024
Karar Metni
1.135 kelime·6 dk okuma·7 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
2024/864 Esas
KARAR NO: 2024/868
DAVA
Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 22/11/2024
KARAR TARİHİ: 25/11/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili 22/11/2024 tarihli dava dilekçesinde özetle.
Mülkiyeti davalı şirkete ait olan ve tapunun, --------- ili, ---------- ilçesi, ---------- Mah. --------- ada, --------- parselde kain ----------- nolu dükkan vasıflı bağımsız bölüm, 18.11.20216 tarihinde, tacir olan ve gayrimenkul alım satımı, harita kadastro işlemleri ile iştigal eden müvekkilimize, 2.000.000-TL bedelle satılmış ve tapu devri gerçekleştirildiğini, mezkur satış işleminden sonra davalı şirketin diğer ortağı ----------- tarafından yapılan satış işleminin muvazaalı olduğu gerekçesiyle, ----------- sayılı dosyasıyla tapu iptal ve tescil davası açıldığını, açılan dava ilk derce mahkemesince reddedilmiş olduğunu,
yapılan istinaf başvurusu neticesinde, ---------- sayılı ilamıyla, ilk derce mahkemesi kararı kaldırılmış ve davanın kabulüne karar verilerek müvekkilimiz adına olan tapu kaydı iptal edildiğini, verilen kararın temyizi üzerine ise, ---------- sayılı ilamı ile BAM kararını onanmış ve karar bu haliyle 07.11.2022 tarihinde kesinleştiğini, söz konusu kesinleşme kararı ile birlikte davalı şirketin, müvekkil aleyhine sebepsiz zenginleşmiş olup, bu güne kadar mezkur taşınmaz için ödedikleri bedelin tazminine yönelik taleplerini karşılıksız bıraktığını,
bilindiği üzere geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesinin denkleştirici adalet düşüncesine dayandığını, denkleştirici adalet ilkesinin ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve eski hâle getirmede mal varlığında artış olan tarafın yükümlülüğünün bulunduğunu ifade ettiğini, buna göre davacı tarafından bedelin ödeme tarihinden itibaren ekonomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, döviz kurları, altın,
memur maaşı ve işçi ücretlerindeki artışlar ve benzeri unsurların ortalamaları alınmak suretiyle denkleştirici adalet ilkesine göre dava tarihine kadar ulaşacağı alım gücünün saptanması gerektiğini, ülkemizde yaşanan enflasyonun uzun yıllar boyu yüksek oranda seyrettiğini ve paranın alım değerinin bununla ters orantı olarak devamlı düştüğünü, bu bağlamda belirli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğunun bir gerçek olduğunu, dolayısıyla denkleştirici adalet ilkesi de göz önünde bulundurularak,
müvekkilin 2016 yılında ödemiş olduğu 2.000.000.TL'nin günümüz şartlarına uyarlanarak davalı tarafından ödenmesi gerektiğini, Yargıtay kararlarında önemle ve özenle vurgulandığı üzere burada önemli olan denkleştirici adalet ilkesi ve satış bedeli olarak ödenen paranın alım gücünü ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması gerektiğini, bu bağlamda, müvekkilimizin denkleştirici adalet ilkeleri uyarınca, ödediği paranın ilk ödeme günündeki alım gücü, yapılacak inceleme sonucunda anlaşılacağından, davalarını belirsiz alacak olarak açmak zorunda kalınmış bulunduklarını, yasa gereği,
05.11.2024 tarihinde yapmış oldukları zorunlu arabuluculuk başvurusu üzerine 22.11.2024 tarihinde yapılan toplantıda da, davalı ile anlaşma sağlanamadığını ve arabuluculuk anlaşama son tutanağınun da bu tarihte düzenlenerek sulhen davanın çözümü yolunda bir sonuca ulaşılamadığını ve işbu davanın açılması zorunluluğu doğduğunu, yukarıda açıklanan sebeplerle, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla: öncelikle müvekkilin telafisi imkânsız zararlarının önlenmesi açısından, davalı adına kayıtlı olması şartıyla, tapu iptaline konu olan tapunun, ---------- ili, --------- ilçesi, -------- Mah. --------- ada,
----------- parselde kâin ------------ no.lu dükkân vasıflı bağımsız bölüm üzerine, üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi açısından ihtiyati tedbir konulmasını, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava haklarının saklı kalmak kaydıyla, belirsiz alacağa ilişkin talebimize istinaden, mezkür taşınmaz alımı için davalıya 2.000.000, 00 TL ödenmiş olduğunu, ödenen bedelin dava tarihinde ulaşacağı değerin denkleştirici adalet ilkesi uyarınca belirlenerek,
belirlenen bu bedelin, dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin de karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
Dava, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı alacağın, denkleştirici adalet ilkesi gereği ulaştığı değerin ticari ticari avans faiziyle birlikte tahsili istemine ilişkindir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır.
Buna göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir.Anılan yasal düzenlemeler karşısında, Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır.
Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’nda ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur.Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır.
Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nun 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise, tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır.
Bir başka ifade ile, bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler.Gerek mutlak ve gerekse nispi ticari davaların Asliye Ticaret Mahkemelerinde görüleceği açıktır. Mahkemelerin görevleri kanunla düzenlenir ve kamu düzenine ilişkindir.
Görev bir dava şartı olduğundan yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gerekir.Yukarıda değinilen hususlar çerçevesinde somut olaya bakıldığında; eldeki davada davacı gerçek kişi olup, davacı alıcı ile davalı satıcı arasında muvazaalı şekilde satışı yapılan dava konusu dükkan niteliğindeki taşınmazın satış işleminin iptali sebebiyle satış bedelinin denkleştirici adalet ilkesine göre tazmini talep edilmiştir.
Davacı gerçek kişi olup tacir sıfatı bulunmamaktadır. Taşınmazın dükkan niteliğinde olması da davanın mutlak veya nispi ticari dava olmasını gerektirmez.
Bu nedenlerle eldeki dava mutlak ve nispi ticari dava olarak nitelendirilemeyeceği, TTK hükümlerinin veya özel kanun hükümlerinin uygulanmasını gerektirir ticari bir uyuşmazlıktan söz edilemeyeceği, uyuşmazlığın çözümünün genel mahkemelerin görev kapsamında kaldığı asliye ticaret mahkemelerinin görevli olmadığı anlaşılmaktadır.
Davaya bakmakta görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmakla mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/864, K. 2024/868, 25 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama