KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1018
- Karar No
- 2025/321
- Karar tarihi
- 13 Mayıs 2025
Karar Metni
1.254 kelime·6 dk okuma·6 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
2024/970 Esas
KARAR NO:2025/322
DAVA
Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:19/12/2024
KARAR TARİHİ:13/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında -----tarihinde bayilik sözleşmesi imzalandığını, sözleşme kapsamında müvekkili tarafından davalı şirkete banka kanalıyla -- bayilik bedeli ve ---- tarihinde "dekorasyon bedeli" işlem açıklamasıyla----dekorasyon bedeli olmak üzere toplam -------- ödeme yapıldığını, davalı şirket yetkililerince sözlü olarak dekorasyon işlemlerinin en geç 05/09/2024 tarihine kadar tamamlanacağının taahhüt edildiğini, ancak davalı şirket yetkililerince müvekkile mağaza açıldıktan sonra mağazada satılacak ürünler için en az 500.000,00 TL ürün bedeli yatırması gerektiği,
bu bedeli yatırmaması halinde mağazanın dekorasyon işlemlerini yapmayacaklarını bildirdiklerini, müvekkilinin davalı şirket yetkililerin arayarak ürün bedelini şirketin mağazanın dekorasyon işlemlerini bitirmesinden sonra yatıracağını söylediğini, davalı şirket yetkililerin bu hususta e-posta gönderilmesini istediğini, müvekkilinin e-posta gönderdiğini, davalı şirketin cevabi mailinde "500000 bin tl mal bedelinin tns mağazacılık banka hesaplarına yatırmanızı bildiriyoruz.
500000 bin tl mal bedelini banka hesabımıza yatırmanızı takip eden 5 iş günü içerisinde dekorasyon çalışmanızın teslim edileceğini dekorasyon teslimini takip eden 7 iş günü içerisinde ürünlerinizin tarafınıza teslim edileceğini" bildirmek suretiyle mağazanın dekorasyon işlemlerine başlanabilmesi için öncelikle 500.000,00 TL ürün bedelinin yatırılması talebini yinelediğini, müvekkilinin bayilik sözleşmesine aykırı şekilde davalı şirketçe mağazanın dekorasyon işlemlerine başlanmaması ve dekorasyon işlemlerinin 05/09/2024 tarihine kadar tamamlanmaması,
mağaza açıldıktan sonra mağazada satılacak ürünler için en az 500.000,00 TL ürün bedeli istenmesi nedenleriyle davalı şirkete noter kanalıyla 10/09/2024 tarihli ihtarname ileterek, bayilik sözleşmesini feshettiğini bildirdiğini ve ödemiş olduğu bedelin iadesini istediğini ancak müvekkiline hiçbir ödeme yapılmadığını,
beyan ederek müvekkilinin sözleşmeye istinaden ödemiş olduğu 72.000,00 TL bayilik bedeli ve 445.800,00 TL dekorasyon bedeli olmak üzere toplam 517.800,00 TL'nin sözleşmenin fesih tarihinden itibaren ticari/avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;
sözleşme madde 3-B de net bir şekilde belirtildiği üzere davacı bayinin tek taraflı fesih hakkının bulunmadığını, talep etmesi durumunda ------ bebe marketin belirlenen prosedür çerçevesine yapılan feshi kabul halinde dahi bayilik bedeli olarak alınan 72.000 TL KDV dahil meblağın gayri kabil-i rücu olarak ödenmiş olduğunu ve geri ödenmeyeceğini işbu sözleşmenin akdiyle kayıtsız şartsız kabul etmiş bulunduğunu, müvekkili şirket tarafından davacının sözleşme gereği mağaza açabilmesi amacıyla toplam 373.425 TL belgeli ispatlı harcamalar gerçekleştirilmiş olduğunu,
davacının iddialarının aksine müvekkilinin haksız kazanç elde etmediğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davacının tacir olup olmadığını tespiti hususunda vergi dairesine, ticaret odasına ve esnaf odasına yazı yazılmış olup gelen yazı cevapları dosya arasına alınmıştır.Dava bayilik sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasıdır.TTK'nın 4.maddesinde, bir davanın ticari dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir.
Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticari sayılan davalardır (mutlak ticari davalar). Mutlak ticari davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticari niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup TTK'nın 4/1 hükmünde (a) ile (f) bentleri arasında sayılmıştır.
İkincisi ise, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK'nın 4/1-son cümlesi uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da gerekli ve yeterli görülmüştür.
Üçüncü grup ise, nispi ticari davalar olup, TTK'nın 4/1 maddesi uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir.
Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. TTK'nın 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticari iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticari sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir.
Zira TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ''ticari iş'' esasına göre değil, ''ticari işletme'' esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması tek başına davayı ticari dava haline getirmez.
Somut olayda, taraflar arasındaki uyuşmazlığın kaynağı olan bayilik sözleşmesi TTK'da düzenlenen bir konu olmadığından dava mutlak ticari dava değildir. Dava, yukarıda sayılan ve TTK'nın 4/1-son cümlesinde yer alan ticari davalardan da değildir.
Bu durumda somut uyuşmazlıkta davanın üçüncü grup dava yani nispi ticari dava olup olmadığının tespiti gerekir TTK'nın 4/1 maddesi uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır.T.T.K.'nun 14.maddesine göre “bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Yasa'nın 17.maddesi hükmünce de;
“iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır.5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'unun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan,
basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir.
Ayrıca TTK’nun 1463.maddesinde de, önce 17.maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17.maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir.
Gerçekten, 19.02.1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463.maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;
1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesinin 1.fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,
2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. ------- kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez-----Somut olaya döndüğümüzde dosya kapsamında mevcut vergi dairesi müdürlüğü yazı cevabı ve ekindeki beyannamelere göre tarafların muhtasar vergisi yönünden vergi kaydı bulunduğu ve yıllık kazancının yukarıda açıklanan sınırı aşmadığı anlaşılmakla,
buna göre tacir olarak kabul edilmesi mümkün görülmemiştir.Gelen yazı cevaplarından davalının tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmakla davanın Genel Mahkemeler olan Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiği kanaatiyle davanın görevsizlik nedeniyle reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/1018, K. 2025/321, 13 Mayıs 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama