KÜNYE
T.C. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 5 Ocak 2026
- T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- 2024/81 - 2026/20
- Dosya no
- 2024/81
- Karar no
- 2026/20
- Başkan
- —
- Üye
- —
- Üye
- —
- Katip
- —
- İncelenen kararın mahkemesi
- MERSİN 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 01/06/2023
- Numarası
- 2019/... Esas, 2023/... Karar
- Davacılar
- 1- ...-
Karar Metni
3.227 kelime·16 dk okuma·13 bölüm
2- ...- 3- VEKİLLERİ : Av. Av.
DAVALI : 1- ... -
VEKİLLERİ : Av. Av.
DAVALI : 2- ... SİGORTA AŞ-
VEKİLLERİ : Av. Av.
DAVALI : 3- ... -
DAVA
Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Maddi ve Manevi Tazminat
KARAR TARİHİ : 05/01/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 05/01/2026
Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 01.06.2023 tarih ve 2019/... Esas, 2023/... Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Tarafların iddia ve savunmalarının özeti:
DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle.
23/10/2017 tarihinde davalı sigorta şirketince düzenlenen poliçe ile sigortalı bulunan diğer davalı ... adına kayıtlı, ... sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın çarpması sonucu müvekkili Sevim'in ağır yaralandığını, bu nedenle tedavi gördüğünü, kalıcı sakatlık yaşadığı kendisine bakıcı tutulduğunu, özel araçlarla özel hekimlere gitmek zorunda kaldığını, emekli maaşıyla geçinen müvekkilinin tedavi ve ulaşım giderlerinin kendisi tarafından karşılandığını, sürekli gözetim ve denetim altında olması gerektiğini, evini satmak zorunda kalan müvekkilinin kızı ...'la birlikte yaşadığını,
ayrıda yurtdışında çalışan oğlu Kurtuluş ...'in de kaza nedeniyle işyerinden izin alarak Türkiye'ye geldiği ve gelirinden yoksun kaldığı gerekçesiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkillerinin hukuki yararı gözetilerek,
davanın belirsiz alacak davası olarak kabulüne, harç tamamlama ve fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak koşuluyla, belirsiz alacak davasına konu ettikleri şimdilik 10.000,00.TL maddi tazminatın tedavi ve bakım giderleri, kaza nedeniyle uğranılan kazanç kaybı, çalışma gücündeki kayıp nedeni ile uğranılan zararlar, ekonomik geleceğinin sarsılmasından kaynaklanan zararların v.s) davalılardan müştereken ve müteselsilen, davalı sigorta şirketinden poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydı ile kaza tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline, manevi tazminat taleplerinin ise ... için 70.000,00.TL.
Kurtuluş ... için 40.000,00.TL, ... için 40.000,00.TL manevi tazminatın davalılar ... ve ...’den müştereken ve müteselsilen kaza tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline, ... plaka sayılı aracın 3.kişilere devrinin önlenmesi için ihtiyati haciz konulmasına, talep artırım, fazlaya ilişkin dava ve talep haklarının saklı tutulmasına,yargılama giderleri ve vekalet ücretinin dahi davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle müvekkilinin kazadan sorumlu tutulmasının yanlış olduğunu, işleten kavramı ile araç sahibi kavramlarının farklı olduğunu, araç sahibinin aracın üzerinde fiili hakimiyeti bulunmadığını, müvekkilinin araç işleteni değil sadece o dönemde araç sahibi olduğunu, kendisinin aracı 04/07/2017 tarihinde ... vekili ... isimli şahıstan satın almış olup sadece beş ay sonra 26/12/2017 tarihinde Müfit Dikme’ye sattığını, müvekkilinin araca bir kez bile binmemiş olup satın aldığı tarihten sattığı tarihe kadar araç üzerinde hiçbir fiili hâkimiyeti olmadığını, müvekkilinin araç sahibi gözükmesine rağmen,
aracın fiili hakimiyetinin ...'de olduğunu, istenen tazminat miktarlarının ve özellikle manevi tazminat miktarının abartılı ve çok yüksek olduğunu, istenilen bu tazminat miktarlarının müvekkilinin ekonomik gücünü yok edecek düzeyde olduğunu belirterek müvekkili ...’ın bahsi geçen trafik kazasında hukuki sorumluluğun bulunmadığını bundan dolayı kendisine yöneltilen abartılı maddi, manevi tazminatın ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Sigorta AŞ vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkil sigorta şirketinin, ... plakalı aracı, 16/10/2017-2018 tarihleri arasında ... numaralı Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi ile sigortalandığını, bu poliçeden dolayı sorumluluklarının sigortalının kusuru oranında olmak üzere, bedeni zararlarda azami 330.000,00-TL ile sınırlı olduğunu, huzurdaki davada davacı vekili davasını açarken mahkeme kısmına Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatı ile değil.
Ticaret mahkemesi sıfatıyla görevli olmak kaydıyla açtığını, dosyanın sadece Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla görülmesi yönünde itirazda bulunduklarını, davacı tarafın sigortalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğu yönündeki iddialarını kabul etmediklerini, her durumda, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, müvekkil sigorta şirketinin sorumluluğunun sigortalısının kusuru oranında olduğunu, müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğuna esas kusur oranlarının tespit edilebilmesi için dosyanın trafik ihtisas kuruluna gönderilmesini, davaya konu ulaşım ve gelir kaybı giderlerine ilişkin taleplerin belgesi olmayan dolaylı zararlardan olup,
söz konusu taleplerin poliçe teminat kapsamı dışında olduğunu, davacının geçici iş göremezlik tazminat talebinin reddine karar verilmesini, davacı tarafın, tedavi masraflarının SGK tarafından ödenip ödenmediğinin araştırılmasını, tedavi giderleri ve geçici iş göremezlik tazminatından müvekkil şirketin sorumlu olmadığını ve taleplerin müvekkil şirket açısından reddini tekrar beyanla, her halde sorumluluğa hükmedilmesi durumunda SGK tarafından yapılan ödemenin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirterek neticede, dosyanın görevli olan İstanbul Asliye Hukuk Mahkemelerine gönderilmesine,
maddi tazminat talepleri bakımından tüm delillerin toplanmasını ve Adli Tıp Kurumu, Trafik İhtisas Dairesİ ve Adli Tıp 3. İhtisas Dairesinden raporların alınmasını akabinde sağlıklı ve gerçekçi bir tazminat hesaplaması yapılabilmesi için de "sakatlıktan kaynaklanan sürekli iş göremezlik tazminatı"na ilişkin talebin değerlendirilmesi amacıyla aktüer sıfatını haiz bir bilirkişinin görevlendirilmesine, yapılacak yargılamada, sınırlı sorumluluk ilkesi, gerçek zararın giderilmesi ilkesi, zenginleşme yasağı ilkesi, kusur oranında sorumluluk ilkesinin gözetilmesine,
SGK tarafından davacıya herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı veya aylık bağlanıp bağlanmadığı hususlarının araştırılmasına, akabinde ise tazminat miktarından tenziline, kaza tarihinden itibaren faiz isteminin reddine, yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile. 2.500,00-TL geçici iş göremezlik tazminatı ile 238,25-TL tedavi gideri olmak üzere toplam 2.738,25TL maddi tazminatın davalı sigorta şirketi yönünden arabulucuya başvuru tarihi olan 13/02/2019 tarihinden itibaren, diğer davalılar ... ve ... yönünden kaza tarihi olan 23/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacı ...’e verilmesine,
fazlaya ilişkin istemine reddine, davacı ... için takdir edilen 40.000,00-TL manevi tazminatın, davacı ... için takdir edilen 15.000,00-TL manevi tazminatın ve davacı Kurtuluş ... için takdir edilen 15.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 23/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... ve ...’den müşterek ve müteselsilen tahsili ile adı geçen davacılara verilmesine karar verildiği görüldü.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ
Karara karşı davacılar vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece tensip tutanağının 17 nolu ara kararı ile taraflarından 10.000,00 TL maddi tazminat taleplerinin açıklanması istenilmiş olduğunu, geçici işgöremezlik tazminatı ve tedavi giderleri adı altında tazminat taleplerinin kabul edildiğinin ancak yargılama sonunda mahkeme kararı ile öğrenilmiş olduğunu, esasında talep arttırım ve harç tamamlama işleminin, müvekkilinin hak kaybına ve zarara uğratmak endişesi nedeni ile yapılamamış olduğunu, olayın oluş şekline uygun olmayan kusur raporları ve bu kusur raporuna göre alınan aktüerya raporunun hükme esas alınmış olduğunu,
40.000,00 TL manevi tazminatın miktar itibariyle "adalete uygunluk", "manevi huzuru doğurmaya uygunluk", "tatmin duygusuna ulaşmak için gereklilik" şartlarını pek de taşımadığı kanaatinde olduklarını ve tam tersine, ülkemizde en ucuz "şey"in yaşam hakkı olduğu bu ve benzer kararlarla üzüntü içerisinde öğrendiklerini, karar ile manevi tazminat hükmü ile ilgili olarak müvekkilleri lehine toplam (9.200,00x3 =) 27.600,00 TL vekalet ücretine hükmedildiğini,
davalı Seyhmus Mehmet Dalaş lehine de manevi tazminat ile ilgili olarak toplam (9.200,00x3=) 27.600,00 TL vekalet ücreti ile maddi tazminat ile ilgili 2.738,25TL. vekalet ücretine hükmedilmiş olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin usul ve esas nedenlerle hukuka aykırı kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini umduklarını beyan ederek kararın kaldırılması ile talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.
Karara karşı davalı ... vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin aracın işleteni değil sadece o dönemde araç sahibi olduğunu, kendisinin aracı 04/07/2017 tarihinde ... vekili ... isimli şahıstan satın almış olup sadece beş ay sonra 26/12/2017 tarihinde Müfit Dikme’ye satmış olduğunu, (Noter kayıtlarının dosyada mevcut olduğunu) müvekkilinin araca bir kez bile binmemiş olup satın aldığı tarihten sattığı tarihe kadar araç üzerinde hiçbir fiili hâkimiyeti bulunmadığını, bu durumun yerel mahkemede dinlettikleri tanıkla da ispat edilmiş olduğunu,
kazaya sebebiyet veren ... ile müvekkilinin ve diğer davalının kusurları oranında pay edilmeli herkesin kendi payından sorumlu tutulmasının gerektiğini, aksi takdirde müvekkili açısından hukukun temel ilkelerinin ihlal edilmiş olacağını, özellikle davacının kalıcı bir maluliyetinin bulunmamasına rağmen davacı lehine yüklü miktarda manevi tazminata hükmedilmesinin usule ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini beyan ederek kararın kaldırılması ile talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 50, 54/1-3, 55 ve 56. maddeleri kapsamında, trafik kazasına dayalı açılan, çalışma gücünün azalmasından veya yitirmesinden doğan (malüliyet) maddi ve manevi tazminat davasıdır.
İlk derece mahkemesince, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekili ve davalı ... vekili istinaf etmiştir.
Kusur raporuna yönelik yapılan istinaf incelemesinde:
Dosya arasında mevcut bulunan kaza tespit tutanağında sürücü ...'nin kırmızı ışık ihlali yaptığından dolayı kusurlu olduğu, davacı ...'in ise karşıdan karşıya geçişlerde uyulacak kurallara riayet etmediğinden kusurlu olduğu belirtilmiştir.
Ankara ATK Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığından alınan 02.04.2021 tarihli raporda davalı davalı sürücü ...'nin kural ihlalleri yaparak kırmızı ışıkta geçmesi sebebiyle %50 oranında kusurlu olduğu, davacı ...'in ise kendi can güvenliğini tehlikeye atacak şekilde yaklaşan araçların varlığına ve kırmızı ışığa rağmen geçişini sürdürmüş olması nedeniyle %50 oranında kusurlu olduğu olduğunun bildirildiği görülmüştür.
Mahkemece aldırılan raporun dosya kapsamına ve olayın oluşuna uygun olduğu gibi kaza tespit tutanağı ile de uyumlu olduğu, aralarında çelişki olmadığı, davalı sürücünün ve davacılar murisi yayanın ikisine de kırmızı ışık yanmakta iken geçerek kazaya sebebiyet verdiklerinden eşit kusuru ile kazaya sebebiyet verdiği anlaşıldığından taraf vekillerinin kusur oranın yanlış tespit edildiğine ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Davacı vekilinin dava dilekçesinin açıklattırılmasının hatalı olduğuna yönelik istinaf incelemesinde;
HMK 26.maddesi hükmüne göre, mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır. Kural olarak mahkemenin talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak dışıdır.
Açılan bir davada hakim istenilenden fazlasına veya başka bir şeye hükmedemez. Öğreti ve uygulamada taleple bağlılık olarak adlandırılan bu kural sadece sonuç istem yönünden değil, sonuç istemi oluşturulan her bir alacak kalemi yönünden de uygulanır.
HMK'nın 119/1-ğ maddesine göre, dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde davacı, neye karar verilmesini istiyorsa onu açık bir şekilde yazar. Talep sonucunun açık olmaması durumunda, HMK'nın 31. maddesine göre mahkemece, davacıya talep sonucunun açıklattırılması gerekir. Yani HMK'nı 119/2. maddesine göre, dava dilekçesinde talep sonucunun açık olmaması halinde, hakimin davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre vereceği ve bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği düzenlenmiştir.
Davacı vekilince kaza nedeniyle davacıların maddi ve manevi tazminat talep ettiği belirtilmesine rağmen hangi sebep nedeniyle hangi davacı için ne miktar maddi tazminat istediği açık olmadığından mahkemece bu hususta açıklama istenilmesi yasa gereğidir.
Zarar belirlendikten sonra davacıların bedel arttırım dilekçesi verip vermeyecekleri kendi takdirlerinde olup davacı vekilinin müvekkillerinin zarara uğrayacağı endişesi ile bedel arttırım yapmadığı yönündeki beyanı kaldırma sebebi değildir. Bu nedenle davacılar vekilinin bu yöndeki istinaf talebi yerinde görülmemiştir.
Taraf vekillerinin hesap raporuna yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde;
Anayasa Mahkemesinin 2019/... E.K sayılı 17/07/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin 17/06/2021 gün ve 2021/... Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir. Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda mahkemesince hükme esas alınan hesap raporunda TRH 2010 yaşam tablosu ve prograssif rant yöntemi kullanılmak sureti ile davacının zararının belirlendiği, raporun bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Davacının kalıcı iş göremezlik zararının bulunmadığı ATK raporu ile belirlenmiş, asgari ücret üzerinden 12 aylık iyileşme süreci için hesaplanan 17.304,.72 TL'nin %50 kusur oranına göre 8.652,36 TL olarak hesaplanmış olması yerinde görülmekle taraf vekillerinin hesap raporuna yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Davalı ... vekilinin husumet ve müteselsil sorumluluğa dair itirazına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde;
2918 sayılı KTK hükümlerine göre, trafik kaydı "işleteni" kesin olarak gösteren bir karine değilse de, onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir. Ancak, trafik kaydına rağmen işletenliğin 3. kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir yasa hükmü yoktur.
Kazaya karışan araçların meydana getirdikleri zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiş ise de, araç malikleri tarafından herhangi bir sebeple yararlanılması için bir başka kimseye devir edilmesi halinde (kısa bir süre için kiralanmaması kaydıyla) artık üzerindeki fiili hâkimiyeti kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o araca kaza sırasında fiili hâkimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekir.
Bunun sonucu olarak da, araç maliki sorumlu tutulmamalıdır. Gerek doktrinde, gerekse Yargıtay'ın uygulamalarında, kiracının işleten sıfatının belirlenmesinde, kira sözleşmesinin uzun süreli olması, araç üzerinde fiili hâkimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması gerekmektedir.
Somut olayda; davalı vekilinin cevap dilekçesi ekinde davaya konu trafik kazasına sebebiyet veren ... plakalı aracın davalı ...'a 04.07.2017 tarihinde satıldığına, onun tarafından da 26/12/2017 tarihinde dava dışı Müfit Dikme'ye satıldığına dair resmi noter evrağı bulunmaktadır.
Davalı, aracın kaza tarihinden önce haricen satıldığını ileri sürerek borçlu olmadığını savunmuş ise de.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20/d maddesinde, trafikte kayıtlı motorlu araçların her çeşit satış ve devirlerinin araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi esas alınarak noterce yapılacağı, noter tarafından yapılmayan satış ve devirlerin geçersiz olduğu düzenlenmiş olup, dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacının aracı kaza tarihinden önce yasal prosedüre uymaksızın harici olarak satıp teslim ettiği yönündeki savunması hukuki sorumluluğu kaldırmayacağından davacının 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 85. maddesi gereğince araç maliki, işleten sıfatıyla, sorumlu olacağı açıktır.
Bu nedenle davalının husumet itirazı yerinde değildir. Yine işleten sürücü ile birlikte TBK 61. maddesi gereğince müştereken veya müteselsilen sorumludur. (Benzer yönde Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/... sayılı kararı)
Manevi tazminatın miktarına yönelik yapılan incelemede:
6098 Sayılı TBK'nın 56. Maddesi: " Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir." şeklindedir
Buna göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hakimin takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir etmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)
Somut olayda 02.05.2018 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davalı ...'nin sürücüsü, diğer davalı Şeyhmus'un işleteni olduğu aracın, yaya olan davacı Sevim'e çarpması neticesinde meydana gelen trafik kazasında davacının yaralandığı, kalıcı maluliyetinin bulunmadığı, ancak davacının bir çok yerinin kırıldığı, kollarında ve bacaklarında hareket kısıtlılığının bulunduğu, tedavisinin halen dahi devam ettiği, alınan kusur raporlarına göre trafik kazasının meydana gelmesinde davalı sürücünün % 50 oranında kusurlu olduğu, davacı yaralananın çalışmadığı, davalı malikin orman ürünleri ile iştigal eden bir iş yerinin bulunduğu anlaşılmıştır.
Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda tarafların belirlenen ekonomik sosyal durumları, kusur oranları, kaza ve davanın tarihi, davacının yaşı, paranın satın alma gücü, olay tarihi birlikte değerlendirildiğinde hükmolunan manevi tazminatın düşük olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebinin reddine, davacılar vekilinin istinaf talebinin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.
HMK'nın 355. maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;
Yukarıda açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre, ilk derece mahkemesince daha yüksek manevi tazminata karar verilmesi gerektiğinden, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun bu yönüyle kabulü ile, HMK 353/1-b-2. maddeleri gereği ilk derece mahkemesi kararının yeniden hüküm kurulmak üzere ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/81, K. 2026/20, 5 Ocak 2026 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama