KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20.HUKUK Dairesi
- Karar tarihi
- 5 Temmuz 2024
- Esas-Karar No
- 2022/1141 - 2024/1247
- Esas no
- 2022/1141
- Karar no
- 2024/1247
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
- Tarihi
- 14/10/2021
- Numarası
- 2020/80 E. - 2021/330 K.
- Davacı
- —
- Vekili
- —
- Davalı
- —
- Davanın konusu
- Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Karar Metni
1.862 kelime·9 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 14/10/2021 Tarih ve 2020/80 Esas - 2021/330 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, müvekkilinin “...” ibareli markaların sahibi olduğunu, davalı tarafın 2019/04660 sayılı “... ...” markasının tescili için başvuruda bulunduğunu, müvekkilinin başvuruya itirazlarının Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun 26.12.2019 tarih ve 2019-M-11211 sayılı kararı ile reddedildiğini, oysa müvekkili şirketin markalarını 05, 29, 30 ve 32. sınıf mallarda kullandığını, dava konusu başvurunun da aynı sınıfları kapsadığını, tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, müvekkili markalarının uzun yıllardır kullanılmakta olduğunu, tanınmışlığının ve ayırt ediciliğinin bulunduğunu,
davalının başvurusunun kötü niyetle yapıldığını ileri sürerek, Türkpatent 2019-M-11211 sayılı YİDK kararının iptalini ve diğer davalının 2019/04660 sayılı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalı vekili, ''...'' ibaresinin tek başına ayırt ediciliğinin olmadığını, ''...'' markasında vurgunun bu kelimede bulunduğunu, müvekkiline ait markada ise vurgunun sonda yer alan ''...'' kelimesi üzerinde olduğunu, müvekkiline ait markada şekilsel olarak da ayırt edici özelliklerin bulunduğunu, ''...'' kelimesinin göze çarptığını, ''...'' ibaresinin davacıya özgü bir ifade olmadığını, işaretler arasında karıştırılma ihtimalinin de bulunmadığını, ayrıca müvekkiline ait markanın 35. sınıfta tescil edilmek istenildiğini, davacı markalarında bu sınıfın yer almadığını, davacı yanın “...” markasının tanınmış olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, dava konusu markaların hizmet sınıflarının benzer olduğu, markalar arasında emtia benzerliğinin bulunduğu, benzer tüketici kitlelerine hitap ettiği, görsel olarak davalının markasının ''... ...'' şeklinde, davacının markasının ise ''... ...'' vs şeklinde olduğu, ''...'' ibaresinin markalarının esaslı unsuru olarak kullanıldığı, markaların ''...'' ibaresi dışında bir ortaklık taşımadığı, söz konusu ibarenin ayırt ediciliğinin zayıf olduğu, tüketici nezdinde karıştırılma ve ilişkilendirilme ihtimalinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, markaların ayniyet derecesinde görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzer olduğunu, markaların tüketici üzerinde bıraktığı genel izlenimin benzer bulunduğunu, her ne kadar ''...'' ibaresi doğrudan bir anlam ifade etmese de bilinirliği ve tanınırlığı ile ayırt edici hale geldiğini, ayırt ediciliğinin ortalama tüketici nezdinde sağlandığını, marka ibarelerinin karıştırılma olasılığının yüksek olduğunu, sicilden terkini istenen markanın 35. sınıfa tescil edildiğini, markalar arasında mal ve hizmet benzerliğinin de bulunduğunu,
müvekkili şirketin davaya konu ''...'' markasını kullanarak seri marka oluşturmayı hedeflediğini, tüketici nezdinde davalının markasının müvekkili şirkete ait markayla ilişkilendirilme ihtimalinin bulunduğunu, keza yerel mahkemece aldırılan bilirkişi raporuna süresinde itiraz edildiğini ve dosyanın ek rapor aldırılmak üzere yeniden bilirkişiye tevdiinin veya yeni bir bilirkişi heyeti seçilerek değerlendirmenin yaptırılmasınının talep edildiğini, ancak bu talebin yerel mahkemece değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu ve bu rapora dayanılarak hüküm kurulduğunu, bu hususun usule,
yasaya ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına aykırı bulunduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
Dava, marka ile ilgili Kurum kararlarının iptali ve hükümsüzlük istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamına göre, davalının "..." ibareli marka tescil başvurusunda bulunduğu, başvurunun ilanı üzerine davacı şirket tarafından "..." asıl unsurlu markalara dayalı olarak başvuruya itiraz edildiği, davacının itirazının reddedildiği, davanın iki aylık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince, taraf markaları arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik bulunmadığı gerekçesiyle, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olup, davacı tarafın istinaf itirazları gözetildiğinde taraflar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ile itiraza mesnet markalar arasında benzerlik bulunup bulunmadığı, 556 sayılı KHK'nın 8/3, 8/4, 8/5. maddesi koşullarının oluşup oluşmadığı ile başvurunun kötüniyetle yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmaktadır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun geçici 1. maddesi yollamasıyla somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise,
tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez.
Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir.
İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir.
Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; dava konusu başvurunun "..." ibaresinden oluştuğu, davacının itiraza mesnet markaların ise yalnızca "..." ibaresiyle ve bu ibareye eklenen kelimeler ile oluşturulduğu, "..." ibaresinin "..." ibaresiyle birleşerek yeni ve anlamlı bir kelime oluşturmadığı, ortalama tüketiciler tarafından "..." ve "..." şeklinde iki farklı kelime olarak algılanacağı, "..." ibaresinin kapsamda bulunan hizmetler için tanımlayıcı ve tasviri niteliği olmadığı, bu ibarenin ayırt edicilik taşıdığı,
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.04.2019 tarih ve 2018/923 E.- 2019/2475 K. sayılı ilamının da bu yönde bulunduğu, bu hale göre başvuru ile davacının "..." esas ibareli markaları arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, zira başvuru markasının davacının itiraza mesnet markalarından yeterince farklılaşmadığı, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.09.2018 tarih ve 2016/14718 E.- 2018/5701 K. sayılı kararında "... ..." ibareli markanın davacının "..." esas unsurlu markalarıyla benzer bulunduğu anlaşılmış ve 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesindeki iltibas koşullarının oluştuğu kanaatine ulaşılmıştır.
Ancak 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesinin somut uyuşmazlığa uygulanabilmesi için karşılaştırılan markaların kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği şartının da gerçekleşmesi gerekmektedir.
Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerden, davalının dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan 35/son müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için malların bir araya getirilmesi hizmetlerinin kapsamında yer alan 29., 30. ve 32. sınıflara dahil malların satış hizmetlerinin davacı adına tescilli 2017/75381, 2017/75385, 2014//89613, 2014/89643, 2015/33379, 2016/90773, 2011/99361, 2011/100893, 2004/25380 sayılı markalarının kapsamındaki mallarla benzer olduğu, zira karşılaştırılan mal ve hizmetlerin dağıtım kanallarının, kullanım yöntemlerinin, hedeflenen halk kesimlerinin aynı olduğu,
birbirlerini tamamlama veya birbiri yerine ikame edilebilme niteliklerinin de bulunduğu anlaşılmıştır.
Her ne kadar davacı vekili, 556 sayılı KHK'nın 8/4. maddesi anlamında tanınmışlık itirazında bulunmuş ise de, davacının itirazına mesnet "..." esas unsurlu markalarının tanınmış marka olduğunun dosya kapsamına göre ispatlanamadığı, 556 sayılı KHK'nın 8/4. maddesinin koşullarının davacı yararına oluşmadığı, diğer yandan 556 sayılı KHK'nın 8/5. madde koşulları ile 556 sayılı KHK'nın 8/3. madde koşullarının da bulunmadığı, başvurunun kötüniyetle yapıldığını da ileri sürmüş ise de bu hususun da kanıtlanamadığı anlaşılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca, iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu bildirildiğinden, Dairemizce de bu konuda bilirkişi raporu alınmasına gerek görülmemiştir.
Bu itibarla mahkemece, yukarıda belirlenen taraf markaları arasında iltibas koşularının oluşması nedeniyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiş ve davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 05/07/2024
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2022/1141, K. 2024/1247, 5 Temmuz 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama