KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20.HUKUK Dairesi Davacılar Vekili
- Karar tarihi
- 30 Ocak 2025
- Esas no
- 2022/2014
- Karar no
- 2025/166
- Başkan
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Katip
- ... (...
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 01/07/2022
- Numarası
- 2020/281 E. - 2022/577 K.
- Davalı
- —
- Davanın konusu
- Maddi Tazminat
Karar Metni
1.414 kelime·7 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 01/07/2022 Tarih ve 2020/281 Esas - 2022/577 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacılar vekili, müvekkillerinin oluşturduğu iş ortaklığı ile davalı arasında ...
Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 4. maddesinde işin tanımının “Gönderilerin adresten kabulü, cihet ayrımı ve dağıtım/teslimi hizmetlerinin 21 bölgede toplam 5.503 yaya ve 538 scooter tipi motosikletli işçi ile yürütülmesidir” olarak yapıldığını, sözleşmenin 21/05/2015 tarihinde imza altına alındığını, davalı ile taahhüt sözleşmesi 18.797.234,20 TL üzerinden imzalanırken müvekkili tarafından ihale karar damga vergisi olarak 106.956,38 TL ve sözleşme damga vergisi olarak 178.197,97 TL olmak üzere toplam 285.154,35 TL sözleşmeden kaynaklı masraf yapıldığını ve davalı yan hesabına yatırıldığını,
müvekkillerinin taahhüt konusu işi gereği gibi ifa ederken davalının 07/07/2015 tarihinde, dokümanın hukuka uyarlı düzenlenmediği gerekçesiyle sözleşmenin askıya alınacağını 02/07/2015 tarihinde kendilerine bildirildiğini, taahhüt sözleşmesinin askıya alındığı bildiriminin aslında bir fesih bildirimi olup davalı Kurumca tek taraflı olarak fesih nedeniyle müvekkillerinin zarara uğradığını, taahhüt sözleşmesinin imzası sırasında taahhüt sözleşmesinin ifasına yönelik olarak yaptığı masrafların müvekkillerinin zararını oluşturduğunu, taahhüt sözleşmesinin feshinde kusurun davalı Kurumda bulunduğunu ileri sürerek,
şimdilik 50.000,00 TL'si sözleşme damga vergisi, 50.000,00 TL'si karar karar damga vergisi alacağına karşılık olmak üzere, 100.000,00 TL'nin, sözleşmenin fesih tarihi olan 08/07/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 05.04.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 269.898,59 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, davanın görevli mahkemede açılmadığını, davanın her ne kadar alacak davası olduğu ileri sürülmüş ise de mahkemede açılan davanın konusunun, ihale kapsamında davacılar tarafından ödenen ihale damga vergisi ve sözleşme damga vergisi olduğunu, dolayısıyla davaya bakma görevinin vergi mahkemesine ait bulunduğunu, ayrıca davanın ilgili vergi dairelerine yönlendirilmesi gerektiğini, müvekkiline husumet yöneltilmesinin mümkün bulunmadığını, sözleşmenin mahkeme kararına dayalı olarak feshedildiğini, davacılara ihale konusu işe devam ettikleri dönem nedeniyle toplamda 1.005.479,28 TL hakediş bedeli ödendiğini,
davacıların uğradığı menfi zarar bulunmadığını, sözleşme uyarınca vergilerin sözleşme bedeline dahil olduğunu, davanın zaman aşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, davalı Şirketin, taraflar arasındaki sözleşmeyi fesih iradesinin bulunmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin Danıştay incelemesinden geçerek kesinleşen Ankara 14. İdare Mahkemesinin "işlemin iptaline" dair kararı uyarınca sona erdirildiği,
bu nedenle davacı yüklenicilerin, sözleşme nedeniyle yaptıkları ve sözleşmenin gerçekleşmeyen dönemine karşılık gelen noter masrafı, karar pulu, all risk sigorta masrafı, kamu ihale kurumu payı, teminat mektubu komisyon bedelleri, sözleşme gereği davalı idareye bildirilen teknik personelin masrafları ve sair giderleri menfi zararları kapsamında davalıdan talep edebilecekleri, davaya konu sözleşmenin, davacının ticari işletmesini ilgilendirdiği için ticari iş niteliğinde olduğu ve davacı tarafın alacak talebine avans faizi uygulanması gerektiği,
TBK'nın 82. maddesine göre sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkının on yıllık zaman aşımına tabii olduğu, bu nedenle davalının zamanaşımı itirazlarının yerinde olmadığı, davacıların ihale karar damga vergisi bakımından 101.234,21TL, sözleşme damga vergisi bakımından ise 168.664,38TL olmak üzere toplam 269.898,59TL alacaklarının tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 269.898,59TL'den 100.000,00TL'nin dava tarihi olan 06/07/2020 itibaren, kalan 169.898,59TL'nin ıslah tarihi olan 05/04/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, davanın görevli mahkemede açılmadığını, davaya bakma görevinin vergi mahkemelerine ait olduğunu, bu davada müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, husumetin ilgili vergi dairesine yöneltilmesi gerektiğini, davanın zaman aşımına uğradığını, mahkeme kararına istinaden yapılan bir işlem söz konusu olup, müvekkilinin bir kusurunun olmadığını, ayrıca işin bir süre yapılıp davacıya ödeme yapılması nedeniyle davacının uğradığı bir menfi zararın bulunmadığını, dava konusu edilen verginin, taraflar arasındaki sözleşme kapsamındaki giderlere dahil olduğunu, dolayısıyla davacıların sorumluluğunda bulunduğunu,
kabul anlamına gelmemek üzere hükme esas alınan bilirkişi raporunda, sözleşmenin ifa edildiği döneme tekabül eden alacağın da yanlış hesaplandığını, bu yönden bilirkişi raporuna yaptıkları itirazın dikkate alınmadığını , hüküm altına meblağa yasal faiz işletilmesi gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
Dava, taraflar arasındaki sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı tarafça, ihale ve damga vergisinin kendilerince ödendiği, davacıların sözleşme konusu işi gereği gibi ifa ettikleri ancak davalının, 07.07.2015 tarihi itibariyle sözleşmenin askıya alınacağını, kendilerine 02.07.2015 tarihinde bildirdiği, bu bildirimin fesih bildirimi niteliğinde olduğu ileri sürülerek, ödenen damga vergisinin davalı taraftan iadesi istenilmiş, davalı taraf ise taraflar arasındaki sözleşmenin idare mahkemesi kararına dayalı olarak feshedildiğini, ayrıca davanın zaman aşımına uğradığını savunmuştur.
Görüldüğü üzere taraflar arasında sözleşme ilişkisinin kurulduğu, sözleşmenin imzalanmasına dayanak ihalenin idare mahkemesince iptal edildiği, bu nedenle davalının, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisini askıya aldığı hususlarında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davalı tarafın, idare mahkemesi kararı üzerine taraflar arasındaki sözleşme ilişkisini sona erdirmesi nedeniyle davacının ödediği damga vergisini, davalıdan tahsil edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 12.06.2017 tarih, 2017/121 E., 2017/2508 K. Sayılı ilamında, idari yargıda açılan iptâl davasının kabul edilmesi neticesinde, yüklenici ile yapılan sözleşmenin fiilen uygulanma imkanının kalmaması halinde, idareye kusur yüklenmesinin mümkün olmadığı, bu durumda sözleşmenin hukuki imkânsızlık sonucu ifa edilemeyeceğinin kabul edilmesi ve sözleşme sonrası objektif imkânsızlık haline göre uyuşmazlığın sonuçlandırılması gerektiği, buna göre de tarafların ancak verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerince geri isteyebileceği açıklanmıştır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 23.05.2023 tarih, 2022/1750 E., 2023/1976 K. sayılı ilamında da aynı ilkeler tekrar edilmiştir.
O halde somut uyuşmazlıkta da, taraflar arasındaki sözleşmenin idare mahkemesi kararı üzerine davalı tarafça feshedildiği, bu durumda davalıya kusur yüklenmesinin söz konusu olmadığı, sözleşmenin hukuki imkansızlık sonucu ifa edilemeyeceği, sözleşme sonrası objektif imkansızlık haline göre uyuşmazlığın sonlandırılması gerektiği, buna göre davacının ancak verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerince geri isteyebileceği kanaatine varılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 82. maddesinde, sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkının, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı hüküm altına alınmıştır.
Somut olayda, davalı Şirketin 02.07.2015 tarihli yazısı ile Ankara 14. İdare Mahkemesinin 27.05.2015 tarihli yürütmenin durdurulması kararına istinaden, esas hakkında karar verilinceye kadar sözleşme ilişkisinin 07.07.2015 tarihi itibariyle askıya alındığı davacı tarafa bildirilmiştir. Öte yandan, Ankara 14. İdare Mahkemesinin ihalenin iptaline ilişkin kararı ise 07.04.2017 tarihinde kesinleşmiştir.
Bu durumda, davacıların 02.07.2015 tarihli davalı yazısı ile geri isteme haklarını öğrendikleri, bir an için ihalenin iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle geri isteme hakkının öğrenildiği kabul edilse dahi bu tarihin de 07.04.2017 olduğu, davacıların ise bu tarihten itibaren iki yıllık zaman aşımı süresi geçtikten sonra 13.02.2020 tarihinde zorunlu arabuluculuk yoluna başvurdukları, buna göre eldeki davanın, TBK'nın 82. maddesi uyarınca zaman aşımına uğradığı, davalı vekilinin de süresi içinde zaman aşımı definde bulunduğu gözetilerek,
davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken, davanın on yıllık zaman aşımı süresine tabi olduğu yönünde yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Bu durumda HMK.'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın zaman aşımı nedeni ile reddine yönelik olarak HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/01/2025
Başkan · ... Üye · ... Üye · ... Katip · ...
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2022/2014, K. 2025/166, 30 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama