İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /İstinaf (BAM) Kararları
  3. /Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi

ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINAKARAR

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi E.2025/258 K.2025/239

Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/04/2024 tarih ve 2023/443 Esas - 2024/168 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde…

Esas2025/258Karar2025/239Tarih7 Şubat 2025Okuma14 dk · 2.828 kelime

KÜNYE

T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20.HUKUK Dairesi Davacı Vekilleri

Karar tarihi
7 Şubat 2025
Esas no
2025/258
Karar no
2025/239
Başkan
... ...
Üye
... ...
Üye
... ...
Katip
... ...
İncelenen kararın mahkemesi
ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Tarihi
18/04/2024
Numarası
2023/443 E. - 2024/168 K.
Davalı
—
Davanın konusu
Tenfiz
Karar metni, UYAP Emsal Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.828 kelime·14 dk okuma·5 bölüm

Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/04/2024 tarih ve 2023/443 Esas - 2024/168 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, müvekkili kurumun 12/08/2007 tarihinde Mevduat Sigortası Kanununun Azerbaycan Cumhuriyet Parlamentosu tarafından kabul edilmesinin arından kurulmuş olup, tıpkı Türkiye'de faaliyet gösteren TMSF gibi bireyler tarafından yatırılan paraların kaybedilme riskini azaltmayı ve finans ve bankacılık sisteminin sürdürülebilirliğini ve gelişimini sağlamayı hedeflediğini, kendisine kanunla verilen görevlerden birinin de mahkemelerce iflasına karar verilen ticari bankaların tasfiye sürecini yürütmek olduğunu, bu kapsamda tenfiz istemine konu davanın davacısı ...'nin tasfiye memurluğunu yürüttüğünü,

kararın davalısının ise ...'ın sözleşmesel ilişki içinde bulunduğu ... Tekn. Ltd. Şti. olduğunu, ancak ... Tekn. Ltd. Şti.'nin tür değiştirerek ... Tekn.

A.Ş. haline dönüştüğünü, davanın taraflar arasında davalı şirketin ... ile akdettiği 01/05/2015 tarihli lisans sözleşmesinden kaynaklandığını, sözleşme uyarınca davalı şirketin "..." adlı bankacılık yazılımına ilişkin lisans hakkı tanımayı, yazılımın kurulumunu sağlamayı ve sözleşmenin ekinde belirtilmiş olan modülleri teslim etmeyi, bunun karşılığında ...'nin de 4.000.000,00 Euro ödeme yapmayı taahhüt ettiğini, tarafların ödemelerin modüllerin teslim alınması ile aşamalı şekilde yapılması konusunda anlaştıklarını, ...'nin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek üzere 1.300.000,00 Euro tutarında ödeme yaptığını,

davalı şirketin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini ifa etmediğini ve sözleşmenin esaslı şekilde ihlal edildiğini, 2017 yılında ...'nin ... ile birleşerek tüzel kişiliğini kaybettiğini ve ...'ın ...'nin külli halefi konumuna geldiğini, sözleşmenin ihlali ve ödenen bedelin 50.000 Euro tutarındaki gecikme cezası ile birlikte iadesini talep ve dava hakkının ... nezdinde doğduğunu, bu miktarların ödenmesi talebiyle Azerbaycan Cumhuriyeti Bakü 1. İdari - İktisat Mahkemesi nezdinde dava açıldığını, 18/04/2018 tarihinde davanın kabulüne ve toplam 1.350.000,00 Euro'nun davalı şirket tarafından ...'a ödenmesine karar verildiğini,

kararın 30/05/2018 tarihinde kesinleştiğini, davacı kurumun işbu davayı ikame etmeye taraf ve dava ehliyeti ile hukuki yararının mevcut olduğunu, yabancı mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin MÖHUK'ta sayılan tüm şartların oluştuğunu, Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşmanın mevcut ve yürürlükte olduğunu ileri sürerek, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakü 1. İdari - İktisat Mahkemesi nezdindeki 2-2(81)-305/2018 sayılı kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkil şirketin tüm fikri mülkiyet haklarına sahip olduğu "..." adlı bankacılık yazılımının, hem Türkiye'deki hem de yurt dışındaki bankalarda 10 yılı aşkın süreden beri kullanıldığını, müvekkili şirket ile ... ("...") arasında 01.05.2015 tarihili lisans sözleşmesi ile bu ürünün uygulaması ve kurulumu kapsamındaki haklarını ...'ye sağlamayı ve bunun karşılığında ...'nin de toplam 4.000.000 Avro'yu müvekkili şirkete ödemeyi taahhüt ettiğini, müvekkili şirketin sözleşme ekindeki planlama çerçevesinde projenin büyük bölümünü tamamlamasına ve ...'nin bunun karşılığında 1.300.000 Avro'yu ödemesine rağmen.

2016 yılının son aylarına doğru ...'nin ciddi mali krize girmesi ve projede görevlendirdiği personelin işten çıkartılması dolayısıyla projenin tamamlanmasının fiilen imkansız hale geldiğini, Haziran 2017'de ...'la birleşerek infisah ettiğini, lisans sözleşmesinin 4.3 maddesinde "Devir Yasağı" olduğundan, birleşme yoluyla da olsa ...'ın hiçbir zaman lisans sözleşmesinin tarafı olmadığını, ancak ...'ın 22.06.2017 tarihli yazısından "..." yazılımını müvekkili şirketten devir izni ve lisans almadan hukuka aykırı şekilde kullandığının anlaşıldığını, müvekkili şirkete usulüne uygun tebligat yapılmadığını,

iflas ve tasfiyenin Türk mahkemesinin münhasır yetkisinde bulunduğunu, lisans sözleşmesinin 4. maddesinde; "... adlı bankacılık ürünün, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) ve diğer telif haklraı ve uluslararası telif hakları anlaşmaları ve diğer fikri mülkiyet kanun ve anlaşmaları ile korunduğu.

Ürün'ün ilgili kanunlardan doğan tüm mülkiyet haklarının Cybersoft'a (Davalı Şirket) ait olduğunun" açıkça belirtildiğini, ayrıca 5846 sayılı FSEK'in 76. ve Sınai Mülkiyet Kanununun 156. maddesi dolayısıyla Türkiye'deki Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin görevli ve yetkili olmasını kararlaştırdıklarını, işbu davada, Ankara Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin görevli ve yetkili olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamından, Azerbaycan ile Ülkemiz arasında, 03/05/2002 tarihinde imzalanan, 09/03/2004 tarihli ve 2004/6988 sayılı Kanunla onaylanan ve 23/03/2004 tarihli ve 25411 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli İşbirliği Anlaşması”nın mevcut olduğu, davalı taraf tenfize konu davada, usulüne uygun tebligat yapılmadığını, hükmü veren mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrılmadığını, mahkemede temsil edilmeyip savunma hakkı tanınmadığını savunduğu, bu kapsamda dosyanın tetkikinden.

Azerbaycan Cumhuriyeti Bakü İdari İktisat Mahkemesinden verilme, Dosya No:2-2 (81)-305/2018 sayılı ve 15/05/2019 tarihli "Belge" başlıklı tercüme belgenin incelenmesinden davalının yargılamaya katılmama durumu ile ilgili olarak, "... davalı ise ... gerçekleşen duruşma tarihi ve yerine yönelik gerekli kaidede bildirilmesine rağmen temsilcisi duruşmaya katılmamış ve nedenleri ile ilgili mahkemeyi bilgilendirmemiştir." şeklinde olduğu ve bu belgenin yetkili makamlarca usulüne uygun olarak verilmiş belge niteliğinde olduğu, dolayısıyla davalının kendisine tebligat yapılmadığı yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceğinin değerlendirildiği;

öte yandan, dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden davacının tasfiye memuru olduğu anlaşılan ...'nun, davayı açmakta taraf ve dava ehliyeti ile hukuki yararının mevcut olduğu, tenfizi talep edilen yabancı mahkeme kararının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş bir karar olup, kamu düzenine aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakü İdari Mahkemesi 18/04/2018 tarihli ve 2-2 (81)-305/2018 sayılı kararının tenfizine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, tenfiz kararının eksik olduğunu ve yeterli inceleme yapılmadan verildiğini, mahkeme tarafından 5718 sayılı MÖHUK'un ve “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli İşbirliği Anlaşması” nın bazı maddelerinin aynen belirtildiğini ancak, tarafların ileri sürdükleri hususlar ve sunulan delillerle ilgili hiçbir değerlendirme yapılmadığını;

...'ın görevden alınan eski yöneticileri tarafından kötüniyetle ve sebepsiz zenginleşme amacıyla özellikle yetkisiz Bakü İdare Mahkemesi'nde dava açıldığını, Bakü İdare Mahkemesinin de milletlerarası özel hukuk kuralları bakımından yetkisiz olmasına rağmen davayı reddetmediğini, 5718 Sayılı Kanun'da uygulanacak hukuk konusunda "ülkesellik ilkesine" uygun olarak, fikrî mülkiyete ilişkin hakların, hangi ülkenin hukukuna göre koruma talep ediliyorsa o hukuka tâbi olduğu (md.

23/1) ve tarafların, fikrî mülkiyet hakkının ihlâlinden doğan talepler hakkında, ihlâlden sonra mahkemenin hukukunun uygulanmasını kararlaştırabileceklerinin (md.

23/2) düzenlendiğini, ayrıca, 5718 sayılı MÖHUK'un 54. maddesinde tenfizin şartları düzenlendiğini, anılan maddede öngörülen şartlardan bir tanesinin; ilâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması durumu (md.

54/b) olduğunu, bu durumda yabancı mahkemenin yetkisinin “aşkın yetki” olarak karşımıza çıktığını, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 19.12.2019 T.

2017/130 E. - 2019/1394 K.), lisans sözleşmesinde tarafların açıkça Türk Hukukunu seçtiklerini, ayrıca, 5846 sayılı FSEK'in 76. maddesi ve Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 156. maddesi dolayısıyla Türkiye'deki Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin görevli ve yetkili olmasını kararlaştırdıklarını, "aşkın yetki" kullanarak Bakü İdare Mahkemesi'nin verdiği Karar'ın, Türkiye'de tenfizinin, 5718 sayılı Kanun'un md. 54/b 'ye açıkça aykırı olduğunu; müvekkili şirkete usulüne uygun tebligat yapılmadığını ve savunma hakkı tanınmadığını, tenfiz kararının verilebilmesi için aranan şartlardan bir tanesinin de, savunma hakkının ihlal edilmiş olmaması olduğu,

MÖHUK’nın 54/ç maddesi gereğince, kendisine karşı tenfiz istenen kişi, mahkemeye "o yer" kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağrılmamış yani davet edilmemiş veya uygun çağrı yapılmadığı ya da yapıldığı hâlde temsil edilmemiş veyahut da o yer kanunlarına aykırı olarak kararın gıyabında veya yokluğunda verilmiş, olması hâllerinde ilgilinin tenfize karşı Türk mahkemesinde itiraz etmesi üzerine yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün olmayacağını,

görüldüğü üzere MÖHUK’nın 54/ç maddesi bütün savunma haklarını içine alacak bir genişliğe sahip olmadığı için savunma hakkı ihlal eden diğer durumlar MÖHUK’nın 54/c maddesindeki kamu düzenine aykırılık nedeni ile tenfiz engeli olabileceğini (Çelikel, Aysel/Erdem, B.

Bahadır), bilindiği gibi; yurt dışından Türkiye'ye yapılacak tebligatların Tebligat Kanunu'na, Türkiye'nin taraf olduğu ikili anlaşma veya çok taraflı sözleşmelere ve uluslararası adli yardımlaşma kurallarına uygun olması gerektiğini, doğrudan posta yoluyla tebligatı düzenleyen 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesine hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Azerbaycan Cumhuriyeti tarafından çekince konulduğundan, ne Türkiye’de ne de Azerbaycan'da bulunan bir muhataba, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesi gereğince doğrudan posta yoluyla yurtdışından tebligat yapılmasının mümkün olmadığını, ayrıca,

Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli İşbirliği Anlaşması'nın 3. maddesinde aksi öngörülmediği takdirde, Akit Tarafların adli makamları birbirleriyle Akit Taraflarca tayin edilen Merkezi Makamlar aracılığı ile iletişim kuracaklarının hüküm altına alındığını, diğer taraftan, Adalet Bakanlığının 63/3 sayılı Hukuki Alanda Uluslararası Adli Tebligat İşlemleri Hakkında Genelgesinde Yabancı Devletlerden gelen tebligat taleplerinin nasıl yapılması gerektiği açıkça düzenlendiğini, buna göre, adli evrakın, önce Adalet Bakanlığına gönderilmesi,

Bakanlık tarafından tebliğ edilecek şahsın adresinin bulunduğu yerdeki Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmesi, Cumhuriyet Başsavcılığınca tebligatın PTT aracılığı ile Tebligat Kanunu hükümlerine göre yaptırılmasının gerektiğini, talepleri üzerine mahkeme tarafından Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'ne "Azerbaycan'da yargılama yapılırken Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü aracılığı ile herhangi bir tebligat yapılıp yapılmadığı buna ilişkin bir evrak bulunup bulunmadığının sorulmasına evrak var ise istenilmesine" ilişkin müzekkere yazıldığını,

verilen cevapta müvekkili şirkete Azerbaycan Adli Makamlarından T.C.

Adalet Bakanlığı ya da Dışişleri Bakanlığı aracı kılınarak herhangi bir tebligat yapılmadığının teyit edildiğini, ancak mahkemece Adalet Bakanlığı'nın bu yazısının hiç dikkate alınmadığını, müvekkili şirkete hukuka ve usule uygun hiçbir tebligat yapılmadığını, hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmadığını, mahkemede temsil edilmediğini, savunma hakkı tanınmadığını, uluslararası anlaşmalara ve kanunlara aykırı bir şekilde yokluğunda hüküm verildiğini, Bakü Mahkemesinin tenfize konu Karar'ının kesinleştiğinden söz edilemeyeceğini.

5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesinde, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmamasının, tenfiz şartları içinde sayıldığını, Buna göre, yabancı mahkeme kararının verilmesinde uygulanan hukuk ve bunun hangi kriterlere göre uygulandığı değil, yabancı kararın Türkiye'de icra edilmesi halinde meydana gelecek sonuçların Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceğinin araştırılması gerektiğini, davacı ...'ın eski yöneticilerinin haksız ve hem mevzuatımıza hem de uluslararası anlaşmalara aykırı şekilde "usulsüz tebligat yöntemiyle" Bakü Mahkemesi’ni yanıltılarak aldığı kararın, Türkiye’de tenfizi halinde;

söz konusu Karar, Türk Şirketleri açısından “olumsuz” emsal teşkil edeceğini ve Türk Kanunlarına göre tescil edilmiş tüm fikri ve sınai mülkiyet haklarının uluslararası korunması imkansız hale geleceğini, bu nedenle, Türkiye'de tescil edilmiş tüm fikri ve sınai mülkiyet haklarının büyük risk altında olduğunu; usulsüz tebligat yöntemiyle ve tarafların lisans sözleşmesiyle açıkça seçtikleri Türk hukukunu ve Türk Mahkemelerinin yetkisini hiçe sayarak, fikri ve sınai mülkiyet haklarıyla ve bunlara ilişkin sözleşmelerle ilgili haksız ve uluslararası anlaşmalara aykırı yabancı mahkeme kararlarının tanınmasına ve tenfizine karar verilmesi halinde.

Türkiye’de açılan davalar ile yabancı ülkede açılan davalarda tamamen zıt veya farklı sonuçlara ulaşılacağını, ayrıca Türk Mahkemelerinin emredici yasal düzenleme sonucu verdikleri çok sayıdaki karara tezat teşkil edecek yabancı mahkeme kararlarına Türkiye’de icra kabiliyeti kazandırılacağını ve netice olarak bu durumun Türk kamu düzenine açıkça aykırı olacağını, ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE

Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir.

İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken MÖHUK'ın 54. maddesinde tenfiz kararı verilebilmesi için gereken asli şartlar sayılmış olup, anılan madde;

"(1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:

a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.

b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.

c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.

ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması." şeklindedir.

Somut uyuşmazlık yönünden Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli İşbirliği Anlaşması bulunmakta olup, davalı vekilince diğer üç şartın mevcut olmadığı savunulmuştur.

Davalı tarafça, tenfize konusu kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verildiği savunulmuş ise de, Bakü İdari İktisat Mahkemesinde sözleşmenin feshi ve sözleşme için verilen tutarın iadesi talebiyle açılan davanın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmediği sonucuna ulaşılmış olup, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.02.2023 tarih ve 2022/365 E.-2023/1113 K. sayılı kararı da bu yöndedir.

Davalı vekilince usulsüz tebligat yöntemiyle ve tarafların lisans sözleşmesiyle açıkça seçtikleri Türk hukukunu ve Türk Mahkemelerinin yetkisini hiçe sayarak verilmesi nedeniyle dava konusu kararın tanınmasının Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağını da savunmuş ise de.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin anılan kararında belirtildiği üzere yabancı Mahkemece gıyapta hüküm verilmesi tek başına kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağından, davalı vekilinin bu iddiası da yerinde görülmemiştir.

Davalı vekilinin, müvekkilinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmadığı yönündeki istinaf itirazının incelenmesine gelince; tenfiz kararının verilebilmesi için aranan son şart, savunma hakkının ihlal edilmemiş olması olup, davacı vekilince dava dilekçesine eklenen belgelerden, Bakü İdari İktisat Mahkemesinin davalı şirkete doğrudan posta yoluyla ve ... kargo şirketi aracılığıyla tebligat yaptığı görülmüştür. Bu aşamada tenfiz şartları ile doğrudan ilgili olan uluslararası tebligata ilişkin düzenlemelerin dikkate alınması gerekmektedir.

Ülkemiz, uluslararası tebligata ilişkin olarak 1954 tarihli "Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi ile 1965 tarihli "Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine İlişkin Lahey Sözleşmesi'ne taraf olmuştur.

1954 tarihli Lahey Sözleşmesi tebligatın diplomatik temsilcilikler vasıtasıyla yapılmasını öngörmekte iken, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi ise bu yönteme ek olarak tebligat sürecinin daha hızlı işlemesi için merkezi makamların ihdas edilmesini ve tebligatın doğrudan merkezi makamlar arasında yapılmasını düzenlemiştir (Çelikel/Erdem, s. 504).

1965 tarihli Lahey Sözleşmesi bağlamında tebligat, yerleşmiş teknik anlamıyla kullanılmakta olup, görülecek bir dava bakımından tarafları haberdar etmeye yetecek hukuki yeterliliğe sahip belgelerin usulüne uygun yollarla taraflara ulaştırılmasını ifade etmektedir. 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi ile kabul edilen temel tebligat yöntemi, merkezi makamlar vasıtasıyla tebligatın yapılmasıdır.

Türkiye açısından bu görevi, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü üstlenmiştir. Sözleşme'nin 9. maddesi dipomatik temsilci aracılığıyla tebligatı düzenlemektedir. Anılan sözleşmedeki tebligat yöntemlerinden bir diğeri ise 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesi ile düzenlenen doğrudan posta yoluyla tebligattır. Anılan madde ile merkezi makamlar veya dış temsilcilikler aracı kılınmaksızın doğrudan posta yoluyla tebligat usulü düzenlenmiştir.

Ancak bu yönteme, sadece 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesine çekince koymayan devletler açısından başvurmak mümkündür. Anılan madde ile düzenlenen tebligat usulüne Türkiye tarafından çekince konulmuş ve doğrudan posta yoluyla tebligat usulü tamamen reddedilmiştir. Bu nedenle, Türkiye’de bulunan bir muhataba, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesi gereğince doğrudan posta yoluyla yurtdışından tebligat yapılması mümkün değildir.

MÖHUK’nın 50. maddesi gereğince tenfizinin ön şartları arasında yabancı mahkemelerde verilen kararın o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş olması aranmaktadır. Tenfize konu kararın kesinleşmesi ise usulüne uygun şekilde tebligatın yapılması ile mümkün olmaktadır. 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesine konulan çekince nedeniyle Türkiye’de bulunan muhataba doğrudan posta yoluyla tebligat yapılması usulsüz olduğundan ve anılan Sözleşme’ye taraf olan bir devlet tarafından Türkiye’de bulunan muhataba doğrudan posta yoluyla kararın tebliğ edilmesi o devlet kanunlarına göre kararın kesinleşmesini engellemektedir.

Bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, Bakü İdari İktisat Mahkemesinde açılan davada davalıya 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak merkezi makam aracılığıyla tebligat yapılmadığı, gerekçeli kararın da anılan sözleşmeye uygun olarak merkezi makam aracılığıyla tebliğ edilmediği,

her ne kadar, davacı tarafça ibraz edilen Dosya No:2-2 (81)-305/2018 sayılı ve 15/05/2019 tarihli "Belge" başlıklı ve "... davalı ise ... gerçekleşen duruşma tarihi ve yerine yönelik gerekli kaidede bildirilmesine rağmen temsilcisi duruşmaya katılmamış ve nedenleri ile ilgili mahkemeyi bilgilendirmemiştir." açıklamasını havi belgeye dayalı olarak,

davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabı da dikkate alındığında, davalı tarafa Türkiye Cumhuriyeti'nin 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesine koyduğu çekince ile uyumlu olarak merkezi makam aracılığıyla tebligat yapıldığı kanıtlanamadığından ve açıklanan gerekçeyle, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.

HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

HÜKÜM

Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 18/04/2024 gün ve 2023/443 Esas - 2024/168 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

2-Davanın REDDİNE,

3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin harç olarak alınan 179,90-TL harçtan mahsubu ile bakiye 435,50-TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

4-Davalı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre hesaplanan 40.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,

6-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 2.080,00-TL posta gideri, istinaf aşamasında yapılan 290,00-TL posta giderleri, 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 3.539,40-TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,

7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),

8-Davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 456.150,68-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,

9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 07/02/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 06/03/2025

Başkan · ... Üye · ... Üye · ... Katip · ...

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2025/258, K. 2025/239, 7 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Tarafların İddia Ve Savunmalarının Özeti
  4. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti
  5. İleri Sürülen İstinaf Sebepleri
  6. Gerekçe
  7. Gerekçeli Kararın Yazıldığı Tarih: 06/03/2025
  8. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/258
Karar No
2025/239
Tarih
7 Şubat 2025

İlgili Kararlar

  • Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi E.2025/258 K.2025/328
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi E.2025/259 K.2025/277
  • Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi E.2025/259 K.2025/324
  • Adana Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E.2025/259 K.2025/295
  • İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi E.2025/259 K.2025/259
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi E.2025/259 K.2025/311

Tüm Arşiv

İstinaf (BAM) KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.