KÜNYE
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2022/1286 E., 2024/1669 K.·T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.HUKUK Dairesi
- Mercii
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 31 Aralık 2024
- Esas no
- 2022/1286
- Karar no
- 2024/1669
- Başkan
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Katip
- ... ...
- İncelenen dosyanın mahkemesi
- ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 22/12/2021
- Numarası
- 2021/238 Esas 2021/837 Karar
- Davacılar
- —
- Vekili
- —
- Davalı
- —
- Dava
- Şirketin Fesih ve Tasfiyesi
- Dava tarihi
- 13/04/2021
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 24/01/2025
Karar Metni
2.152 kelime·11 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasındaki şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacılar vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davalı şirketin ortakları olduğunu, şirketin müdürlerinin baba oğul olan dava dışı ... ve ... olduğunu, şirketin kötü yönetimi nedeniyle sürekli zararda olduğunu, müvekkillerine talep edildiği halde şirketin işleyişi hakkında hiç bir bilgi ve belge verilmediğini, şirketin alacak ve borç durumu sorulduğunda bilgi verilmediğini, ticari defter ve kayıtların incelenmek istenildiğinde müvekkillerine gösterilmediğini, davalı şirkete ve şirket müdürlerine yazılı talepte bulunulduğunu, ihtarnamelerin şirketin adresten ayrıldığı notu düşülerek iade edildiğini,
adresin sicil gazetesinde yazılı adres olduğunu, şirket aleyhine bir çok dava ve icra takiplerinin bulunduğunu, müvekkillerinin şirkete hissedar olabilmek için yurt dışında kredi çekerek borçlandıklarını ve şirketten düzenli ve sürekli gelir elde ederek,
bu kredilerini ödeyecekleri umudunu taşıyarak hisse aldıklarını, yapılan araştırmalarda şirketin tüm gelirlerinin baba oğul müdürlerin şahsi hesaplarına aktarıldığını öğrendiklerini, hissedarlara ödeme yapılmadığını, şirketin borçlandırıldığını, şirketin borçlarından dolayı haciz ihbarnameleri geldiğini, hisse satarken her ay en az 5.000 Euro aylık gelir/kâr payı ödeyeceğinin belirtildiğini, bu durumların mevcut haliyle şirketin devamı ve amacının gerçekleştirilmesi yönünde bir engel teşkil etmekte olduğunu ve şirketin haklı nedenle feshine sebep oluşturduğunu, davalı şirket müdürlerinin şirket gelirlerini aldıklarını,
şirketin vergi ve SGK borçlarını ise ödemediklerini, davalı şirketin Türkiye'de bir çok belediyelere farklı su saati satmış olup düzenli ve sürekli gelir elde ettiğini belirterek davalı şirketin fesih ve tasfiyesine, bu talebin kabul edilmemesi halinde müvekkillerinin ortaklıklarını sürdürme imkanları kalmadığından hisselerine düşen gerçek pay bedellerinin ödenerek ortaklıktan çıkmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı şirkete dava dilekçesi tebliğ edilmiş ise de davalı davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davacıların iddialarını bilgi alma ve inceleme hakkının karşılanmaması, şirketin müdürlerce kötü yönetimi, müdürlerce borçlandırılması hususlarına dayandırdıkları, bilgi alma ve inceleme hakkının engellenmesinin haklı nedenle fesih sebebi sayılamayacağı, müdürün kötü yönetimi ve şirketi borçlandırması hususları ve bu iddialar kapsamında müdürlükten azil yoluna başvurulabileceği, azil davasında bu hususların değerlendirileceği, şirket müdürlerinin zarar vermesi durumunda bu iddialara ilişkin olarak da sorumluluk davası açılabileceği, bu yollara başvurulmadan işbu davanın açıldığı, şirketin borçları olması hususunun şirketin feshi, ortaklıktan çıkma için haklı sebep olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirketi temsile yetkilinin müdür olan baba ... ile oğlu ... olduğunu, haklı sebeplerin varlığı sebebiyle müvekkillerinin şirketin fesih ve tasfiyesini talep etme hakkı bulunduğunu, TTK'nun 636/3. maddesinin hangi sebeplerin haklı sebep olduğuna ilişkin açıkça bir düzenlemeye yer vermediğini, gerek doktrinde gerekse de Yargıtay kararlarında limited şirket faaliyetinin tamamen durmuş olması durumunda haklı nedenin var olduğu belirtilerek şirketin haklı nedenle feshedilebileceğinin kabul edildiğini, bu nedenle şirketin faaliyetlerinin ticaret sicilindeki adresinde olmaması, tamamen durmuş olması,
uzun bir zaman önce fiilen son verilmiş olması ve ortaklar arasında ortaklığın çekilmez hale gelmesi sebebi ile şirketin haklı nedenle feshi talebi ile işbu davayı açma zorunluluğunun doğduğunu, şirketin devamı ve amacının gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını, şirket ortakları olarak şirketin haklı nedenle feshine karar verilmesi hususunda mutabık olduklarını, sahip olduğu bilgi alma, inceleme hakkı ve kar payı almak hakkı gibi ortağın şahsi menfaatlerini doğrudan ilgilendiren hakların, kanun veya şirket sözleşmesi tarafından ortağa şirket menfaatlerinin korunması için değil, kendi menfaatinin korunması için verildiğini,
bu hakların kullanımında şirket menfaatinin önceliği olmadığını, ancak ortağın bu haklarını kullanırken, şirketin ve diğer ortakların menfaatlerini dikkate almak zorunda olduğunu, bağlılık yükümünün, bu hakların kullanımında da ortağın davranışlarını sınırlayıcı bir rol oynadığını, söz konusu hakların kullanımının amacına uygun olması,
şirket ve diğer ortakların menfaatlerine ölçüsüz bir biçimde zarar vermemesi gerektiğini, aksine bir davranışın bağlılık yükümlülüğüne aykırılık oluşturacağını, müvekkillerinin şirketin %20 hissedarı olduğunu, müvekkillerinin defalarca talep ettiği halde şirket hakkında faaliyetlerle ilgili bilgi alamadığını, şirket adına alınan kararlar hakkında şirketin toplam %20 hissedarları olmasına rağmen müvekkillerden hiçbir onay veya görüş alınmadığını, ayrıca müvekkillerine kar payı veya temettü ya da maaş olarak bir ödeme yapılmadığını,
müvekkillerince şirketin alacak-borç durumu davalıya ve şirket müdürlerine sorulduğunda müvekkillerine bilgi vermekten kaçınıldığını, müvekkillerinin şirketin ticari defter ve kayıtlarını incelemek istediğinde ise davalı tarafça bu kayıtların müvekkillerine gösterilmediğini, ortağı olunan şirketin kayıtlarının müdür ... ve müdür ... tarafından usul ve yasalara uygun tutulmadığı kanaatinde olduklarını, şirket müdürlerinin şirketin içini boşalttığını, şirketi fiilen sona erdirdiklerini, şirket evraklarının incelenmesini önlemeye çalıştıklarını,
tebligat yapılmasına rağmen davalı müdürler tarafından herhangi bir incelemeye rıza gösterilmediğini, sonuç itibariyle şirketin adresi, şirketin alacak-borç durumu, şirketin malvarlığı durumunun ne olduğunun bilinmediğini, şirket müdürlerinin görevlerini dürüstlük kuralı uyarınca yerine getirmediğini, davalının amacının şirket ortaklarından hesap soran müvekkilerinin sindirilmesi olduğunu, davalının müvekkillerine çektiği ihtarnameden de anlaşılacağı üzere davalı şirket ve ortakları arasında karşılıklı güven kalmadığını,
ortaklar arası güven ve iş birliğini zedeleyen davranışların TTK'nun 549/4 maddesi gereğince haklı nedenlerle limited ortaklığın sona ermesi nedeni olduğunu, şirket ortaklarının bir birlerine karşı güveni kalmadığından ve artık bu şartlar altında şirketin devamı mümkün olmadığından haklı nedenlerden dolayı şirketin feshi için dava açmak zorunda kalındığını, şirkette usulüne uygun genel kurul düzenlenmediğini, görevlerini yerine getirmediklerini, genel kurulların yapılmadığını, şirketiı tek başlarına baba ve oğul olarak kendi çıkarları uğruna kullandıklarını,
müvekkillerinin şirketten alacaklı olup davalı şirket müdürleri tarafından müvekkillerine hiçbir ödeme yapılmadığını, müdürlerin şirketin tüm gelirlerini şahsi hesaplarına aktardıklarını, davalı müdürleri tarafından keyfi harcamalar yapıldığını, müvekkillerinin şirkette hissedar olmasına rağmen müvekkillere herhangi bir kar payı ödemesi de yapılmadığını, bu durum şirket hesapları bilirkişi tarafından incelendiğinde sabit olacağını, müvekkillerinden ortaklık ilişkisini devam ettirmesinin beklenmesinin mümkün olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; limited şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesi, mümkün olmadığı takdirde haklı nedenle limited şirket ortaklığından çıkma istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Davalı şirketin ticaret sicil kaydı, Ostim Vergi Dairesi Müdürlüğü, Ostim SGK Müdürlüğü ve Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü yazı cevapları, SGK ödeme planları, vergi dairesi ödeme planları, davacılar tarafından davalı ve dava dışı şirket müdürleri ... ile ...'e gönderilen 08/02/2021 tarihli ihtarname sureti, davalı şirketin kurumlar vergisi beyannamesi, ... Bankası A.Ş. Ve TCMB müzekkere cevapları, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/24127 sr. Sayılı dosyasında verilen takipsizlik kararı sureti dosya içerisinde yer almaktadır.
Ostim Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne yazılan müzekkereye verilen 01/11/2021 tarihli cevapta, davalı şirketin yazı tarihi itibarıyla vadesi geçmiş 1.068.996,70 TL borcu bulunduğu bildirilmiştir.
Davacılar tarafından davalı ve dava dışı şirket müdürleri ... ile ...'e gönderilen 08/02/2021 tarihli ihtarname ile, bir hafta içinde şirket çalışanlarının listesi, şirketin adına açılmış veya kapatılmış banka hesapları vs.'nin gönderilmesi, şirket evraklarını incelemek istedikleri de belirtilerek davacıların şirketten aldıkları hisse için şirkete ne kadar ödeme yapıldığı hususlarının bildirilmesi istenilmiştir.
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/24127 sr. sayılı dosyası ile, dava dışı şirket müdürü ...'ün şikayeti üzerine şüpheli ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan ceza soruşturması başlatıldığı, yapılan soruşturma sonunda 23/11/2018 tarihli takipsizlik kararı ile müştekinin davalı şirketin müdürü olduğu,
şüphelinin ise doktor olup, resmi olarak ticari faaliyette bulunamadığı için ... (davacı), ... (davacı) ve ...'in vekaleten temsil edip esasen şirket ortağı olduğunu, şirket ortaklarının şirkete borç paralar vermeleri nedeniyle şüpheliye göstermelik olarak senet düzenleyip verdiklerini, davalı şirketin mal aldığı firmaya teslim edilmek üzere çeki şüpheli ...'in teslim aldığını, çeki firmaya götürmeyip banka aracılığıyla tahsil etmeye çalıştığını, davalı şirketin teminat olarak verdiği çeki şüphelinin isteyerek alıp işleme koyduğunu, çek içeriğini de kendisinin doldurduğunu, davalı şirketi dolandırdığını belirterek şikayette bulunmuş ise de,
şüphelinin abisi, kızı ve yeğeninin ortak olduğu davalı şirketteki işleri kendisinin takip ettiğini, ...'ün davalı şirketin batmak üzere olduğunu söyleyip kredi çekip çekemeyeceğini sorduğunu, bunun üzerine abisi ... ile yaptığı görüşme sonrası bir kısmı banka yoluyla bir kısmı da ...'e elden verilmek suretiyle para aktardığını beyan ettiğini, toplanan delillere göre şikayete konu çeklerin belgede sahtecilik suçunu oluşturmayacağı, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığı,
olayın güveni kötüye kullanma ya da açığa atılan imzanın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, taraflar arasındaki iş ortaklığıyla ticari boyutu nazara alındığında şüphelinin çekleri alacağına mukabil olarak aldığı yönündeki savunmasının aksinin ispatlanamadığı, atılı suçun yasal unsurlarını da ihtiva eder şekilde işlendiğine ve dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının bulunduğuna dair delil elde edilemediği, olayın hukuki ihtilaf niteliğinde bulunduğu gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği görülmüştür.
Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü yazı cevabından, davacıların ve dava dışı ..., ..., ... ve ...'ün davalı şirket ortakları oldukları, şirketin sermayesinin 1.000 paya bölündüğü, davacı ...'in 50 pay, davacı ...'in 150 pay sahibi olduğu, dava dışı ... ve ...'ün davalı şirketin yetkili müdürleri oldukları anlaşılmıştır.
Mahkemece 22/12/2021 tarihli celsede davanın niteliği, tanık dinletme konusu ve içeriği de nazara alınarak davacı yanın tanık dinletme talebini reddine ilişkin ara karar tesis edilmiştir.
Uyuşmazlık, davalı şirketin haklı nedenle fesih koşullarının oluşup oluşmadığı hususundan kaynaklanmaktadır.
6102 sayılı TTK'nun 636/3. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir." hükmünü içermektedir.
Türk Ticaret Kanunu'nda limited şirketin feshinde haklı sebebin tanımı yapılmadığı gibi haklı sebeplerin neler olabileceğine madde metninde yer verilmemiştir. Ancak Anonim Şirkete ilişkin TTK'nun 531. maddesine ait gerekçede tasarıda İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalî, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalmasının haklı sebep sayıldığı ifade edilmiştir.
Doktrinde ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatlarında "şirketin kötü yönetilmesi ve ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunması", "şirketin kuruluş gayesini gerçekleştirmesinin imkânsız olması", "şirket varlıklarının yanlış kullanılması veya israf edilmesi", "azınlığa karşı fiili veya manevi güç baskı uygulanması", "azınlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi" ve "pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması" şirketin feshi açısından örnek olacak şekilde haklı sebep olarak sayılmıştır.
Hakim her somut olayda haklı sebep bulunup bulunmadığını durumun özelliğine göre ortaklığın yapısını gözeterek takdir edecektir.
Çamoğlu’na göre haklı sebep; hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek ve değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur.
Limited şirket, anonim şirkete nazaran kişisel niteliklerin de gözetildiği bir özelliğe de sahiptir. Bu anlamda ortaklar arasındaki uyumsuzluk gibi şahsi sebepler de haklı sebep olarak ileri sürülebilir.
Haklı sebep kavramı kanunda çoğul olarak belirtilmiş ise de tek bir sebep bile niteliği ve ortaya çıkardığı sorunlar gözetildiğinde fesih için yeterli haklı sebep oluşturabilir.
Öte yandan limited şirketin feshine ilişkin açılan işbu davada haklı sebeplerin varlığının tespiti ile birlikte haklı sebeplerin davacıdan kaynaklanmadığının da tespiti gerekmektedir. Bir başka anlatımla şirket ortağı kendisinden kaynaklanan sebeplere dayanarak ortağı olduğu limited şirketin feshini talep edemeyecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, davalı şirketin feshine ilişkin haklı sebeplerin bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekir.
Davacı yanın dava dilekçesinde haklı sebep olarak ileri sürdüğü hususlar bilgi alma ve inceleme haklarını kullandırılmadığı, şirketin kötü yönetildiği, bu nedenle sürekli zararda olduğu, taraflar arasındaki güven ilişkisinin ortadan kalktığı, şirketin borçlandırıldığıdır.
6102 sayılı TTK'nun bilgi alma ve inceleme hakkı başlıklı 437/5. maddesinde bilgi alma veya inceleme istemleri cevapsız bırakılan, haksız olarak reddedilen, ertelenen ve bu fıkra anlamında bilgi alamayan pay sahibinin, reddi izleyen on gün içinde, diğer hâllerde de makul bir süre sonra şirketin merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesine başvurabileceği hüküm altına alınmış olup, bilgi alma ve inceleme haklarının kullandırılmadığını ileri süren davacıların izlemesi gereken yol anılan hükümde açıkça düzenlenmiş olup, anılan hakkın kullandırılmamış olması limited şirketin feshi için haklı sebep oluşturmayacaktır.
Öte yandan, TTK'nun 553/1. maddesinde, kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmeleri halinde kusurlarının bulunmadığını ispatlamadıkları sürece hem şirkete, hem pay sahiplerine, hem de şirket alacaklarına karşı verdikleri zarardan sorumlu oldukları hükme bağlanmıştır. Anılan hükümden anlaşılacağı üzere davalı şirket müdürlerinin şirketi zarara uğrattıkları iddia edildiğinde anılan hüküm uyarınca şirket müdürleri hakkında sorumluluk davası açılabileceği gibi, şirket müdürlerinin şirketi kötü yönettikleri ileri sürüldüğünde de şirket müdürünün azline ilişkin davacı şirket ortakları tarafından dava açılabilecektir.
Hal böyle olunca, mahkemece limited şirketin feshine yönelik haklı sebeplerin oluşmadığı, bu nedenle alternatif çözüm yollarına da başvurulamayacağı gözetilerek davalı şirket hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi isabetlidir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2022/1286, K. 2024/1669, 31 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama