KÜNYE
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2022/367 E., 2024/297 K.·T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.HUKUK Dairesi Davacı Vekili
- Mercii
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 21 Şubat 2024
- Dosya no
- 2022/367
- Karar no
- 2024/297
- İncelenen dosyanın mahkemesi
- ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 08/02/2021
- Numarası
- 2019/400 Esas 2021/83 Karar
- Davalılar
- —
- Dava
- İtirazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 19/07/2019
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 21/03/2024
Karar Metni
2.106 kelime·11 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davalı ...hakkındaki davanın reddine, davalı şirket hakkındaki davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı şirket ve davacı vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinde diğer davalının müteselsil kefil olduğunu, kredi borcunun ödenmemesi üzerine alacağın tahsili için başlatılan icra takibine davalıların haksız olarak itiraz ettiğini belirterek davalıların icra takibine itirazının iptaline, %20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalılara dava dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen davalılar süresi içerisinde davaya cevap vermemişler, yargılama aşamasında ise davalılar vekili davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davalı kefil ...yönünden yapılan incelemede TBK'nun 586/1 maddesi gereğince müteselsil kefile müracaat için borçlunun ifada gecikmesi ve asıl borçluya gönderilen ihtarın sonuçsuz kalması şartlarının beraber oluşması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerektiği, davacı tarafından davalılara keşide edilen ihtarnamenin usulüne uygun olarak davalı şirkete tebliğ edilemediği,
bir an için tebligatın usulüne uygun olarak yapıldığı düşünülse de ihtarnamenin 09/02/2019 tarihinde ihtarnamede belirtilen adrese (bu adres sözleşme ve ticaret sicilinde belirtilen adresler değildir) ulaşmış olup, ihtarnamede verilen 1 günlük süre bu sürenin tatile rastlamış olması dikkate alındığında davalılara ödeme için verilen sürenin 11/02/2019 günü dolduğu, temerrütün ise 12/02/2019 tarihinde oluştuğu, icra takibinin başlangıç tarihi olan 07/02/2019 tarihi itibariyle davalı kefil açısından icra takip şartlarının oluşmadığı, davalı asıl borçlu ... ...
Ltd.
Şti. yönünden yapılan incelemede bankacı bilirkişi raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle davalı ...hakkında açılan davanın reddine, diğer davalı hakkında açılan davanın kısmen kabulüne, davalının icra takip dosyasında 133.735,65 TL asıl alacak, 5.006,85 TL işlemiş faiz, 2.060,09 TL işlemiş temerrüt faizi, 8,84 TL BSMV, 196,08 TL masraf olmak üzere toplam 141.007,51 TL alacağa yönelik itirazının iptaline, (icra takibinde istenilen %31,68 oranında temerrüt faizi işletilerek takibin devamına) fazlaya ilişkin istemin reddine,
alacak likit olduğundan %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalılar açısından icra takip şartlarının bulunduğunu, ihtarnamenin tebliğ tarihinin borçlunun temerrütü açısından önem arz ettiğini, mahkemece eksik ve hatalı değerlendirme yapılan ve hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporu dikkate alınarak karar verildiğini, mahkemece muacceliyet ve temerrüt kavramlarını hatalı olarak değerlendiren bilirkişi raporunun dikkate alındığını, müvekkili ile davalılar arasından akdedilen sözleşme hükümleri, dava konusu icra takibine dayanak kredinin niteliğinin göz ardı edildiğini, icra takibine konu,
tt-16620 ref. nolu kredinin taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan, geri ödemesi plana bağlı taksitli ticari kredi olduğunu, diğer deyişle bu kredinin cari hesap şekilde çalışan ve ihtarname gönderilerek hesap katı yapılması gereken kredi türlerinden olmadığını, bu nedenle de geri ödemesi plana bağlı taksitli kredilerde ayrıca bir hesap katı ihtarının söz konusu olmadığını, hesap katı, bankacılık uygulamasında kredinin izlendiği hesabın kapatılarak vadesi gelmemiş tüm borcun muaccel kılınması anlamında kullanıldığını,
Yargıtay'ın genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi borcunun hesabın kesilmesi ile muaccel olacağı sonucuna vardığını, davalıların müvekkiline olan kredi taksit borçlarının ödenmemesi ile birlikte davalılara ihtarname gönderilmeksizin hesabın kat edildiğini, müvekkilinin alacaklarının muaccel hale geldiğini, Yargıtay kararlarında hesabın kat edilmesi ile birlikte borcun muaccel olacağı, muacceliyet için ihtarın tebliğ edilmesinin gerekmediği,
ihtarın tebliğinin temerrüt açısından önem arz ettiğinin belirttiğinin tespit edildiğini, Yargıtay kararları doğrultusunda müvekkili tarafından davalı şirketin ve davalı kefilin kredi borçlarını ödememesi üzerine davalıların kredi hesaplarının kat edildiğini, hem davalı şirket hem de müteselsil kefil açısından icra takip şartlarının gerçekleştiğini, kararın aksine müvekkiline verilen kefaletin adi kefalet olmaması,
müteselsil kefalet olması ve kullandırılan kredinin de ticari nitelikte olması nedeni ile müvekkilinin alacağı için öncelikle davalı asıl borçlu şirkete başvurmasını gerektiren bir husus mevcut olmadığından ihtarnamenin tebliği beklenmeksizin icra takibi başlatıldığını, talep hakkının borcun muaccel olmasıyla doğacağını, borç muaccel olmadan önce alacaklı tarafından talep ve dava edilemeyeceğini, bir borcun ne zaman muaccel olacağının tespit edilebilmesi için taraflar arasında borç ilişkisinin ifa zamanının kararlaştırılıp kararlaştırılmadığının tespit edilmesi gerektiğini, ödeme planının hazırlandığını,
taksitlerin vade tarihlerinin kesin olarak belirlenerek taraflar arasında imza altına alındığını, tarafların akdettikleri işbu sözleşmede ifa zamanını belirlemeleri halinde borcun derhal muaccel olmasından bahsedilmediğini, bu durumda borcun muaccel olması için sözleşmede kararlaştırılan vadenin dolmasının beklendiğini ve sözleşme şartlarıırı dikkate alındığını, gelen borç, yani ödeme günü gelmiş olan borç, başka bir ifadeyle talep edilebilir hale gelmiş olan borç için taraflarınca icra takibi başlatılarak davalı borçlulardan tahsil edilmesinin amaçlandığını,
üst üste iki taksitin ödenmemesi durumunda sözleşmenin derhal feshedileceğine ve borçların muaccel hale geleceğine ilişkin hükmün de dürüstlük kuralına uygun kabul edildiğini, dosyadaki bilgi ve belgelerden de sabit olduğu üzere, kefil ...'un, 24.12.2018 tarihine kadar şirketin sahibi olup, icra takibi konusu kredinin ödenmeyen taksitlerinin 15.10.2018, 15.11.2018, 15.12.2018 dönemleri olduğu göz önüne alındığında, kefilin bu durumdan haberdar olduğunu, asıl borçlu ve müteselsil kefil tarafından kredinin vade tarihlerinde taksitlerin ödenmemesi ile banka alacaklarının muaccel hale geldiğini, müvekkilinin takip hakkının doğduğunu,
asıl borçlu temerrüte düşürüldüğü halde kefil temerrüde düşürülmemişse onun hakkında temerrüt faizi işlemeye başlamayacağını, daha sonra kefil aleyhine takip yapılacağını veya dava açılırsa kefil ancak dava veya takip tarihinden itibaren temerrüt faizi ödemekle yükümlü olacağını, kaldı ki davalılara gönderilen ihtarnamenin icra takip tarihinden sonra tebliğ edilmesi nedeniyle davalıların temerrüte düşürülmüş olduğu tarihin, ihtarnamenin tebliğ tarihi değil, dava konusu icra takibinin başlatıldığı tarih olduğunu, kaldı ki taraflarınca başlatılan icra takibinden sonra davalılara ödeme emri gönderildiğini,
ödeme emrinin de borçluyu temerrüte düşüren bir ihtar niteliğinde bulunduğunu, bilirkişi tarafından kefil açısından icra takip şartlarının oluşmadığı yönündeki tespite dayanıldığını, TBK’nun 586. maddesi ile yasa koyucu alacaklının haklarını güvence altına almak istediğini, doğrudan kefili takip etme hakkını verdiğini, bu hakkı da belli şartların varlığına bağladığını, dosyada sadece ve doğrudan kefil aleyhine başlatılmış bir icra takibi bulunmadığını, dava konusu icra takibinin hem borçlu hem de müteselsil kefil için aynı anda başlatıldığını, müvekkili ile davalı arasında imzalanan sözleşmenin genel kredi sözleşmesi olduğunu,
davalılara kullandırılan kredinin vade tarihleri belirli taksitli ticari kredi olup, davalı ...’un müteselsil kefil sıfatı bulunduğunu, davalıların kredi borçlarını ödememesi sebebiyle müvekkili tarafından davalıların hesabının kat edilerek müvekkili alacaklarının muaccel hale geldiği ve icra takip şartlarının oluştuğunu, ihtarnamenin tebliğinin temerrüt faizi açısından önem arz ettiğini, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun hukuka aykırı ve hüküm kurmaya elverişli olmadığını,
davalı ...yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin hukuka ve mevzuata aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi ek raporuna yapılan itirazlarının dikkate alınmadığını, ek raporun hükme esas alınamayacağını, müvekkili hakkında yapılan hesaplamanın hatalı olduğunu, hesap kat ihtarnamesinin müvekkiline tebliğ edilmediğini, davacının icra takibinde muaccel olmayan tüm kredi taksitlerini talep ettiğini, icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Ankara 16. İcra Müdürlüğünün 2019/2037 sayılı icra takip dosyası, genel kredi sözleşmesi, hesap kat ihtarı, yargılama aşamasında bankacı bilirkişiden alınan 27/05/2020 tarihli kök, 12/11/2020 tarihli ek rapor dosya içerisinde yer almaktadır.
Dava konusu Ankara 16. İcra Müdürlüğünün 2019/2037 sayılı icra takip dosyası ile, davacı alacaklı tarafından davalı borçlular aleyhine toplam 144.392,79 TL nakit alacağın tahsili istemi ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı borçlu şirkete 16/02/2019, davalı borçlu ...'a 20/02/2019 tarihinde tebliğ olduğu, davalıların 25/02/2019 tarihinde borca itiraz ettiği, davalı ...'un itirazının 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde olduğu, işbu itirazın iptali davasının itiraz dilekçesinin alacaklı yana tebliğ tarihinden itibaren başlayacak olan 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde 19/07/2019 tarihinde açıldığı dosya içeriği ile sabittir.
Davacı banka ile davalı şirket arasında 15/02/2017 tarihli 500.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalı ...'un anılan sözleşmede müteselsil kefil sıfatıyla imzasının yer aldığı, kefaletin, kefalet tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nun 583 vd. maddelerindeki şekil koşullarına uygun olduğu dosya içeriğiyle sabittir.
Davacı tarafından davalılara gönderilen ve toplam 144.002,05 TL nakdi borcun 1 gün içinde ödenmesi ihtarını içerir 04/02/2019 tarihli hesap kat ihtarnamesi davalı şirketin sözleşmedeki adresi dışında başka bir adrese 09/02/2019 tarihinde bila tebliğ edilmiş, davalı ...'a 11/02/2019 tarihinde tebliğ olmuştur.
Yargılama aşamasında alınan bankacı bilirkişi kök ve kök rapordaki görüşü tekrar eden ek raporunda, davacının takip tarihi itibarıyla 133.735,65 TL asıl, 5.006,85 TL işlemiş akdi faiz, 2.060,09 TL işlemiş temerrüt faizi, 8,84 TL BSMV, 196,08 TL masraf olmak üzere toplam 141.007,51 TL alacağı bulunduğu, takipte yer alan temerrüt faiz oranlarının sözleşmeye ve mevzuata uygun bulunduğu, hesap kat ihtarının davalı şirketin sözleşme ve ticaret sicilindeki adresi dışındaki bir adrese 09/02/2019 tarihinde bila tebliğ olduğu, icra takibinin 07/02/2019 tarihinde başlatıldığı, temerrütün takiple oluştuğu, müteselsil kefile müracaat için borçlunun ifade gecikmesi, asıl borçluya gönderilen ihtarın sonuçsuz kalması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği tespit edilmiştir.
Davacı yan genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağı bulunduğunu, davalıların icra takibine itirazının haksız olduğunu iddia etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davalı kefil ...'a başvuru koşullarının oluşmadığı, davalı şirket yönünden bankacı bilirkişiden alınan rapor hükme esas alınarak yukarıda özetlenen kararda belirtildiği şekilde davalı ...hakkındaki davanın reddine, diğer davalı hakkındaki davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili ve davalı şirket vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş ise de, davalı şirket vekilinin eksik istinaf harçlarını mahkemece çıkarılan muhtırada verilen kesin süre içerisinde yatırmaması üzerine ilk derece mahkemesince HMK'nun 344. maddesi uyarınca davalı şirketin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin ek karar verilmiştir. Anılan ek karara karşı davalı şirket vekilinin herhangi bir istinaf başvurusu bulunmamaktadır. Dairemizce yapılacak istinaf incelemesi davacı vekilinin istinaf başvurusuna ilişkindir.
Taraflar arasında davacı ile davalı şirket arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde davalı ...'un müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, kredi borcunun ödenmemesi üzerine davacı bankanın kredi hesabını kat ederek alacağın tahsili için icra takibi başlattığı hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Davacı vekilinin istinaf itirazları kapsamında uyuşmazlık, takip tarihi itibarıyla davacının davalı kefil ...'a başvuru koşulunun oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise takip tarihi itibarıyla davacının davalıdan alacağı bulunup bulunmadığı, var ise miktarı hususlarından kaynaklanmaktadır.
Davacı vekilinin istinaf itirazı davalı ...hakkında kurulan hükme yöneliktir.
Yukarıda açıklandığı üzere davacı ile davalı şirket arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde davalı ...müteselsil kefil sıfatıyla yer almaktadır.
6098 sayılı TBK'nun "müteselsilen kefalet" başlıklı 586/1. maddesinde alacaklının borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebileceği, ancak bunun için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içerisinde olması koşullarından birinin gerçekleşmiş olması öngörülmüştür.
Davacı bankanın kredi hesabını kat ettikten sonra davalı asıl borçlu şirkete ve müteselsil kefil davalıya tebliğden itibaren 1 gün süre vermek suretiyle alacağının ödenmesini isteyen ihtar gönderdiği, bu ihtarın davalı şirketin sözleşmede yer almayan adresine 09/02/2019 tarihinde bila tebliğ edildiği, davalı kefile ise 11/02/2019 tarihinde tebliğ olduğu görülmüştür. Taraflar arasında akdedilen sözleşmede asıl borçlu şirketin ve kefilin sözleşmede yer alan adresinin davacı banka tarafından yapılacak tebligatlarda esas alınacağı hususu düzenlenmiştir. İİK'nun 68/b maddesinde ise kredi kullananın adres değişikliğini noter ihtarıyla bildirmediği takdirde eski adresin geçerli olacağı hükme bağlanmıştır. Anılan hüküm asıl borçluya ilişkin olup, kefile ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır.
Bu durumda mahkemece, taraflar arasında akdedilen sözleşme hükmü ve İİK'nun 68/1. maddesi karşısında muacceliyet ve temerrütün oluşması için süre içeren bildirimin davalı asıl borçlu şirketin sözleşmedeki adresine tebliğe çıkarılması gerektiği, anılan adrese çıkarılan tebligat bila tebliğ olsa dahi bila tebliğ tarihinin tebliğ tarihi sayılacağı, davalı asıl borçlu şirketin sözleşmedeki adresi dışında başka bir adrese çıkarılan hesap kat ihtarının bila tebliğ olmasının asıl borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması sonucunu doğurmayacağı,
davalı asıl borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içerisinde olduğuna ilişkin bir bilgi ve belge bulunmadığı, TBK'nun 586/1. maddesi uyarınca kefile başvuru koşullarının oluşmadığı gözetilerek davalı ...hakkında yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davalı ...hakkındaki davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2022/367, K. 2024/297, 21 Şubat 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama