KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Bam 22. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölgeadliyemahkemesi 22. Hukukdairesi Vekilleri
- Mercii
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 20 Kasım 2024
- Esas no
- 2023/1387 ( KABUL KALDIRMA
- Karar no
- 2024/1400
- Başkan
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Katip
- ... (...
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 08/06/2023
- Esas-karar no
- 2022/476 E 2023/425 K
- Davacı
- —
- Davalı
- —
- Davanın konusu
- Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan
- Yazıldığı tarih
- 19/12/2024
Karar Metni
1.778 kelime·9 dk okuma·8 bölüm
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
İDDİANIN ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkili aleyhine senede dayalı icra takibi başlattığını, senetteki imzanın müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin davalıyı tanımadığını, müvekkili tarafından alınan özel grafoloji raporunda imzanın müvekkiline ait olmadığının tespit edildiğini, davalı tarafından da aleyhe yönde özel grafoloji raporu alındığını, ancak davalı tarafından alınan özel grafoloji raporuna dijital kopya üzerinden inceleme yapıldığından itibar edilemeyeceğini, senedin daha önce de davalı tarafından takibe konu edildiğini,
müvekkili tarafından takipteki usuli eksiklikler ve imzaya itiraz nedeniyle icra hukuk mahkemesine dava açıldığını, alınan bilirkişi raporunda imzanın müvekkilinin imzası ile uyumlu olmadığının tespit edildiğini, usuli eksiklikler nedeniyle takibin iptal edildiğini, davalının tekrar aynı senede dayalı işbu davaya konu icra takibini başlattığını, imzaya itiraz için yine icra hukuk mahkemesine başvuru yapıldığını, icra hukuk mahkemesi tarafından alınan raporda imzanın müvekkiline ait olup olmadığı konusunda bir beyanda bulunulamadığını, savcılık dosyasında da iddiaları destekler mahiyette ATK raporunun alındığını,
sonuç olarak senedin imza kısmı açıkta kalacak şekilde pencere bırakılan bir başka belgenin altına yapıştırıldığını, sonrasında müvekkilinin imzasının elde edildiğini ve senet ile üzerine yapıştırılan evrakın birbirinden ayrıştırıldığını, davalının sosyo ekonomik durumu itibariyle bu miktarda ödeme yapmasının mümkün olmadığını, ATK'dan rapor alınmasını talep ettiklerini belirterek müvekkilinin senet ve takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı iddialarının doğru olmadığını, müvekkili ile davacının eşi arasında taşınmaz satımına ilişkin adi yazılı sözleşme imzalandığını, sözleşmeye göre taşınmazların satış bedelinin 5 taksit olmak üzere her ay 3.000.000 USD ödeneceği ve alıcının her taksiti ödediğinde karşılığında ödediği paranın belgesi olarak satıcıdan ödediği miktarda senet alacağını, müvekkilinin taksit ödedikçe ödenen bedel karşılığında sözleşme tarafı olan davacının eşi tarafından senet düzenlenerek müvekkiline verildiğini, taşınmazın davacının adına kayıtlı olduğunu öğrendiklerini,
davacının müşteri senedi olan dava konusu olan senedi ciro ederek müvekkiline verdiğini, taraflar arasındaki sözleşmedeki edimler ifa edilmediğinden dava konusu senedin müvekkili tarafından icra takibine konulduğunu savunarak davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, davacının imza itirazı üzerine icra hukuk mahkemesinde açtığı davanın reddedildiği, davacının bonodaki imzanın sahte olduğu yönündeki şikayeti üzerine savcılık tarafından ATK raporuna istinaden takipsizlik kararı verildiği, savcılık soruşturmasında alınan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Başkanlığının 03/03/2022 tarihli raporunda senedin arka yüzde yer alan "..., ..." ibareleri ve altında atılı imza ile ...'ın mukayese yazı ve imzaları arasında;
tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu yazı ve imzaların davacı eli ürünü olduğunun belirtildiği, davacının iddialarını yazılı ve kesin delillerle ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine ve ihtiyati tedbir kararı verilmiş olması nedeniyle davalı lehine %20 oranında tazminata karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin ve eşinin örgütlü dolandırıcılık faaliyeti ile karşı karşıya olduğunu, senedin pencere yöntemi imza veya transfer imza ile ciro edilmiş gibi gösterildiğini, ATK ve bilirkişi raporlarında bu hususun tespit edildiğini, mahkemenin savcılık aşamasında alınan 03/03/2022 tarihli raporu hükme esas aldığını, ancak ATK'nın 16/09/2022 cevabi yazısında senetteki imzanın pencere yöntemi imzası veya transfer imza olduğunun tespit edildiğini, müvekkili ile davalı arasında tanışıklık olmadığını,
icra mahkemesi kararı kesinleşmediği gibi dar yetkili mahkemenin kararı ve bilirkişi raporunun genel mahkeme bakımından bağlayıcı olmadığını, sahtecilik iddiasının HMK 211.maddesi gereğince incelenmediğini, bilirkişi raporu alınmadığını, ispat yükünün davalı üzerinde olduğunu, işsiz ve ilkokul mezunu olan davalının müvekkilinden bu kadar yüksek miktarda alacaklı olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, senedin sahte olmadığı varsayılsa bile takipte talep edilen işlemiş ve işleyecek faizin hatalı olduğunu,
teminatsız mümkün olmadığı takdirde teminat karşılığında icra takibinin durdurulmasını talep ettiklerini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR
Uyuşmazlık, davacının senet ve takip nedeniyle borçlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.
Davaya konu senedin 05/08/2018 keşide tarihli, 15/02/2021 vade tarihli, 3.100.000,00 USD bedelli olduğu, keşidecisinin dava dışı ..., lehtarının davacı ... olduğu, senedin arkasında lehtar cirosu ile ciranta davalı ...'in imzasının bulunduğu görülmüştür.
Dayanak Ankara 20.İcra Müdürlüğünün 2021/18331 Esas sayılı takip dosyasının yapılan incelemesine göre, 22/12/2021 tarihinde davalı alacaklı tarafından davacı borçlu ve dava dışı ... aleyhine 3.100.000,00 USD asıl alacak, 69.000,00 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 3.169.000,00 USD alacağın tahsili için kambiyo takibi başlatıldığı görülmüştür.
Mahkemece, bilirkişi raporu alınmaksızın Ankara 16.İcra Hukuk Mahkemesinin 21/09/2022 Tarih, 2021/1505 Esas, 2022/1082 Karar sayılı imzaya itiraz davasında alınan bilirkişi raporu ile ve savcılık aşamasında alınan 03/03/2022 tarihli raporda senetteki imzanın davacıya ait olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacının davaya konu şikayeti üzerine davalı hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/63062 sayılı soruşturma dosyasında 30/01/2023 tarihinde takipsizlik kararı verildiği, takipsizlik kararına yapılan itirazın Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 2023/1850 Değişik iş kararı ile 08/05/2023 tarihinde red edildiği görülmüştür.
Davacının davaya konu şikayeti üzerine davalının da içinde bulunduğu kişiler hakkında tekrar Ankara C.Başsavcılığının 2023/173731 sayılı üzerinden soruşturma başlatıldığı, yapılan soruşturma sonucunda iddianame düzenlendiği ve Ankara 34.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2024/254 Esas sayılı dosyası üzerinden yargılamanın halen devam ettiği anlaşılmıştır.
Bu aşamada ceza davasının bekletici mesele yapılması gerekip gerekmediği hususu ele alınıp tartışılmıştır.
Bu noktada ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, eş söyleyişle; ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde durulmasında yarar vardır:
Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 74.maddesinde düzenlenmiş olup; hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise, kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “Ceza Hukuku ile İlişkisi” başlıklı 74. maddesinde; " Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” hükmü yer almaktadır.
Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hakiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.1.975 gün ve E:1971/T-406, K:1975/1; HGK'nun 23.1.1985 gün ve E:1983/10-372, K:1985/21; 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231; 03.04.2013 gün ve E:2012/19-873, K:2013/433 sayılı ilamları).
Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hakimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır.
Ancak ceza hakimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O halde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hakimini bağlamasına, Türk Borçlar Kanununun 74.maddesi bir engel oluşturmaz (HGK'nun 16.09.1981 gün E:1979/1-131, K:1981/587 sayılı ilamı. Mustafa Çenberci, Hukuk Davalarında Kesin Hüküm, 1965, s.22 vd.. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231.
03.04.2013 gün ve E:2012/19-873, K:2013/433 sayılı ilamı).
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.10.1989 gün ve E:1989/11-373, K:472; 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231; 03.04.2013 gün ve E:2012/19-873, K:2013/433 sayılı ilamları).
Somut olayda mahkemece icra mahkemesi ve savcılık aşamasında alınan imza inceleme raporları yeterli bulunmuş ve hüküm bu doğrultuda kurulmuştur. Yukarıda belirtildiği üzere, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesindeki bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılmasının olanaklı bulunmamasına göre, mahkemece, yargılaması devam eden Ankara 34.Ağır Ceza Mahkemesinin 2024/254 sayılı ceza davasının sonucunun beklenilmesi, ceza davasında tespit edilen maddi olgular çerçevesinde varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
Öte yandan her ne kadar davacı taraf gerek istinaf dilekçesinde gerekse istinaf aşamasında sunduğu dilekçelerde ihtiyati tedbir talebinde bulunmuş ise de; açık yasa hükümleri ile istinaf mahkemelerine tanınmayan bir görev ve yetkinin yorum yolu ile istinaf mahkemelerine verilmesi, verilecek kararlara karşı kanun yolunun kapalı olması, hak arama özgürlüğünün kısıtlanması, bu taleplerin yeni delil ve vakalarla istinaf mahkemesinin karşı karşıya kalması sonucunu doğurması,
işlerin büyük bir yoğunluğunun bu talepleri oluşturması halinde istinaf mahkemelerin asli fonksiyonunu icra edemeyeceği, istinaf mahkemelerinin ilk derece mahkemesi olarak gördüğü davanın bulunmaması, acil hukuki korumaların daha çok ilk derece yargılaması yapan mahkemelerce daha hızlı bir şekilde sonuçlandırılabileceği ve ülkemizde dar anlamda istinaf ilkesinin benimsendiği bu mahkemelerin hüküm değil denetim mahkemeleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu tür taleplerin doğrudan istinaf mahkemelerinde ileri sürülemeyeceği kanaatine varılmış olmakla, ihtiyati tedbir talebi hakkında karar verilmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-a-6. maddesi uyarınca kabulü ile davalı aleyhinde görülen ceza davasının sonucu bekletici mesele yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin kararının anılan gerekçelerle kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
NOT
BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi, E. 2023/1387, K. 2024/1400, 20 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama