KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Bam 22. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölgeadliyemahkemesi 22. Hukukdairesi
- Mercii
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/798
- Karar No
- 2025/851
- Karar tarihi
- 4 Temmuz 2025
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 12/02/2024
- Esas no
- ...
- Davanın konusu
- Menfi Tespit
- Yazıldığı tarih
- 07/07/2025
Karar Metni
2.821 kelime·14 dk okuma·8 bölüm
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352.maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
İDDİANIN ÖZETİ
Davacı vekili, davalı ... tarafından müvekkili aleyhine Ankara 7. İcra Müdürlüğü'nün 2016/12096 Esas sayılı dosyası ile icra takibinin başlatıldığını, takibe dayanak bonoda isimleri yer alan davalıları tanımadığını, hiçbir ticari ilişkisinin olmadığını, ... .... çalışırken müvekkilinden boş imzalı senet alındığını, daha sonra işçilik alacakları için açtığı dava lehine sonuçlandığında takibe konu senedin sonradan doldurulmak suretiyle icra takibine konu edildiğini belirterek 26/03/2013 vadeli 10.000,00 TL bedelli bono ve ferilerine ilişkin müvekkilinin davalılara borcu olmadığının tespitine ve %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ
Davalı ... vekili, müvekkilinin dava ve takip konusu bonoyu ... isimli şahıstan ciro yolu ile aldığını, davacı ile müvekkili arasında herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığını, bono metni incelendiğinde davacının iddalarını kanıtlayan herhangi bir kaydın olmadığını, kıymetli evrakın sebepten bağımsız olarak değerlendirildiği için davacının öne sürdüğü iddiaların müvekkili bakımından bağlayıcı olmadığını bildirerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... usulüne uygun yapılan tebliğe rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu senedin lehdarı olarak görülen ... isimli kişinin hayali bir kişi olduğu, senedin ise davacı ... tarafından borçlu olarak imzalandıktan sonra teminat amaçlı diğer kısımları boş olarak sanıklardan ...'a verilen senet olduğu, davacının önceki yıllarda bankadan kredi kullanırken işvereni olarak ...'dan bankanın istediği maaş bordrosunu aldığı sırada buna karşılık teminat amacıyla suça konu bonoyu açığa imzalayarak ...'a verdiği,
senedin verilme sebebi ortadan kalktığı ve katılanın da işten ayrılmasına rağmen ...'ın bonoyu iade etmekten imtina ettiği, sonradan vade tarihi ve bedel kısmı doldurulan bononun katılan ile herhangi bir ticari ilişkisi bulunmayan ve hayali bir kişi olduğu anlaşılan ...'ın lehdar olarak ismi yazılarak ve bu kişi adına ciro edildikten sonra davalı ...'e verildiği ve ... tarafından icra takibine konu edildiği ve davalı ...'in alınan mahkeme kararı gereğince resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından mahkum edildiği ve kararının kesinleştiği, ceza mahkemesi kararının kesin delil olduğu,
davacının davaya konu senetten dolayı borcu olmadığının tespitine, senedi sahte olarak düzenlediği anlaşılan ...'den senet miktarının %20 si kadar yasal koşulları oluştuğu belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
İstinaf eden-davalı ... ... vekili tarafından; Davacının aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunduğu, keşideci imzasına itirazının bulunmadığı, ceza davasında dinlenen tanık ...’ın senet üzerinde ismi bulunan ... olmadığı, ceza mahkemesi kararının kendi içerisinde çeliştiği, Mahkemece hükme esas alınamayacağı bildirilerek başvurulmuştur.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR
Uyuşmazlık imzası inkar edilmeyen bononun bedelsiz olduğu halde sonradan doldurularak icra takibine konu edildiği iddialarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, kambiyo senedinin bedelsiz olduğu halde sonradan doldurulduğu iddiasına dayalı olarak açılan menfi tespit davasıdır. İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır. Ankara 7. İcra Müdürlüğü'nün 2016/12096 Esas sayılı dosyanın örneğinin incelenmesinden 10/02/2014 ödeme günlü 10.000,00 TL bedelli keşidecesi davacı ..., lehtarı davalı ..., ciranta davalı ... olan senede istinaden ... tarafından diğer davalı ve davacı aleyhine icra takibi yapıldığı anlaşılmıştır.
Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2018/270 Esas sayılı dosyası ile yapılan yargılamasında iş bu davadaki davalı ...’in sanık olduğu, dava konusu sahtecilik ve dolandırıcılık iddiasına ilişkin olarak, senedin lehtarı olarak gözüken ...'ın söz konusu senetteki imzasının kendisinin elinden çıkmadığı, senedin arka yüzündeki "..." isim yazısının ve altında yer alan imzanın ... elinden çıktığı, davalı ... suça konusu senedi davacı aleyhine icra takibine koyduğu, icra takip dosyasında katılanın maaşı üzerine haciz işlemi yapılarak tahsilat yapıldığı,
iğfal kabiliyetine haiz ve unsurları tamam olan senedin ... tarafından sahte olarak düzenlenerek kullandığı tespit edilerek hakkında resmi evrakta sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından hüküm verildiği, diğer sanık ... ... yetkilisi ... hakkında beraat kararı verildiği, kararın istinaf edildiği, Ankara BAM 11. Ceza Dairesi'nin 09/05/2023 tarihli, 2019/2634 Esas, 2023/627 Karar sayılı ilamında ".... suça konu senet lehdarı olarak görülen ... isimli kişinin hayali bir kişi olduğu,
senedin ise katılan tarafından borçlu olarak imzalandıktan sonra teminat amaçlı diğer kısımları boş olarak sanıklardan ...'a verilen senet olduğu katılanın ısrarlı ve tutarlı beyanları, tanık beyanları, icra dosyaları içeriği ve incelenen tüm dosya kapsamında anlaşılmakla.
Katılanın, önceki yıllarda bankadan kredi kullanırken işvereni olan sanık ...'dan bankanın istediği maaş bordrosunu aldığı sırada buna karşılık teminat amacıyla suça konu bonoyu açığa imzalayarak sanık ...'a verdiği, senedin verilme sebebi ortadan kalktığı ve katılanın da işten ayrılmasına rağmen sanık ...'ın bonoyu iade etmekten imtina ettiği,
suç tarihinde vade tarihi ve bedel kısmı doldurulan bononun katılan ile herhangi bir ticari ilişkisi bulunmayan ve hayali bir kişi olduğu anlaşılan ...'ın lehdar olarak ismi yazılarak ve bu kişi adına ciro edildikten sonra sanık ...'e verildiği ve sanık ... tarafından icra takibine konu edildiğinin iddia ve kabul olunması karşısında;
ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.05.2001 tarih ve 2001/6-70-2001/77 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, imza sahibinin bonoyu tevdi ettiği kişinin belgenin zilyetliğinden vazgeçerek bunu üçüncü bir kişiye vermesi halinde belgenin yeni zilyedi olan sanık ... açısından “esasen kendisine tevdi ve teslim olunmayan kağıdı bertakrip (hukuka aykırı) ele geçirme” keyfiyetinin gerçekleşmiş olacağı, açığa imza atandan aldığı kağıdı faile veren sanık ...'ın eyleminin de “bertakrip ele geçiren failin” fiiline iştirak niteliği kazanacağı cihetle, sanıkların eylemlerinin,
5237 sayılı TCK'nın 209/2. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 204/1 ve 158/1-d. maddelerindeki “resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık” suçlarını oluşturduğunun anlaşılması karşısında, sanık ...'ın üzerine atılı suçlardan beraatine ilişkin ilk derece mahkemesinin bu hükümlerinin kaldırılarak mahkumiyetine dair sanık ...'in ise üzerine atılı resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarının subut bulduğuna ilişkin ilk derece mahkemesinin kabulü Dairemiz heyeti tarafından da yerinde görülmesine rağmen, nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden,
6763 sayılı Kanunun 14. maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un birinci fıkrasında yer alan "iki yıldan" ibaresinin "üç yıldan" şeklinde değiştirildiği, incelemeye konu suç tarihinin 10.02.2014 olduğu somut olayda; alt sınırdan ceza takdir edildiği halde hapis cezasının suç tarihinde yürürlükte ve sanık lehine olan iki yıl yerine üç yıl olarak tayin ve takdir edilmesi hukuka aykırı görüldüğünden ve sanıkların Dairemizdeki duruşma sırasında katılanın olay sebebiyle uğradığı zararı tamamıyla tazmin ettikleri ve katılanın yetkili vekili aracılığıyla,
09.05.2023 tarihli oturumda sanıklar hakkındaki şikayetinden vazgeçtiğini beyan ettiğinin anlaşılması cihetiyle, CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 24.09.2019 gün ve 2018/270 esas, 2019/392 sayılı kararının her iki sanık yönünden de kaldırılarak, sabit olan eylemleri nedeniyle sanıkların ayrı ayrı cezalandırılmalarına...." karar verildiği anlaşılmıştır.
Mahkeme gerekçesinde ceza yargılamasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı gerekçe gösterilerek yazılı şekilde karar verilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, aynen seçenek yaptırıma çevirme, erteleme kurumlarında olduğu gibi, hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından birisidir. Özellikle ilk defa suç işleyen kimselerin hemen cezalandırılmasını ceza adaleti ile güdülen amaca uygun görmeyen Kanun koyucu, verilecek cezanın bireyselleştirilmesinde olduğu gibi, kurulan hükmün açıklanıp açıklanmayacağı konusunda da hâkime takdir yetkisi vermeyi uygun görmüştür. Böylece hâkimin yetkisi arttırılarak, bir şansa daha ihtiyacı olan sanıkların hâkim tarafından durumlarının bir daha değerlendirilmesi imkânı getirilmiştir.
Sözü edilen kurum, hukukumuzda ilk kez 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23 üncü maddesi ile çocuklar hakkında, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (5271 sayılı Kanun)’un 231 inci maddesine eklenen 5-14 üncü fıkralar ile de büyükler için kabul edilmiş, aynı Kanunun 40 ıncı maddesiyle 5395 sayılı Kanunun 23 üncü maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır.
Yetişkin sanıklar yönünden başlangıçta şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu müessese, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun'un 562 nci maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin 5 ve 14 üncü fıkralarında yapılan değişiklik ile hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için uygulanabilir hale getirilmiş, şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak uygulanan bu müessese Anayasa'nın 174 üncü maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Kanunlarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere, tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahiptir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19.02.2008 gün ve 346-25 sayılı kararında da bu husus.
“Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Müessesenin yargılama kanununda düzenlenmiş bulunması da onun karma niteliğini değiştirmez” şeklinde ifade edilmek suretiyle de açıkça vurgulanmıştır.
5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, hukuki nitelikçe durma kararı niteliğinde değildir. Ceza Genel Kurulu’nun yukarıda anılan kararında da vurgulandığı üzere bu karar “koşullu bir düşme kararı” niteliğinde olup, anılan maddede yasa yolu da açıkça itiraz olarak öngörülmüştür. Koşulların gerçekleşmesi halinde 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde belirtilen düşme kararı verileceğinden, ancak bu aşamada yani düşme kararı verildiğinde, hükümlere ilişkin yasa yolu olan, temyiz yasa yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir.
Öte yandan, yargılama sistemimizde temyiz yasa yolu, yalnızca hükümler bakımından kabul edilmiştir. Hükümler ise 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde sınırlı olarak sayılmış olup, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bunlar arasında yer almadıklarından hüküm niteliğinde de değildir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 gün ve 2009/4-13 E., 2009/12 K. sayılı ilamı).
5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde bu kararlardan hangilerinin hüküm olduğu açıklanmıştır. Buna göre; "mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşme kararları” birer hükümdür. Yine “adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları” da yasa yolu bakımından hüküm sayılır.
Bunlardan mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir kabul bulunmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ise 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde belirtilen hükümlerden değildir.
“Kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını” ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir “hüküm” değildir.
Bunun sonucu olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.05.2011 gün ve 2011/4-61 E., 2011/79 K..
06.10.2009 gün ve 2009/4-169 E., 2009/223 K. sayılı ilamları). Kaldı ki, 5271 sayılı Kanun'un 231 nci maddesinin beşinci fıkrasında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Böylece hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile kurulan hüküm, belli bir süre sanık hakkında hüküm ifade etmemekte, herhangi bir sonuç doğurmamaktadır. Sanık bulunduğu hal üzere bırakılmakta, aynen yargılanan kimsenin durumunda kalmakta ve yapılan yargılama geçici bir süre askıda kalmaktadır. Askı süresi boyunca, yargılanan kimsenin sanık sıfatı devam eder ise de, hiçbir şekilde bu kimse hükümlü sayılamaz. Bu nedenle hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen kimse, hiçbir haktan yoksun bırakılamaz ve ayrıca bu karara dayanarak hiçbir hukuki statüden dışarıya çıkarılamaz.
Bu açıklamalar ışığında ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesinde düzenlenmiş olup hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
Bu ilke ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını, aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise kişi ilişkilerinin medeni hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır. Ancak Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlayacaktır.
Dolayısıyla ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir.
Somut olay açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, davalılardan ... hakkında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçundan yapılan yargılamada sanığın üzerine atılı suçu sabit görülerek cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca da “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” karar verildiği anlaşılmaktadır. Az yukarıda da açıklandığı üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesin bir mahkumiyet anlamında değildir. Bu nedenle ortada ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmadığından hukuk hâkimini bağlamayacaktır.
Aksi düşünüldüğü takdirde beş yıllık deneme süresi içinde bir suç işlendiğinde mahkemece hüküm açıklanacak ve temyiz hakkı doğacak, şayet yapılan temyiz incelemesinde ceza mahkemesi kararı bozulursa hukuk mahkemesinin kararının da dayanağı ortadan kalkacak ve yargılamanın yenilenmesi gündeme gelecektir. Bu durum ise adalete olan güven ve saygıyı zedeleyecektir.
Diğer taraftan, beş yıllık denetim süresi bittikten sonra menfi tespit davası açıldığında ortada ceza mahkemesi kararı bulunmadığından TBK'nın 74 üncü maddesi uyarınca hukuk hakimini bağlayıcı bir karardan da söz edilemeyecektir.
Aksine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hukuk hakimini bağlayacağı kabul edildiğinde hukuk hakimince verilecek karar davanın beş yıllık deneme süresi içinde ve sözü edilen süre bittikten sonra açılması veya kararın sözü edilen süre bittikten sonra verilmesi hallerinde farklı farklı hukuki sonuçlara ulaşılacaktır.
Daha da ötesi, bir olayda birden fazla sorumlu olup da, bunlardan biri hakkında beş yıllık süre içinde, diğeri hakkında beş yıllık süre geçtikten sonra hukuk mahkemesinde dava açılması halinde her iki davalı hakkında da aynı olay nedeniyle farklı kararlar verilebilecektir ki, bu durum adalete olan güveni sarsacaktır.
Sonuç olarak maddi olgunun belirlenmesi yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından, hukuk hakimini bağlamayacağının kabulü gerekmekte olup Mahkemece aksi düşünce ile ceza mahkemesi kararının bağlayıcı olduğu şeklindeki değerlendirme ile karar verilmesi yerinde olmamıştır.
6102 sayılı Kanun'un 778 inci maddesi yollamasıyla 680 inci maddesinde, "Tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bulunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa, bu anlaşmalara uyulmadığı iddiası, hamile karşı ileri sürülemez; meğer ki, hamil poliçeyi kötüniyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun." hükmü bulunduğu, Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere, bu hüküm uyarınca açığa senet düzenlenmesinin mümkün olduğu, senedin boş olan kısımlarının sonradan anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının usulüne uygun delillerle kanıtlanması gerekmektedir.
Bu durumda, somut uyuşmazlıkta ispat yükü davacı tarafa düşmektedir.
Ne var ki, dava konusu senedin lehdarı olarak görülen ... isimli kişinin hayali bir kişi olduğu, senedin ise davacı ... tarafından borçlu olarak imzalandıktan sonra teminat amaçlı diğer kısımları boş olarak sanıklardan ...'a verilen senet olduğu, davacının önceki yıllarda bankadan kredi kullanırken işvereni olarak ...'dan bankanın istediği maaş bordrosunu aldığı sırada buna karşılık teminat amacıyla suça konu bonoyu açığa imzalayarak ...'a verdiği,
senedin verilme sebebi ortadan kalktığı ve katılanın da işten ayrılmasına rağmen ...'ın bonoyu iade etmekten imtina ettiği, sonradan vade tarihi ve bedel kısmı doldurulan bononun katılan ile herhangi bir ticari ilişkisi bulunmayan ve hayali bir kişi olduğu anlaşılan ...'ın lehdar olarak ismi yazılarak ve bu kişi adına ciro edildikten sonra davalı ...'e verildiği ve ... tarafından icra takibine konu edildiği bu şekli ile belgenin sonradan üretildiği ve gerçek bir borç ikrarı niteliği taşımadığı anlaşılmıştır.
Bu anlatımlar ışığında davacı yanca takip nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti talep edilmiş olup, mahkemece bono nedeniyle menfi tespit hükmü kurulduğu ve kararın yalnızca davalı ... tarafından istinaf edildiği gözetildiğinde, davacının talebini daralttığı kabul edilmiştir. Açıklanan bu nedenlerle, davalı ... vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nin 353/1.b.2.maddesi uyarınca düzeltilerek yeniden esas hakkında karar vermek gerekmiştir.
NOT
BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi, E. 2025/798, K. 2025/851, 4 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama