KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 30 Nisan 2024
- T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 25. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- 2023/595 - 2024/1024
- Dosya no
- 2023/595 Esas
- Karar no
- 2024/1024
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 18/10/2022
- Numarası
- 2022/295 Esas, 2022/706 Karar
- Davacı
- —
- Vekili
- —
- Davalılar
- —
- Davanın konusu
- Tazminat
Karar Metni
1.930 kelime·10 dk okuma·6 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine açılan davanın yapılan yargılaması sonunda davanın davalılar ... ve ... yönünden pasif husumet yokluğundan davanın reddine, diğer davalılar ... A.Ş., ... ve ... yönünden esastan reddine dair hükme karşı, süresi içinde davacı vekili ve katılma yolu ile davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:
İDDİA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...
Gazetesinin 22/04/2018 tarihli nüshasında ... tarafından kaleme alınan "...'nin Ayrıcalıklı Şirketi" başlıklı köşe yazısında, müvekkili şirketin işyerlerinin kamera ihtiyacı doğrultusunda yapılan ihaleye ilişkin olarak kasıtlı bir şekilde gerçekleri yansıtmayan, asılsız ve çarpıtma ifadelere yer verildiğini, söz konusu yazı ile müvekkili şirketin kamuoyundaki itibarının zedelendiğini ve manevi zarara uğradığını, söz konusu yazının tamamında kullanılan üslup ve ifadelerin müvekkili şirketi aşağılayıcı, güvenirliğini sarsmaya yönelik ifadeler olduğunu,
yer alan açıklamaların gerçeği yansıtmadığını belirterek gerçeğe aykırı iddialar nedeniyle uğranılan zarar dolayısıyla 50.000TL manevi tazminatın haksız fiilin işlendiği tarih olan 22/04/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; husumet itirazında bulunduklarını, dava konusu köşe yazısının TBMM'nin denetim görevini ifaya yönelik yürüttüğü bir Meclis çalışması vesilesiyle tutanağa girmiş bilgilerin virgülüne dahi dokunulmadan aktarıldığını, dava konusu yazının güncel olduğunu, hiçbir abartılı, incitici ifade kullanılmadığını, bu yazının yayınlanmasında kamu yararı ve toplumsal ilginin varlığının söz konusu olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece yapılan yargılama sonunda özetle. 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 13 maddesinde basın yolu ile işlenen fiillerden dolayı hukuki sorumluluğun düzenlendiği, bu hükme göre" basılmış eserler yolu ile işlenen fiillerden doğan maddi ve manevi zararlardan dolayı süreli yayınlarda eser sahibi ile yayın sahibi ve varsa temsilcisi süresiz yayınlarda ise eser sahibi ile yayımcı, yayımcının belli olmaması halinde basımcı müştereken sorumludur.
Bu hüküm süreli ve süreli olmayan yayınlarda yayın sahibi, marka veya lisans sahibi, kiralayan ,işleten veya herhangi bir sıfatla yayınlayan, yayımcı gibi hareket eden gerçek veya tüzel kişiler hakkında da uygulanır.
Tüzel kişi şirketse anonim şirketlerde yönetici kurulu başkanı, diğer şirketlerde en üst yönetici şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur."şeklinde düzenlendiği, bu kapsamda genel yayın yönetmeni ... ile yazı işleri sorumlu müdürü ... açısından açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verildiği, diğer davalılar açısından esas yönünden yapılan incelemede ise;
dava konusu yayının TBMM KİT komisyonunda 18/04/2018 günlü ...'nin hesapları incelenirken 5. Toplantı tutanağına geçirilen ve tutanağın 17 sayfasında yer alan... milletvekili ...'in ... kamera alım ihalesi ile ilgili açıklamalarının yer aldığı tutanağa atıf yapılarak açıklamaların yapıldığı, yapılan açıklamaların kamu oyunu bilgilendirme ve aydınlatma amaçlı olduğu, tutanak tarihinden kısa bir süre sonra yayınlandığı, güncel olduğu,
kamuoyunu ilgilendiren bir konu ile ilgili olduğundan Yargıtayın yerleşmiş içtihatları ve AİHM'nin benzer nitelikli karar içerikleri de gözetilerek kamera alım ihalesi ile ilgili ...'in kaleme aldığı 22/04/2018 tarihli köşe yazısının davacının ticari itibarini prestijini olumsuz yönde etkilemediği, manevi tazminatın şartları oluşmadığından diğer davalılar ... A.Ş., ... ve ... yönünden esastan reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle.
Basın Kanunun 13. maddesine göre gazetenin genel yayın yönetmenine ve yazı işleri müdürüne husumet yöneltilemeyeceğinden bahsedilmekte ise de Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11/03/2009 gün ve 2009/479 Esas, 2009/117 Karar sayılı kararına göre husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, dava konusu haberin habercilik ilkelerini ve kanunen korunan basın özgürlüğü sınırlarını aştığını, müvekkil şirket tarafından yapılan kamera sistemlerine ilişkin ihale sonucunda, 9464'ü kamu sermayesine sahip ...
A.Ş. ile sözleşme yapıldığını, ... AŞ'nin 26/04/2018 tarihli ve RFSSD-115.02.01-1000 sayılı yazısı ve eklerinden de anlaşılacağı üzere anılan şirket tarafından müvekkil şirketçe ihale edilen işin bir kısmının başka alt yükleniciler ile birlikte köşe yazısında bahsi geçen ... firmasına da taşere edildiğini, ancak dava konusu köşe yazısında adı geçen gerçek kişilerle ... ... San. Tic. Ltd.
Şti'nin herhangi bir ilişkisinin olmadığını, dava konusu köşe yazısında; müvekkil şirketin asılsız iddialarla haksız yere hiçbir sözleşmesel ilişki içerisine girmediği şahıslarla sözleşme yapmış gibi sunulduğunu, hukuka aykırı şekilde ihaleyi gerçekleştirmiş, yolsuzluklara ve usulsüzlüklere imza atmış bir şirket olarak lanse edilerek kamuoyu nezdinde güvenirliğinin sarsıldığını bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili katılma yolu ile verdiği istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkemece İcra Kurulu Başkanı ... yönünden esastan ret kararı verildiğini ancak Basın Kanunun 13.maddesi gereği İcra Kurulu Başkanının tazminat davalarında sorumlular arasında yer almadığını bu nedenle davanın ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, vekalet ücretinin hukuka aykırı olarak takdir edildiğini, AAÜT 7/2 ve 10/3 maddesi gereği ayrı ayrı lehe 9.200TL vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini belirterek, düzeltilerek hüküm tesis edilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, basın/yayın yoluyla kişilik haklarının zedelenmesinden dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, davanın davalılar ... ve ... yönünden pasif husumet yokluğundan davanın reddine, diğer davalılar ... A.Ş., ... ve ... yönünden esastan reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili ve katılma yolu ile davalılar vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır.
Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/06/2019 tarih ve 2018/299 Esas, 2019/334 Karar sayılı kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 18/05/2021 tarih ve 2020/334 Esas, 2021/870 Karar sayılı kararı ile "...davalı şirketin ticari faaliyeti çerçevesinde yayınladığı dava konusu haberden kaynaklanan tacirler arası tazminat davasına bakmakla görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi mahkemesi değil,
asliye ticaret olduğu gözetilerek mahkemenin görevli olması dava şartı noksanlığı sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir iken yanılgılı değerlendirme ile işin esasına girilerek davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle HMK’nın 353/1-a-3 maddesi uyarınca kaldırılarak dava dosyasının yeniden görülmek üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.
Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında; “...Sözleşme’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak ifade özgürlüğünün, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını, bunun, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamayacağını ...” belirtmiştir.
İfade özgürlüğü ve bu bağlamda basın özgürlüğünün asıl, sınırlamanın ise istisna olduğu unutulmamalıdır. Sınırlamanın kanuni olması, meşru amaca dayanması ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olması da gözetilmelidir.
Bu açıklamalar kapsamında somut olay değerlendirildiğinde; davalı ... tarafından kaleme alınan ... Gazetesinin 22/04/2018 tarihli köşe yazısında, davacı hakkında yazılan kamera alım ihalesi ile ilgili ifadelerin basın özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gerektiği, söz konusu yazıda gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmek için çarpıcı başlıklarla yer verilebileceği, öz ile biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığı, davacının itibarını ve prestijini olumsuz yönde etkileyecek nitelikte olmadığı, manevi tazminatın yasal şartlarının oluşmadığı kanaatine Dairemizce de varılarak davalılar ... A.Ş. ve ... yönünden esastan reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Davalılar vekilinin davalı ... yönünden davanın husumet nedeniyle reddedilmesi gerektiğine ve vekalet ücretine yönelik isteminin istinaf sebebi ile sınırlı olarak değerlendirilmesinde;
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 13. maddesinde süreli ve süresiz yayınlarda hukuki sorumlular düzenlenmiştir. Buna göre süreli yayınlarda eser sahibi ile yayın sahibi ve varsa temsilcisi, yayın sahibi tüzel kişi şirketse, anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde en üst yönetici, şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Dosyada mevcut gazete künyesine göre davalı ... ... Vakfı İcra Kurulu Başkanı olup, Basın Kanunu 13. madde kapsamında bu ünvanı itibarıyle bir sorumluluğu bulunmadığından, davanın ... yönünden de pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, esastan reddine karar verilmesi isabetli görülmemiştir.
Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 3/2. maddesi gereği müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunması gerekir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin katılma yolu ile istinaf başvurusunun duruşma yapılmaksızın kabulü ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/04/2024
Başkan e-imza Üye e-imza Üye e-imza Katip e-imza
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi, E. 2023/595, K. 2024/1024, 30 Nisan 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama