KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 6 Mayıs 2026
- T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 25. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- 2025/73 - 2026/928
- Dosya no
- 2025/73 Esas
- Karar no
- 2026/928
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 18/09/2024
- Numarası
- 2021/474 Esas, 2024/507 Karar
- Davanın konusu
- Tazminat
Karar Metni
2.028 kelime·10 dk okuma·6 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine açılan davanın yapılan yargılaması sonunda, davanın kısmen kabulüne dair hükme karşı, süresi içinde taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:
İDDİA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
26/11/2020 tarihinde davacı şirkete ait ofisin bulunduğu binada su gider borusunun tıkanmasından dolayı meydana gelen su taşkını nedeniyle ofis içerisinde bulunan ... marka yazıcı sistemi, tavan, halı, duvar, ofis malzemeleri ve faturalandırma belgelerinin hasar gördüğünü ve kullanılamaz hale geldiğini, su taşkınının önlenmesi adına gerekli önlemlerin alınmaya çalışıldığını, müvekkili şirket tarafından hasar görmüş olan teçhizatın tespitinin yapıldığını ve yetkili servis ile iletişime geçildiğini, yapılan incelemeler sonucunda bahsi geçen yazıcının kullanılamaz hale geldiğini,
cihazın ikinci el fiyatının 40.000,00 USD olduğunun tespit edildiğini, meydana gelen zararın davalı şirketin sorumluluğunda olduğunu, zararın tazmini için davalı şirkete müracaat edildiğini ancak taraflarına ödeme yapılmadığını beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın haksız eylem tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 30/05/2024 tarihli ıslah dilekçesi ile tazminat talebini 420.000,00 TL'ye arttırmıştır.
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin binada kiracı olduğunu, su basması nedeniyle müvekkilinin hiçbir kusuru olmadığını, servis faturalarının olaydan aylar sonra düzenlendiğini, zararın bu olay sebebiyle meydana geldiğinin kabul edilmediğini, müvekkilinin binanın sadece alt katlarını kullandığını, binanın üst katları kule dahil büyük bir çoğunluğunun davacı tarafça kullanıldığını, bu şekilde değerli bir makinenin hiç bir koruma olmadan kullanıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece yapılan yargılama sonunda özetle; "...Dosya içerisinde toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya içeriğine göre. 26.11.2020 tarihinde davacı tarafından faturalandırma merkezi olarak kullnaılan iş yerinde, davalı tarafından araç servisi olarak kullanılan binanın pis su borusu patlaması dolayısıyla tavandan sızan suların davacının ofisinde bulunan ... ... marka yazıcının hasar görmesine neden olduğu,
davalının araç servisi olması nedneiyle, kullanım amacı ve davacı tarafından tutulan tutanakta boruların kirlilik oranı ile birlikte değerlendirildiğinde bilirkişi tarafından da belirlendiği üzere pis su borusu tıkanmasını nedeniyle davalının sorumlu olacağı, bu nedenle binanın malikinin zarardan sorumlu olacağı savunmasına itibar edilemeyeceği anlaşılmakla, bilirkişi raporu ile tespit edilen 12.000,00 EURO tutarın hasar tarihinde döviz satış kuru karşılığı bulunan 113.084,4 TL'nin hasar tarihi olan 26/11/2020 tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine karar verilmiştir. ” şeklinde karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle.
26/11/2020 tarihinde müvekkilinin faturalandırma ofisinde aynı binanın 1, 2, 3 ve 4. katlarında faaliyet gösteren davalı firmanın su gider borusunun tıkanmasından kaynaklı su baskını olduğunu ve iş yerinde bir çok malzemenin zarar gördüğünü, müvekkilince su baskının önlenmesi adına gerekli işlemlerin yapıldığını, zarar gören eşyalardan ... yazıcının kullanılamaz hale geldiğini, satıcı firmadan cihazın 2. el piyasa değerinin sorulduğunu ve 40.000 USD olarak bildirildiğini, yargılama sırasında cihzın 2. el değerinin 12.000 EURO olarak belirlendiğini, bunun üzerine ıslah tarihindeki kur üzerinden davanın değerinin arttırıldığını,
mahkemece zarar tarihindeki kur üzerinden davanın kabul edildiğini, bu hususun anlaşılamadığını, mahkemece bu konuda bir gerekçe yazılmadığını, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, cihazın olay tarihinden beri kullanılamadığını, müvekkilinin çalışır vaziyette 2. el cihazı ancak 420.000,00 TL'ye alabileceğini, karar ile müvekkilinin gerçek zararının karşılanmadığını, hükmedilen tazminat ile bir cihaz aınmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin müspet zararının karşılanmadığını, davanın tamamen kabulüne karar verilmesi gerektiğini karşı vekalet ücretinin de hatalı belirlendiğini ileri sürmüştür.
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının iddialarını ispatlayamadığını, 2020 yılında meydana gelen bir olay sebebiyle 2023 yılındaki piyasa değerinin dikkate alınarak tazminat miktarının hesaplandığını, varsayıma dayalı zarar tespiti yapıldığını, sorumluluğun soyut ifadelerle kabul edildiğini, hiç bir somut tespit bulunmadığını, hukuki görüş bildirmeleri mümkün olmayan bilirkişilerce bu konuda müvekkili sorumlu tutacak şekilde kanaat bildirdiklerini, itirazlarının karşılanmadığını, davacının tek taraflı belgeleri ve beyanları ile müvekkilinin sorumlu tutulduğunu, müvekkilinin binada kiracı olduğunu,
su basmasında müvekkilinin bir kusuru ve sorumluluğu bulunmadığını, bilirkişi raporlarında bu itirazlarına yönelik teknik bir değerlendirme yapılmadığını, cihazın daha önce çalışır vaziyette olup olmadığı, su sızması nedeniyle zararın oluşup oluşmadığı hususlarında hiç bir tespit olmadığını, davacının aylar sonra açtığı davada aylar sonra gönderdiği ihtarname ve tutanaklara dayalı olarak iddialarda bulunduğunu, müvekkili tarafından binanın alt katlarının kullanıldığını, binanın kalan kısmının davacı tarafından kullanıldığını, müvekkilinin varsayımsal olarak sorumlu tutulduğunu, cihazın çalışamaz olduğunun tespitinin yapılmadığını,
davanın kısmi dava olarak açıldığını, ıslah tarihi itibariyle alacağın zamanaşımına uğradığını, ileri sürülen zamanaşımı definin dikkate alınamadığını, ıslah ile arttırılan tutara olay tarihinden itibaren faiz işletilmesinin ve haksız fiil hükümlerine göre açılan davada yasal faiz yerine avans faizi işletilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, haksız fiil nedeniyle oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükme karşı taraf vekillerince yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer almayan, yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak davası kabul edilmiştir.
Buna göre, belirsiz alacak davası; davanın açıldığı tarihte alacağın tutarının ya da değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği ya da bunun olanaksız olduğu durumlarda, alacaklının, hukuksal ilişkiyi ve en az bir tutar ya da değeri belirterek açabileceği dava olarak tanımlanabilir.
Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında, davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır.
Alacak belirsiz olduğundan davacı yargılama sırasında 6100 sayılı Kanun'un 107 nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde talep sonucunu artırabilir; bu hâlde davanın ıslahı kurumundan bahsedilemez ve artılan talep yönünden davalının zamanaşımı def’î de dinlenmez. Talep artırımında bulunulmaz ise Mahkeme alacağın miktarını tespit etmek ve taleple bağlı kalarak dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden alacağa hükmetmek durumundadır.
Aynı Kanun'un 109 uncu maddesinde ise; kısmi dava, dava çeşitleri arasında düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, "Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir". Kısmi dava ile davacı, Mahkemeden sadece dava konusu yaptığı kısmın hüküm altına alınmasını istemektedir.
Bu nedenle kısmi dava bakımından dava açılmasına bağlanan sonuçlar, sadece alacağın dava konusu yapılan kısmı bakımından sonuç doğuracaktır. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez.
Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2003 tarihli ve 2003/4-260 E., 2003/271 K. sayılı kararı; ayrıca bkz., Pekcanıtez, H.: Medeni Usul Hukuku, C.II, 15. baskı, İstanbul 2017, s.1000).
Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişi bunu açıkça dilekçesinde belirtmelidir. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 16/09/2024 tarih, 2023/3819 Esas, 2024/2304 Karar sayılı ilamı) (Ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 01/03/2023 tarih 2021/(15)6-192 Esas, 2023/157 Karar sayılı ilamı da aynı yöndedir.)
Emsal yüksek yargı kararları ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekilinin dava dilekçesinde “fazlaya dair tüm talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla” şeklinde beyan ve talepte bulunduğu ve dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası şeklinde açıldığına dair bir beyanı bulunmadığı gibi 6100 sayılı HMK'nın 107. Maddesinden de bahsedilmediği görülmektedir. Buna göre, 6100 sayılı Kanun ile hukukumuza giren belirsiz alacak davasına ilişkin hükmün somut uyuşmazlıkta uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
O halde açılan dava kısmi dava niteliğinde olduğundan davalının ıslaha karşı zamanaşımı def'inin değerlendirilmesi gerekir. Zira kısmi davada zamanaşımı yalnızca dava edilen kısım için kesilir. Henüz açılmayan (saklı tutulan) ve daha sonra ıslahla arttırılan bölüm için zamanaşımı işlemeye devam eder.
Türk Borçlar Kanunu 72. maddesi uyarınca, zamanaşımı süresi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl, her halükarda zarar veren eylemin gerçekleşmesinden itibaren on yıldır. Eğer fiil ceza kanunları uyarınca daha uzun zamanaşımı süresi bulunan cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş ise ceza zamanaşımı süresi uygulanır.
Somut uyuşmazlıkta, davalıya atfedilen eylem ceza kanunu tarafından suç olarak düzenlenen bir eylem olmadığından uzatılmış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması mümkün değildir. Olay 26/11/2020 tarihinde meydana gelmiş olup, davalı tarafça 13/04/2021 tarihinde zarar miktarı belirlenerek davalı tarafa fatura kesilip gönderildiğinden en geç bu tarihte zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiğinin kabulü gerekir.
Dava kısmi dava olarak açılıp dava ile talep edilen 1.000,00 TL'den fazlası ıslah ile talep edildiğinden bu kısım için zamanaşımı süresi işlemeye devam etmiştir.
Islah 2 yıllık süre dolduktan sonra ve 30/05/2024 tarihinde yapıldığından, davalı tarafça da süresi içerisinde ıslah ile arttırılan tutara karşı zamanaşımı def'i ileri sürüldüğünden dava ile talep edilenden fazla alacak zamanaşımına uğramış olup ıslah ile arttırılan tutar yönünden davanın zamnanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekirken bu yönde bir değerlendirme yapılmaması hatalı olup Dairemizce ıslah ile arttırılan tutar yönünden talebin zamanaşımına uğraması nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Dava ile talep edilen tutar yönünden yapılan incelemeye gelince; haksız fiil sorumluluğu, Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre tazminat borcunun doğabilmesi için failin kusurlu ve hukuka aykırı bir fiili neticesinde zarar doğmalı ve zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun 50/1. Maddesi gereği de zarar gören zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.
Somut uyuşmazlıkta, davacının faturalandırma ofisinin üst katlarında bulunan davalı firmanın, pis su giderlerinin tıkanması sonucu davacının iş yerini su bastığı, davalının ... yazıcısının zarar gördüğü, tutulan tutanaklar, sunulan fotoğraflar, servis raporları ve bilirkişi raporu ile ispatlanmıştır. Davacının kiracı olması kendisini sorumluluktan kurtarmadığı gibi dava konusu yazıcının çalışmadığının da dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerle ispat edildiği açıktır.
O halde davalı oluşan zarardan sorumlu olup zarar miktarının belirlenmesine ilişkin alınan bilirkişi raporu da dosya kapsamına uygundur. Dava konusu yazıcının değeri yabancı para cinsinden belirlenmekte ise de, talep Türk Lirası üzerinden olduğundan yazıcının haksız fiil tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası karşılığının belirlenmesi yerindedir.
O halde davacı, dava ile talep ettiği 1.000,00 TL yönünden haklı olup bu miktarın hüküm altına alınması gerekmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 06/05/2026
Başkan e-imza Üye e-imza Üye e-imza Katip e-imza
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi, E. 2025/73, K. 2026/928, 6 Mayıs 2026 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama