KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi Davacı
- Karar tarihi
- 28 Şubat 2024
- Esas No
- 2022/198 - Karar No:2024/148
- Dosya no
- 2022/198
- Karar no
- 2024/148
- Başkan
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Katip
- ... (...
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 31/12/2021
- Numarası
- 2020/505 E-2021/898 K
- Vekili
- —
- Davalı
- —
- Davanın konusu
- İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan
- Karar yazım tarihi
- 29/02/2024
Karar Metni
2.448 kelime·12 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili; davalı ile müvekkili arasında imzalanan 29.04.2013 tarihli taşeronluk sözleşmesine istinaden müvekkilinin davalıya ait ... adresindeki inşaatın "alçı plaka bölme duvar işini" yapmayı üstlendiğini, işin eksiksiz yapılarak teslim edildiğini ve teminat kesinti tutarlarının iadesi konusunda anlaşıldığını, işin bittiğine dair 21.05.2015 tarihli tutanağın düzenlendiğini, ancak müvekkilinin yaptığı imalat karşılığı bedelinin icra takibine tekabül eden kısmının davalıdan tahsil edemediğini, teminat karşılığı davalının uhdesinde tutulan miktarın ödenmediğini,
imalatlara ilişkin faturaların şantiye şefi tarafından imza karşılığında teslim alındığını, sözleşmenin ödenmeyen kısmının tahsili amacıyla yapılan Ankara 25. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3599 Esas sayılı dosyasında takibe başlanıldığını, davalının haksız itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek, borçlu itirazının iptaline, takibin devamına ve davalı aleyhinde alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; sözleşme gereği henüz işin geçici kabulü yapılmadığından teminatın iadesinin mümkün olmadığını ve borcun muaccel hale gelmediğini, ayrıca davacının bir takım işleri sözleşme eki teknik şartnameye aykırı olarak imalatı daha ucuza mal etmek için yaptığını ve haksız kazanç elde ettiğini, eksik bıraktığı işleri başka firmalara daha pahalıya yaptırdığını, bu imalatlar nedeniyle zarar ettiklerini, yapılan işlerin kesin kabulünün de henüz yapılmadığını, söz konusu 21.05.2015 tarihli yazının SGK'dan iş bitirme belgesi almak için verildiğini belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece 16/11/2017 tarih ve 2016/221 Esas- 2017/862 Karar sayılı davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizin 14/09/2020 tarih ve 2018/640 Esas- 2020/842 Karar sayılı kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, mahkeme kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir.
Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda; tüm dosya kapsamı, dava, cevap, dosyaya sunulan hak ediş raporları, davalı tarafından 21/01/2015 tarihli SGK'ya sunulan yazı ile işin bitirildiğinin bildirilmesi, bilirkişi raporları, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi'nin kaldırma kararı ile bu tarihten sonra alınan bilirkişi rapor ve ek raporları birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında 29/04/2013 tarihli sözleşme ile davalıya ait inşaatın alçı plaka bölme duvar işinin yapımı konusunda taşeron sözleşmesinin imzalandığı, davacı tarafından KDV dahil 1.070.456,00 TL'lik iş yapıldığı,
malzeme bedeli, yemek bedeli ve SGK prim borçları toplamı 12.456,13 TL 'nin davacı hak edişinden kesilmesi gerektiğinden bu bedelin düşümü neticesinde 1.057,999,87 TL'lik alacağının bulunduğu, tarafların ticari defterlerine göre, davacıya 975.598,92 TL'nin ödendiği, davacı tarafından yapılan işte eksik, kusurlu yada ayıplı imalatın olmadığı, davalının bu hususta nama ifada bulunduğunu iddia ettiği ve sunduğu belgelerin bilirkişi heyetince incelenmesinde, davacının yaptığı işe ilişkin olmadıkları yani bu işle ilgili bulunmadıkları, bu nedenle davacının kalan hak ediş alacağının 82.400,95 TL olduğu,
yine %5 teminat kesintilerinden dolayı 46.214,02 TL'lik alacağının bulunduğu, sözleşme gereğince nakdi teminat kesintisinin iadesi için gerekli olan şartların yerine getirildiği, SGK ilişiksizlik belgesinin 01/07/2015 tarihi itibariyle bulunduğu, bu nedenle toplam alacağın 128.614,97 TL olduğu ancak takip konusu edilen miktar nazara alındığında 116.260,27 TL asıl alacak yönünde itirazın iptali talebinin kabulüne, takipten önce davalıyı temerrüde düşürücü ihtarname sunulmadığından 26.503,31 TL'lik işlemiş faiz talebi ile alacak likit bulunmadığından tarafların tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf başvurusunda; taleple bağlılık ilkesi yönünden; dava dilekçesinde alacak kaleminin dayanağının, taraflar arasında imzalanan sözleşmeden kaynaklı teminat iadesine dayandırıldığını, davacının iadesini istediği teminatın sözleşmeye göre 46.214,02 TL olup, Ankara 25. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3599 sayılı takibine dayanak gösterilen asıl alacak miktarının 116.260,28 TL olarak gösterildiğini, her ne kadar dava itirazın iptali davası olarak açılsa da, HMK 26 uyarınca, davacı talebiyle bağlıdır ve taleple bağlılık ilkesi gereği davacı dilekçesiyle kendisini 46.214,02 TL tutarındaki alacakla sınırlandırdığını,
dolayısıyla aleyhe kabul anlamına gelmemek kaydıyla, mahkemece 46.241,02 TL üzerinden davacının alacağına hak kazanıp kazanmadığını değerlendirmesi ve bu miktar üzerinden teminat iadesinin kabul veya reddine karar verilmesi gerektiğini,oysa mahkemece, dava sanki bir alacak davasıymış gibi, davacının genel olarak müvekkilinden alacağını bilirkişi marifetiyle tespit ettirip ve davacının talebinin çok üstünde olan 116.260,27 TL alacağa karar verildiğini, mahkemenin bu kararının usul yasa ve hakkaniyete aykırı olup, kararın istinaf incelemesi neticesinde bozulması gerektiğini, faiz yönünden;
davacının işlemiş faiz (ve icra inkar tazminatı) yönünden mahkemece verilen ret kararına bir diyecekleri bulunmamakla beraber, mahkemece asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 2/2 maddesinde belirtilen şekilde değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına karar verilmiş olmasının usul, yasa ve hakkaniyete aykırı olduğunu, zira bugüne değin dosya kapsamında alınmış hiçbir bilirkişi raporunda bilirkişilerce, gerek uygulanacak faiz türüne gerekse faiz başlangıç tarihine ilişkin hiçbir değerlendirme/ hesaplama yapılmadığını,
davacı tarafından davaya konu icra takibinde asıl alacak haricinde faiz talebinde de bulunulmadığını ve mahkeme hükmüne gerekçe gösterilen bilirkişi raporunda faiz hesaplamasının doğru yapılıp yapılmadığı ya da hangi faiz türünün uygulanması gerektiği konusunda bilirkişilerce hiçbir inceleme yapılmadığını, bu nedenle, ilgili raporun hükme esas teşkil edemeyeceğini, hiçbir şekilde aleyhe hususları kabul anlamına gelmemek kaydıyla, taraflar arasındaki münakit sözleşme gereği taşerona yapılacak ödemelerde bir gecikme olması durumunda sözleşmeyle kararlaştırılmış bir akdi faiz oranı belirlenmemiş olduğundan;
davacı alacaklarına 3095 Sayılı Kanun'un 2/2 maddesi gereği avans faizi işletilmesinin doğru olmadığını, aynı Kanunun 2/1 maddesi gereği temerrüt faizi uygulanması gerekeceğini, tarafların sözleşme ile aralarında akdi bir faiz oranı belirlemezlerse, sözleşmeden doğan alacaklara temerrüt faizi uygulanacağını, ilgili döneme tekabül eden avans faizi oranı yıllık %10,5 iken, temerrüt faizi oranının ise %9 olarak belirlendiğini, faiz oranının tayin ve tespitinde esaslı bir hataya düşüldüğünü,
nakdi teminat kesintisinin iadesi için sözleşmenin 7.2. maddesi kapsamında taşeron tarafından tüm mükellefiyetlerin yerine getirilmesi ve geçici kabulün işverence onaylanmasının gerektiğinin düzenlendiğini, kabul tutanağının sunulmadığını, mahkemece de müvekkili tarafından davalıya verilmiş bir geçici ya da kesin kabul tutanağı olup olmadığının taraflara sorulmadığını, varsa dosyaya sunulması için davacı tarafa süre tanınmadığını, bunun yerine müvekkilinin işlerin kabulünü tevsik etmeyen bir SGK yazısının varlığı üzerine yargılamanın kilitlendiğini,
bilirkişi raporunda da SGK'dan alınan yazının işlerin müvekkilince kabul edildiği yönünde yorumlandığını ve hatalı olduğunu, işin kabul edildiğini belgeler ve müvekkili tarafından doğrudan doğruya davacıya hitaben düzenlenmiş bir yazı sunulması gerektiğini, böyle bir belgenin mahkemece araştırılmadığı gibi mahkemeye de sunulmadığını, SGK'dan temin edilen belge ile müvekkili şirketin SGK'ya davacının şantiye sahasında işinin bittiğini bildiriyor olsa da bu davacının işini tam ya da eksik yaptığını göstermediğini, ayrıca müvekkilinin SGK'ya davacının imalatı ne şekilde bitirdiğini bildirmek gibi bir mecburiyeti de olmadığını,
müvekkilinin bu yazıyı şantiye sahasında iş sağlığı güvenliği kanunu ve iş kanunu kapsamındaki taşeron nedeniyle üstlendiği yükümlülüklerin sona erdiğini SGK'ya belgelemek ve bildirmek için gönderdiğini, bilirkişilerin müvekkiline sözleşme, ticari örf- adet ve meri mevzuatla bağdaşmayan yükümlülükleri yükletmesinin, bunun da gerekçeli karara dayanak gösterilmesinin kabul edilemez olduğunu, özetle davacı tarafından sözleşme koşullarının yerine getirilmediğini, müvekkilinin davacının şantiye sahasında sözleşme gereği ifa ettiği işlere ilişkin davacıya verilmiş bir kabul-onay tutanağının dosyada bulunmadığını,
kaldı ki bilirkişi raporlarında da davacının teknik şartnameye aykırı iş gerçekleştirdiğinin açıkça tespit edildiğini ancak kendilerine verilen görev ve yetkinin dışına çıkılarak hakimin takdir yetkisine müdahale edilerek, eksikliklerin müvekkili yararına olduğu, bu nedenle de görmezden gelinebilir nitelikte olduğu yorumunun yapıldığını, sözleşmenin 3-u maddesinde "Taşeronun kendi açısından proje için yararlı olacağına inandığı değişiklikleri teklif edebilir ancak söz konusu hususun teklifin iş sahibi tarafından değerlendirilmesi için gerekli tüm teknik ve idari nitelikteki hususları da teklifi ile birlikte işverene sunmak zorundadır.
Bu gibi değişiklikler iş sahibinin önceden yazılı izni olmadıkça uygulanmaz" hükmü uyarınca, daha pahalı ya da müvekkili yararına da olsa (ki pahalı olması her zaman müvekkil yararına olacağı anlamına gelmemekte) netice itibariyle müvekkilinin de projenin üst yüklenicisi konumda ve davacıya taşere ettiği işi keyfi zevkine göre yaptırma özgürlüğüne sahip olmadığını, sözleşmede böyle bir değişiklik hususunda işverenden yazılı izin alınmasının zorunlu tutulduğunu, zaten sözleşmenin 3/Z maddesi uyarınca da;
iş sahibinin yazılı talimatı olmaksızın taşeron tarafından yapılacak tadilatların mesuliyetinin tamamen taşerona ait olacağını, davacı imalatlarının teknik şartnameye ve işveren beklentilerine uygun şekilde ifa edilmediğini, bu sebeple müvekkili tarafından davacı taşerona sözleşmeyle ilgili herhangi bir kabul - onay verilmediğini ve dolayısıyla da huzura konu edilen nakit teminat kesintilerinin salınmasının koşullarının sözleşmeye göre oluşmadığını, müvekkili tarafından sunulan nama ifa faturalarının dava konusu iş ile bağlantılandırılamamış olmasının kabul edilmez olduğunu,
davacıya eksiklikler nedeniyle nama ifa yaptırılacağının Ankara 16. Noterliğinin 09.06.2016 tarih ve 11244 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile ihtar edildiğini, sözleşmeye göre müvekkilinin eksiklik halinde taşeron namına işleri başkasına tamamlatabileceği ve bu kapsamda davacıya ayrı bir ihbarda bulunma yükümü de bulunmadığının açık olduğunu, buna rağmen davacıya noter kanalıyla gerekli bildirimin yapıldığını, davacının kendisi bile nama ifa yaptırılacağından haberdar olup, bilirkişilerin hangi gerekçeyle nama ifa faturalarının davacıya taşere edilen işle bir ilgisi olmadığı yorumuna varıldığını anlamanın mümkün olmadığını,
bu konuda mantıklı bir açıklama dahi yapılmadan delillerinin yok sayılmasının, müvekkilinin hukuki dinlenilme ve savunma hakkını da zedelediğini, şantiye sahasında davacının yapımına bırakılan işlerin, davacıya bırakılan zaman dilimi içerisinde, davacıya eksik işler nedeniyle nama ifa yaptırılacağı ihtarname ile kendisine de ihbar edilmiş iken;
bu işlerin üçüncü kişilere yaptırılmış olmasının, davacının eksik işleri olduğunun açık ve net kanıtı olduğunu, nitekim davacı tarafından da bunun aksini ispatlar, müvekkili tarafından doğrudan davacının kendisine ibraz edilmiş bir kabul - onay belgesinin de bulunmadığını, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece kısmen kabul kararı verilmesinin hatalı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Taraflar arasında 29/04/2013 tarihli sözleşme 6098 sayılı TBK'nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi olup, davacı taşeron, davalı ile yüklenicidir.
Taraflar arasında, ... projesi bünyesindeki, "Alçı Plaka Bölme Duvar İşi" yapımını konu alan eser sözleşmesi imzalanmış olup, davacı taşeron, davalı ise yüklenicidir.
Davacı vekili, taraflar arasındaki sözleşme gereğince müvekkilinin işi yapıp teslim ettiğini ve bakiye iş bedelinin ( nakdi teminat kesintisi dahil ) ödenmediğini ileri sürerek, alacağın tahsili için yapılan icra takibine davalının haksız itirazının iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiş, davalı yüklenici yapılan işlerde eksik ve ayıplı işler bulunduğunu, geçici kabul yapılmadığını savunarak, bakiye iş bedeli ile nakdi teminatın iadesi talebine karşı çıkmıştır. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 116.260,27 TL bakiye iş bedeli ( nakdi teminat kesintisi dahil) yönünden davalı borçlunun itirazının iptaline karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki sözleşme kapsamında taraflarca imzalanan hakedişler (16 nolu hakedişe kadar) ve bu hakedişler kapsamında davacı tarafça düzenlenen ve tarafların ticari defterlerinde kayıtlı 14 adet faturanın bulunduğu ihtilafsız olup, taraflarca imzalı kesin hakedişin bulunmadığı ancak davalı vekilinin 17/07/2017 tarihli bilirkişi heyetinin kök raporuna 01/08/2017 günlü itiraz dilekçesinde davalı tarafça tek taraflı olarak düzenlendiği belirtilen ve davacı tarafça kabul edilmediği anlaşılan 20/01/2015 tarihli kesin hakedişte,
bu hakediş bedeli olarak gösterilen ve aynı miktar için davacı tarafça kesin hakediş bedeli olarak düzenlenen 17/03/2015 tarihli faturadaki 68.307,12 TL'nin de de yer aldığı anlaşılmakla bu faturadaki 68.307,12 TL'nin de davacının talep edebileceği hakediş bedeli olarak kabulü gerekir. Buna göre, davacının taraflar arasındaki sözleşme kapsamında yaptığı toplam imalat bedelinin 1.081.408,18 TL olarak kabulü gerekir.
Yine taraflar arasında ihtilafsız olan kesintiler dahil toplam ödeme miktarının da 975.598,92 TL olduğu anlaşılmaktadır.
İşin yapılıp teslim edildiği, eksik ve ayıplı imalatın bulunmadığı ve SGK borcu bulunmadığı anlaşılmakla, sözleşme kapsamında kesilen %5 nakdi teminatın iadesi gerekeceğinden, toplam hakediş bedeli olan 1.081.408,18 TL'den yapılan ödeme olarak kabul edilen 975.598,92 TL'nin mahsubu ile bakiye toplam alacağın (nakdi teminat kesintileri dahil) 105.809,26 TL yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hatalı değerlendirme ile karar verilmesi doğru olmadığı gibi, takip talebinde takip tarihinden sonra talep edilen faiz türü gösterilmemiş,
mahkemece verilen ilk kararda hükmedilen bedele takip tarihinden itibaren yasal faizin işletilmesine karar verilmiş, buna ilişkin davacı istinafı da bulunmadığı görülmüş olmakla, hükmedilen alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerekirken, avans faizine karar verilmesi de doğru olmamıştır.
Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 105.809,26 TL asıl alacak yönünden davalının itirazının iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, koşulları oluşmayan icra inkar tazminatı ve kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Başkan ... · e-imzalıdır Üye ... · e-imzalıdır Üye ... · e-imzalıdır Katip ... · e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, E. 2022/198, K. 2024/148, 28 Şubat 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama