KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi
- Karar tarihi
- 2 Temmuz 2025
- Esas No
- 2023/761 - Karar No:2025/785
- Başkan
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Katip
- ... (...
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 25/05/2022
- Numarası
- .
- Davanın konusu
- İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan
- Karar yazım tarihi
- 02.07.2025
Karar Metni
2.765 kelime·14 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili: Taraflar arasında mal alım/satımı ile kurulan ticari ilişkiye binaen cari hesap özetine dayanılarak Ankara 14. İcra Müdürlüğünün 2018/9737 sayılı dosyasında 39.896,90 TL’lik alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığını, davalılarca itiraz edilmesi üzerine takibin durdurulduğunu, itirazın haksız olduğunu, davalı tarafın takip konusu borcu ödediğini veya böyle bir borcun hiç oluşmadığını ispat etmesi gerektiğini,
davalıların müteselsil sorumlulukla oluşturdukları iş ortaklığı arasındaki ticari ilişkiye binaen düzenlenen fatura ve cari hesaba dayalı olarak icra takibi yapılmış olmakla birlikte ödenen ve ödenmeyen faturaların müvekkili şirket ticari defter ve kayıtlarıyla da sabit olduğunu ve alacağın likit olduğunu belirterek, davalıların icra takibine itirazlarının iptali ile takibin devamına, alacak miktarının en az %20'si oranında icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... …Ltd. Şti. vekili: Müvekkili şirketin ortağı olduğu ...-... İş Ortaklığının, ... Yapım İşini üstlendiğini, asıl işverenin ...
Belediyesi olduğunu, yapım işi kapsamındaki ....Teslimi İşinin davacı tarafından taahhüt edildiğini ve iş ortaklığı ile davacı şirket arasında 08.09.2017 tarihli sözleşmenin imzalandığını, sözleşme doğrultusunda davacı şirkete 320.612,00 TL ödeme yapıldığını, davacının işi sözleşmede belirtilen sürede tamamlamadığını, bu nedenle gecikme cezasını iş ortaklığına ödemekle yükümlü olduğunu, iş ortaklığı yetkililerince düzenlenen 10.01.2018 tarihli gecikme ceza tutanağına göre davacının 113.982,23 TL gecikme cezası ödemesi gerektiğini,
gecikme cezası hakkında iş ortaklığının iyi niyet göstererek sözleşmede kararlaştırılan teslim sürelerini aşarak malzemenin tamamı için son teslim tarihini 15.10.2017 olarak kabul ettiğini ve bu tarih itibariyle gecikilen her gün için malzeme tutarının %1’i oranında gecikme cezası uyguladığını, davacının bu gecikme cezasını ödemekle yükümlü olmakla birlikte iş ortaklığını işveren nezdinde uygulanan gecikme cezasından da sorumlu olduğunu, davacının 18.12.2017 tarihli tutanaktan da anlaşılacağı üzere bu tarih itibariyle taahhüdünü yerine getirmediğini, işi tamamlamadığını,
davacının sebep olduğu gecikmeden dolayı iş ortaklığınca asıl işveren idareye 278.087,00 TL gecikme cezası ödemek zorunda kalındığını, 18.12.2017 tarihli tutanak, davacı yanca tanzim edilmiş sevk irsaliyeleri ve faturaların davacının gecikmeye sebep olduğunu ispatladığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 7.maddesinde iş sonunda karşılıklı ibralaşılarak kalan bakiyenin ödeneceğinin ve ibralaşmadan herhangi bir ödeme yapılmayacağının kararlaştırıldığını, davacı borçlu konumunda olduğundan takip yaparak itirazın iptali davası açmasının doğru olmadığını, takibin haksız olarak yapıldığını, gecikme cezaları nedeniyle davacının borçlu olduğunu,
takibe itirazın haklı olduğunu belirterek davanın reddine ve davacı aleyhine en az %20 oranında kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...…AŞ vekili: Davanın süresi içinde açılmadığını, icra takibine müvekkili tarafından 03.09.2018, diğer davalı tarafından ise 31.08.2018 tarihinde itiraz edildiğini, İİK’nun 67.maddesi gereğince davanın itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılması gerektiğini, hak düşürücü süre içinde açılmayan davanın reddini talep ettiklerini, davacının sözleşme ile üstlendiği yükümlülüklerini geç ifa ettiğini, müvekkili ve dahil olduğu iş ortaklığının iyi niyet göstererek davacının son teslim tarihinin 15.10.2017 olması gerektiğini kabul ederek bu tarihten itibaren gecikme cezası uyguladığını,
davacının ödemekle yükümlü olduğu gecikme cezası tutarının KDV dahil 113.982,23 TL olduğunu, buna göre davacının alacaklı değil aksine iş ortaklığına borçlu olduğunu, yine davacının yükümlülüklerini geç ifa etmiş olması nedeniyle iş ortaklığının idare tarafından gecikme cezasına mahkum edildiğini, 18.12.2017 tarihli tespit tutanağına göre işin eksik yapıldığını, bu tutanağın geç ifaya delil niteliğinde olduğunu, dava dışı idare tarafından iş ortaklığına gecikme nedeniyle 279.087,00 TL gecikme cezası kesildiğini, iş ortaklığınca ödenen bu cezanın davacı taraftan tahsili gerektiğini, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun olmadığını,
takibe itirazın haklı olduğunu belirterek, davanın reddine, davacı aleyhine takip tutarının %20'sinden az olmamak şartıyla kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince: Davanın, taraflar arasında imzalanan eser sözleşmesi nedeniyle davacının başlatmış olduğu faturaya dayalı icra takibine vaki itirazın iptali davası olduğu, davacının ticari defterlerinin incelenmesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda; davacıya ait 2017 ve 2018 dönemi defter-i kebir ve yevmiye defteri, e-defter olarak tutulmuş, beratları zamanında ve usulüne uygun alınmış, fiziki tutulan envanter defterinin, noter açılış tasdikinin zamanında yaptırıldığının anlaşılmış olduğu, davacı tarafından davalı ortaklığa 11 adet KDV dahil toplam 360.508,90.TL tutarında fatura düzenlendiği,
karşılığında toplam 320.612,00TL tutarında ödeme alındığı ve dolayısıyla bakiye miktarın (360.508,90.TL - 320.612,00.TL) 39.896,90.TL tutarında olduğu, söz konusu fatura ve ödemelerin davacı yasal defterlerine kaydedildiği, davacı yasal defter kayıt ve belgelerine göre, davalı ortaklığın takip tarihinde (17.08.2018) 39.896,90.TL tutarında borçlu olduğu ve takip talebinde talep edilen asıl alacak tutarı ile uyumlu olduğu sonuç ve kanaatine varıldığının bildirildiği, dosyanın mali müşavir, inşaat mühendisi ve nitelikli hesap uzmanından oluşan bilirkişi heyetine tevdi olunduğu ve alınan bilirkişi raporunda;
dosya kapsamı nezdinde yapılan inceleme, tespit ve değerlendirmeler neticesinde, nihai takdir ve değerlendirme mahkemeye ait olmak kaydıyla, davacı şirket ile davalıların ortak olduğu iş ortaklığının ticari defter kayıt ve belgeleri incelenmiş olup, karşılıklı defter ve kayıtların birbiriyle uyumlu oldukları, bu kayıtlara göre davacı şirketin 17.08.2018 takip tarihi itibariyle iş ortaklığından 39.896,90 TL alacağı bulunduğu,
davacının taraflar arasındaki sözleşmedeki teslim süreleri uyarınca teslimlerini zamanında yerine getiremediği ve sözleşmenin 7. maddesine göre bakiye ödemenin tarafların ibralaşması halinde ödeneceği belirtilmesine rağmen ibralaşmaya ilişkin belge sunulmadığı dikkate alınarak mahkemece davacı aleyhine gecikme cezası hesap edilmesi gerektiği kabul edilecekse, davacıdan kesilmesi gereken gecikme cezası sözleşmenin ilgili maddesi uyarınca 96.595,12 TL olarak hesap edilmiş olup, davacının alacağından bu gecikme cezasının düşülmesi halinde davacının davalılardan talep edebileceği bir alacağı kalmadığı kanaatine varıldığının bildirildiği,
tüm dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporlarının incelenmesi neticesinde, tarafların uyumlu ticari defterleriyle de sabit olduğu üzere davacının davalıdan 39.896,90 TL tutarında fatura alacağı bulunduğu, ancak sözleşme kapsamı uyarınca kesilen bu faturalardan dolayı davacının alacağı bulunmaktaysa da dosya kapsamı ile sabit olduğu üzere davacının işi süresinde bitirmemekle cezai şart ödeme borcu altına girdiği,
ayrıca sözleşme bedelinin %25'inin peşin, kalan meblağın çeklerle ödenmesi hususunda anlaşıldığı ve 7. madde de davacının alacağını talep edebilmesi için karşılıklı ibralaşmanın yapılması gerektiğinin kararlaştırıldığı da düzenlenmiş olduğundan davacının başlatmış olduğu icra takibine konu alacağın sözleşme hükümleri uyarınca talep edilemeyecek nitelikte olduğu anlaşıldığından davanın reddine, şartları oluşmadığından kötü niyet tazminatı taleplerinin reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine, davalıların kötüniyet tazminatı taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Mahkeme hükmünde yargılama esnasında alınan ve taraflarınca da itiraza uğrayan bilirkişi raporlarına dayanmış ise de, bilirkişi raporunda terditli olarak belirtilmiş olan cezai şartın oluştuğunun kabulü durumundaki halin mahkemece doğru kabul edildiğini, ancak bu değerlendirme ve tespitin hatalı olduğunu, kaldı ki müvekkili aleyhine gecikmeden kaynaklı bir cezai şartın oluştuğunun ayrı bir bilirkişi incelemesine ve ayrı bir yargılamaya muhtaç olduğunu, müvekkili bakımından cezai şartın koşullarının oluşmadığını, sadece davalı yanın sunduğu tutanaklar doğru kabul edilerek rapor tanzim edildiğini,
fakat raporun terditli hazırlandığını, ancak mahkemece de tek taraflı tutanaklara itibar edilmekle hükümde yanılgıya düşüldüğünü, davaya konu icra takibinde borçluların müvekkili ile aralarındaki ticari ilişkiyi reddetmeksizin, sadece borca itiraz ettiğini, bu haliyle davanın tarafları arasındaki ticari ilişkinin ispatlandığının kabulü gerektiğini, müvekkili ile davalı / borçlular arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan edimlerin müvekkili tarafından mal teslimi şeklinde yerine getirilmesine rağmen, karşılığında kendisine dönem dönem ödeme yapılmışsa da,
ödenmeyen cari hesap bakiye kısmın tahsili için başlatılan icra takibinin yine borçlular tarafından herhangi bir makbuz veya dekont sunulmadan borca itiraz edildiğini, Türk Medeni Kanunu' nun 6. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu' nun 190. maddesi hükümleri gereğince davalının icra takibine konu borcu ödediğini veya böyle bir borcun hiç oluşmadığını ispatla mükellef olduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında tarafların ticari defterlerinin birbirini doğruladığının belirtildiğini ve bu defter ve kayıtlara göre müvekkilinin alacaklı olduğunun tespit edildiğini, bilirkişi raporunda dayanılan,
dosya içerisinde yer alan davaya konu imalatlar ile ilgili tespit tutanağında " A ve C blok dış cephe kompak laminat ve ahşap desenli kompakt laminat tamamlanmamıştır.” ibaresinde ahşap desenli kompak laminantın müvekkilinin sorumluluğunda olmadığının açık olduğunu, ayrıca müvekkilinin sadece teslim etmekle yükümlü olduğunu, bunların yerinde montajından sorumlu olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkilinin alacaklı olmadığı hatta borçlu olduğu iddia edilen gecikme cezasında davalıların yerinde montaj işlemlerini geciktirmesinden kaynaklı olup olmadığı hususu irdelenmemiş olup, raporun bu yönüyle açıkça eksiklik içerdiğini,
müvekkili tarafından tüm teslimler zamanında yapılmış olup, karşı yan tarafından tek taraflı olarak düzenlenen gecikme tutanağının hiçbir şekilde kabulünün mümkün olmadığını, karşılıklı yapılan görüşmeler neticesinde sözleşme dışı anlaşmaya varılmış olup, müvekkili tarafından yapılan teslimat tarihlerinin davalıların da bilgisinde ve kabulünde olduğunu, aksi şekilde dosyaya sunulan beyan ve iddiaların hiçbir şekilde kabul etmediklerini, müvekkilinin 2017 ve 2018 yılı ticari defterleri incelendiğini ve müvekkilinin bakiye 39.896,90 TL alacaklı olduğunun tespit edildiğini, bu durumun 25.04.2022 tarihli bilirkişi raporuyla da doğrulandığını,
iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatının mümkün olduğunu, ticari defterlerin kesin delillerden olduğunu, yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı delil veya belgeyle ispatı gerektiği düzenlendiğinden,
yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlendiğinin anlaşıldığını, ticari defterlerin kesin delillerden ise de ancak HMK’nın 222. maddesindeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabileceğini, ticari defter kayıtlarının sahibi lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların birbirini doğrulaması gerektiğini, yargılama konusu olayda ise her iki tarafın ticari defterlerinin birbirlerini doğruladığı ve kayıtların karşılıklı olarak uyumlu olduğunun anlaşıldığını,
bu hali ile müvekkilinin alacaklı olduğunun karşı tarafın dayandığı deliller ile ve kendi ticari defter kayıtları ile de doğrulanmış olduğunu, her ne kadar bilirkişi raporunda ve mahkeme kararında cezai şarttan bahsediliyor ise de bu durumun gerçeği yansıtmadığını, davalı taraf tek taraflı olarak cezai şarta dair tutanak tanzim etmiş ise de burada tek taraflı tespit edilen bedelin müvekkilinden talep edilmediğini, cezai şarta dair tutanağın müvekkili şirkete tebliğ edilmediğini, bu cezai şarttan müvekkilinin haberdar edilmediğini ve belirtilen bedel ticari defterlere işlenmediği gibi bedel üzerinde bir mutabakat sağlanmadığını, davalı ...
Belediye Başkanlığının 11/01/2018 tarihli hakediş raporundaki 279.087,00 TL cezai şarttan bahsetmiş ise de bu cezai şartın müvekkilini ilgilendirmediğini, müvekkilinin sözleşme gereğince dış cephe kompak laminant imalatını üretip davalı yana teslim etmekle yükümlü olduğunu, müvekkili şirketin montaj işine dair her hangi bir yükümlülüğü olmadığını, müvekkilinin üstlendiği edimi yerine getirdiğini ve imal edilen ürünleri davalı iş ortaklığına teslim ettiğini, kesilen cezanın ise montaj işine ilişkin olduğunu,
bu durum bilirkişi raporu ile de sabit ise de davalı tarafın cezai şarta ilişkin tek taraflı belgeleri bu hususta ayrıca bir yargılama ya da inceleme olmaksızın mahkemece doğru kabul edilerek hükümde yanılgıya düşüldüğünü, sözleşmenin 7. maddesinde yer alan ibralaşmanın davalılar tarafından sürekli geciktirilmesi ve müvekkilinin alacak hakkından mahrum kalması gayesi ile müvekkiline ibralaşmaya kötüniyetli olarak yanaşılmaması neticesinde işbu davayı açma zaruretlerinin hasıl olduğunu,
her ne kadar sözleşmenin 7. maddesinde ibralaşmadan sonra paranın ödeneceği düzenlenmiş ise de davalı tarafın diğer ödemeleri ibralaşma olmamasına rağmen ödediğini, bakiye 39.896,39 TL kaldığını, diğer ödemelerin yapılması karşısında müvekkilinin davalı tarafı ibralaşmaya zorlamamış ödemelerin yapılması ile karşılıklı iradelerin uyuştuğu kanaati ile bakiye tutarın da ödeneceğine inandığını, davalı şirket bakımından ibralaşma maddesine sığınılmasının mümkün olmadığını, davalı tarafın hem ibralaşma olmadığı hem de cezai şartın olduğu iddialarına tutunmasının zaten müvekkiline yapılan ödemelerin varlığı karşısında anlamsızlaştığını,
dosya kapsamında eksikliklerin kalmaması adına belirttikleri tüm hususların araştırılması ve müvekkilinin yapmış olduğu teslimlerin zamanında olduğu konusunda gerçeğin ortaya çıkması adına dosyada tanık deliline dayandıkları göz önüne alınarak tanıkların da teslim ve cezai şart hususlarında dinlenmesi gerekirken bu husus araştırılmaksızın ve tanık delilleri açıkça reddedilmeksizin eksik tahkikat neticesinde karar verildiğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...…A.Ş vekili istinaf dilekçesinde özetle: İİK’nun 67/2 hükümlerince düzenlenen davacı aleyhine kötüniyet tazminatı şartlarının oluştuğunu, sözleşmenin 4.maddesi hükümlerince işin yapım süresi belirlenilmesine rağmen davacının son teslimatın 9-13 Ekim 2017 tarihleri arasında olması gerekirken süreye riayet etmediğini ve davacı tarafın dosyaya sunmuş olduğu sevk irsaliyeleri ile de sabit olduğu üzere davacının mal teslimatına 23.10.2017 tarihinde başladığını, son teslimatı 02.01.2018 tarihinde gerçekleştirdiğini, süreye riayet edilmeyerek işin zamanında teslim edilmemesi nedeniyle ...-...
İş Ortaklığı yetkilileri tarafından gecikme ceza tutanağı tanzim edildiğini, tanzim edilen bu tutanağa davacı tarafça itiraz edilmediğini, işbu hususta yargılama kapsamında bilirkişi raporu alındığını ve raporda davacı tarafın işi yapma hususunda geciktiğinin sabit olduğunu ve gecikme cezasının 96.595,12 TL olarak hesaplandığını, kaldı ki bilirkişi raporuna ek olarak davacının sözleşme kapsamında işi teslim etmesi gereken son tarih olan 9-13 Ekim 2017 tarihinden tam iki ay sonra 18.12.2017 idare tarafından tutulan tensip tutanağı ile davacı tarafın yapması gereken dış cephe kompak laminant işinin eksik olduğunun belirlendiğini,
davacı tarafça işin zamanında yapılmaması nedeninden dolayı müvekkilinin mağdur olduğunu ve idareye karşı hakediş raporu ile de sabit olduğu üzere 279.087,00 TL tutarında gecikme cezasını ödediğini, ...-... İş Ortaklığı ile idare arasında yapılan sözleşme kapsamında, davacı tarafın dış cephe kompak laminant işini geç teslim etmesi nedeniyle, idare ile yaptığı sözleşmede temerrüde düştüğünü, bu durumun ...
Belediye Başkanlığı tarafından tutulan tutanakla da sabit olduğunu, işbu gecikme nedeniyle ... Belediye Başkanlığının 11/01/2018 tarihli hakkediş raporu ile de sabit olduğu üzere ...-...
İş Ortaklığına 279.087,00TL gecikme cezası uygulandığını, müvekkilinin davacı tarafın kusuru nedeniyle işi zamanında tamamlamadığı gerekçesi ile gecikme cezası ödemek durumunda kaldığını, davacı tarafça sözleşme kapsamında müvekkili ile ibralaşma yoluna gidilmesi gerekirken sözleşmeye riayet etmeyerek haksız bir şekilde takip yoluna gittiğini, nitekim sözleşmenin 7.maddesi hükümlerince iş sonunda karşılıklı ibralaşma hususunun düzenlendiğini,
taraflarca akdedilen sözleşmedeki ibralaşma hükümlerine rağmen davacının bu maddeyi göz ardı ederek fatura ve cari hesap tutarlarına göre alacağı olduğu iddiası ile müvekkili şirket aleyhine takip başlatıldığını, davacının sözleşme kapsamında alacaklı olmayıp aksine borçlu olduğunu, bu duruma rağmen haksız ve kötü niyetli olarak müvekkili aleyhine takip başlattığını, dosya kapsamında incelenen ticari defterler, alınan bilirkişi raporu, dosyaya sundukları gecikme ceza tutanağı ile de davacı tarafın aslında alacaklı değil borçlu olduğunu,
hal böyle iken davacı tarafça bu husus bilinmesine rağmen iyiniyet kurallarına ve basiretli tacir hükümlerine aykırı olarak müvekkili şirket aleyhine kötü niyetli olarak haksız bir şekilde takip başlattığını, mahkemenin gerekçeli kararında davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmemesinin gerekçelendirilmediğini, bu hususun adil yargılanma hakkının ihlali anlamına geldiğini, davanın reddi kararı ile davacının işbu icra takibini başlatırken kötü niyetli ve haksız olduğunun dosya kapsamındaki alınan belgelerle açıkça anlaşılmasına rağmen İİK’nun 67/2 maddesi hükümlerince müvekkili lehine,
davacı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kötüniyet tazminatı talebinin reddine ilişkin kısmının kaldırılmasına, davacı aleyhine takip tutarının %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...…Ltd.Şti.vekili istinaf dilekçesinde özetle: Davanın reddine hükmedilmiş olmasına rağmen davacı aleyhinde kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının sözleşme kapsamında alacaklı değil aksine borçlu olup bu duruma rağmen haksız ve kötü niyetli olarak müvekkili aleyhine takip başlattığını, dosya kapsamında incelenen ticari defterler, alınan bilirkişi raporu, dosyaya sundukları gecikme ceza tutanağı ile de davacı tarafın aslında alacaklı değil borçlu olduğunun görüldüğünü,
hal böyle iken davacı tarafça bu husus bilinmesine rağmen iyiniyet kurallarına ve basiretli tacir hükümlerine aykırı olarak müvekkili şirket aleyhine kötü niyetli olarak haksız bir şekilde takip başlatıldığını, davanın reddinin de davacının müvekkili şirket aleyhine kötü niyetli olarak takip başlattığı hususunu ispatlandığını, ancak davanın reddine karar verilmesine rağmen davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin kanuna aykırı olduğunu, diğer taraftan mahkemece delillerin gerekçeli olarak değerlendirilmediğini,
kötüniyet tazminatı taleplerinin reddi hususunda gerekçelendirilmeyen mahkeme kararının müvekkilinin hak kaybına yol açtığını ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirterek, mahkeme kararının kötüniyet tazminatı talebinin reddine ilişkin kısmının kaldırılmasına davacı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine ve davalıların kötüniyet tazminat taleplerinin reddine dair verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş bulunmasına, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık olmamasına ve özellikle taraflar arasındaki sözleşmede teslim sürelerinin kararlaştırılmış bulunmasına, davacı faturaları, dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporuyla davacı tarafça teslime ilişkin fatura tarihleri dikkate alındığında gecikmenin gerçekleştiğinin anlaşılmasına,
sözleşmenin 7.maddesi gereğince bakiye alacağın ibralaşmadan sonra ödeneceğinin düzenlenmiş bulunmasına, bu düzenleme gereğince gecikme nedeniyle davalı tarafça bakiye bedelin ödenmemesinde sözleşmeye aykırılığın bulunmamasına, davadaki talep hususunda taraf delilleri ve sözleşme hükümleri yorumlanarak sonuca varılmış olmakla yasal şartları oluşmadığından davalılar yararına kötüniyet tazminatına hükmedilmemesi dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olmasına göre taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ... · e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, E. 2023/761, K. 2025/785, 2 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama