KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 10 Ekim 2024
- T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- 2023/1213 - 2024/833 (İnceleme Aşamasında / Duruşmasız) (HMK. 353/1-b.1 Maddesi Uyarınca Başvurunun Esastan Reddine)
- Esas no
- 2023/1213
- Karar no
- 2024/833
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 04/07/2023
- Numarası
- 2022/195 Esas - 2023/510 Karar
- Davacı
- —
- Vekili
- —
- Davalı
- —
- Davanın konusu
- Eser Sözleşmesine Dayalı Rücuen Alacak
- Karar yazım tarihi
- 10/10/2024
Karar Metni
1.203 kelime·6 dk okuma·5 bölüm
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkin davada, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme neticesinde;
İDDİA
Davacı vekili; taraflar arasında Ağrı Suçatağı 300 Yataklı Devlet Hastanesi İnşaatı Yapım işi sözleşmesi düzenlendiğini, davalı şirket işçilerinden ...'ın işçilik alacaklarının tahsili amacıyla davacı aleyhine açtığı Ağrı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/206 esas sayılı davasının kabulüne karar verildiğini ve kararın infazına ilişkin başlatılan Ağrı İcra Dairesi'nin 2020/824 esas sayılı dosyasında dava dışı işçiye ve dava dosyasında yargılama giderleri kapsamında ödeme yapıldığını,
ihale evrakı ve sözleşmeler gereğince davalının işçi alacaklarından sorumlu olduğunu iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 12.338,66 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 17/05/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile, 20.513,31 TL'nin 20.347,61 TL'lik kısmına 18/03/2020 ödeme tarihinden, bakiye 165,70 TL'lik kısma 16/09/2019 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili; işçilik alacaklarının davacı tarafından ödendiğine ilişkin ihtilaf bulunmadığını, müvekkilinin de davacıdan alacaklı olması nedeni ile takas mahsup defi'nde bulunduklarını, dava dışı işçilerin açmış oldukları davalarda arabuluculuk ücretinin de müvekkili tarafından yatırıldığını, müvekkilinin üzerine düşen edimlerini tam ve gereği gibi yerine getirdiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre. "Dava; eser sözleşmesinden kaynaklanan işçilik alacaklarının rucuen tahsili istemine ilişkindir. Davacı ile davalı arasında eser sözleşmesi imzalandığı, sözleşme gereği çalıştırılan dava dışı işçinin işçilik alacaklarının tahsili amacıyla açtığı davanın davacı aleyhine sonuçlanması neticesinde davacının ödeme yaptığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık, ödemenin rücu edilip edilemeyeceği, miktarı ve davalının takas savunmasının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacı ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’nun 2/6 maddesinde belirtildiği şekilde, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumlu olacağı, ancak bu sorumluluğun dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müseselsilen sorumluk niteliğinde olduğu,
asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukukunun değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukukunun esas alınacağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. maddesinde düzenlenen, “Aksi karalaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar.
Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır,” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları ve ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceğinin açıkça belirtildiği, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği anlaşılmıştır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı tarafından, dava dışı işçi için işe iadeden kaynaklı işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti, faizler, vekalet ücreti, yargılama giderleri, harç ve ferilerine dayalı olarak toplamda 20.883,57 TL ödeme yapıldığı, ancak 20.513,31 TL'nin rücu edilebileceği belirlenmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere gerçek zarar kapsamında bilirkişinin hesaplamalarına itibar edilmiştir.
Dava dosyasına sunulan sözleşme metinlerinin incelenmesinden, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 10. maddesinde “....Sözleşme ifası süresince, işbu sözleşmenin imzalanmasını müteakiben yürürlükteki mevzuatın tanımlandığı çerçevede yapılacak yer teslimi prosedürleri neticesinde İşverence SGK'da açılmış olan dosyanın altında Taşeronca bir alt iş yeri numarası alınacak SGK dosyası tanzim edilecektir.
Taşeron tarafından çalıştırılacak her türlü personel bu iş yeri numarası altında işlem görecektir. Taşeron çalıştırdığı personelin yürürlükteki mevzuata göre vergi, SGK primleri, işçilik ücretleri, tazminat ve masraflarını ve sözleşmenin ifası ile ilgili tüm vergi ve fonlarını ödemekle mükelleftir,” hükmü bulunmaktadır.
Hüküm uyarınca işçilik ücretlerinden davalının sorumluluğu bulunduğu açıkça belirtildiğinden davacının yapmış olduğu ödemenin tamamını davalıdan rücuen talep edebileceği kanaatine varılmıştır.
İşe başlatmama tazminatına ilişkin olarak, davalının işçilerin başvuruda bulunmadığına ilişkin bir savunması bulunmadığından, bilirkişi tarafından hesap edilen oranda rücu edilebileceği değerlendirilmiştir.
Yine davacının tahsilini talep ettiği alacaklar arasında arabuluculuk ücreti bulunmadığından ve açıklanan sözleşme hükmü gereği zaten davalının sorumluluğunda olduğundan davalı tarafından ödendiği iddia edilen arabuluculuk ücretinin ve yine harç ve yargılama giderlerinin takas kapsamında değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Davalının takas savunması kapsamında, yukarıda açıklandığı üzere davalı defterlerinin süresinde ibraz edilmediği, davacı defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, BA-BS formlarının birbirini doğruladığı ve arabuluculuk ücretine ilişkin yapılan açıklama dikkate alınarak takas savunmasının elverişli delillerle ispat edilemediği kanaatine varılmıştır.
Davalı zamanaşımı savunmasında bulunmuş ise de, dava dilekçesinde dayanmadığı bu savunmayı bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ileri süremeyeceğinden savunmaya itibar edilememiştir.
Yine her ne kadar davalı, seri dosyalarda alınan bilirkişi raporlarında defter incelemeleri arasında farklılık olması nedeni ile raporlara itibar edilemeyeceğini savunmuş ise de, diğer dosyalarda da davalının defterlerini ibraz etmediği, davacı defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapıldığı ve kimi raporda yalnız taraflar arasındaki fatura alacağı hususu değerlendirilmiş iken, kimi raporda davacının dava konusu olan ödemelerini davalı borç kayıtlarına eklemiş olması nedeni ile hesaplamalarda farklılık bulunduğu, davacının rücuen tazminat talebinin yerinde olduğu" gerekçesi ile, davanın kabulüne karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; rücu isteminin tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak 2 yılın ve her halde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını, davacı tarafça talep edilen ödemelerin 16/09/2019 ve 18/03/2020 tarihinde yapıldığını ödeme yapılan miktarların ise belli olduğunu, davacının ödemenin yalnızca 12.022,96 TL'sini kısmi alacak olarak rücu istemi için öngörülen 2 yıllık süre içerisinde talep ettiğini, kalan kısım için zamanışımı süresinin dolduğunu,
taraflar arasnıda mevcut ticari ilişki kapsamında müvekkili ile davacı şirketten alacaklı olması nedeniyle takas mahsup talep ettiklerini, yerel mahkemece alınan bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğunu, raporlar arasında çelişkiler bulunduğunu, bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığını, yerel mahkemece eksik inceleme ve araştırma neticesinde verilen kararın isabetli olmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkindir. Davacı yüklenici, davalı taşerondur. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olup, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
Başkan · E-imzalıdır Üye · E-imzalıdır Üye · E-imzalıdır Katip · E-imzalıdır
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, E. 2023/1213, K. 2024/833, 10 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama