KÜNYE
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi 2023/374 E., 2024/240 K.·T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 21 Şubat 2024
- Dosya no
- 2023/374
- Karar no
- 2024/240
- Başkan
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Katip
- ... (...
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 30/09/2021
- Numarası
- 2020/395 ESAS - 2021/721 KARAR
- Davacı
- —
- Vekili
- —
- Davalılar
- —
- Davanın konusu
- İtirazın İptali
- Karar yazım tarihi
- 21/02/2024
Karar Metni
1.386 kelime·7 dk okuma·4 bölüm
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı ve davalı ... tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı, 08.06.2017 tarihinden itibaren davalı şirkette muhasebeci pozisyonunda çalıştığını, davalı şirket yetkilisinin davalı ... olup, asıl işi yürüten kişinin davalı ... olduğunu, ayrıca kendisine şirketin bazı işlemleri için vekaletname verildiğini, davalıların talebi üzerine 3 ayrı bankadan kredi çekerek davalı şirkete verdiğini, daha sonra krediyi ödemelerini istediğinde aralarının bozulduğunu ve vekillikten azlettiklerini, bu süreçte şirkette çalışmaya devam ettiğini, davalı şirketin de kredi taksitlerine ilişkin ödemeleri her ay düzenli olarak kendi hesabına gönderdiğini,
işten ayrılmak istediğinde kredilere yönelik ödemelerin kesildiğini, davalıların kendisini haksız yere işten çıkardığını, davalıların kötü niyetli olarak borçlarından kaçmaya çalıştıklarını bunun üzerine Ankara Batı İcra Müdürlüğünün 2019/35615 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, davalıların haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek davalıların icra takibine vaki itirazlarının iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Davalılar, davacının kendi adına çektiği kredinin kendilerini ilgilendirmediğini, bir süre şirket bünyesinde muhasebe elemanı olarak çalışan davacıya bankacılık işlemleri, çek senet işlemleri ve tahsilat işlemleri için yetki verildiğini, davacının bu yetkiyi kötüye kullanması nedeni ile azilname çıkarıldığını, davacının kredi çektiği dönemlerde dava konusu olan tutarın 10 katını bankalardan kredi çektiğini, şirketin çalışanına çektireceği krediye ihtiyacı bulunmadığını, kendilerinin çektiği kredileri gününde ödediğini, davacının yetkisinin bulunduğu dönemde hesaplar ve şifrelerin kendisinde mevcut olduğunu,
şirket hesabından kendi hesabına para aktardığını, daha sonra ay sonunda maaşından söz konusu ödemelerin mahsubunun yapılmakta olduğunu, ödemelerin kredi miktarından yüksek olduğunu, davacının şirkette çalışmadan önce kredi borçlarının olduğunu da bildiklerini, ...'nın davacı ile duygusal bir ilişkisinin olduğunu, ...'nın şirketin yetkilisi değil hiçbir yetkiye sahip olmayan çalışanı olduğunu, ...'nın davacının kredi ödemelerine yardım ediyorsa bile bunun şirketi ilgilendirmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, davacı hesaplarından davalı şirket hesaplarına aktarılan tutarların karşılıklı olarak banka hesap ekstrelerinde yer aldığı, yani davacının kullanmış olduğu kredi tutarlarından davalı şirket hesabına paralar gönderdiğine ilişkin bilirkişi tarafından tespitler yapıldığı, yine davalı şirket hesaplarından davacı hesaplarına gönderilen tutarların kredi taksit ödemelerine ilişkin olduğu, her iki tarafın banka hesap ekstrelerinden davacıya yapılan ödemelerin kredi ödemesi açıklaması altında yapıldığı,
tüm bu hususlar değerlendirildiğinde davacının çalıştığı davalı şirkette davalılar yararına krediler çektiği, kredilerin bir kısmını gönderdiği, bir kısmını kendisi kullandığı, kredi ödemelerinin bir kısmının ise davalı şirket tarafından davacıya gönderildiği,
bilirkişi tarafından her ne kadar davacı yanın kullanmış olduğu kredilerden davalı şirket hesaplarına gönderilen tutar toplamının 83.225,00 TL, davalı şirket hesaplarından ise davacı hesaplarına kredi ödemesi açıklaması altında 22.736,45 TL gönderildiğinin tespit edildiği belirtilmişse de, bilirkişi raporunun denetlenmesinde, davacı tarafından davalı şirket hesabına 11.10.2018 tarihinde yatırılan 23.000,00 TL bedelin hesaba katılmadığı, bu tutar da hesaba dahil edilerek davacının çektiği krediden kaynaklı toplam 106.225,00 TL davalı şirket hesaplarına gönderdiği,
bakiye alacağının ise 83.488,55 TL (106.225,00-22.736,45) olduğu gerekçesiyle "Davanın kısmen kabulüne.
Ankara Batı İcra Müdürlüğünün 2019/35615 esas sayılı dosyasında davalının yaptığı itirazın 83.488,55 TL üzerinden iptali ile, takibin işlemiş faiz olmaksızın 83.488,55 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren işletilecek avans faiziyle (takip tarihindeki miktarı aşmamak üzere) birlikte devamına, 83.488,55 TL asıl alacak üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine" karar verilmiş; karara karşı, davacı ve davalı ... tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı, davalarının tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini, ilk derece mahkemesi kararında davalı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedildiğini, ancak dava açılmadan önce zorunlu olarak başvurulan arabuluculuk yolunda 17.01.2020 tarihinde arabuluculuk toplantısı yapıldığını, davalıların bu toplantıya katılmadığını, Arabuluculuk Kanununun 18/A-11. maddesi hükmüne göre arabuluculuk görüşmesine katılmayan taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmeyeceğini, mahkemece verilen kararın bu nedenle haksız olduğunu, kararın bu yönü ile düzeltilmesi gerektiğini, davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek istinaf talebinde bulunmuştur.
Davalı ..., yerel mahkeme dosya kapsamında düzenlenmiş olan bilirkişi raporlarının hukuka ve mevzuata aykırı olup hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, ödünç para verilmesi halinde borçlunun bu konuda temerrüde düşmesinden başlayarak 6 ay geçmesiyle zamanaşımına uğradığını, davalı taraf nam ve hesabına çekildiği iddia edilen kredilerin 13.08.2018 tarihinde, 14.08.2018 tarihinde ve son olarak 16.08.2018 tarihinde çekildiğini, dava tarihi dikkate alındığında söz konusu alacak kalemlerinin zamanaşımına uğradığını, dava konusu edilen alacağın mutlak ve nispi ticari dava olmaması nedeni ile Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olmadığını,
dekontun ödünç ilişkisini kanıtlamaya yeterli olmadığı gibi yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilemeyeceğini, davacının şirketin vekaleti ile ya da şirkete vekaleten çekmiş olduğu hiçbir kredi bulunmadığını, zira banka kayıtlarından da anlaşılacağı üzere davacının kredinin tamamını kendi nam ve hesabına çekmiş olup, kendileri hesabına yapılmış herhangi bir işlem olmadığını, bilirkişi tarafından sanki taraflar arasında ödünç sözleşmesi kurulmuş varsayımı ile bir takım tespitlerde bulunulduğunu, bu tespitlerin hukuki dayanağının bulunmadığını,
davacı tarafından gönderilen paranın ne için gönderildiği yazılı olmadığından sırf taraflar arasında para gönderimini gösteren dekontların bulunmasının ödünç ilişkisini kanıtlamaya yeterli olmadığını, açıklama olmadan banka havalesi ile gönderilen paranın senetle ispat sınırını aşması halinde yazılı delil ile ispat zorunluluğu bulunduğunu, davacının çekmiş olduğu kredi miktarları ile kendilerine gönderilen para miktarlarının birebir uyuşmayıp bu durum dahi tek başına kredilerin kendileri için çekilmediğini gösterdiğini,
davacı yanca şirket çalışanına ait olduğu belirtilen bir takım whatsapp konuşmaları paylaşılmış ise de iş bu işçinin şirket nam ve hesabına hareket etme yetkisi bulunmadığından konuşmaların kendileri yönünden hukuken bağlayıcılığı olmadığını, davalı ...'nın şirket nam ve hesabına iş ve işlemler yürütme yetkisi bulunmadığını, bu nedenle davacı yanın bu yöndeki iddialarını kabul etmenin mümkün olmadığını, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek istinaf talebinde bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, davalı şirkete vekaleten yürütülen işlemler kapsamında davalı şirket lehine kullanıldığı iddia edilen kredi bedellerinin tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Gerek istinaf sebebi yapılan ve gerekse HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni nedeniyle resen dikkate alınması gereken hususların incelenmesinde;
Görev kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında resen değerlendirilme zorunluluğu bulunmakla; taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu veya 6098 sayılı TBK.'nın ikinci kısmının altıncı bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmeleri kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda İş Mahkemesinin görevli olup olmadığının tartışılması gerektiği anlaşılmaktadır.
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5/1-a maddesine göre 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına İş Mahkemelerinde bakılacağı hüküm altına alınmıştır.
Yine 6098 sayılı TBK.'nın 393. maddesinde "Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. İşçinin işverene bir hizmeti kısmi süreli olarak düzenli biçimde yerine getirmeyi üstlendiği sözleşmeler de hizmet sözleşmesidir. Genel hizmet sözleşmesine ilişkin hükümler, kıyas yoluyla çıraklık sözleşmesine de uygulanır; özel kanun hükümleri saklıdır." hükmü düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı, davalı şirkette muhasebeci olarak çalıştığını belirtmiş olmasına rağmen mahkemece taraflar arasında iş akdinin mevcut olup olmadığı hususu ile davacı ile davalı şirket arasındaki hizmet ilişkisinin niteliğinin araştırılmadığı, davaya bakma görevinin İş Mahkemesinin görev alanına girip girmediği hususu tartışılmadığı gibi İş Mahkemesi görev alanına girmediği takdirde davanın mutlak veya nisbi ticari dava olup olmadığı hususu değerlendirilerek davaya bakma görevinin Asliye Ticaret Mahkemesine mi yoksa Asliye Hukuk Mahkemesine mi ait olduğu hususu da araştırılmadan eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle davacı ve davalı ...'nin istinaf başvurularının kısmen kabulüne, HMK'nın 353/1/a-6. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılamanın yeniden yapılması için dava dosyasının mahalline gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı ve davalı ...'nin diğer istinaf sebeplerinin incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, E. 2023/374, K. 2024/240, 21 Şubat 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama