KÜNYE
T.C. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/2614
- Karar No
- 2024/1721
- Karar tarihi
- 27 Aralık 2024
- İncelenen kararın mahkemesi
- Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar
- 24/06/2021
- Davanın konusu
- Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan Alacak
- Yazım tarihi
- 27/12/2024
Karar Metni
2.145 kelime·11 dk okuma·5 bölüm
İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, taraflar arasında davalının kefil olduğu 23/10/2008 tarihli genel kredi sözleşmesi ve kefalet sözleşmesi imzalanarak dava dışı asıl borçlu ... kredi kullandırıldığını, sözleşme kapsamında doğan gayri nakdi kredi borcunun ödenmesi için keşide edilen 11/03/2013 tarihli ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, ihtarnameye konu ve banka tarafından tazmin edilen 59.348,98 TL gayri nakdi kredi borcunun nakde dönüştüğünü ve bu güne kadar ödenmediğini, ayrıca davalının 174.199,65 TL temerrüt faizi ile birlikte 8.709,98 TL BSMV olmak üzere toplam 242.258,61 TL borcu bulunduğunu,
henüz tazmin edilmeyen 21.715,00 TL gayri nakdi kredi borcu bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere toplam 242.258,61 TL alacağın dava tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek %72 oranında temerrüt faizi ve BSMV ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davalı vekili, zamanaşımının gerçekleştiğini, kredi sözleşmesini müvekkilinin ipotek veren olarak imzaladığını, kefil olmadığını, bu nedenle husumet itirazları olduğunu, borçlu şirketin borcunu 2011 yılında kapattığını ve müvekkilinin taşınmazına konan ipoteğin kaldırıldığını, talep edilen faiz oranının sözleşmede kararlaştırılmadığını, savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, "davalının 23/10/2018 kefalet sözleşmesindeki imzayı inkar etmediği, ipotek veren olarak imzaladığını belirttiği, alınan bilirkişi raporunda, dayanak genel kredi sözleşmesinde davalı kefilin çek karnelerinden doğacak banka alacaklarını ödeme yükümlülüğünü üzerine almadığı, esasen 20/12/2009 tarihinde yürürlüğe giren 5941 sayılı kanun ile düzenlenen yasal yükümlülük ödemesi konusunun 2008 tarihli sözleşmeye konu olamayacağı, fek edilen ipoteğe ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı, tamamı haksız kalan çek yaprakları sebebi ile ödenen yasal yükümlülük tutarlarının eski kefilden istenemeyeceğinin belirtildiği,
taraflar arasındaki sözleşme bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi 2008 tarihli bir sözleşme olup 20/12/2009 tarihinde yürürlüğe giren ve bankalara her bir çek yaprağı için yasal yükümlülük tutarı ödeme sorumluluğu getiren düzenlemenin konusu olan borcun bu sözleşme ile tekeffül altına alındığının kabulünün mümkün olmadığı" gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Dairemizin 28/09/2020 tarih ve ... Karar sayılı ilamı ile; "...Dosya kapsamına göre, davacı banka ile dava dışı ... arasında 23/10/2008 tarihli 6.000.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmesi imzalanmış olup, davalı ... müşterek borçlu ve müteselsil kefil kefalet şerhi kısmına diğer kefillerle birlikte imza atmıştır.
Davalı taraf sözleşmedeki imzası yönünden imza inkarında bulunmamaktadır.
Davacı tarafından borçlu şirket ile kefilleri olan ..., ... ve ... 95.655,00-TL gayri nakit borcun bir gün içerisinde ödenmesi için 11/03/2013 tarihinde ihtarname göndermiş olup, ihtarnamenin muhataplarına tebliğine ilişkin bir evraka rastlanılmamıştır.
Bankacı bilirkişi ... ...tarihli raporunda; davalı kefilin çek karnelerinden doğacak banka alacağını ödemek gibi bir yükümlülüğün dayanak genel kredi sözleşmesinde üstlenmediği, kredi sözleşmesinin imzalanmasından sonra 20/12/2009 tarihinde yürürlüğe giren 5941 Sayılı Yasa ile düzenlenen yasal yükümlülük ödemesi konusunun 2008 tarihli bir sözleşme ile düzenlenmesinin mümkün olmadığı, karşılıksız kalan çek yaprakları sebebiyle davacı bankanın ödediği ödemelerin davalı eski kefilden istenemeyeceği bildirilmiştir.
Davalının kefil olarak imzaladığı 23/10/2008 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin 18. maddesinde; kefillerin müşterinin kredi sözleşmesinden dolayı veya yalnız olarak gerek diğer kişilerle birlikte bankaya karşı nakdi ve gayri nakdi kredilerden ve sair sebeplerden borçlandığı ve borçlanacağı tutarları, sözleşmenin ilgili bölümünde belirtilen miktara kadar müteselsil kefil olarak tekeffül ve garanti edeceği düzenlenmiştir.
23/10/2008 tarihli genel kredi sözleşmesine müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imza atan davalı kredi sözleşmesinden doğan nakdi borçlarda asıl borçlu ile birlikte sorumludur. Ancak asıl borçlu şirkete kullandırılan çeklerin karşılıksız çıkma rizikosundan kaynaklanan gayri nakdi krediler, davacı banka tarafından çek yaprağı başına yapılan ödemelerle nakdi krediye dönüşür. Nakdi krediye dönüşmesi halinde davalı müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile asıl borçlu ile birlikte bu bedellerden sorumlu hale gelir.
Mahkemece bilirkişi raporuna dayanılarak 2941 Sayılı Yasa ile düzenlenen bankaların çek yapraklarından yasal sorumluluğunun 2008 tarihli genel kredi sözleşmesine uygulanamayacağından bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de; öncelikle bilirkişi raporu dosya kapsamı ve uyuşmazlığı çözümlemeye yeterli açıklamaları içermemektedir.
Genel kredi sözleşmesi 2008 tarihli olsa dahi bankanın karşılıksız kalan çek yaprakları nedeni ile yasal yükümlülük ödemelerinden kaynaklanan alacağının 2941 Sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 20/12/2009 tarihinden sonra yapılmış olması durumunda artık nakdi alacağı dönüştüğünden, davalı kefilden istenebileceği, kaldı ki 23/10/2008 tarihli genel kredi sözleşmesinin çerçeve nitelikte olup bu sözleşmeye dayanarak yada bağımsız olarak davacı banka ile müşterisi dava dışı ... arasında başkaca kredi sözleşmesi imzalanıp imzalanmadığı, davacının talebine esas alacağın hangi sözleşmeden kaynaklandığı,
bu arada davalıya gönderilen kat ihtarnamesinin davalıya tebliğ edilip edilmediği hususlarının araştırılarak, başkaca bir bankacı bilirkişiden denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak, oluşacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile ve yeterli açıklama içermeyen bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp, davacı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmüştür.
Sonuç olarak davacı vekilinin isteminin kabulü ile dava dosyasının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince, İlk Derece Mahkemesine geri gönderilmesine" karar verilmiştir.
Dairemizin kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesince; "...Hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre davacının sorumluluk bedelini ödeyip davalıdan talep edebileceği toplam çek sorumluluk bedeli 59.280,96.-TL' dir. Bunun üzerinden bilirkişi tarafından gerekli hesaplama yapılmış ve toplam borç miktarının 131.161,63.-TL olduğu hesaplanmış olup bu hesaplama mahkememizce de uygun bulunmuştur. Gayrinakdi depo talebine konu 21.715,00.-TL yönünden ise bu talebe konu çekler yönünden, dava tarihi itibarıyla 5 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla, davanın reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Karara karşı, davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle. Yerel mahkemenin kararının dosya kapsamında alınan ... tarihli bilirkişi raporundaki hesaplara dayandırdığını, ... tarihli bilirkişi raporuna bakıldığında; usule ve yasaya uygun olarak kefalet sözleşmesinin düzenlendiği ve davalının kefil olduğu, kefil olarak nakit risk oluşturan ve nakdi bir kredi olarak algılanması gereken çek tazmin bedellerinden sorumlu olduğu hususunun ortaya konulduğunu, ancak bilirkişi raporunun;
''uygulanacak akdi ve temerrüt faiz oranlarının saptanması kısmında müvekkil bankaca talep edilen çek bedelleri tazmin edilerek nakde dönüştüklerinde borçlu cari hesap şeklinde işleyen krediye dönüşmeleri, borçlu cari hesap türünde çalışan ve mevduat hesaplarıyla ilişkili olmaları nedeniyle kredili mevduat hesaplarına uygulanan %28,08 temerrüt faizine tabii bulunması'' gerekçesiyle hesaplamaların bu oran üzerinden yapılmasının hatalı olduğunu, davacının kefil olarak sorumluluğu ve karşılıksız çek bedelinin ödenmesinin genel kredi sözleşmesine dayandığını,
esasen bu durumun nakdi bir kredi olarak algılanmakta olup ticari iş niteliğinden olduğunu, müvekkili banka ile borçlu şirket arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesi bankacılık faaliyeti olup TTK'nun 4. maddesi gereği ticari iş niteliğinde olduğunu, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK'nun 8/1. maddesinde, ticari işlerde faiz oranının serbestçe belirleneceğinin hükme bağlandığını, aynı maddenin 3. fıkrasında ise tüketicinin korunmasına ilişkin hükümlerin saklı tutulduğunu, başkaca bir istisna getirilmediğini, temerrüt faizi için, 6102 sayılı TTK’nın Uygulanacak hükümler başlıklı 9. Maddesinde ''– (1) Ticari işlerde;
kanuni, anapara ile temerrüt faizi hakkında, ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.” hükmü bulunduğunu, buna göre, ticari işlerde temerrüt faizine Yeni Borçlar Kanunu’nun 120 inci maddesi hükümlerinin uygulanacağını, Yeni Borçlar Kanunu’nun 120/1 inci maddesi de ilgili mevzuata atıf yaptığından 3095 sayılı Kanun’un ticari işlerde temerrüt faizini düzenleyen 2/2 inci maddesi uygulanacağını, ancak takibe konu alacakların bankacılık faaliyetlerinden kaynaklı olduğundan ilgili mevzuat olan Bankalar Yasası gereği,
banka uygulamasında bankalara ilişkin özel nitelikteki düzenlemeler uyarınca kurumsal kredi kartları ve kredili mevduat hesapları hariç bankaların ticari kredilerde temerrüt faizi oranlarını serbestçe belirleyebileceklerini, bu sebeple sözleşme ile belirlenmiş olan faiz oranının (sözleşmenin 2.7.1. maddesine göre temerrüt tarihinde aynı tür krediler için bankanın TCMB'ye bildirdiği en yüksek oranın %50 fazlası olarak hesaplanan oran) olarak alacak kalemlerine %72 temerrüt faizi uygulanarak hesaplamalar yapılması gerektiğini, Yargıtay'ın emsal niteliğindeki kararlarında da,
temerrüt faizinin kredi sözleşmesi hükümlerine göre belirlenmesi gerektiğinin açıkça ifade edildiğini, Yargıtay kararlarındaki uygulamalar incelendiğinde, kredi sözleşmesinde temerrüt faizi oranı "Merkez Bankasına bildirilen faiz oranı" şeklindeyse bu oranın belirlenmesi gerektiğinin belirtildiğini, emsal Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere, takip dayanağı kredi sözleşmesi hükümlerine ve TTK'nun ve Bankalar Yasasının ilgili maddelerine aykırı olarak düzenlenen bilirkişi raporunda yasal süresi içerisinde itiraz etmelerine rağmen bu itirazlar dikkate alınmadan karar verildiğini,
diğer bir istinaf sebeplerinin yerel mahkemenin gayri nakdi depo taleplerine ilişkin verdiği ret kararı olduğunu, bu kararın hatalı olduğunu, Yargıtay bu konudaki kıstası. Çek Kanunu uyarınca ödemesi gereken asgari miktarlarla ilgili olarak depo talebinden sorumlu olabilmesi için kredi sözleşmesinde bu yönde açık bir hüküm bulunması gerektiğini, imzalanan kredi sözleşmenin 18. maddesindeki.
“Bu sözleşmenin sonunda imzası bulunan kefil veya kefiller, bankaya müşterinin bu kredi sözleşmesinden ötürü veya gerek yalnız olarak gerek diğer kişilerle birlikte bankaya karşı nakdi ve gayri nakdi kredilerden ve sair sebeplerden borçlandığı ve borçlanacağı tutarları sözleşmenin ilgili bölümünde belirtilen miktara kadar müteselsil kefil olarak tekeffül ve garanti eder ” hükmü ve kredi sözleşmesinin ilgili diğer hükümleri gereği depo talebinden davalının sorumlu olduğunu beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, bu neticede de davalı lehine,
kısmen reddedilen kısım üzerinden belirlenen vekalet ücreti kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı davalı vekillince istinaf isteminde bulunulduğu, daha sonra davalı vekilince verilen dilekçe ile istinaf isteminden feragat edildiği, davalı vekilinin vekaletnamesinde feragate yetkili olmadığından bu hususta işlem tesis edilmediği; akabinde davalı vekiline istinaf başvurusuna ilişkin nispi istinaf harcı, istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf avansını yatırması için muhtıra tebliğ edildiği, davalı yanca verilen süre içerisinde istinaf başvurusuna ilişkin harçların yatırılmaması sebebiyle İlk derece mahkemesince; kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmemiş sayılmasına karar verildiği ve bu kararın istinaf edilmediği anlaşılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, Genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Somut uyuşmazlıkta; davacı banka ile dava dışı asıl borçlu ... arasında 23.10.2008 tarihli 6.000.000,00-TL limitli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, dava dışı ..., ... ve davalı ...’in müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kefalet sözleşmesini imzaladığı ve Genel Kredi Sözleşmesine bağlı kefalet sözleşmesi mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine uygun olarak düzenlendiği belirlenmiştir.
Davacı tarafın, İlk derece mahkemesince belirlenen faiz oranına ilişkin istinaf isteminin incelenemesinde. Bankalar, Bankalar Yasası uyarınca Bakanlar Kurulu kararı ile TC Merkez Bankasına bildirilmek kaydıyla, kredili mevduat hesabı ve ticari kredi kart hesapları dışında kredilere uygulayacakları azami faiz oranları ve faiz dışında sağlayacakları menfaatleri serbestçe belirleyebilmektedirler. Sözleşmenin 53. maddesinde.
“Bankanın bu sözleşmede yazılı temerrüt faiz oranı ile bağlı olmadığını, alacakların muaccel kılınmasını teminen keşide edilen ihtarnamede belirtilen temerrüt faizi oranının değişmesi halinde dahi, müşteriye açılmış kredi veya kredilere, takip veya dava tarihinde geçerli olan temerrüt faizi oranının uygulanmasını ve bankanın değiştirilmiş olan bu yeni temerrüt faizi oranını talep etme hakkı ve yetkisinin bulunduğunu kabul ve taahhüt eder.” yazılı bulunmaktadır.
Ancak; kredili mevduat hesabı ve şirket kredi kartı işlemlerinde uygulanacak akdi ve temerrüt faizi oranlarında bankaların serbestisi bu krediler yönüyle kaldırılmış olup, kredili mevduat hesapları için TC Merkez Bankası duyurusu uyarınca 27.05.2013 tarihinden itibaren, TC Merkez Bankasınca kredi kartları için belirlenen akdi ve temerrüt faizi oranlarının uygulanması getirilmiştir. Buna göre; davacı bankaca talep edilen çek bedelleri tazmin edilerek nakde dönüştüklerinde borçlu cari hesap şeklinde işleyen krediye dönüşmeleri, borçlu cari hesap türünde çalışan ve mevduat hesaplarıyla ilişkili olmaları nedeniyle, kredili mevduat hesaplarına uygulanan dava tarihinde uygulanan %28,08 temerrüt faizine tabi bulunduğundan davacı yanın bu hususa ilişkin istinaf istemi yerinde değildir.
Yine davacı vekilince davalı kefil yönünden çek depo bedeli taleplerinin reddedilmesi istinaf istemi olarak ileri sürülmüşse de. 5941 sayılı yasa kapsamında verilen çeklerin ibraz tarihinden itibaren beş yıl ve 3167 sayılı yasa kapsamında verilen çeklerin ise. 30.06.2018 tarihine kadar zamanaşımı süresi bulunmaktadır.
Davacı bankanın çek koçanlarının müşteriye teslim tarihlerinin tespit edilemediği bildirilmişse de; dosyaya sunulan çek takip belgesinde, çeklerin son işlem tarihlerinin ... ve ... tarihi olduğu, dolayısıyla ... son işlem tarihli çekin 3167 sayılı eski yasa kapsamında olması sebebiyle zamanaşımı süresinin 30.06.2018 tarihi itibariyle dolduğu, 5941 sayılı yasa kapsamındaki çekler için ise;
çeklerin basım tarihlerinin ... son işlem tarihinden daha önceki bir tarih olması sebebiyle ... dava tarihine kadar 5 yıl geçtiğinden zamanaşımı sürelerinin dolduğundan İlk derece mahkemesince depo talebinin reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıtır.
HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1. gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; istinaf edenin sıfatı ve usuli kazanılmış haklar nazara alınarak; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 427,60-TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30-TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince YAZILMASINA,
3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
6-Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,
27/12/2024 ...
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/2614, K. 2024/1721, 27 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama