KÜNYE
T.C. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1793
- Karar No
- 2024/1398
- Karar tarihi
- 30 Eylül 2024
- İncelenen kararın mahkemesi
- Denizli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Ara karar tarihi
- 21/05/2024
- Davanın konusu
- Tazminat
- Yazım tarihi
- 30/09/2024
Karar Metni
1.088 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
İlk Derece Mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Başkanın görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili, müvekili ile davalının kardeş olup, halen faaliyetine devam eden, ....
Şirketi nin 21.09.1994 tarihinde, kurucusu olduğunu, bu şirketin halen de faaliyetlerinde kısmen de olsa bulunduğunu, müvekkilinin 28.12.2016 tarihinde ülkemizde yaşanan 15 Temmuz olaylarından dolayı yaşadığı panik ile davalı kardeşine %45 Hissesini Olayların düzelmesinden sonra hisseleri geri almak üzere devrettiğini, bu tarihte devir bedeli olarak, 3.600.000,00 TL bedelle devir işlemi yapıldığını, ancak hiç bir bedelin ödenmediğini, gerçek bir satışın olması halinde devir bedelinin müvekkiline ödenmesi gerektiğini, daha sonra,
yani bu devirden sonra yine müvekkili şirketin faaliyetlerine devam ettiğini ve yönetiminde de bulunduğunu, buna dair Şirket Karar defterleri ve Ticaret Sicil Gazetesi ilan metinlerinin kapsamlarından da anlaşılacağını, örnek olarak,
04.01.2017 ve 01.02.2017, tarihli Ticaret Sicil Gazetesi ilan metninden de anlaşılacağı üzere dışarıdan müdür olarak atandığını,12.12.2017 tarihli ticaret sicil ilandan metninden de anlaşılacağı üzere sermaye artırımı ve müdür atamasında yine müvekkilinin %10 Hisse aldığını ve müdür atandığını, 01.02.2021 tarihli ticaret sicil Gazetesinde anlaşılacağı üzere Dışarıdan Müdür atamasında müvekkilinin atandığını, 31.10.2022 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi İlan Metninden de anlaşılacağı üzere Sermaye artırımı ile müvekkilinin aldığı hisselerin müvekkilin oğullarına satışına kadar faaliyetlerinin devam ettiğini,
davalının ise müvekkilinden emanet olarak, geri teslim etmek üzere teslim aldığı, %45 Hisseyi ise 09.11.2022 tarihinde, .... ve ... devrettiğini ve bedellerini de aldığını, dolayısıyla, kardeş olmalarından ve davalıya inanarak geri almak üzere devrettiği ve bedeli ödenmeyen .......
Şirketi'indeki hisselerini iade zorunluluğuna uymayarak, müvekkili aleyhine zenginleştiğini ve müvekkiline ait hisseleri devrettiğini, her ne kadar, Müvekkilinin davalıya hisse devri tarihi olan 2016 yılında 3.600.000,00 TL bedelle devredildiği belirtilmesine rağmen, bu bedel ödenmediği gibi şirket hissesinin gerçek değerinin de bu miktar olmadığını, çünkü Şirket varlıkları enflasyon muhasebesi uygulanmadan ve hesap edilmeden sadece artırılan sermaye üzerinden devir işlemi yapıldığını,
devir tarihi itibariyle şirket varlıkları ve enflasyon muhasebesi yapılarak varlıkların da değerlendirilmesi ve şirketin marka değerinin de dikkate alındığında şirket hisse değerinin devir bedelinde kat kat fazla olduğunun anlaşılacağını, kardeşler arasında olmasından dolayı, Bu şifahi sözleşme kapsamında müvekkilinin, 2016 yılında hisselerin devredilmesine rağmen, 2022 yılı sonunda iade yükümlülüğüne aykırı davranarak,
müvekkili yerine ... ve ....'a hiselerin devri yapılmış olmasından dolayı, davalının iade yükümlülüğünü yerine getirmesinin fiilen imkansız hale geldiğini, kaldı ki, bu işin Ticari iş olduğunu, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL tazminatın,karar tarihindeki bu hisselerin şirket varlıklarının gerçek değerleri ve marka değeri de dikkate alınarak tespit edilecek hisse değerinin karar tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, " ... davacı dava dilekçesi ile davalı kardeşi ile yaptığını iddia ettiği inanç sözleşme kapsamında davacının, 2016 yılında hisselerin devredilmesine rağmen, 2022 yılı sonunda iade yükümlülüğüne aykırı davranarak, ... ve .....'a hisselerin devri yapılmış olmasından dolayı, davalının iade yükümlülüğünü yerine getirmesinin fiilen imkansız hale geldiğini, kaldı ki, bu işin Ticari iş olduğunu, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL tazminat ile davalı adına kayıtlı taşınmaz ve araçlar üzerine dava sonuna kadar devirlerinin önlenmesi için ihtiyati tedbir konulmasının talep edildiği,
6100 sayılı HMK'nın 389/1. maddesine göre; ihtiyati tedbir talebinin ancak "uyuşmazlık konusu hakkında" istenip uygulanabileceği öngörülmüş olmakla, davacının talebine konu davalı adına kayıtlı araç ve taşınmazların davanın konusu olmadığı anlaşılmakla, ihtiyati tedbirin koşulları oluşmadığından ihtiyati tedbir talebinin reddine" karar verilmiştir.
Ara karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin tedbire ilişkin gerekçeli ara kararında; ispat kurallarının gerçekleşmediği, şartların değişmesi halinde hakkın alınmasının önemli ölçüde değişeceğine ve telafisi imkansız zararların oluşacağına dair tedbir şartlarının oluşmadığından bahisle tedbir talebinin reddine karar verildiğini, tedbire dair usul ve esasa dair yargıtay kararlarından da anlaşılacağı üzere ispata dair kesin ispat kuralları aranmadığını, bunun yerine yaklaşık ispat kurallarının uygulanacağının açıkça emsal Yargıtay kararlarında da belirtildiğini, 6100 sayılı HMK’nın 390. maddesinin 3. fıkrası,
ihtiyati tedbir talep eden tarafın, “davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda” olduğunu hükme bağladığını, kanunun açık düzenlemesi gereği, kanun koyucu, ihtiyati tedbir talep eden tarafın haklılığının “yaklaşık ispat ölçüsü” ile ispatını aradığını, yaklaşık ispatın en çok uygulama alanı bulduğu alanlardan birinin de, üst ifade ile geçici hukuki himaye tedbirleri olduğunu, bu nedenle geçici hukuki himaye kavramı ile yaklaşık ispat arasında doğrudan yakınlığın önemle incelenmesi gerektiğini, yaklaşık ispatın, geçici hukuki himayenin alt türü olan ihtiyati tedbir kararlarında olduğu gibi,
hâkimin çoğu kez acele karar vermesi gereken haller ile delil gösterilmesinin oldukça zor olduğu ve bu sebeple de kesin ispatın beklenemeyeceği hallerde dikkate alınan ispat ölçüsü olduğunu, bu durumun Yargıtay kararlarında da vurgulandığını, davanın konusu ile tedbir istenilen varlıkların aynı olmasına rağmen eksik inceleme ile takdirde hataya düşülerek, tedbir talebinin dosyada belirtilen evrak ve belgeler ile uyuşmayan gerekçeler ile tedbir talebimizin reddine karar verilmesinin yasalara aykırı olduğunu beyan ederek ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Dava, inanç sözleşmesi ile davalı tarafa devredildiği iddia olunan şirket hisselerinin üçüncü kişiye satışından kaynaklı tazminat istemine ilişkindir. Talep ise, davalı adına kayıtlı araç ve taşınmaz mal varlığının üçüncü kişiye devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesi isteminin reddine ilişkin ara kararın kaldırılması istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçeyle, ihtiyati tedbir talebinin yasal koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1. gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, ihtiyati tedbire konu edilen araç ve taşınmazların dava konusu olmamasına, ara kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre;
davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1793, K. 2024/1398, 30 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama