KÜNYE
T.C. Bursa
- Mercii
- Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1240
- Karar No
- 2025/1314
- Karar tarihi
- 19 Haziran 2025
- T.C. BURSA BAM 13. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- —
- Dosya no
- —
- Karar no
- —
- Başkan
- —
- Üye
- —
- Üye
- —
- Kâtip
- —
- İncelenen kararın mahkemesi
- BURSA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Esas no
- —
- Karar no
- —
- Karar tarihi
- 18/01/2024
- İstinaf başvuru tarihi
- 27/05/2024 (Davalı
- Davacı
- —
- Davalı
- —
- Davanın konusu
- Tazminat (Trafik Sigorta Sözleşmesi Kaynaklı Rücuen
- B.a.m. karar tarihi
- 19/06/2025
- Karar yazım tarihi
- 19/06/2025
Karar Metni
1.322 kelime·7 dk okuma·2 bölüm
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davanın yapılan yargılaması sonunda mahal mahkemesince davanın kabulüne dair verilen karara süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan ön inceleme sonunda, incelemenin duruşma açılmadan karar verilmesi mümkün hallerden olduğu anlaşılmakla dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ... adına kayıtlı, 2020 model Audi Q2 marka ...plakalı aracın, davalı ...
A.Ş. nezdinde kasko poliçesi ile sigortalı olduğunu, bu aracın 04.09.2022 tarihinde park halindeyken başka bir aracın çarpması sonucu maddi hasara uğradığını ve sigorta şirketi tarafından "pert total" olarak değerlendirildiğini, davalı sigorta şirketince araç için tek taraflı olarak 1.000.000,00 TL değer tespiti yapıldığını, ancak bu bedelin aracın sınıfı, donanımı, 28.258 km'de olması ve kazasız geçmişi gibi özellikleri dikkate alındığında piyasa rayiçlerinin çok altında kaldığını, hatta standart (basic) araçların bile o tarihte daha yüksek fiyata satıldığını,
şirkete yapılan itiraz ve başvuruların sonuçsuz kaldığını ve arabuluculuk sürecinde de anlaşma sağlanamadığını ifade ederek, poliçe taahhüdü kapsamında aracın gerçek rayiç değerinin tespit edilerek, şimdilik 1.000 TL olan bakiye araç bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 23/11/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile, fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla ve ıslah talebimiz doğrultusunda 55.000,00 TL’nin davalı taraftan kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; kaza sonrası müvekkili şirket nezdinde hasar dosyası açılarak yapılan piyasa araştırması sonucunda, aracın yaşı, modeli ve kilometresi gibi kriterler dikkate alınarak kaza tarihindeki rayiç değerinin ortalama 1.000.000,00 TL olarak tespit edildiğini, bu bedelin tamamının, 270.000,00 TL'si müvekkili şirket ve 730.000,00 TL'si sovtaj firması tarafından olmak üzere, sigortalının bilgisi ve kabulü dahilinde ödendiğini, davacının bu bedel üzerinden mutabık kalarak ibraname imzaladığını ve müvekkili şirketi tüm taleplerden geri dönülemez şekilde ibra ettiğini,
bu nedenle şirketin herhangi bir bakiye borcunun kalmadığını, Ayrıca, ekspertiz raporuna göre araçtaki hasarın 261.383,77 TL olduğunu, ancak davacıya yapılan sovtaj ödemesinin bu hasar miktarından dahi fazla olduğunu, bu sebeplerle davanın reddi gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne; davacının aracının kaza tarihindeki rayiç değeri ile davalı sigorta şirketi tarafından ödenen bedel arasındaki fark olan 55.000,00 TL'nin, 12.12.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde; ilk derece mahkemesi kararının dayandığı bilirkişi raporunda aracın rayiç değerinin 1,055,000,00 TL olarak fahiş bir şekilde tespit edildiğini, oysa müvekkil şirketçe aracın bedeli olarak 1,000,000,00 TL ödeme yapıldığını ve davacının da bu bedeli mutabakatname ve ibraname imzalayarak kabul ettiğini, bu nedenle davacının tüm zararının karşılanmış olduğunu, ayrıca Kasko Genel Şartları uyarınca müvekkil şirketin hasar ihbarından sonra 45 gün içinde ödeme yükümlülüğünü yerine getirdiği için temerrüde düşmediğini,
buna rağmen mahkemenin 12.12.2022 tarihinden itibaren hatalı şekilde avans faizine hükmettiğini, faiz uygulanacaksa bile bunun aracın hususi niteliği gereği yasal faiz olması gerektiğini ileri sürerek beyanla ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan bakiye araç bedelinin tazmini istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, alınan bilirkişi raporları doğrultusunda davanın kabulü ile 55,000,00 TL bakiye alacağın davalıdan tahsiline karar verilmiş, bu karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde, hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirlenen araç rayiç değerinin fahiş olduğunu, müvekkili tarafından yapılan 1,000,000,00 TL ödeme ile davacının zararının tamamen karşılandığını ve davacının bu bedeli ibraname imzalayarak kabul ettiğini, ayrıca mahkemece temerrüt tarihi ve faiz türünün de hatalı belirlendiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinde, davacıya ait... plakalı aracın 04.09.2022 tarihinde karıştığı kaza neticesinde davalı sigorta şirketi tarafından pert-total işlemi yapıldığı, davalı tarafından araç için 1.000.000,00 TL ödendiği, ancak davacının bu bedeli ihtirazi kayıtla kabul ederek "PERT İBRANAME" belgesini imzaladığı ve bakiye alacak için işbu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Davacı aracı ticari değil, mahkemenin görevi yönünden yapılan incelemede;
Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan bakiye araç bedelinin tazmini istemine ilişkindir.
28.11.2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun”un (TKHK) 2. maddesinde Kanun'un kapsamı “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar” şeklinde açıklanmıştır.
Kanunun “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (l) bendinde ise tüketici işlemi, “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder” biçiminde tanımlanmıştır.
Aynı maddede, tüketicinin, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi olduğu, satıcının ise, kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi ifade ettiği düzenlenmiştir.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 73. maddesinin (1) bendinde, bu kanun uygulaması ile ilgili çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılması gerektiği, 83. maddesinde ise, taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir.
Anılan Yasanın geçiş hükümleri başlıklı geçici 1.maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davaların açıldıkları mahkemelerde görülmeye devam edeceği, ikinci fıkrasında ise, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki tüketici işlemlerine,
bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise kural olarak o kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş olup 6502 sayılı Yasanın geçici 1. maddenin 2. fıkrası uyuşmazlıkta uygulanacak maddi hukuk kurallarına ilişkin bulunduğundan görevin belirlenmesinde esas alınması gereken davanın açıldığı tarihtir.
Bir hukukî işlemin sadece 6502 sayılı Kanunda düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Ancak bu işlemin 6502 sayılı Kanun kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz.
Somut olayda davacı ile davalı sigorta şirketi arasında kasko sigortası sözleşmesi akdedildiğini ve bu sözleşme ile poliçe kapsamında davacının aracında kaza nedeniyle meydana gelen hasarın ödenmesi istemi davanın açıldığı dikkate alındığında, 28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı yasa değişikliği ile özel yasa kapsamında sigortacı davalının hizmet veren,
sigortalı davacının hizmet alan konumunda olmaları nedeniyle Tüketici Mahkemesinin davaya bakmaya görevli olduğu anlaşılmakla davacı tarafça asliye ticaret açılan davaya tüketici mahkemesinde bakılması gerekirken asliye ticaret mahkemesinde görülerek sonuçlandırılmış olduğu ve görevin bir dava şartı olduğu, taraflar ileri sürmese dahi mahkeme tarafından her aşamada resen dikkate alınması gerektiği gözetildiğinde görevsiz mahkeme tarafından karar verilmiş olması nedeniyle davalı vekilinin sair istinaf sebepleri incelenmeksizin istinaf isteminin kamu düzeni bakımından kabulü gerekmiştir.
HMK'nun 355.maddesi gereğince istinaf yoluna başvuranın sıfatına, kamu düzenine ve istinaf konusu yapılan nedenlerle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, görevsiz mahkemede yargılamaya devam edilip karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup davalı vekilinin istinaf başvurusunun bu sebeplerle esas bakımından kabulü ile mahkeme kararının HMK’nun 353/1-a-3 maddesi gereğince kaldırılmasına, Dairemiz kararı gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm verilmiştir.
... · Başkan · ... ... · Üye · ... ... · Üye · ... ... · Katip · ...
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2024/1240, K. 2025/1314, 19 Haziran 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama