İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /İstinaf (BAM) Kararları
  3. /Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

ERZURUM BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINAİSTİNAF KARARI

Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi E.2022/1677 K.2024/1715

Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen karara karşı yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya…

Esas2022/1677Karar2024/1715Tarih18 Kasım 2024Okuma18 dk · 3.667 kelime

KÜNYE

T.C. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

Karar tarihi
18 Kasım 2024
Dosya no
2022/1677
Karar no
2024/1715
İncelenen kararın mahkemesi
ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Tarihi
29/06/2022 (Karar
Numarası
2020/217 Esas, 2022/443 Karar
Dava
Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat
Karar metni, UYAP Emsal Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.667 kelime·18 dk okuma·6 bölüm

Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen karara karşı yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.

24.04.2011 tarihinde, ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile ...'nin sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın çarpışması sonucunda (çekici ve ona bağlı aynı plakalı römork) yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kazada müvekkili ...'ın yaralanarak sakat kaldığını, kaza tespit tutanağı ve ATK raporundan da anlaşılacağı üzere kazada ... plakalı araç sürücüsü ...'nin asli kusurlu olduğunu, kaza sebebiyle müvekkilinin %32.3 oranında sürekli iş göremezlik durumunda kaldığını, 4 ay süre ile geçici iş göremezlik durumunda kaldığını ve 4 ay süre ile bakıcı yardımına ihtiyaç duyduğunun raporlandırıldığını,

daha evvel (11/03/2015 tarihinde) müvekkilinin %18 maluliyeti için Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulduğunu ve ...

Sigorta A.Ş. tarafından müvekkilinin 31.716,00 TL maluliyet tazminatı ödemesi yapıldığını, ancak geçen zamanda müvekkilinin maluliyet oranının arttığını, bu nedenlerle haklı davanın kabulüne, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik %32.3 iş göremezlik tazminatı için 3.000 TL, 4 ay süreli geçici iş göremezlik için 210 TL, 4 ay süreli bakıcı gideri için 210 TL, yol gideri için 1.000 TL, rapor ücreti olarak 580 TL, toplam 5.000 TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalı sigorta şirketinden tahsiline,

yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekilinin 18/05/2022 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini toplam 140.374,90-TL olarak ıslah ettiği anlaşılmıştır.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafa müvekkili şirket tarafından dava konusu kaza nedeniyle 02.10.2012 tarihinde 31.249 TL sürekli iş göremezlik tazminatını ödendiğini, ancak ödemeyi yetersiz bulan davacının, müvekkili şirket aleyhine 25.08.2014 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde 2014/...nolu başvuru ile Erzurum İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden % 19 maluliyetini gösterir rapor ile bakiye sürekli sakatlık tazminatı talebinde bulunduğunu,

Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde görülen 2014/...ve K-2015/...nolu dosyada uyuşmazlık hakem heyeti müvekkili sigorta şirketi tarafından 31.716-TL bakiye sürekli sakatlık tazminatının 03.09.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ödenmesine karar verildiğini, başvuru sahibinin bu kararı Ankara ... İcra Müdürlüğü 2015/...

E. sayılı icra dosyası ile icraya konu ettiğini, bunun üzerine müvekkili şirketin 14.10.2015 tarihinde söz konusu icra dosyasına ferileriyle birlikte toplamda 54.827,93-TL ödeme yaptığını, davacı tarafın kesinleşen mahkeme ilamına rağmen aynı taleple müvekkiline yeniden husumet yöneltmesinin usulen mümkün olmadığını, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, maluliyet artışı iddiasında bulunan davacı tarafından dava zamanaşımı süresi geçtikten ancak gelişen, değişen bir durum sebebi ile dava açılabilirse de yerleşik yargıtay kararları gereği bu hususun ispat edilmesi gerektiğini,

dava dilekçesinin ekindeki maluliyet raporunda bu hususta bir tespit yapılmadığından kabulünün mümkün olmadığını, bu nedenlerle davanın zamanaşımı nedeni ile reddi ile yargılama gider ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini savunmuştur.

YEREL MAHKEME KARARI

Mahkemece, "... Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen maluliyet, kusuru raporları ve aktüerya bilirkişi tarafından düzenlenen rapor hükme esas alınarak davacının maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile. 138.794,90 TL maddi tazminatın 02/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazla istemin reddine karar verilmesi gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

Dava dilekçesinin netice kısmında toplam 5.000,00 TL maddi tazminat talebi içerisinde, 1.000,00 TL yol gideri ve 580,00 TL rapor ücreti talep edilmiş ise de, yol gideri ve rapor ücretine dair bir delil sunulmadığından ve ıslah dilekçesinde bu hususa değinilmeden 5.000,00 TL tutarındaki talebin 135.374,90 TL arttırıldığı belirtildiğinden, yol gideri ve rapor ücreti kısmı itibari ile davanın reddine karar verilmiştir." gerekçesiyle "Davanın kısmen kabulü ile.

138.794,90 TL maddi tazminatın 02/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazla istemin reddine," şeklinde karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF İTİRAZLARI

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; maluliyet artışı iddiasında bulunan davacı tarafından kesin hüküm varlığına ve dava zamanaşımı süresi geçtikten sonra ancak gelişen, değişen bir durum sebebi ile dava açılabilir ise de yerleşik Yargıtay kararları gereği bu hususun ispat edilmesi gerektiğini, davacının daha önce başvuruda bulunduğu 13/06/2012 tarihli raporunda belirtilen %18 oranındaki maluliyeti rasyonel bulduklarını ve bu oran üzerinden aktüer hesaplaması yaptırılarak 02/10/2012 tarihinde 31.249,00-TL sürekli iş göremezlik tazminatının başvurana ödendiğini,

ancak ödemeyi yetersiz bulan davacının Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde 2014/...sayılı başvurusunda %19 maluliyetini gösterir rapor ile bakiye sürekli sakatlık tazminatı talebinde bulunduğunu, uyuşmazlık hakem heyetinin müvekkili sigorta şirket tarafından 31.716,00-TL bakiye sürekli sakatlık tazminatının 03/09/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesine karar verdiğini, davacı tarafın icra takibi başlattığını ve icra dosyasına ferileriyle birlikte toplamda 54.827,93-TL ödeme yapıldığını, davacının maluliyet artışını kanıtlaması gerektiğini, davacının uzun yıllara yayılan tedavisinin devam ettiğinden,

bu durumun net tespit yapılabilmesine engel olduğuna dair herhangi bir tespit içermediğinden hazırlanan maluliyet raporunun kabul edilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle zamanaşımı yönünden davanın reddedilmesi gerektiğini, maluliyetin artıp artmadığı yönünde Adli Tıp Kurumundan rapor aldırılmaksızın karar verildiğini, bu husustaki itirazlarının da dikkate alınmadığını,

dosyaya davacının maluliyet artışı iddiasını kanıtlar nitelikte maluliyet raporu sunulmadığını ve dosyaya yetkili kurum olan ATK 3. İhtisas Dairesinden bu yönde bir tespit içeren rapor kazandırılmadığı da göz önünde bulundurularak davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, bu nedenle kararın kaldırılması gerektiğini, davacının maluliyet oranında artış olduğunun adli tıp kurumu tarafından tespit edildikten sonra sürekli maluliyet tazminat miktarının aktüerler siciline kayıtlı aktüer sıfatını haiz bilirkişi tarafından hesaplanması gerektiğini,

tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, trafik kazası sebebiyle araçta yolcu olan tarafından açılan artan maluliyete dayalı sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı, bakıcı gideri, yol ve rapor ücreti istemine ilişkindir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır.

Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde, davacı vekilinin dava dilekçesinde ...'ın sevk ve idaresindeki araç ile ...'nin sevk ve idaresindeki aracın çarpışması sonucunda yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kazada müvekkili ...'ın yaralanarak sakat kaldığını, ...

Sigorta A.Ş. tarafından müvekkilinin 31.716,00 TL maluliyet tazminatı ödemesi yapıldığını, ancak geçen zamanda müvekkilinin maluliyet oranının arttığını iddia ederek sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı, bakıcı gideri, yol ve rapor ücretinin davalı sigorta şirketinden tahsilini talep ettiği, davalı vekili cevap dilekçesinde davacı tarafa müvekkili şirket tarafından dava konusu kaza nedeniyle 02.10.2012 tarihinde 31.249 TL sürekli iş göremezlik tazminatını ödendiğini, ancak ödemeyi yetersiz bulan davacının,

müvekkili şirket aleyhine 25.08.2014 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde 2014/...nolu başvuru ile Erzurum İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden %19 maluliyetini gösterir rapor ile bakiye sürekli sakatlık tazminatı talebinde bulunduğunu, Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde görülen 2014/...ve K-2015/...nolu dosyada uyuşmazlık hakem heyeti müvekkili sigorta şirketi tarafından 31.716-TL bakiye sürekli sakatlık tazminatının 03.09.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ödenmesine karar verildiğini, başvuru sahibinin bu kararı Ankara ...

İcra Müdürlüğü 2015/...

E. sayılı icra dosyası ile icraya konu ettiğini, bunun üzerine müvekkili şirketin 14.10.2015 tarihinde söz konusu icra dosyasına ferileriyle birlikte toplamda 54.827,93-TL ödeme yaptığını, davacı tarafın kesinleşen mahkeme ilamına rağmen aynı taleple müvekkiline yeniden husumet yöneltmesinin usulen mümkün olmadığını, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, maluliyet artışı iddiasında bulunan davacı tarafından dava zamanaşımı süresinin geçtiğini, ileri sürerek davanın reddini talep ettiği, mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre,

davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır

İstinaf talebinde bulunan davalı vekilinin ileri sürdüğü sebepler kapsamında yapılan inceleme sonucunda, davacının talebi trafik kazası nedeniyle artan maluliyete dayalı maddi tazminat talebine ilişkindir. Davalının süresi içerisinde dosyaya ibraz ettiği cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunduğu halde mahkemece olumlu veya olumsuz herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.

2918 sayılı KTK.nun 109. maddesinde haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır.

Yine maddi ve manevi tazminat istemlerinin bağlı olduğu zamanaşımı süreleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.) maddesinde de düzenlenmiştir.

6098 Sayılı TBK'nın 72/1. maddesinde "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır." denilerek mülga 818 sayılı BK'nın 60. maddesinde olduğu gibi üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüştür.

6098 Sayılı TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/1.) maddesi, özellikle zamanaşımının başlangıç anını belirleyen bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Burada, uygulamada "kısa süreli zamanaşımı" olarak adlandırılan süre söz konusu olup, sürenin başlangıcı sübjektif bir koşula bağlanmıştır. Çünkü, sürenin başlaması zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusu kişiyi öğrenmesi gibi sübjektif bir koşulun gerçekleşmesi ile mümkündür.

Mutlak nitelikteki "uzun süreli zamanaşımı"nın başlangıç tarihi ise zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Buna göre, tazminat istemi her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Burada on yıllık sürenin başlangıç anı, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarih gibi objektif bir koşula bağlanmıştır. Olağan zamanaşımı süresi iki yıllık olan kısa zamanaşımı süresidir.

Diğer bir anlatımla iki yıllık zamanaşımı süresi on yıllık süre ile sınırlıdır. Zarar ve zararın sorumlusu olan kişi öğrenildiği takdirde davanın kısa zamanaşımı süresi içerisinde açılması gerekir. Zarar veren eylemin işlenmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra zarar ve zararı veren kişi öğrenilmiş olsa bile tazminat istemi, zamanaşımı def'î ile karşılaştığında reddedilir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20/12/2017 tarih ve 2017/3-2786 E., 2017/2016 K. Sayılı kararı).

TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/2.) maddesinde düzenlenen üçüncü süre ise "ceza zamanaşımı süresi"dir. Zarara neden olan eylem, aynı zamanda ceza kanunları uyarınca suç teşkil eden bir eylem oluşturuyor ve bu eylem için ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresi daha uzun bir süre ise bu takdirde uygulanacak olan zamanaşımı süresi, o suçun bağlı olduğu ceza zamanaşımı süresidir. Ceza zamanaşımı süresinin başlangıç anı da zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir.

Dava konusu olayda, dava dışı ...'ın sevk ve idaresindeki araç ile dava dava dışı ... sevk ve idaresindeki aracın 24.04.2011 tarihinde çarpışması sonucu ...'ın kullandığı araçta yolcu konumunda bulunan davacı kemik kırığı oluşacak şekilde yaralanmıştır. Eldeki dava 08/07/2020 tarihinde açılmıştır.

Bu nedenle kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 89/1. ve 66/1-e maddeleri uyarınca kazada sadece davacı yaralandığından öngörülen ceza zamanaşımı süresi 8 yıl olup dava tarihi itibariyle ceza zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmaktadır.

Ancak bazı durumlarda zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihe göre ceza zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile davacının zararını tam anlamıyla öğrenememesi söz konusu olabilir. Bu nedenle zararı öğrenme ile amaçlanan şeyin ne olduğu ve buna göre zamanaşımı süresinin hangi tarihte başlayacağı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Kısa süreli zamanaşımının başlaması için zarar görenin zarar ile birlikte zararın sorumlusunu da öğrenmesi gerekir. Zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması, bu iki koşulun da gerçekleşmesine bağlıdır. Bu koşullardan birinin gerçekleşmemesi hâlinde zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz. Zarar ve tazminat sorumlusundan hangisi daha sonra öğrenilirse, zamanaşımı süresi son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar.

Belirtmek gerekir ki, kısa süreli zamanaşımının işlemeye başlaması için zarar görenin, zarar veren eylem veya olayı değil, zararı öğrenmesi gerekir.

Zarar, zarar verici fiil veya olayın zarar görenin hukuki varlık ve değerleri üzerindeki olumsuz etki ve sonuçlardır. Zararın öğrenilmesinden amaç, zarar verici olayı değil, zararın varlık ve niteliğini, unsurlarını, kapsamını öğrenmektir. Zararın varlığı ve bütün unsurları öğrenilmeden, zarar görenin dava yoluyla talep edeceği tazminat hakkında yeterli bir değerlendirme yapamayacağı açıktır.

Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın, onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir.

Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde, doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır.

Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır.

Buna karşılık, ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır.

Önemle belirtilmelidir ki, burada sözü edilen “gelişen durum” kavramı, uygulamada çoğu kez yanlış anlaşıldığı şekilde zararın kapsamının zarar görence tam olarak öğrenilmesinin herhangi bir nedenle geciktiği (örneğin buna ilişkin bilirkişi raporunun geç alındığı) durumlara ilişkin olan, böylesi bir durumu ifade eden bir kavram değildir. Eş söyleyişle gelişen durum kavramı, salt zarar doğuran işlem ya da eylemin sonuçlarının gelişmesini ve bu nedenle zarar görenin bu konularda bilgi sahibi olabilmesinin zorunlu olarak bu gelişmenin tamamlanacağı ana kadar gecikmesini ifade eder.

Özellikle somut olayda olduğu gibi bedensel bütünlüğün zarar gördüğü ve tedavinin uzunca bir süreye yayıldığı durumlarda, oluşan zararın miktarı tıbbi bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşmaktadır. Yukarıda anlatılan şekilde gelişen durumun bulunduğu, zararın niteliği ve kapsamının bu nedenle sonradan öğrenildiği hallerde zamanaşımının zararın kesin miktarının öğrenildiği tarihten başlayacağı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bir çok kararında (21.03.2001 gün ve 2001/4-258 E., 2001/276 K.; 05.06.2002 gün ve 2002/4-470 E., 2002/477 K.; 15.05.2015 gün ve 2013/21-2035 E., 2015/1345 K. ve 01.03.2017 gün ve 2014/21-2372 E., 2017/379 K.) belirtilmiştir.

Kaldı ki, henüz tedavinin tamamlanmadığı, zararın kapsam ve miktarı konusunda belirsizliğin devam ettiği bir aşamada, zarar göreni süre aşımı kaygısıyla dava açmaya zorlamak hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkına da zarar verecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20/12/2017 tarih ve 2017/3-2786 E., 2017/2016 K. Sayılı kararı).

Bu açıklamalar ışığında somut değerlendirildiğinde. Davacının 24.04.2011 tarihinde meydana gelen kazada yaralandığı, olay sonrasında ... Üniversitesi Hastanesi'nde, ... Hastanesi'nde, ...Hastanesi'nde, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi gördüğü anlaşılmaktadır.

Dosya kapsamında düzenlenen 16/06/2021 tarihli ATK 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda da davacının 24/04/2011 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasına bağlı gelişen arızasının bulunduğu belirtilerek davacının maluliyetine ilişkin belirleme yapılmış bulunmaktadır.

Davacının iddiası yukarıda belirtildiği üzere artan maluliyet durumuna ilişkin olup ATK raporunda trafik kazasına bağlı artan bir maluliyet olup olmadığına ilişkin tespit olmayıp, önceki maluliyete dair farklı kurumlardan farklı maluliyet oranları gösterir rapor alınmasından kaynaklı bir talep olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda davacının aynı trafik kazasından kaynaklı maluliyetine ilişkin tazminat talebinin kesin hükme bağlanması sebebiyle yeniden dinlenmesi mümkün olmamaktadır.

Davacı somut davada maluliyetinin arttığı iddiasına da dayanmıştır. Zarar görenin zararı öğrenmesinde amaç, zararın mahiyeti (kapsamı) ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, davayı ciddi ve objektif şekilde desteklemeye ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olmasıdır. “Gelişen durum” aynı olaya ilişkin olarak zaman içinde zararın artması veya yeni zararların doğması halidir. Bundan ayrı, zarar görenin kendi imkanlarıyla ya da başkasının yardımıyla zarar verici fiilin sonuçlarının gidişini ve kesinleşen durumu değerlendirebilmesi gerekir. Özellikle vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belli bir açıklığa kavuşmaktadır.

Somut olayda davalının sunmuş olduğu belgelere göre davacının % 18 oranında sürekli malul kaldığı belirlenerek sigorta tahkim komisyonu tarafından belirlenen miktar dikkate alınarak davalı sigorta şirketi tarafından davacıya olaya ilişkin tazminat ödemesi yapılmıştır. İşbu davada mahkemece aldırılan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nın yukarıda belirtilen raporunda ise;

11/10/2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinden yararlanılarak ve mesleği bildirilmemekle Grup1 kabul olunarak: %32,3 (yüzdeotuzikivirgülüç) oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı tespit edilmiştir. Mahkemece Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’ndan alınan rapora itibar edilerek hüküm kurulmuştur. Eksik inceleme ile karar verilemez.

Davacı, sigorta tahkim komisyonu tarafından kendisine yapılan ödeme tarihinden sonra maluliyet oranında gelişen durum bulunduğu tespit edildiği takdirde tazminata hak kazanabilir.

Bu durumda mahkemece, davacının sigorta tahkim dosyasında belirlenen miktar dikkate alınarak davalı sigorta şirketi tarafından yapılan 14.10.2015 tarihinde yapılan ödeme tarihinden sonraki tüm tedavi evrakları da getirtilerek, gerekirse davacının muayenesi de sağlanarak sigorta tahkim dosyasına istinaden ödeme aldığı 14.10.2015 tarihinden sonra tedavilerinin devam edip etmediği,

sigorta tahkim dosyasında ödeme aldığı 14.10.2015 tarihinden sonra maluliyet oranında gelişen bir durum bulunup bulunmadığı ve maluliyet oranı kaza tarihinde yürürlükte bulunan 11/10/2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre belirlenmek suretiyle ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli ek rapor aldırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi doğru olmayıp kararın kaldırılması gerektirmiştir.

(Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/13399 E. 2017/198 K.)

Öncelikle, mahkemece maluliyet oranındaki artışın nedenlerinin denetime açık şekilde belirlenmesi, sigorta tahkim dosyasına dayanak edilen raporun ve kaza sonrasında ve daha önceki davalıya başvuru sonrasında davacının tedavi gördü ise buna ilişkin tüm tedavi belgelerinin getirtilmesi,

ondan sonra davacıdaki maluliyet oranındaki artışı varsa davacının da bu maluliyet oranının artmasında veya maluliyetin artmasının önlenmesinde üzerine düşen yükümlülük olup olmadığının, maluliyet oranının artışında davacıya da izafe edilebilecek bir kusur bulunup bulunmadığının araştırılması (TBK 52 md.) hasıl olacak sonuca göre, davalının zamanaşımı defi ve kesin hüküm hakkında da olumlu veya olumsuz bir karar verilerek davanın esası hakkında karar verilmek üzere kararın kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.

(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/3540 E. 2021/3261 K.)

Kabule göre de;

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "tazminatın belirlenmesi" başlıklı 51. maddesinde; hakimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğine ve özellikle kusurun ağırlığına göre belirleyeceği belirtilmiş; "tazminatın indirilmesi" başlıklı 52. maddesinde ise; zarar gören taraf, zararı doğuran fiile razı olduğu veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olduğu yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırdığı takdirde hakimin, tazminatı indirebileceği veya tamamen kaldırabileceği açıklanmıştır.

Yukarıda da açıklamalar dikkate alındığından davacının müterafik kusuru nedeniyle tazminattan indirim yapılabilmesi için zararın bu nedenle artması zarar ile mağdurun eylemi arasında uygun illiyet bağının bulunması ve buna göre, zarar görenin zarara katılması veya zararın artmasına sebep olduğu hallerde zarar görenin, zararı önleyici ya da azaltıcı tedbirleri almamasında müterafik kusurunun bulunduğunun kabulü gerekir.

Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından, mahkemece bu yönde bir savunma olmasa dahi resen araştırılması ve tartışılması gerekmektedir.

Haksız fiile dayanan tazminat istemlerinde; haksız fiilin unsurlarından olan zarara ilişkin tüm tespitlerin doğru biçimde yapılması ile zarara etki eden tüm hususların dikkate alınması gerekir. Yukarıda anılan yasal düzenlemeler gereği, tazminatı belirleme konusunda tek yetkili olan mahkemece, zararı doğuran ya da ağırlaştıran durumların (müterafik kusurun) re'sen dikkate alınması zorunlu olduğundan, bu hususta bir itiraz olup olmadığına bakılmaksızın gerekli incelemelerin yapılması şarttır. Yargıtay 4. HD 2022/7305 E. 2023/7108 K. Yargıtay 4. HD 2022/2535E. 2023/798 K. Yargıtay 4. HD 2021/5622 E. 2021/7246 K. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2016/7818 E. 2019/393 K. T.C. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2015/9251 E. 2018/3894 K. Yargıtay 17.H.D. 2019/2168 E. 2020/4627 K.)

Yargıtay kararlarına göre müterafik kusur emniyet kemeri takılmaması, araçta yolcu olarak bulunan kişinin sürücünün alkollü yada ehliyetsiz olduğunu bilerek araca binmesi, motosiklet sürücü ve yolcusunun kask takmamış olması, istiap haddinin aşılması, yolcu taşımaya müsait olmayan traktörde yolculuk yapması gibi zararı arttıran davranışlardır. Yani Müterafik kusur kazanın meydana gelmesinde etkili olan kusur değil, zararın artmasında etkili kusurdur.

Ancak maluliyet ile arasındaki illiyet bağının tespiti gerekir. Örneğin; motosiklette yolcu olan kişinin ayağındaki kırık nedeniyle maluliyeti oluşmuşsa kask takmaması nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılması doğru değildir.

Bazı hallerde emniyet kemeri takılmaması nedeniyle zararın arttığı iddiası varsa kazanın meydana geliş şekline göre Adli Tıp Kurumundan maluliyet raporu alırken emniyet kemeri takıp takmamasının yaralanmasına etkili olup olmadığının değerlendirilmesi istenmelidir. Müterafik kusurun Yargıtay tarafından taraflar ileri sürmese de resen araştırılması ve tartışılması gerektiği kabul edilmekte ve %20 oranında indirim uygulanmaktadır.

Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK.nun 52. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.

Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde. Yukarıda da belirtildiği üzere dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre emniyet kemerinin takılı olup olmadığının tespit edilemediği, ayrıca davacının yolcu olarak bulunduğu araç sürücüsü ... ...'ın olay anında 1.24 promil alkollü olduğunun belirtildiği, davacının çene bölgesinden yaralandığı anlaşılmıştır.

Mahkemece davalı tarafça defi olarak ileri sürülmese dahi kaldı ki davalı süresi içerisinde dosyaya ibraz ettiği cevap dilekçesinde müterafik kusur indiriminde bulunulmasını talep etmiştir.

Yukarıda emsal olarak belirtilen Yargıtay içtihatlarında belirtildiği üzere müteveffanın gerekli emniyet tedbirini alıp almadığı, alkollü olduğunu bildiği şahsın aracına bilerek binmesinin müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2017/2694 E. 2017/11728 K.) ve zararın artmasında müterafik kusurunun etkisi olup olmadığı hususunda re'sen değerlendirme yapması gerekirken aksine hareketle gerekçede müterafik kusur konusunda olumlu ya da olumsuz herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

Bu itibarla olayın oluş şeklide de nazara alınarak müterafik kusur indiriminin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm tesisi yerinde görülmemiştir.

HMK.'nun 353/1-a-6. maddesinde "...Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması" bölge adliye mahkemesince başvuruya konu kararın esası incelemeden kaldırılmasına karar verilmesi gereken haller arasında sayılmıştır. Somut olayda; yukarıda ayrıntılı biçimde izah edilen yargılamadaki eksiklikler uyuşmazlığın esasının çözümü için olmazsa olmaz niteliktedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemeye göre, kararın HMK'nın 355 ve 353/1-a-6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, davalı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine, karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

HÜKÜM

Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile, mahkemece verilen hükmün HMK’nın 355 ve 353/(1)-a-6. Maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA,

2-Dava dosyasının HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

3-İstinaf kanun yolu başvurusu sırasında alınan peşin harçların yatıran tarafa iadesine,

4-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesinde verilecek yeni kararda dikkate alınmasına,

5-İİK 36. maddesi gereğince istinaf aşamasında tehiri icra talebi doğrultusunda yatırılan teminat olması halinde yatıran tarafa İADESİNE,

6-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oybirliğiyle HMK'nun 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere ....tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2022/1677, K. 2024/1715, 18 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Gereği Düşünüldü
  4. Dava
  5. Cevap
  6. Yerel Mahkeme Kararı
  7. İstinaf İtirazları
  8. Uyuşmazlığın Tespiti, Delillerin Değerlendirilmesi Ve Gerekçe
  9. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/1677
Karar No
2024/1715
Tarih
18 Kasım 2024

İlgili Kararlar

  • Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi E.2022/1677 K.2024/1852
  • Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi E.2022/1679 K.2024/1858
  • Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi E.2022/1681 K.2024/1831
  • Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi E.2022/1683 K.2024/1940
  • Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi E.2022/1685 K.2024/1540
  • Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi E.2022/1693 K.2024/1683

Tüm Arşiv

İstinaf (BAM) KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.