KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 7 Kasım 2024
- Dosya no
- 2022/862 Esas
- Karar no
- 2024/1748 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2020/720 Esas - 2021/905 Karar
- Tarih
- 23/11/2021
- Dava
- İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan
Karar Metni
2.689 kelime·13 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Müvekkili şirketin, bakım onarım revizyon hizmeti veren ve şaft, makine parçaları satışı yapan bir şirket olduğunu, müvekkilinin davalı şirketin talebi ile faturada ayrıntısı belirtilen makine parçaların satışını yaptığını, müvekkili şirketin bu hizmetine karşı kestiği faturalar karşı tarafa bildirildiğini, ancak fatura bedelleri ödenmediğini, fatura bedellerinin ödenmemesi nedeni ile davalı şirket aleyhine ....
Sayılı dosya ile icra takibi başlatıldığının davalı şirketin takibe itirazı sonucu takibin durduğunu, davalı şirketin yetki itirazının müvekkili şirketin adresi Küçükçekmece/İstanbul olduğu ve takip fatura alacağına dayalı olduğu için yerinde olmadığını, fatura alacaklarının götürülecek borçlardan olması ve alacaklının ikametgahında ödenmesi kanun gereği olduğunu, aynı zamanda sözleşmenin yapıldığı yerde davacının işyeri olduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşmeler gereğince müvekkili şirketin edimini yerine getirdiğini ve davalı taraf fatura bedelini ödemediğini,
TTK 1530/4. madde fatura alacakları yönünden sözleşmede veya faturada hüküm bulunmaması halinde 30 gün sonra muaccel olacağı düzenlenmiş olup, takip öncesi işlemiş faiz fatura tarihlerinden 1 ay sonradan itibaren işletildiğini, beyan ederek; itirazın iptali ile takibin devamına, davalının %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davacı yana yüklenmesine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle.
Kabul anlamına gelmemek kaydı ile; davacının iddia etmiş olduğu tüm alacak kalemleri zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirketin işlem merkezi Kütahya ili olduğunu, eldeki i bu davanın açıldığı mahkeme, ifa yeri veya müvekkili şirketin ikametgahının bulunduğu yer mahkemesi olmadığı gibi HMK’nın yetkiye ilişkin diğer hükümleri çerçevesinde de yetkili mahkeme olmadığını, davacının önce aradaki sözleşmesel ilişkiyi ispatlaması gerektiğini, aradaki sözleşmesel ilişkinin ispatlanamadığı hallerde alacaklı para borcundan kaynaklı alacak iddialarını kendi ikametgahında açamayacağını,
ayrıca davanın itirazın iptali davası olduğu gözetilerek davacının davasını 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açıp açmadığının tespiti talep olunduğunu, süresinde açılmamış ise davanın reddedilmesi gerektiğini, yine davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ve tanık beyanları ile dava konusu alacağın mevcudiyeti ile tutarının kesinlik kazanacağını,
öncelikle davacının yaptığı iş ve teslim ettiği malları ispatlaması yönünde daha sonra eğer var ise yapılan iş bedellerinin uzman bir bilirkişiye hesaplattırılarak bu doğrultuda borç miktarının tespitine karar verilmesini talep ettiklerini, dilekçe ekinde mevcut sevk irsaliyelerinde teslim alan kısmında herhangi bir isim ve imza bilgisi mevcut olmadığını, bu bakımdan iddia edilen teslimin gerçekleştiği ispatlanamadığını, ayrıca;
fatura konusu hizmet ve malların usule uygun şekilde karşı tarafın uhdesine geçirilmiş olması gerektiğini, bu durum ise tüm ticari kayıtların ayrıntılı olarak incelenmesi ve konuya hakim taraf tanıklarının dinlenilmesi ile sübut bulacağını, nitekim Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi salt faturanın varlığı bir ticari ilişkinin ve alacak hakkının göstergesi olmadığını, çünkü kanuni olarak malın/hizmetin tesliminden/tamamlanmasından önce fatura düzenlenmesi mümkün olduğunu, dolayısı ile faturayı düzenleyen tarafın aradaki ilişkiyi ve hizmetin eksiksiz ifa edildiğini ispat yükümlülüğü olduğunu,
BA-BS formaları dosyaya girmesi gerektiğini, bu formlar dosyaya girmeksizin yapılacak inceleme eksik kalacağını, müvekkili şirkete ait ticari defter ve kayıt Kütahya ilindeki fabrika işletmesinde tutulduğunu, bu sebeple defterlerin ibrazı fiziki olarak mümkün olmadığından yerinde inceleme talebi bulunduğunu, beyan ederek; davanın reddine, davalının %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davacı yana yüklenmesine, karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 23/11/2021 tarih ve 2020/720 Esas - 2021/905 Karar sayılı kararında.
"Dava, alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın icra takibine konu faturalar karşılığında davacı şirketin cari hesap alacağının bulunup bulunmadığına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.... sayılı dosyasının incelenmesinde, davacı tarafından davalı aleyhine 35.223,00-TLasıl alacak ve işlemiş faizin tahsili amacıyla ilamsız takip başlatıldığı,
süresinde borç ve ferilerine itiraz edilmesi sonucu takibin durduğu itiraz ve davanın süresinde olduğu anlaşılmıştır.Mahkememizce yapılan yargılamada ticari defter ve belgeler üzerinde inceleme yapmak üzere bilirkişiden rapor alınmıştır.Alınan bilirkişi raporuyla taraf ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davacının cari hesap alacağının bulunduğu, taraf defterlerinin birbirini doğruladığı, asıl alacak miktarının 35.223,00-TL TL asıl alacak olduğu belirtilmiştir.
Davacı tarafın işlemiş faiz talebi bulunmaktadır..Somut olayda uygulanması tartışmalı olan TTK'nın “Ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ile mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları” başlıklı 1530. maddesi aşağıdaki düzenlemeyi içermektedir. MADDE 1530-(1)Aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ve şartlar batıldır.
Ancak, sözleşme uyarınca yerine getirilmesi gereken edimler için kanunun veya yetkili makamların koymuş olduğu en yüksek sınırı aşan sözleşmeler en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır; sınırı aşan edimler hata ile yerine getirilmiş olmasa bile, geri alınır.
Bu sınırlarda,Türk Borçlar Kanununun 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uygulanmaz.(2) Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer.
(3) Mütemerrit borçlunun alacaklısı sözleşmede öngörülen tarihten ya da ödeme süresinin sonunu takip eden günden itibaren, şart edilmemiş olsa bile faize hak kazanır.(4) Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise,
borçlu aşağıdaki sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılır ve alacaklı faize hak kazanır: a) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda. b) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin alınma tarihi belirsizse mal veya hizmetin teslim alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda. c) Borçlu faturayı veya eş değer ödeme talebini mal veya hizmetin tesliminden önce almışsa, mal veya hizmetin teslim tarihini takip eden otuz günlük sürenin sonunda. d) Kanunda veya sözleşmede, mal veya hizmetin kabul veya gözden geçirme usulünün öngörüldüğü hâllerde, borçlu,
faturayı veya eş değer ödeme talebini, kabul veya gözden geçirmenin gerçekleştiği tarihte veya bu tarihten daha önce almışsa, bu tarihten sonraki otuz günlük sürenin sonunda; şu kadar ki, kabul veya gözden geçirme için sözleşmede öngörülen süre, mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz günü aşıyor ve bu durum alacaklının aleyhine ağır bir haksızlık oluşturuyorsa, kabul veya gözden geçirme süresi mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz gün olarak kabul edilir.(5) Sözleşmede öngörülen ödeme süresi,
faturanın veya eş değer ödeme talebinin veya mal veya hizmetin alındığı veya mal veya hizmetin gözden geçirme ve kabul usulünün tamamlandığı tarihten itibaren en fazla altmış gün olabilir. Şu kadar ki, alacaklı aleyhine ağır bir haksız durum yaratmamak koşuluyla ve açıkça anlaşmak suretiyle taraflar daha uzun bir süre öngörebilirler.
Ancak alacaklının küçük yahut orta ölçekli işletme (...) veya tarımsal ya da hayvansal üretici olduğu veya borçlunun büyük ölçekli işletme sıfatını taşıdığı hâllerde, ödeme süresi, altmış günü aşamaz. (6) Gecikme faizi ödenmeyeceğini veya ağır derecede haksız sayılabilecek kadar az faiz ödeneceğini, alacaklının geç ödeme dolayısıyla uğrayacağı zarardan borçlunun sorumlu olmayacağını veya sınırlı bir şekilde sorumlu tutulabileceğini öngören sözleşme hükümleri geçerizdir.
Geçersizlik durumunda yedinci fıkra uygulanır. (7) Bu madde hükümleri uyarınca alacaklıya yapılan geç ödemelere ilişkin temerrüt faiz oranının sözleşmede öngörülmediği veya ilgili hükümlerin geçersiz olduğu hâllerde uygulanacak faiz oranını ve alacağın tahsili masrafları için talep edilebilecek asgari giderim tutarını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası her yıl ocak ayında ilan eder.
Faiz oranı, 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda öngörülen ticari işlere uygulanacak gecikme faizi oranından en az yüzde sekiz fazla olmalıdır.(8) Mal veya hizmet bedelinin taksitle ödenmesinin öngörüldüğü durumlarda, bu maddenin ödeme sürelerini düzenleyen hükümleri birinci taksit bakımından uygulanır. Her bir taksit tutarının ödenmeyen kısmı yedinci fıkrada öngörülen oranda gecikme faizine tabidir.
Alacaklının küçük veya orta ölçekli işletme veya tarımsal veya hayvansal üretici olup borçlunun büyük ölçekli işletme olduğu hâllerde taksitle ödemeyi öngören sözleşme hükümleri geçersizdir.”Maddenin gerekçesindeki düzenleme ise, aşağıdaki şekildedir:"Bu Maddenin ikinci ilâ ile yedinci fıkraları Avrupa Parlamentosu ile Konseyin 19 Haziran 2000 tarihli ve 2000/35/EC sayılı, geç ödemelerle mücadele yönergesini değiştiren ve 2011 yılında AB Gazetesinde yayımlanacak olan yönergesinin esasları çerçevesinde kaleme alınmıştır.
Yönergenin kamu kurumlarının ödemeleriyle AB çerçevesinde şeffaflık sağlayan mekanizmaları hakkındaki hükümleri ve konumuzla doğrudan ilgili bulunmayan düzenlemeleri değişik metne yansıtılmamıştır.Hüküm üreticileri, ...leri ve fatura ya da eşdeğer ödeme talepleri karşılığı hizmet veren ticari işletmeler ile kişileri, şartları dayatma konumları güçlü ticari işletmeler, özellikle market, süper market, hiper market gibi alışveriş merkezleri karşısında korumaktadır.
Pazarlık güçleri ile konumları aynı olmayan kişi ve işletmeler arasında sözleşme özgürlüğü ilkesinin geçerli olmayacağı modern hukukun kabul ettiği bir diğer ilkedir. Tüketicinin, sigortalının, işçinin, küçük paysahibi ile yatırımcının ve rekabetin korunması alanlarında ikinci ilke geçerlidir. Üretici firmalar ile ...’ler de söz konusu ilkenin kapsamındadır.
Çoğunlukla finansal açıdan pek de güçlü olmayan üretici, ... ve benzeri işletmelerin teslim ettikleri malların ve hizmetlerin bedellerini zamanında alarak ekonomik yapılarını güçlendirmelerine yardımcı olmak, pazar ekonomisine hakim yeni bir yaklaşımdır. AT yönergesi ve değişikliği bu yaklaşımın somut örneğidir.Yönergenin giriş kısmında da belirtildiği gibi birçok büyük ve güçlü ticari işletme geç ödemeyi bir finansman aracı olarak kullanmaktadır.
Ancak bu araç marketlere, süper marketlere, hiper marketlere ve benzeri güçlü ticari işletmelere mal ve hizmet verenleri çok güç durumda bırakmakta, finansal durumlarını sarsmakta, hatta iflasa da sürüklemektedir.
Hüküm bu kötü uygulamanın önüne geçmek için öngörülmüştür." şeklinde düzenlenmiştir.Yukarıda belirtilen, kanun maddesine ait gerekçede de açıklandığı üzere, TTK 1530.maddenin konuluş amacına baktığımızda, mal tedarik sözleşmeleri kapsamında küçük ve orta ölçekli tedarikçiyi, büyük şirketlere karşı korumak amacıyla getirilmiş bir hüküm olduğu, tacirler arası satım sözleşmelerinde uygulanmasının söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.Bu sebeple işbu davada TTK'nın 1530.maddesi hükmünün uygulanması mümkün değildir.
(Ankara BAM 22. HD. 2017/289 Esas ve 2017/1425 Karar) Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; asıl alacağın 35.223,00-TL TL olduğu, gerek icra aşamasında gerekse yargılama aşamasında söz konusu borcun ödendiğine ilişkin dosyaya herhangi bir delil sunulmadığından davacı tarafından davalı aleyhine açılan itirazın iptali davasının kabulü ile likit olan alacağa yapılan itirazdan dolayı davacı lehine %20 icra inkar tazminatına hükmetmek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Tedarik sözleşmesinin bulunmaması ve temerrür olgusunun gerçekleşmediği anlaşılmakla işlemiş faiz talebin ise reddine karar verilmiştir."gerekçesi ile,''Davanın KISMEN KABULÜ ile; davalının ... sayılı dosyasına vaki itirazının 35.223,00-TL asıl alacak üzerinden İPTALİNE, asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanarak ve takip talebindeki diğer koşullar ile devamına,
işlemiş faiz yönünden fazlaya ilişkin istemin reddine,Hükmedilen alacağın %20'i olan 7.044,60-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında görülmekte olan itirazın iptali davasında, davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, işlemiş faiz yönünden taleplerinin reddedildiğini; mahkemenin işlemiş faiz yönünden kısmen red kararı usul ve yasaya aykırı olup bu yönüyle karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmalarının zorunlu olduğunu, Mahkemenin işlemiş faiz yönünden red gerekçesi, TTK. 1530.
Maddesinin tacirler arasında uygulanmayacağına dayanmakta olup, iş bu gerekçe kanunun metnine açıkça aykırı olduğunu; tarafların tacir olup, görülen davanın ticari dava olduğunu. TTK.
1530. saddesinin başlığı "Ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ile mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları" olarak düzenlenmiş olup, 2. Fıkrasında, "Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer." düzenlemesinin mevcut olduğunu;
yine 3. Fıkrasında, "Mütemerrit borçlunun alacaklısı sözleşmede öngörülen tarihten ya da ödeme süresinin sonunu takip eden günden itibaren, şart edilmemiş olsa bile faize hak kazanır. " 4. Fıkrasının a bendinde "Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise, borçlu aşağıdaki sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılır ve alacaklı faize hak kazanır: a) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda." faize hak kazanacağının düzenlendiğini;
davalı şirketin eti gümüş a.ş. olup, davacı şirketin ise davalı şirkete mal tedarik eden şirket konumunda olduğunu; davacının tüzel kişi olması, davalıya karşı konumunu ve durumunu değiştirmeyeceğinden, iş bu maddenin sadece şahıs firmalarının, market zinciri şirketlere yapmış oldukları tedariğinden kaynaklı olan alacaklarına uygulanacağı yorumunun kanun maddesinin lafzına açıkça aykırı olduğunu,
Mahkemenin gerekçesinin kanun metnine aykırı olduğunu; gerekçede iş bu maddenin Kobilere uygulanacağı belirtilmiş ise de madde de kobi vb. ayrım bulunmadığını; aksine kobilerle ilgili ayrıca koruyucu madde konulmuş olup, maddenin 5. Fıkrasında, ödeme süresi yönünden ...leri koruyucu hüküm konularak, bir tarafın küçük ölçekli, diğer tarafın büyük ölçekli işletmeler olması halinde, küçük ölçekli işletmeler yönünden, ödeme süresinin 60 günden fazla olamayacağının düzenlendiğini, Diğer taraftan davacı şirketin orta ölçekli bir hizmet şirketi olup, davalı şirketin ise bilançosu ...statüsünün çok üstünde olduğunu;
bu yönüyle de bir yıldan fazla ödeme yapılacağı konusunda oyalanılan davacı şirketin korunması gerektiği de diğer bir açık gerçeklik olduğunu; bu nedenle kararın gerekçesinde, kobi koruması yönünden gerekçeden bahsederken, diğer taraftan taraflar arasındaki mali bilançolar incelenmeden, davacının işlemiş faiz isteyemeyeceği yorumu yapılmasının yerinde olmadığını; itiraza konu icra dosyasında, TTK. 1530.
Maddesine uygun olarak fatura tarihinden 1 ay sonradan itibaren ticari faiz üzerinden işlemiş faiz hesabını yapılmış olup, tüm taleplere rağmen bu yönde dosyada hesap yapılmadığını,Mahkemenin gerekçesinde, kanun maddesinin gerekçesine dayanılmış ise de TTK. 1530. maddesinde kobi'leri koruyacak maddelerde düzenlenmiş olup, belirtilen gerekçelerin, TTK. 1530.
Maddesinin 4/a maddesi ile ilgisi bulunmadığından, maddenin gerekçesinin yorumunda da hataya düşülmüş olduğunu; ilgili maddenin başlığının, Ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ile mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları olarak belirtilmiş olup, davacı tarafından, davalı şirkete düzenlenen fatura içerikleri incelendiğinde, davacı şirketin makina parçaları tedarikçisi olduğu, kardan şarf komple açıklaması ile davalı şirkete bu ürünleri tedarik ettiği ve davalı şirketin ise Türkeye'nin sayılı şirketlerinden olduğu açıktır.
TTK.
1530 4/a maddesi davacı şirket gibi küçük ölçekli imalatları korumayacağı, sırf tüzel kişilik almış olması nedeni ile fiili gerçekliğe bakılmayacağı yorumu maddenin amacına açıkça aykırı olduğunu; bu nedenle açık olan madde metnine aykırı kararın işlemiş faiz yönünden kaldırılması gerektiğini, Yargılama aşamasında bilirkişi raporlarına itiraz edildiğini, bilirkişi raporlarında talep doğrultusunda, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde hüküm kurmasına elverişli şekilde hesaplamalar yapılmadığını, adeta mahkeme yerine geçerek işlemiş faiz yönünden hesap dahi yapılmadığını;
bilirkişi raporu denetime elverişli ve dosya içeriğine uygun olmadığı için bu yönüyle de karara karşı ve kararın dayanağı olan bilirkişi raporundaki bakış açısı, yargılamada hakim yerine geçme şeklindeki tutumlar yönünden de istinaf taleplerinin bulunduğunu; bilirkişi raporlarının yargılamayı uzatmayacak, mahkemenin aksi kanaatte olması halindeki durumuna göre de dosyanın karara hazır olacak şekilde hazırlanması gerektiğini.
İcra aşamasında davacı şirketin zor durumda kalacağından tehiri icra talep etmelerinin zorunlu olduğunu, İleri sürerek, yukarıda açıklanan nedenler ve re'sen dikkate alınacak hususlar doğrultusunda ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; ticari satış sözleşmesinden doğan bakiye fatura alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın asıl alacak tutarı yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş, karar karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi, somut olayda TTK'nun 1530 maddesi uyarınca takip öncesi işlemiş faiz talep koşullarının oluşmasına rağmen, mahkemece faiz yönünden davanın kısmen reddinin hatalı olduğu yönündedir.6102 Sayılı TTK'nun 1530. maddesi, gerekçesinde de belirtildiği üzere,
mal tedarik sözleşmeleri kapsamında küçük ve orta ölçekli tedarikçiyi, büyük şirketlere karşı korumak amacıyla getirilmiş bir hüküm olduğundan, tacirler arası satım sözleşmelerine uygulanması söz konusu değildir. Taraflar arasında tacirler arası satış ilişkisi mevcut olup, davacı davalıya sattığı ve takip dayanağı dört adet faturanın konusunu teşkil eden şaft ürünlerinin bedelini talep etmektedir.
Taraflar arasında süreklilik arz eden yazılı veya sözlü bir mal tedarik sözleşmesi bulunmadığı, bu yönde delil de olmadığı anlaşılmış olup, davalının takip öncesi temerrüde düşürülmemiş olması karşısında, mahkemece davanın asıl alacak yönünden kısmen kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır (bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2020/6719 esas, 2022/3585 karar sayılı ilamı).
Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/862, K. 2024/1748, 7 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama