KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 28 Kasım 2024
- Dosya no
- 2022/975 Esas
- Karar no
- 2024/1890 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2021/225 Esas - 2021/1063 Karar
- Tarih
- 22/11/2021
- Dava
- Menfi Tespit (Alım Satım
Karar Metni
4.177 kelime·21 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
Müvekkilinin davalıdan takviye gıda ambalajında kullanılan alüminyum almak üzere anlaşma yaptığını, 01/03/2019 tarihinde teslimat yapıldığını, ancak malların ayıplı çıktığını, ayıp ihbarı düzenlenerek malların geri teslim edildiği ve 26/04/2019 tarihinde iade faturası düzenlendiğini, ayıpların temizlendiği belirtilerek malların 06/05/2019 tarihinde fatura karşılığında yeniden teslim edildiğini ancak yapılan kontrollerden ayıpların giderilmediğinin anlaşıldığını, bu durumunda davalıya bildirildiğini,
davalı tarafın talebi ve davacının kabulü ile teslim edilen malların kullanılması ya da satılması sonrasında bedelin ödeneceği konusunda mutabakata varıldığını; ancak malların ne satıldığını ne de kullanıldığını, bu nedenle malların bedelinin ödenmediğini, davalı tarafça Bakırköy ... İcra müdürlüğünün ...
Esas sayılı icra takibinin başlatıldığını ancak ürünlerin ayıplı çıkması sonrasında hem satılmayıp hem de kullanılmaması nedeniyle söz konusu ürün bedellerinin ödenmesi amaçlı açılan icra takibinde borçlu olmadıklarını ileri sürerek, icra takibinin iptaline ve davalının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;
icra takibine konu edilen faturadaki emtianın davacı tarafından teslim alındığını, faturaya sekiz gün içerisinde itiraz edilmediğini, davacının faturaya itiraz etmediği gibi alım satım konusu emtiayı teslim aldığını, satışa sunduğunu, fakat kötüniyetli olarak fatura bedelini bügüne kadar ödemediğini faturaya konu emtianın ayıplı olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, alım satım akdine konu emtiayı ve faturasını teslim alan tacirin yasadaki emredici hüküm gereğince 8 günlük süre içinde itirazını yapması gerektiğini, davacının takibe geçilmesi ve takibin kesinleşmesi akabinde, kötü niyetli olarak menfi tespit davası açtığını,
dava dilekçesi bahsedilen mutabakatların gerçek dışı olduğunu, taraflar tacir olduğundan her türlü iddianın yazılı belgeyle kanıtlanması gerektiğini, davacının tanık deliline dayanmasına ve tanıkla ispata yönelik talebine itiraz ettiklerini, whatsapp görüşmelerinin ve whatsapp kayıtlarında olduğu iddia edilen ses kayıtlarının delil olarak kullanılmasına da muvafakatleri olmadığını, davacının iddialarının tümümün yazılı delil ile kanıtlanması gerektiğini, davacının alacağın likit olmadığı alacak miktarının muaccel olmadığı gibi iddialarının gerçek dışı olduğunu, emtia bedelinin fahiş olduğu iddiasının ise hiçbir hukuki gerekçesi olmadığını,
davacının "emtiayı satıp bedelini ödeyecektik " şeklindeki iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu savunarak, davanın reddine kötü niyetli davacı aleyhine %20 den az olmamak kaydıyla inkar tazminatına hükmedilmesine yargılama ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 22/11/2021 tarih ve 2021/225 Esas - 2021/1063 Karar sayılı kararında. "İş bu dava İİK 72 maddesi uyarınca açılan menfi tespit davasıdır. Davalı yan Bakırköy ... İcra Dairesinin ... E. Sayılı takip dosyası ile 06/05/2019 tarihli 20.810,19 TL bedelli faturadan kaynaklı icra takibi başlattığı ,davacının iş bu fatura ve takipten kaynaklı borçlu olmadığı iddiası ile dava açtığı anlaşılmakla.
Davacı yan 20.810,19 TL bedelli fatura karşılığı ambalajda kullanılan alüminyum malzemenin 01/03/2019 tarihinde kendilerine teslim edildiğini ancak malların ayıplı olduğunu ve de aynı gün bu durumun davalıya iletildiğini davalının ayıplı malları alıp düzeltip davacı tarafa 06/05/2019 tarihinde yeniden teslim ettiği ve aynı gün ayıpların giderilmediği anlaşılmakla davalı tarafa bu durumun iletildiğini ve de emtiaların halihazırda uhdelerinde olduğunu beyan etmiştir.Davalı yan dosyaya sunulan whatsapp yazışmalarının delil olarak kullanılmasına muvafakat etmemekle davanın reddini savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunda taraflar arasında ticari ilişki gereği her iki tarafın da kabulünde olan 20.810,19 TL bedelli ticari satıma konu fatura karşılığı ürünün ayıplı olup olmadığı, ayıp ihbarının usulüne uygun ve de süresinde yapılıp yapılmadığı davacının menfi tespit isteminin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.10/09/2021 Tarihli Bilirkişi Raporunda özetle.
Davalı tarafın davacı tarafa takibe konu ettiği 1 adet ve KDV dâhil 20.810,19 TL tutarlı fatura olduğu, 06.05.2019 tarihli ... seri ve sıra numaralı irsaliyeli faturanın eksiksiz teslim eden ve eksiksiz teslim alan kısımlarının boş ve imzasız olduğu, bu faturanın davacı tarafın yasal defterlerine usulüne uygun olarak işlendiği, davalı tarafın yasal defterlerine işlenip işlenmediğinin tespit edilemediği, davacı tarafın iş bu faturaya itiraz ettiğine dair dosya muhteviyatında herhangi bir tevsik edici belgeye rastlanılmamıştır.
“Türk Ticaret Kanununun MADDE 21–(2) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." İfadesi yer almaktadır.
Davacı Tarafın Dosya Muhteviyatına Sunduğu Cari Hesap Ekstresinde, 2019 yılı: Davalı taraf ile cari hesap ilişkisinin 01.01.2019 tarihli 10.765,42 TL (A) tutarlı kayıt işlemi ile başladığı, 31.12.2019 tarihinde davacı tarafın davalı tarafa 24.679,63 TL borçlu olduğu tespit edilmiştir.2020 yılı: 01.01.2020 tarihinde davacı tarafın davalı tarafa 24.679,63 TL borçlu olduğu, 30.12.2020 tarihli “30/12/2020-12-CARİ HESAP MAHSUBU açıklamalı” kayıt işlemi ile bakiyenin sıfırlandığı, Neticeten, 01.01.2020 tarihinde davacı tarafın davalı tarafa 24.679,63 TL borçlu olduğu,
30.12.2020 tarihli, 24.679,63 TL tutarlı, “30/12/2020-12-CARİ HESAP MAHSUBU” açıklamalı kayıt işlemi ile borç bakiyesinin sıfırlandığı, İş bu kayıt işleminin dayanak belgesinin davacı taraftan talep edildiği fakat dosya muhteviyatına herhangi bir tevsik edici belge sunulmadığı, Davalı tarafın dosya muhteviyatına ticari defterlerini, kayıtları ve belgelerini sunmadığı, Davalının davacıya satmış olduğu 265 kg baskılı folyonun baskı desenlerinin bölgesel silik olması, baskı renklerinin bobinler arasında farklı renkte olması, baskılı folyo bobinlerinin kenarlardan sarkacak şekilde sarılı olması,
bobin içerisindeki ruloların standart boylarda olmaması hataları nedeniyle ayıplı olduğu, tespit edilen ayıpların tamamının basit bir inceleme ile anlaşılabilecek açık ayıp olduğu, Ayıplı folyolar nedeniyle davacının 17.057,79 TL zararının oluştuğu, davacı zararının davalı alacağından mahsubu sonrasında, davalının davacıdan 7.621,84 TL alacaklı olduğu kanaati ile rapor düzenlenmiştir.
Taraflar arasındaki ilişki ticari satımdır.Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 25/3. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde keyfiyeti satıcıya bildirmeye mecburdur.
Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını muhafaza için keyfiyeti bu müddet içinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur.
TTK 25/3. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 198. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Borçlar Kanunun 198/3. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağının bilindiği, Davalının davacıya satmış olduğu 265 kg baskılı folyonun baskı desenlerinin bölgesel silik olması, baskı renklerinin bobinler arasında farklı renkte olması, baskılı folyo bobinlerinin kenarlardan sarkacak şekilde sarılı olması, bobin içerisindeki ruloların standart boylarda olmaması hataları nedeniyle ayıplı olduğu,
tespit edilen ayıpların tamamının basit bir inceleme ile anlaşılabilecek açık ayıp olduğu,ayıpların delil olarak dosyaya ibraz edilen whatsapp yazışmaları ile derhal davalı taraf iletildiğinin sabit olduğu, Halen davacının uhdesinde bulunan ayıplı folyoların hurda olarak satılabileceği anlaşılmakla bilirkişi tarafından hesaplanan hurda bedelinin mahsubu ile davacının 17.057,79 TL zararının oluştuğu, davacı zararının davalı alacağından mahsubu sonrasında, davalının davacıdan 7.621,84 TL alacaklı olduğu anlaşılmakla ;
davacının zararı kadar 17.057,79 TL borçlu olmadığının tespitine dair ve iş bu tutar kadar icra dosyasında borçlu olmadığına ayıp iddiası ve tarafların alacak iddiaları yargılamayı gerektirdiğinden koşulları oluşmadığından kötüniyet taleplerinin reddi ile dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir."gerekçesi ile,
''Davanın KISMEN KABUL-KISMEN REDDİNE, 2-Davacının Bakırköy ...İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında 06/05/2019 tarihli ... nolu irsaliyeli faturadan kaynaklı 17.057,79 TL borçlu olmadığının tespit ve kabulüne, davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine, 3-Davacının ve davalının kötü niyet tazminat taleplerinin yasal koşullar oluşmadığından reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı (katılma yoluyla) ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; davanın konusunun ayıplı mal olup, faturalar olmadığını; müvekkiline satılan mallar ayıplı olup ayıplı mallara ilişkin olarak bildirimin 2 seferde de zamanında yapıldığını, ayıplı gelen ilk parti malın iade edildiğini, davalı tarafın ayıplı malları aldığını, 2. parti malları gönderdiğini, davacı müvekkilinin tekrar ayıp tespit edince malların iade alınmasını talep ettiğini, Whatsapp üzerinden yapılan yazışmalarda görüleceği üzere davalının malların satım ya da kulllanılması akabinde ödeme yapılmasını malların davacıda kalmasını talep ettiğini;
davacı müvekkilinin de bir şartla ayıplı malların kendi uhdesinde kalmasını kabul ettiğini, davalının iddia ettiği şekilde malları kabul etmediğini, o sebeple faturaya itiraz edeceği bir durumun oluşmadığını; davalı tarafın istinaf dilekçesinde dermeyan ettiği faturaya itirazın süresinde yapılmadığı iddiasının ortada ayıpsız bir mal teslimi olursa dinlenebileceğini, Ayıp bildirimi yapılmış olup, ayıplı ürünlerin davalı tarafça teslim alınmadığını, nakliye bedeli sebebiyle ayıplı malın satılması ya da kullanılması halinde ödeme yapılması hususunda yeni gelişen şartlarda bir sözleşme akdedildiğini,
aşikar ve taraflarca kabul ve beyan edilen ayıbın varlığı karşısında fatura itiraz mekanizmasına gitmeye gerek ve ihtiyaç olmadığını, malın ayıplı olduğunu ve davacının seçimlik hakkını malların iadesi yönünde kullandığını, derecat mahkemesince hurda bedeli hesaplanıp düşülmesinin de ayıp karşısında seçme hakkı verilen alıcının iradesine aykırı olup bozma sebebi olduğunu, Davacının önceki dilekçelerinde belirttiği üzere, Türk Ticaret Kanunun 23/c maddesine uygun olarak ayıbı iki seferde de, şekil şartına uygun olarak iki gün içerisinde davalı satıcıya bildirdiğini;
ayıplı mallarla ilgili ihbarın zamanında yapıldığını, malların temizlenip iade edildiğini ancak gelen mallarda ayıplı çıktığını, bu mallarla ilgili dava dilekçelerinin ekinde sundukları whatsapp kayıtlarında da görüleceği üzere yeni bir anlaşma yapıldığını, ticaret hukukunda ‘’sözleşme özgürlüğü’’ prensibi geniş bir uygulama alanı bulmakta olduğunu, Sözleşme özgürlüğü, taraflara dilerlerse kurulmuş olan bir sözleşmeyi sona erdirme yahut sözleşmede değişiklik yapma hakkını da vereceğini;
bunun sözleşmenin bir kısmını ortadan kaldırmak, sözleşmeyi tamamen sona erdirmek, sözleşmeye eklemelerde bulunmak yahut sözleşmede düzenlemeler yapmak şeklinde olabileceğini; tarafların yeni bir sözleşme yaparak da tüm bu işlemleri gerçekleştirebileceğini, tacirler arası sözleşmelerin şekil şartına tabi olmadığını; yani yazılı veya sözlü kurulabileceğini, vakada müvekkiliyle davalı istinaf eden arasında geçen yazışma ve konuşmalar incelendiğinde davalı tarafın malların iade edilemeyeceğini kullanıldığında parasının ödeneceğini belirttiğinin görüleceğini; ancak malların hiçbir zaman kullanılamadığını, bunun da satıcıya bildirildiğini;
davalının malları teslim almak yerine haksız olarak icra takibi başlattığını, Davalı taraf her ne kadar müvekkilinin borçlu olduğunu belirtse de bilirkişi raporunca müvekkiline satılan malların ayıplı olduğunun net bir şekilde tespit edildiğini;
davalı tarafın hukukun temellerinden olan TMK m.2 'de belirtilen dürüstlük kuralına aykırı davranarak ayıplı mal satarak müvekkilini mağdur etmiş olmasına rağmen ödeme beklemesinin akla mantığa sığmamakla birlikte hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkiliyle davalı taraf arasında geçen whatsapp görüşmesinde mallar kullanıldığında yada satıldığında ödeme yapılacağının bunun gecikmesi halinde malların iade alınabileceği üzerinde anlaşıldığını, Davalı tarafla davacı müvekkilin arasında geçen whatsapp görüşmesinde davalının müvekkiline ''Folyoları ne yaptınız diye soracaktım.
Başka siparişiniz var mı'' diye sorduğunu; müvekkilinin '' folyolar için dediğim gibi sipariş alınca folyoların parasını alırsak size vereceğiz yada malı iade edeceğiz. Şuan da bir siparişimiz yoktur.'' diye beyan ettiğini, davalı tarafın: '' İade edilmeyecekti.
Temizledik onları kullanılacak, kullanıldığı zaman ödemesi yapılacaktı'' diye yazarak ödemenin kullanıldığında yapılacağını ikrar ettiğini, müvekkilinin: "Ben önceki sefer dediğim gibi müşteri temizlendikten sonra tekrar bize geldi. Baktı ben böyle kabul edemem. Tekrar iade edin dedi. Ben konuştum adamla böyle karşı taraf çok zarara girmeyecek. Ancak kullanıldığında ödemesi yapılacak dedim.
Kabul ettiler inşallah." dediğini, Malların ayıplı olması sebebiyle müvekkilinin ayıplı malları kullanamadığını ve satamadığını; bu nedenle malların hali hazırda müvekkilinin deposunda olduğunu ancak davalı tarafa mallarını istediği zaman geri alabileceğinin belirtildiğini, Mahkemece malların ayıplı olduğu ve Bakırköy ...İcra Dairesi ... e. sayılı icra takibine konu edilen 17.057,59-TL borcun olmadığı kabul ve tespit edilmiş olup yerinde bir karar olduğunu, ancak kararın devamında ayıplı mallar için hurda bedelinin hesaplanıp bunun istenilmesi yönündeki kararın dayanağının olmadığını,
davacı müvekkilinin ayıplı mallar için seçimlik hakkını iade yönünde dermeyan ettiğini, bunun aksi ispatlanmadan hurda bedeli hesaplanıp düşülmesinin hukuka, hakka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, kanunla düzenlenmiş seçimlik hakkını kullanan tacirin, hukuk ve mahkemelere olan güveninin sarsılmaması gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle: davada reddolan kısmi kısmınında kabul edilmesini ve davanın tamamının kabulüne karar verilmesini yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalıya yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince verilen kararın eksik inceleme, delillerin eksik toplanması ve toplanan delillerin de eksik değerildirmesi neticesinde verildiğini; bu nedenle kararın kısmen kabulüne ilişkin kısımlarının usule ve yasaya aykırı olduğunu.
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 23. Maddesinde, teslim sırasında açıkça belli olan ayıplar yönünden ayıbın 2 gün içinde satıcıya bildirilmesi gerektiğinin düzenlendiğini; burada önemli olan hususun detaylı ve özel bir incelemeye gerek kalmadan maldaki ayıbın alıcı tarafından tespit edilebilmesi olduğunu; düzenlemenin devamında, malda açık ayıp söz konusu olmasa bile, malı satın ve teslim alan tacirin 8 gün içinde malı inceleme veya incelettirmekle yükümlü olduğunun düzenlendiğini; sekiz günlük sürenin malın alıcı tarafından satın ve teslim alındığı tarih itibariyle başladığını;
bu sebeple yasanın amir hükümlerine uygun olarak ayıp ihbarı ve faturaya itiraz da söz konusu olmadığından aradan 2 yıla yakın bir süre geçtikten sonra icra takibinin kesinleşmesinden sonra borçtan kurtulmak için açılan davanın kabul edilemeyeceğini, yasal süre içinde ayıp ihbarının yapılmaması alıcının Kanundan doğan seçimlik haklarına başvuramaması sonucunu doğurmakta olduğunu;
bu durumda, alıcı tacir malı satın aldığı hali ile kabul etmekte ve seçimlik haklara başvuru hakkını kaybetmekte olduğunu, Davacı şirketin yasal defterlerinin incelendiğini, icra takibinde itiraz etmiş olduğu faturaların irdelendiğini, 1 adet 20.810,19.-TL'lik meblağlı faturanın defterlerine işlendiğini ve davacı şirketin bu faturaya itiraz ettiğine dair herhangi bir kayda rastlanılmadığının belirtildiğini.
TTK 21/2 gereği 8 gün içerisinde faturanın içeriğine bir itirazda bulunmayan tacirin bu içeriği kabul etmiş sayılacağını, davacının müvekkiline ait sunmuş olduğu hesap ekstresinde de borçlu göründüğünün açıkça yer almakta olduğunu; her ne kadar mahsup adı altında kendi işlemleri ile hesap bakiyesini sıfırlamış olsalar da bu işlemin resmi anlamda geçerliliği olmadığını;
müvekkilinden sadır olmuş imzası ikrar edilmiş mahsuplaşıldığına dair bir belge de bulunmadığını, Bilirkişi raporunda da yer aldığı üzere müvekkili davacı şirketten alacağını tahsil edemeyince icra takibi başlattığını, icra takibinin kesinleştiğini ve son aşamaya gelindiğinde görevli olmayan mahkemede açılan menfi tespit davasında alınan ihtiyati tedbir kararı gereğince alacağını tahsil edemeyerek mağdur edildiğini, Davacının ayıplı ürün teslim ettiği iddiasının bilirkişi raporunda da yer aldığını; davacının bu yöndeki iddiasının da dayanaksız ve gerçek dışı olduğunu;
müvekkilinin davacı şirkete fatura konusu ürünleri teslim ettiğini, şirket tarafından hiçbir ihtirazı kayıt ileri sürülmeden teslim alınmış faturaların deftere işlendiğini, aradan bir yıldan fazla süre geçmesinden sonra taraflarınca icra takibi yapılmasından sonra ayıplı mal iddiasının gündeme getirildiğini; davacı tarafından yasal süre içerisinde ayıplı mal bildirim yapılmadığını; davacının bir tacir olduğunu ve her türlü işlemlerinde basiretli davranmak zorunda olduğunu; müvekkilinin davacı şirkete ürünlerini teslim ettiğini, şirket tarafından kendisine ayıplı mal bildirimi yasal süresi içinde yapılmadığını.
Türk Ticaret Kanunu’nun “Ticari Satış ve Mal Değişimi” başlıklı 23. Maddesinin (c) bendinde. “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir.
Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür." hükmünün yer aldığını, nitekim diğer durumlarda da Türk Borçlar Kanunu’nun 223’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereği "Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkan bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.
(2) Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır.” düzenlemesine yer verildiğini; tacir olan borçlu davacının yasal süre içerisinde hiçbir bildirimde bulunmadığını, üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra menfi tespit davası açarak borcundan kurtulmaya çalışarak, kötü niyetini ortaya koyduğnu; raporda da ürünün ayıplı olduğunu kabul etmemekle birlikte ayıbın basit bir inceleme ile dahi farkedilecek nitelikte olduğunun belirtildiğini;
farzı mahal ayıplı ürün olmuş olsa dahi yasal süre olan 2 gün içerisinde herhangi bir bildirimde bulunulmadığını, Bilirkişi raporunda davacının zararının olduğu hususunu kabul etmenin imkansız olduğunu; farzı mahal kaydıyla bir zarar olduğu kabul edilse dahi bilirkişi tarafından belirlenen zarar miktarının son derece fahiş bir zarar olduğunu; taraflarından rapora itiraz edildiğini, yeniden bilirkişi raporu alınmasının talep edildiğini; ilk derece mahkemesi yeniden bilirkişi raporu alınması taleplerini reddettiğini;
oysa itiraz ettikleri bilirkişi raporunun tarafların itirazlarını karşılamaktan yoksun, karara dayanak teşkil etmekten uzak bir rapor olduğunu; bu nedenle öncelikle yeniden bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, Ayrıca ilk derece mahkemesi toplanan delilleri de isabetli bir şekilde değerlendirmediğini; yasal süreler içerisinde icra takibine hiçbir itiraz edilmediği faturanın şekil ve içerik bakımından kesinleştiğinin dikkate alınmadığını; tarafların tacir olduğu, dolayısıyla ticari alış verişe dayanarak kendilerine tebliğ edilen faturaya karşı 8 gün içinde itiraz etmesi gerektiği yasanın amir hükümlerinden olduğunu;
ilk derece mahkemesinin menfi tespit davasını tamamen reddetmesi gerekirken kısmen reddetmesinin de yasanın amir hükümlerine açıkça aykırı olduğunu, İleri sürerek, yukarıda arz edilen nedenlerle, istinaf başvurularının kabulüne, hükmün aleyhlerine olan kısımlarının kaldıırılmasına, davanının tamının reddine karar verilmesini yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacıya yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; davacı aleyhine ticari satış ilişkisi kapsamında tanzim edilen fatura alacağının tahsili amacıyla başlatılan takipten ötürü borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Dava konusu takip dosyası kapsamından, davalının davacı aleyhine 06/05/2019 tarihli 20.810,19-TL bedelli faturaya dayalı ve fatura tutarı kadar alacağın tahsili amacıyla 15/10/2019 tarihinde ilamsız takip başlattığı, takibin kesinleşmesi akabinde iş bu menfi tespit davasının açıldığı anlaşılmıştır.
Davacı yan; taraflar arasındaki ticari satış ilişkisi kapsamında davalı tarafından davacıya 01/03/2019 tarihli fatura karşılığı baskılı folyo emtiası teslim ettiğini, aynı gün folyolarda ayıp tespit edildiğini ve davalıya whatsapp üzerinden ayıp bildirimi yapıldığını, davalının ayıp ihbarı üzerine 26/04/2019 tarihli iade faturası karşılığında ürünleri geri aldığını, akabinde baskılı folyo emtiasını temizlediğini belirlerek 06/05/2019 tarihli fatura karşılığında tekrar davacıya teslim ettiğini, yeniden kontrol yapıldığını ve yeniden ayıp tespit edilmesi üzerine davalıya sözlü olarak ve whatsapp üzerinden ayıp ihbarında bulunulduğunu,
davalının talebi üzerine tarafların ayıplı malın davacıya kalması ve satılması halinde bedelinin davalıya ödenmesi, aksi halde davalıya iade edilmesi hususunda mutabakata vardıklarını, bu hususun whatsapp yazışmaları ve whatsapp ses kaydı ile sabit olduğunu, mallar halen davacı uhdesinde olmakla birlikte satılamadıkları için davalının talep edebileceği muaccel bir alacak bulunmadığını, davalının mutabakata rağmen malların iadesini talep etmeden davacı aleyhine faturaya dayalı takip başlattığını, takibin usulsüz tebligat şikayetleri dinlenmeden kesinleştiğini,
fatura ile istenen bedelin de fahiş olduğunu ileri sürerek dava konusu takipten ötürü davalıya borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.
Davalı yan; davacıya 06/05/2019 tarihinde satılıp teslim edilen emtiaya ilişkin faturanın davacı tarafından defterlerine kaydedildiğini, yasal süre içerisinde faturaya itiraz edilmediği gibi, yasal sürede ayıp ihbarında da bulunulmadığını, davacının taraflar arasında mutabakat yapıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, bu iddianın yazılı delil ile ispatı gerektiğini, davacının dayandığı whatsapp yazışmalarının ve bu yazışmaların içeriğinde yer aldığı iddia olunan ses kayıtlarının delil olarak kullanılmasına muvafakat etmediklerini, davacının hem ayıp iddiasında bulunup,
hem de emtia davacı tarafından satılmadığından bedelinin muaccel olmadığını iddia etmesinin açık çelişki olduğunu, davacının kabul edip defterlerine kaydettiği fatura bedelinin fahiş olduğu iddiasının da dinlemeyeceğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece icra dosyası celbedilerek tarafların ticari defter ve kayıtları, dosya içeriği deliller ve ayıplı olarak davacı uhdesinde bulunan baskı folyosu niteliğindeki ürünler üzerinde bir tekstil mühendisi, bir mali müşavir bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılmıştır.
Bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen raporun mali inceleme kısmından; davalının defter ibraz etmediği, davacı defterlerinde takip dayanağı 06/05/2019 tarihli 20.810,19-TL bedelli faturanın bu tarihte kayıt altına alınmış olduğu, davacının 15/10/2019 takip ve 28/08/2020 menfi tespit davası tarihinde kendi defterlerine göre davalıya 24.679,63-TL borçlu göründüğü, bu borcun içerisinde takip dayanağı fatura tutarının da bulunduğu, bakiyenin 30/12/2020 tarihine dek böyle geldiği, davacının dava tarihinden sonra 31/12/2020 tarihinde "cari hesap mahsubu" açıklaması ile yaptığı tek taraflı işlem ile borç tutarını sıfırladığı tespit edilmiştir.
Bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen raporun teknik inceleme kısmında teknik bilirkişinin, davacı işyerinde yapılan incelemeye davacı şirket sahibi ..., davacı şirket operasyon müdürü ..., davalı şirket satış ve pazarlama müdürü ...'ın katıldığını, incelemeye fatura konusu 265 kg (24 bobin) baskılı folyo sunulduğunu, incelenen folyolarda baskı desenlerinin bölgesel silik olarak devam ettiğini, baskı renklerinin bobinler arasında farklı renkte olduğunu, baskılı folyo bobinlerinin kenarlardan sarkacak şekilde sarılı olduğunu, ayıpların açık ayıp mahiyetinde olduklarını, folyoların 12,00-TL birim fiyattan hurdaya satılabileceklerini,
faturada yazan birim fiyatın ise 66,55-TL olduğunu, davacı zararının 265kg x (65,55-TL-12,00-TL) hesabı ile 17.057,79-TL olduğunu, davacı zararının davalının 24.679,73-TL'den mahsubu sonucu davalı alacağının 7.621,84-TL olduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır.
Mahkemece, davacının açık ayıplı olduğu tespit edilen emtia için derhal ayıp ihbarında bulunduğunun whatsapp yazışmaları ile sabit olduğu, davacı uhdesinde Halen davacının uhdesinde bulunan ayıplı folyoların hurda olarak satılabileceği anlaşılmakla bilirkişi tarafından hesaplanan hurda bedelinin mahsubu ile davacının 17.057,79 TL zararının oluştuğu, davacı zararının davalı alacağından mahsubu sonrasında, davalının davacıdan 7.621,84 TL alacaklı olduğu anlaşılmakla ;
davacının zararı kadar 17.057,79 TL borçlu olmadığının tespitine dair ve iş bu tutar kadar icra dosyasında borçlu olmadığına ayıp iddiası ve tarafların alacak iddiaları yargılamayı gerektirdiğinden koşulları oluşmadığından kötüniyet taleplerinin reddi ile dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi, dava konusunun ayıp iddiası olması ve davacının sözleşmeden dönme seçimlik hakkını kullanması sebebiyle, emtianın davalı tarafa iadesi ile davanın tam kabulü gerekirken, malın hurda bedelinin hesaplanarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı yönündedir.
Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi; davalının yasal sürede faturaya itiraz etmediği gibi süresinde ayıp ihbarında da bulunmadığı, takip kesinleştikten sonra ayıp iddiasını ileri sürdüğü, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının seçimlik hak kullanamayacağı, davacının defterlerinde yaptığı tek taraflı borcun sıfırlanması işleminin hukuken hükmü bulunmadığı, ayıba ilişkin bilirkişi raporundaki tespitlere itiraz etmelerine karşın itirazların dikkate alınmadığı, delillerin eksik incelendiği, kabul anlamına gelmemek kaydıyla tespit edilen hurda bedelinin de fahiş olduğu yönündedir.
Davacının dava dilekçesi ekinde dosyaya sunduğu whatsapp yazışmaları içerisinde ses kayıtlarının bulunduğu, ancak bu ses kayıtlarının dosyaya sunulmadığı, yalnızca davacı vekilinin 21/11/2021 tarihli beyan dilekçesi ekinde, ses kayıtlarının içeriğini oluşturduğu iddia olunan yazışma dökümü sunulduğu, kayıtların dijital olarak dosyaya ibraz edilmedikleri gibi, mahkemece ibraz edilmeleri için davacı yana süre de verilmediği, üç sayfadan ibaret whatsapp yazışmalarında, davacının davalı taraf ilgilisi olduğunu iddia ettiği ... isimli bir kişiye 01/03/2019 tarihinde önceki baskı ve yeni mal açıklaması ile dört adet fotoğraf gönderdiği,
24/04/2019 tarihinde davacının davalı taraf ilgilisi olduğunu iddia ettiği birine ses kaydı gönderdiği, bu kayda ... ismi ile kayıtlı kişinin "evet onları alıp temizleme yapacağız, bugün gelebiliriz ya da yarın" şeklinde cevap verdiği, hangi tarihte yazıldığı belli olmayan bir başka yazışmada davacının ... numarası ile kayıtlı ve davalı ilgilisi olduğunu iddia ettiği kişiye ses kaydı gönderdiği, bu kişinin "folyoları ne yaptınız diye soracaktım, başka siparişiniz var mı?" şeklinde cevap verdiği, davacının karşı cevap olarak bir ses kaydı gönderdiği, bu ses kaydına istinaden karşı tarafın "İade edilmeyecekti.
Temizledik onları. Kullanılacaktı. Kullanıldığı zaman ödemesi yapılacaktı" şeklinde cevap verdiği, davacının karşılık olarak ses kaydı gönderdiği, karşı tarafın "Tamam ... Bey. Teşekkür ederim. Yeni sipariş geçerseniz bilgi verirsiniz." şeklinde cevap verdiği, baka bir yazışmanın mevcut olmadığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafın iddiası, 06/05/2019 tarihli fatura konusu ürünün, 01/03/2019 tarihli fatura ile teslim alınıp daha sonra ayıp nedeniyle iade edilen, temizlenip tekrar teslim edilen ürünler olduğu, bu ürünlerin de ayıplı çıktığı ve davalıya derhal ihbar edildiği, ancak tarafların ürünlerin davacıda kalması kullanılıp satılmaları halinde bedellerinin ödenmesi, aksi halde iade edilmeleri yönünde sözlü anlaşma yapıldığı, ürünler kullanılıp satılamadıklarından alacağın muaccel olduğu iddia edilmiş olup, davalının whatsapp yazışmalarını ve ses kayıtlarını kabul etmemesi,
dava konusu faturanın davacı defterlerinde hem takip hem de dava tarihinde kayıtlı olması, whatsapp yazışmalarının kimler arasında yapıldığı belli olmadığı gibi, 01/03/2019 tarihli faturaya konu ürün miktarı ile 06/05/2019 tarihli faturaya konu ürün miktarının farklı olması ve yazışmalardan 06/05/2019 tarihli faturaya konu ürünlerin önceki faturaya konu ürünlerin ayıbı giderilmiş hali olduğuna dair bir açıklık bulunmaması, yine 06/05/2019 tarihli faturaya konu ürünlerle ilgili davalıya gönderilmiş bir ayıp ihbarının yazışmalarda yer almaması,
yazışmalarda yer aldığı belirtilen ses kayıtlarının dosyaya mübrez olmaması karşısında, mahkemece HMK'nun 31 maddesi uyarınca ses kayıtlarının dijital halinin de dosyaya ibrazı sağlanarak, davacı ile davalı şirket yetkilisinin bu kayıtlar bakımından isticvap edilmesi, davacının iddia ettiği şekilde bir anlaşma yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi ve bu şekilde bir anlaşma yapılmış ise, 06/05/2019 tarihli ürünlerin ayıplı olması ihtimalinde dahi davacı tarafından bu halleri ile kabul edilmiş sayılıp sayılmayacağının buna göre davacının muacceliyet iddiasının tartışılması,
böyle bir anlaşmanın varlığı ispat edilemiyorsa davacının 06/05/2019 tarihli faturaya konu ürünlerin ayıplı olduklarını ve süresinde ayıp ihbarında bulunulduğunu ispat edip edemediğinin, buna göre dönme hakkını kullanıp kullanamayacağının, davalının yemin deliline dayandığı da gözden kaçırılmaksızın, değerlendirilmesi gerekirken, tarafların iddia talep ve savunmaları yanılgılı değerlendirilerek eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi yerinde olmamış, taraf vekillerinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur.
Kabule göre de.
6100 Sayılı HMK'nun 26 maddesi uyarınca hakimin tarafların talep sonucu ile bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği, davacının ayıp nedeniyle zararının tazminini talep etmediği, menfi tespit davasında zararının mahsubu itirazında bulunmadığı, semenin tenzilini de istemediği, semen tenzilinin talep edilmemesi halinde ancak TBK'nun 227/4 fıkrası kapsamında değerlendirilebileceği, mahkemece taraflarca getirilen vakalar ve tarafların talep sonucu ile bağlı şekilde yargılama yapılarak hüküm tesisi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu;
öte yandan dava konusu takip dosyası ile tahsili istenen tutarın 20.810,19-TL olduğu, mahkemece davacı talep etmediği halde zarar hesabı yapıldığı gibi, hesaplattırılan bu tutarın da takip tutarından değil bakiye açık hesap tutarı olan 24.679,73-TL'den mahsup edilerek takiple talep edilen tutar aşılarak karar verilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmış, kamu düzenine ilişkin bu husus dairemizce re'sen nazara alınmıştır.
Sonuç itibariyle; taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 ve 355 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/975, K. 2024/1890, 28 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama