KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 27 Şubat 2025
- Dosya no
- 2025/135 Esas
- Karar no
- 2025/319 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2024/650 Esas - 2024/784 Karar
- Tarih
- 25/07/2024
- Dava
- Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin
Karar Metni
1.643 kelime·8 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 23/07/2024 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle.
Davalı şirketin 16.04.2008 tarihinde resmi gazetede tescil ve ilan edilerek ... ve... ortaklığı ile kurulduğunu, 28.11.2008 tarihli resmi gazete ilanından anlaşılacağı üzere müvekkilinin ortakların paylarının bir kısmını satın alarak ortak olduğunu, 12.09.2013 tarihli resmi gazete ilanından anlaşılacağı üzere şirketin iki ortağının müvekkili ... pay ile ... ve ... pay oranı ile ...
(TCKN: ...) olduğunu, aynı tarihli resmi gazete ilanından anlaşılacağı üzere bu tarihten itibaren ...'in şirketin tek müdürü olduğunu, 2 ortaklı bir limited şirkette 700/1000 pay sahipli ve şirket müdürü ortağın ve ailesinin hayat standartları, taşınır ve taşınmaz mallarında gözle görülür bir yükseliş varken şirketin 300/1000 pay sahipli diğer ortağı olan müvekkilinin neredeyse diğer ortağın yarısı oranında payı olmasına rağmen söz konusu şirketten neredeyse hiç kar payı almamış olmasının hayatın olağan akışına tamamen aykırı olduğunu,
şirketin sözleşmesinde kar payı dağıtılmasına ilişkin hüküm bulunmasına rağmen müvekkiline kar payı ödenmediğini ancak ...'in şirketten aldığı paralar ile kendisinin ve ailesinin şahsi malvarlığını artırdığını, şirket müdürü tarafından hem vergi borçlarının yapılandırılıp kasti olarak ödenmemesi yolu ile hem de eğitim kurumlarına gelen öğrencilerin ödemelerini elden alarak düşük tutarlı fatura kesilerek ortaklığın zarara uğratıldığını, şirketin haklı nedenle feshi yahut duruma uygun düşen ve kabul edilebilir farklı bir çözüme karar verilmesinin gerektiğini,
şirketin mevcut durumu ve ortakların arasındaki anlaşmazlık göz önünde bulundurulduğunda dava süresince şirketin devamı ve tarafların hak kaybına uğramaması adına kayyum atanması gerektiğini, anılan nedenlerle taleplerinin güvence altına alınması için şirket müdürü ve ortağı ..., kızı, eşi ve oğlu adına kayıtlı banka hesapları, tüm taşınır ve taşınmaz malların tespiti ile üzerlerine ihtiyati tedbir konulmasına,
yargılama esnasında daha fazla zarara uğramamak ve taleplerinin güvence altına alınması için öncelikle şirketin kayıtlı banka hesaplarının tespiti ile tüm banka hesapları, tüm taşınır ve taşınmaz malların tespiti ile üzerlerine ihtiyati tedbir konulmasına, ivedilikle temsil ve onay kayyumu atanmasına, kendilerine ödenmemiş kar payları için -belirsiz alacak olarak şimdilik 100 TL-'nin kendilerine ödenmesine, haklı davanın kabulü ile davalı şirketin tasfiyesine, aksi halde davalı şirketin ortağı ...'in ayrılık akçesi ödenerek ortaklıktan çıkarılmasına,
yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 25/07/2024 tarih ve 2024/650 Esas - 2024/784 Karar sayılı kararında; " Dava, davalı şirketin tasfiyesi ile feshine, olmadığı takdirde davalının ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesi istemine ilişkindir. 6100 sayılı HMK hükümlerine göre: Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir (HMK 19/1).
Yetkinin kesin olmadığı davalarda yetki itirazı cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi halde dinlenemez (HMK 117/1). Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir (HMK 19/4). Yetki itiirazından vazgeçilmiş ise yetki itirazı bulunmadığı kabul edilerek değerlendirme yapılmalıdır.
6100 s. HMK'nin 14/2. maddesine göre, "Özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir." Somut olayda, davalı şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin dava her ne kadar Mahkememizde açılmış ise de.
6100 s. HMK'nin 14/2. maddesi gereğince, davalı şirket merkezinin Sultangazi İlçesi olduğu,bu yerin ticaret mahkemeleri yönünden İstanbul Ticaret Mahkemelerinin yargı sınırları içinde kaldığı, davanın bu yerde açılması gerektiği, bu konudaki yetki kuralının, re'sen göz önünde bulundurulması gereken kesin yetki kuralı olduğu anlaşıldığından mahkememizin yetkisizliğine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur."gerekçesi ile, ''1-Davacının açtığı davada;
yetkili ve görevli mahkemenin İstanbul Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi olması nedeni ile mahkememizin YETKİSİZLİĞİNE, 2-Yetkisizlik nedeni ile dava dilekçesinin REDDİNE, 3-6100 Sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin yetkisizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğinin, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin İHTARATINA,
4-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın yetkili ve görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere İstanbul Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle.
Mahkemenin kararının esas açıdan bir çok noktada hatalı olduğunu; mahkemenin davanın usul bakımından (s,dava şartı ve husumet yönünden) açılması mümkün olup olmadığını incelemeden yetki bakımından davanın HMK 14/2 ve 114/1-ç ve 115/2 maddesi gereğince "USULDEN REDDİNE" karar vermesinin hatalı olduğunu, Her ne kadar arabuluculuk görüşmelerinde kar payı talebi müzakere edildi yazılı ise de davacının somut olarak hangi yıllara ilişkin talebinin olduğunun açık olmadığını; bu bağlamda dava şartı arabuluculuk usulünün yerine getirilmediğini;
bu sebeple dava şartı yokluğundan da davanın reddi gerektiğini, Örneğin Yargıtay’ın yerleşik kararlarında işçilik alacakları için açılan davada, genel işçilik alacağı ibaresinin yeterli olmadığı ve hangi alacakların kast edildiği net bir şekilde belirtilmesi gerektiği için genel ibare ile açılan davanın açıklık olmadığı gerekçesiyle reddine karar verdiğini; olayda da her bir mali takvim yılı için ayrı hesaplama ve kayıtlar olduğu için dönemsel hesaplamalar olarak ele alındığını; arabuluculuk aşamasında taleplerin hangi mali takvim yılına ait olduğu somut olarak belirtilmediğini;
bu sebeple, dava şartı eksikliği dolayısıyla davanın reddi gerektiğini, Şirket müdürünün zararından kaynaklı dava açılabilmesi için öncelikle ortaklar genel kurulu tarafından sorumluluk davası açılması yönünde yetki kararı alınmasının zorunlu olduğunu; aksi taktirde bu yönde bir dava açılmasının mümkün olmadığını; bu sebeple davacının husumet ehliyetine sahip olmadığını ve mevcut davayı ikame etmesinin mümkün olmadığını, Ayrıca davanın ilk etap da kabulü ile duruşma günü verilmesi ve duruşma gününün ve cevaplarının verilmesi istendiğini; davaya dahil olmaları ve cevapları vermeleri sonrası dosyanın yargılanma işlemine başlanıldığını;
bu aşamadan sonra verilecek leh ve aleyhte karalarda taraf vekillerine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince vekalet ücreti verilmesi gerektiğini; mahkemenin verdiği kararın tarihi itibariyle davaya cevap vererek dahil olmaları hasebiyle müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu; kararın bu yönüyle bozulmalı veya resen vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen sebeplerden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına,
yeniden yargılama yapılarak davanın reddine, davanın dava şartları yokluğu nedeniyle reddine, davacının husumet ehliyetinin yokluğu nedeniyle davasının reddine, müvekkili lehine vekalet ücreti verilmemesi sebebiyle kararın kaldırılması ile dosyanın yetkili mahkemeye vekalet ücreti hükmedilmesi için iadesi veya resen vekalet ücretine hükmedilmesine, yargılama harç ve giderlerle birlikte ücreti vekaletin karşı taraflara yükletilmesi kararı verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava.
TTK'nun 636/3 fıkrası kapsamında, davalı şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesi, bunun kabul görmemesi halinde haklı nedenle ortaklıktan çıkma istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kesin yetkiye ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davanın aktif husumet yokluğundan reddi gerektiği, bunun kabul görmemesi halinde sorumluluk davası açmak için şirket genel kurulundan karar alınması gerektiğinden buna ilişkin dava şartı yokluğundan reddi gerektiği, mahkemece, davalı şirkete tebligat çıkartılmayıp tensiben karar verilmesi nedeniyle dosyaya vekalet sunulamadığı, davalı şirket lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği yönündedir.
Davalı vekilinin şirket adresinin mahkeme kararında belirtildiği üzere Sultangazi İlçesi sınırlarında kalmadığına yönelik bir istinafı bulunmamaktadır. Davalı şirketin sicil kaydı incelendiğinde; dava tarihi itibariyle adresinin ... Mahallesi, ... Sokak, No:.., İç Kapı No:...
Sultangazi/İstanbul olduğu, mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere HMK'nun 14/2 fıkrası uyarınca, özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu, davalı şirketin merkez adresi itibariyle kesin yetkili mahkemelerin İstanbul asliye ticaret mahkemeleri olduğu,
yetkinin kesin olduğu durumlarda, davanın açıldığı yer mahkemesinin yetkili olmasının HMK'nun 114/1-ç bendi uyarınca dava şartı olduğu ve yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiği, mahkemece dava şartı noksanlığı tensip aşamasında tespit edildiğinden ve davalının da kesin yetkili mahkemenin Bakırköy asliye ticaret mahkemeleri olduğuna dair istinafı bulunmadığından, mahkemece tensiben davanın kesin yetkiye ilişkin dava şartı noksanlığından usulden reddine karar verilmesi savunma hakkının ihlali mahiyetinde bulunmadığı gibi, kararın usul ekonomisi ilkesi çerçevesinde de isabetli olduğu,
davalı yanın istinaf sebebi olarak ileri sürdüğü husumet itirazına ve eldeki davanın mahiyetine göre davacının genel kurul kararı alması gerekip gerekmediğine yönelik savunmalarını değerlendirme yetkisinin de kesin yetkili mahkemeye ait bulunduğu, vekalet ücretinin HMK'nun 323/1-ğ bendi uyarınca yargılama giderleri arasında bulunduğu,
HMK'nun 331/2 fıkrası uyarınca görevsizlik veya yetkisizlik kararından sonra davaya başka bir mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemenin hükmetmesi gerektiği, dolayısıyla davalı tarafından dosyaya vekalet sunulmuş olsa idi dahi, henüz davaya kesin yetkili mahkemede devam edilip edilmeyeceğinin belirli olmadığı karar tarihi itibariyle mahkemenin vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmetmesine yasal olanak bulunmadığı, davalı yanın aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Sonuç itibariyle;
ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından davalı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2025/135, K. 2025/319, 27 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama