KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 26 Aralık 2024
- Dosya no
- 2024/1187
- Karar no
- 2024/2011
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 17.04.2024
- Numarası
- 2022/15 Esas - 2024/297 Karar
- Dava
- Alacak
Karar Metni
1.864 kelime·9 dk okuma·4 bölüm
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı ...
Şirketi ortakları olduğu, ortaklık payları ise %50-50 olduğu, taraflar öncesinde evli olup şirket işleyişinde sorun yaşanmamış ancak boşandıktan sonra şirketi devam ettirmek mümkün olmadığı, ortakları olduğu şirketin bir geliri ve mal varlığı olmadığından dolayı şirket hakkında tasfiye/fesih davası devam ettiği, genel kurul toplantı tutanağında da görüleceği üzere davalı şirketin işleyişi sabote etmekte ve şirketi kurtaracak ve ya faaliyet yürütecek kararlara red oyu verdiği, hatta hal böyle iken dahi şirketin tasfiyesini dahi istemediği, ancak davalı hiç bir gidere katılmadığı gibi amme borçlarını da ödemediği,
şirketin bir geliri olmadığından tüm kira, muhasebe, vergi vs ödemeler müvekkil tarafından yapıldığı, bir sermaye şirketi türü olan limited şirketlerde ortaklar açısından sınırlı sorumluluk ilkesi geçerli olduğu, ortağın asıl borcu, taahhüt ettiği sermayeyi ödediği, sermaye borcunu tam olarak yerine getiren ortağın sorumluluğu sona erdiği, ancak davalı sermaye borcunu dahi ödememiş ve bu borcuda müvekkil ödemek zorunda kaldığı,
davacı, davalı ile ortak bulunduğu limited şirketin vergi borcu, muhasebe ücretleri, kira giderleri, sermaye payı ile ticaret sicil harçları olmak üzere 2018-2019-2020-2021 yıllarına ait en az 292.954.81 TL ödeme yaptığı,
bu ödemelerden müvekkilin payına düşen kısmı aşan miktarın diğer ortaktan payı oranında tahsili talep tarafların ortağı olduğu limited şirketin zorunlu borçlarını ve sermaye borcunu ödeyen müvekkilin payına düşen kısmı aşan miktar bakımından şimdilik 100.000 TL' nin faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle;
davacı her ne kadar şirket borçlarını kendisinin ödediğini iddia etmişse de kendisi de şirketin ortağı sıfatıyla söz konusu borçlardan şahsi olarak sorumlu olmadığı ve şirketin borçlarını şahsi malvarlığından karşılamak zorunda da olduğu,
şirketin borçlarını şahsi malvarlığından karşıladığını iddia ediyorsa o halde bu nedenle şirketin diğer ortağı olan müvekkile değil ancak ayrı bir tüzel kişiliği olan şirkete başvurabileceği, yukarıda açıklanan nedenlerle ve anılan yargıtay kararları uyarınca davacının yaptığını iddia ettiği ödemelere ilişkin olarak ilgili şirkete başvurması gerekirken şirketin borcunu müvekkilden talep etmesinin hiç bir yasal dayanağı bulunmadığından eldeki davanın reddedilmesi Limited şirketin kamu borçlarından dolayı ortakların sorumluluğuna gidilebilmesi için öncelikle alacağın şirketten kısmen veya tamamen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin
anlaşılması gerektiği, bunun yanı sıra bu nitelikteki kamu alacaklarının tahsili için ortaklara ancak sermaye payları oranında gidilebildiği, yani hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere hem davacı hem de davalı müvekkil limited şirketin kamu borçlarından ancak kendi sermaye payları oranında sorumlu olduğu, müvekkilin sermaye koyma borcu nedeniyle şirketin de zaten diğer ortak olan davacıya karşı icra takibi, dava vs. açma gibi bir hakkı da olmayacağı, zira davacı, limited şirketin ortağı olarak yalnızca kendi sermaye koyma borcundan sorumlu olup bunun dışında şirkete karşı hiç bir sorumluluğu olmadığı,
öncelikle, yapılan usulsüz tebligat nedeniyle müvekkilin davadan haberdar olduğu 12/04/2022 tarihinin dava dilekçesinin müvekkile tebliğ edildiği tarih olarak kabul edilmesine, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...
Bu kapsamda mahkememizce dava dışı şirketin kamu borçlarının bulunup bulunmadığı, bulunması halinde ortaklardan tahsiline geçilip geçilmediğine yönelik ilgili kurumlara müzekkereler yazılmıştır.Vergi dairesine yazılan müzekkereye verilen yanıtta; davacı ve davalının ortağı olduğu dava dışı ... vergi kimlik numaralı...ŞİRKETİ'nin yazımız tarihi itibariyle vadesi geçmiş borcu 7417,30 TL bulunduğu ve Şirket ortaklarına 6183 sayılı kanunun Mük.
35 maddesi gereği bir takibat çalışmasının henüz yapılmadığının bildirildiği, Sosyal Güvenlik kurumuna yazılan müzekkereye verilen yanıtta; müdürlükte ...-... sayılı dosyada işlem gören dava dışı ...
ŞİRKETİ ünvanlı işyeri dosyası ile ilgili iş yeri dosyası 09/05/2019 tarihi itibarıyla kanun kapsamına alınmış olup, 30.06.2021 tarihi itibariyle gayrı faal olduğu, Adı geçen işverenin 08.03.2022 tarihi itibarıyla prim, işsizlik, damga vergisi borcunun bulunmadığı ve gerekli evrakların yazı ekinde gönderildiğinin bildirildiği, İstanbul Ticaret Odası'na yazılan müzekkereye yanıt verildiği verilen yanıtta; adı geçen gerçek ve tüzel kişilerin 31.01.2022 tarihi itibarı ile Odaya aidat borcunu ödemediğinden dolayı üyelik durumunun askıya alınmış olduğu ve 30.03.2022 tarihi itibarıyla 1.761,11TL borcu bulunduğunun tespit edildiği,
bununla birlikte henüz firma aleyhine borcundan dolayı takip başlatılmadığının bildirildiği anlaşılmıştır.
Bu itibarla, müzekkere yanıtlarından anlaşılacağı üzere şirket ortakları aleyhine yapılan bir amme alacağı takibi bulunmadığı tespit edildiğine ve amme alacağı dışında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun konu ile ilgili 573/2. ve 602. maddeleri gereğince limited şirket ortağı olan davalının şirket borcundan sorumluluğu bulunmadığına göre bizzat şahsi olarak davalı ortak aleyhine açılan davanın 6100 sayılı HMK'nun 114/1-d, 115/1,2 maddeleri gereğince pasif husumet dava şartı yokluğu..." gerekçesiyle, davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle.
TTK'nın 563. maddesi uyarınca, limited şirket ortaklarının şirkete karşı olan borçlarından dolayı payları oranında sorumlu olduklarını, ancak bu sorumluluğun ortakların şirkete karşı olan borçları için olduğunu, davalının, şirkete karşı olan borcunu yerine getirmediği için haciz konulma ihtimali bulunduğunu, bu durumda, müvekkilim şirkete ve kendi mal varlığına zarar gelmemesi için amme borcunu ödemek zorunda kaldığını, 20 Haziran 2019 tarihinde 30807 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanan 11 Aralık 2018 tarih, 2013/1 Esas,
2018/1 Karar sayılı Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı ile limited şirketlerin ortaklarının sorumluluğu vergi borçlarından sorumluluğu ile ilgili bir karar alındığını, bu kararda limited şirketin tüzel kişiliğinden kısmen veya tamamen tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan vergi borçları için öncelikle şirket kanuni temsilcilerinin takibinin gerekli olmadığı yönünde hüküm tesis edildiği ve dolayısıyla şirketten tahsil edilemeyen bir amme borcunun tahsili için doğrudan doğruya şirket ortağına da başvurulabileceği sonucunun ortaya çıktığını,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı
olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Davacının dava dilekçesi ile 14/02/2022 ve 04/08/2023 tarihli dilekçeleri incelendiğinde, davanın türü ve hangi alacak kaleminden ne miktarda talep ettiğinin anlaşılamadığını,
mahkeme tarafından verilen kesin süreye ve ara karara rağmen eksiklerin giderilmemiş olmasının HMK'nın 31. ve 119. maddeleri uyarınca değerlendirilmesi ve incelenmesi gerektiğini fakat mahkeme tarafından usul ve yasaya aykırı şekilde bu hususlar değerlendirme kapsamına alınmamış olduğundan istinaf kanun yoluna başvuru yapılması zorunluluğu hasıl olduğunu, bu doğrultuda kararın bozularak davacının somutlaştırma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olduğu hususu da göz önüne alınarak bir karar verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek,
kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, davacının davalı ile ortağı olduğu şirket borçları kapsamında yaptığını ileri sürdüğü ödemeler nedeniyle, davalı şirket ortağından rucuen alacak istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın pasif husumet yokluğundan usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde;Davacı, davalı ile dava dışı ...
Ltd. Şti.'nin % 50 oranında ortak olduklarını, şirkete ait amme borçları, kira , muhasebe, vergi borçları ile davalının sermaye borcunun kendisi tarafından ödendiğini ileri sürerek, yaptığı ödemelerin davalı payına düşen kısmının davalıdan tahsilini talep etmiştir.Talep sonucu, dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlardan en önemlisi olup Kanun’da (HMK m. 119/2) zorunlu unsur olarak düzenlenmiştir. Davacının talep sonucunu tüm dava türlerinde açıkça ifade etmesi gerekir.
Talep sonucunun dava dilekçesinin zorunlu bir unsuru olmasının sonucu, davacının talep sonucunu açık şekilde belirtmemesi durumunda, hâkimin davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre vermesidir.
Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır (HMK m. 119/2).Somut olayda, dava dilekçesinde talep sonucunun açık ve anlaşılır olmadığı, bunun üzerine mahkemece davacı yana 21.01.2022 tarihli tensip tutanağı 11-A bendi ile kurulan ara karar doğrultusunda HMK'nın 119/1-ğ maddesi uyarınca açıkça talep sonucunu açıklaması için iki hafta kesin süre verildiği, davacı vekilince ara karar doğrultusunda tarihsiz beyan dilekçesi ile beyanda bulunulduğu,
ancak iş bu beyan dilekçesinde talep sonucunun (iddia ettiği ödemeler kapsamında dava dilekçesinde belirttiği 100.000 TL yönündün hangi ödeme nedeniyle ne kadar tutar talep ettiğnin açıkça anlaşılmasını sağlayacak içeriğe sahip olmadığı,
bunun üzerine yargılama aşamasında ilk derece mahkemesince bu kez 12.07.2023 tarihli duruşma tutanağı 3-A maddesi uyarınca "Davacı vekiline davacı tarafından yapıldığı iddia edilen ödemelere ilişkin beyan dilekçesi ile dava talep miktarı olarak bildirilen 100.000 TL ye ilişkin her bir alacak talep kalemi yönünden bedelin ayrıştırılması suretiyle açık bir şekilde talep sonucunu bildirir dilekçe sunulması hususunda 1 haftalık kesin süre verilmesine,
verilen kesin süre içerisinde istenilen hususun yerine getirilmemesi halinde HMK 119/1-ğ 119/2 uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği hususunun iş bu duruşma zabtının davacı vekiline tebliğin ile ihtar edilmiş sayılmasına" karar verildiği, UYAP'ta yapılan denetimde, ihtar içerir duruşma tutanağının 22.07.2023 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, davacı vekilince tebliğ edilen ara karar uyurınca 04.08.2023 tarihli beyan dilekçesi sunulduğu, ancak iş bu dilekçede de davacı vekilince yapılan ödemeler ve tutarlarına ilişkin beyanda bulunulduğu,
ara kararda belirtilen şekilde davada talep edilen 100.000 TL tutar yönünden hangi alacak kaleminden ne kadar talep edildiğinin açıklanmadığı, buna göre her bir alacak talep kalemi yönünden bedelin ayrıştırılmadığı ve açıklanmadığı anlaşılmaktadır.
Tüm bu hususlar ve mahkeme ara kararları dikkate alındığında, davacı vekilince sunulan 04.08.2023 tarihli dilekçenin talep sonucunu açıkça anlaşılmasını sağlayacak içeriğe sahip olmadığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesince kurulan ara karar doğrultusunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile pasif husumet yokluğundan usulden redde karar verilmesi doğru olmamış, davalı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmüştür.Davalı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesi ile ulaşılan sonuca göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır.
Mahkemece yapılan ihtarata uygun olarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekli olduğundan, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunu kabulü ile HMK'nı 353/1.b.2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkınad dairemizce yeniden karar verilmesine ve neticede davanın açılmamış sayılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2024/1187, K. 2024/2011, 26 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama