KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 5 Aralık 2024
- Dosya no
- 2021/796 Esas
- Karar no
- 2024/1490
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 30/11/2020
- Numarası
- 2018/674 Esas, 2020/616 Karar
- Dava
- Kar Kaybı Alacağı ve Tazminat (Hizmet Sözleşmesinin
Karar Metni
3.127 kelime·16 dk okuma·4 bölüm
Feshinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 05/12/2024
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Müvekkili ile davalı arasında ilk olarak 13.07.2010 tarihinde tüm ürün gruplarına ilişkin Servis Sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşmenin 20.10.2014 tarihinde yenilenerek 13.11.2017 tarihine kadar devam ettiğini, 20.10.2014 tarihli Servis Sözleşmesi'nin sona ermesi üzerine müvekkiline, pilot uygulaması adı altında,
süreç sonunda yeni sözleşme yapılacağı vaadine istinaden 3 aylık süre ile deneme yapılacağı belirtilerek 13.11.2017 tarihli HHP ürünlerine (cep telefonu ve tablet) ilişkin 3 ay süreli "Servis Sözleşmesi" ile 13.11.2017 tarihli CE ürünlerine (TV ve beyaz eşya) ilişkin 1 yıl süreli "Servis Sözleşmesi" olmak üzere eski şartlarla 2 ayrı yetkili servis sözleşmesinin akdedildiğini,
13.11.2017 tarihli HHP ürünlerine (cep telefonu ve tablet) ilişkin Servis Sözleşmesi'nin "Süre ve Fesih" başlıklı 10.maddesinin "İşbu sözleşme 13.11.2017 tarihinde yürürlüğe girer ve 13.11.2017 tarihinden itibaren başlamak üzere 3 ay süreyle yürürlükte kalır." şeklinde düzenlendiğini, her ne kadar Servis Sözleşmesinde sözleşmenin süresi 3 ay olarak kararlaştırılmış ise de, davalı tarafından sözleşmenin 3 ay sonunda uzatılacağı ve yeni bir sözleşme yapılacağı vaad edildiği için müvekkilinin işbu sözleşmeyi imzalamak zorunda kaldığını, müvekkilinin 2010 yılından beri ... yetkili servisi olarak görev yaptığını,
taraflar arasında süregelen ticari güven ilişkisinin mevcut olduğunu, 13.11.2017 tarihli HHP ürünlerine (cep telefonu ve tablet) ilişkin Servis Sözleşmesi 13.02.2018 tarihinde sona ermesine rağmen taraflar arasında fiilen devam eden ticari ilişki nedeniyle sözleşmenin uzadığının varsayıldığını, müvekkilinin davalı şirketin 2010 yılından itibaren yetkili servisi olarak görev yapmış olmasından dolayı davalı şirketin talepleri doğrultusunda çeşitli yatırımlar yaptığını,
müvekkilinin bünyesinde 16 adet eleman çalıştırıyorken ... firmasının ticari itibarını dikkate alarak müşteri memnuniyetine son derece önem verdiğinden sigortalı çalışan eleman sayısını 30'a çıkardığını, servis araç sayısının artırıldığını, gerekli diğer hususlarda iyileştirmeye gittiğini, ayrıca ... ile ...
A.Ş.'nin 02.05.2012 tarihinde Satış Sonrası Hizmetler İşbirliği Protokolünü imzalayarak tüketicilere daha fazla noktada daha hızlı servis hizmeti verebilmek amacıyla işbirliği sürecine girmelerinden ötürü 10.05.2012 tarihinde ek protokol imzalandığını, protokol sonrasında müvekkilinin ... San. Tic. Ltd. Şti. ile 06/06/2012 tarihinde sözleşme imzalayarak "... Mah. ... Cad. No:...
Çanakkale" adresinde ERC (Express repair center= hızlı onarım) Merkezi açtığını, bununla birlikte ...'in ... müşterilerine hizmet vermesinin zorlaşması nedeni ile ayrı bir ... Mobil Cihazlar Servis Merkezi noktası açılması talebi üzerine 22.04.2014 tarihinde "... Mah. ... Cad. ... Sokak No:... Çanakkale" adresine ...
Mobil Cihazlar Servis Merkezini istek üzerine açtığını, söz konusu bu işletmenin halen ... adına Çanakkale bölgesine hizmet verdiğini, müvekkilinin 3 aylık bu pilot uygulamayı desteklemek için ticari zarar etmeyi göze aldığını, bu uygulama üzerinden hizmetini verebilecek donanım ve yetkinliğe sahip olmasına rağmen ...'un GSPN programında yaptığı değişiklik ile müvekkilinin Level 3 onarım yetkisini kısıtladığını, bu durumun müvekkilinin Balıkesir ve Çanakkale lokasyonundaki servis merkezlerinde büyük zararlar etmesine sebep olduğunu,
oysa müvekkilinin yaptığı tüm bu yatırımların taraflar arasındaki sözleşmenin güvenilirliği ilkesi gereğince ticari ilişkinin uzun yıllar süreceği inancı ile yapıldığını, davalı tarafından 06.04.2018 tarihinde mail yoluyla Fesih Protokolü gönderildiğini, fesih protokolünde;
"....tüketici memnuniyetini artırmaya ve ilgili yasal mevzuata uyumu temin etmeye yönelik Türkiye genelinde cep telefonu ve mobil ürünler için geçerli olacak şekilde yeni bir servis ağı yapılanmasını uygulama kararı gereğince sözleşmenin 20.07.2018 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde feshedileceğinin" belirtildiğini, davalı şirket tarafından düzenlenen iş bu fesih protokolü müvekkili tarafından kabul edilmediğinden davalı şirkete Bakırköy ...
Noterliği'nin 09.05.2018 tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edilerek sözleşmenin tek taraflı ve haksız feshedilmesi nedeniyle yapılan yatırımlara ilişkin uğrayacağı zararların, personel ödemelerinin, kazanç kaybının ve diğer muhtemel zararlarının gerçek karşılığının talep edildiğini, bunun üzerine davalının Beşiktaş ...
Noterliği'nin 11.05.2018 tarih ... yevmiye numaralı ihtarnameyi göndererek 13.11.2017 tarihli HHP ürünlerine (cep telefonu ve tablet) ilişkin Servis Sözleşmesinin feshedildiğini bildirdiğini, davalı şirketin yaklaşımı nedeniyle yeni bir yapılandırmanın söz konusu olması halinde uyum ve güven içinde çalışan müvekkilinin bu yapılandırmada pozisyonunun korunması veya haklarının tazmin edilmesi gerektiğini, aksi takdirde sadece bir tarafı koruyan matbu sözleşmeleri imzalamak ve bu sözleşmelere güvenerek eleman istihdamı ve yüksek bedelli teknolojik, lojistik yatırımlar yapmanın mümkün olmayacağını,
müvekkilinin haksız fesih nedeniyle uğradığı maddi zararların tazmini gerektiğini, davalı şirket tarafından müvekkiline gönderilen fesih protokolünün 2.6. maddesinde 147.700-TL+KDV tutarında tazminat ödemesinin davalı Şirket'in servis noktası olarak yapmış olduğu yatırımları ve tek taraflı haksız fesih nedeniyle uğrayacağı kar kaybı zararlarını hiçbir şekilde karşılamadığını, sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle bünyesinde çalıştırdığı elemanlarını işten çıkararak bu elemanlarına tazminat ödemesi yapmak zorunda kalacağını,
davacı şirket tarafından yetkili servis olarak hizmet vereceği işyerinin beğenilmemesi üzerine müvekkilinin daha büyük olduğu için kendisine ait olan mülkten kiracısını çıkartarak buraya geçmek zorunda kaldığını, davalının talebiyle büyütmüş olduğu dükkan için kira bedelinden mahrum kaldığını, dükkanın iç dekorasyonu için Samsung’un talepleri doğrultusunda harcamalar yaptığını, gerekli diğer hususlarda iyileştirmeye gittiğini, müvekkilinin haksız fesih nedeniyle uğradığı maddi zararlardan mahrum kalacağı karın, yatırım maliyetlerinin, personel çıkarmalarına ilişkin ödeyeceği tazminat miktarlarının,
servis araçlarının kasko ve sigorta bedellerinin, işyeri kira sözleşmesinin erken feshi nedeniyle uğrayacağı zararın davalı şirket tarafından tazmin edilmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL tutarındaki kar kaybı ile müvekkilinin yapmış olduğu yatırımlara ilişkin uğrayacağı 5.000,00 TL tutarındaki zararın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, davacı ...
Elektronik ile 09.11.2017 tarihinde imzalanan "Servis Sözleşmesi"nin sözleşmedeki açık hüküm uyarınca 13.02.2018 tarihinde sona erdiğini, sona eren sözleşme nedeniyle müvekkili şirketin davacıya herhangi bir yükümlülüğü olmamasına rağmen tamamen iyi niyet ve süregelmiş olan ve beyaz eşya ve TV grubunda halen dahi devam eden sözleşme uyarınca bir takım tekliflerde bulunduğunu, ancak bu teklifin davacı tarafından kötü niyetle ve anlaşılamayan sebeplerle kabul edilmemesi üzerine bu kez sözleşmesel hakkın kullanıldığını,
11.05.2018 tarih ... sayılı ihtarname keşide edilerek davaya konu sözleşmenin 15.08.2018 tarihi itibarı ile feshedilmiş olduğunun davacıya bildirildiğini, müvekkilinin servis hizmetlerinde bölge servisleri sistemine geçtiğini, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna dayanılarak hazırlanan "Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği'nin" ekinde yer alan satış sonrası hizmet verilmesi zorunlu olan ürünler listesinin 8.1 no'lu sütununda Telekomünikasyon alet ve cihazları için 7 coğrafi bölgede toplam 20 adet servis açma şartı getirildiğini,
müvekkili şirketin yapılanma öncesinde ise 8 ilde toplam 55 adet noktada ayda ortalama 120.000 adet onarım hizmeti vermekte iken gelişen teknoloji ve ürün kalitesinin artması ile birlikte bu sayının ayda 50.000 adete kadar düştüğünü, bu durumun bir servis istasyonunun ekonomik olarak da yaşatılmasına imkân vermekten uzak olduğunu, müvekkili şirketin gelişen teknoloji ile yasal sınırın çok üzerinde bulunan servislerini yasal sınırlamalara uymak kaydıyla azaltarak servis hizmetini bölge bazında merkezi bir hale getirmeyi amaçladığını, söz konusu değişiklik öncesinde davacının sadece işyeri adresi olan Balıkesir ilindeki cihazları değil,
servis olmayan illerdeki cihazlara ilişkin olarak da satış sonrası hizmet vermekte olduğunu, bu durumun tüketiciler için büyük mağduriyetlere sebep olduğunu, örneğin Hatay'da servis olmaması nedeniyle davacının sözleşmesi gereği Balıkesir'e tamir için cihazın geldiğini, oysa cihazlar Balıkesir yerine Adana'daki servislere götürülse, tüketicinin cihazını çok daha hızlı bir sürede teslim alabileceğini, yapılan planlamalarda bu duruma müdahale edilerek müşteri memnuniyetinin üst seviyelere çıkarılmasının amaçlandığını,
gelinen noktada bölge uygulamasına geçilmesi ile birlikte garanti içi cihazını servise teslim eden müşterinin en geç 3 gün içinde cihazını teslim alır hale gelen merkezi bir sistem kurulduğunu, müvekkili şirketin bu sebeplerle uygulamasındaki coğrafi karışıklığı gidererek müşterisine daha iyi ve hızlı bir hizmet verebilmek adına servisleri illerine ve bölgelerine göre ayırdığını, bu kapsamda servis kapasitesini daha etkili kullanmaya yönelik kararlar aldığını, müvekkilinin servis ağı yapılanmasını değiştirmek amacıyla Türkiye çapında pek çok işletme ile benzer durumlar yaşadığını,
davacı ile benzer pozisyondaki servislerin büyük bir çoğunluğunun müvekkili şirket tarafından iyi niyetli olarak önerilen fesih protokollerini kabul ettiğini, davacı tarafın fesih protokolünü kabul etmeyerek hiçbir somut zarara ve delile dayanmaksızın iş bu davayı ikame ettiğini, müvekkilinin davacı ile ihtilaflı olan 3 ay süreli HHP (cep telefonu ve tablet) (09.11.2017 tarihli HPP Servis Sözleşmesi) ürünlerine ilişkin servis sözleşmesi olduğunu, diğer 1 yıl süreli CE Servis Sözleşmesi'nin geçerliliğini korumaya devam ettiğini,
taraflar arasında imzalanan 13.11.2017 yürürlük tarihli HPP Servis Sözleşmesi'nin "Süre ve Fesih" başlıklı 10. maddesi uyarınca sözleşme süresinin 3 ay olarak kararlaştırıldığını, sözleşmenin 13.02.2018 tarihinde sözleşme hükmü gereğince sona erdiğini, müvekkili şirketin basiretli tacirler arasında imzalanan sözleşmeden kaynaklı haklarını kullandığını, buna karşılık müvekkili şirketin hiçbir yükümlülüğü olmamasına karşılık CE Servis Sözleşmesi sebebiyle taraflar arasında süregelen ticari ilişki bulunması sebebiyle tamamen iyi niyetle fesih protokolü önerdiğini,
fesih protokolü ile davacıya çeşitli finansal fayda sağlayacak imkanlar sunarak ticari ilişkinin iyi niyet çerçevesinde sonlandırılmasının teklif edildiğini, bu kapsamda tarafların 29 Mart 2018 tarihinde "... Mahallesi, ...
Sk., 34394 Şişli/İstanbul" adresinde bulunan ...Innovasyon adresinde bir araya geldiğini, bu görüşmeye istinaden 6 Nisan 2018 tarihinde dosyada mübrez bulunan fesih protokolünün mail yoluyla davacı tarafa iletildiğini, ancak davacı tarafın ilgili fesih protokolünü önceki görüşmelere rağmen imzalamadığını, davacının sözleşmeden doğan herhangi bir hakkının bulunmadığını, kaldı ki davacının talep ettiği zarar kalemlerine ilişkin herhangi somut bir delil de sunmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; taraflar arasında 09.11.2017 tarihinde imzalanıp 13.11.2017 tarihinde yürürlüğe giren sözleşmenin Süre ve Fesih başlıklı 10.maddesinde; sözleşmenin 13.11.2017 tarihinden itibaren 3 ay yürürlükte kalacağı, 3 ay sonunda sözleşmenin kendiliğinden sona ereceğinin düzenlendiği, sözleşmenin 13.02.2018 tarihi itibariyle sona erdiği, davalı şirket tarafından gönderilen 06.04.2018 tarihli mailde 29.03.2018 tarihli görüşmede konuşulan fesih protokolünün ekte olduğu belirtilerek 13.04.2018 tarihine kadar yanıt verilmesinin talep edildiği,
davacı tarafın ise fesih protokolünü imzalamayıp 09.05.2018 tarihinde gönderdiği ihtarname ile zararlarının tazminini talep ettiği, davalı tarafın 11.05.2018 tarihinde gönderdiği ihtarname ile 13.11.2017 tarihli HHP ürünlerine ilişkin Servis Sözleşmesini 15.08.2018 tarihi itibariyle feshettiğini, davacı tarafın 13.11.2017 tarihli sözleşmenin imzalandığı dönemde davalı şirketin ileriye yönelik olarak uzun vadeli bir sözleşme ilişkisinin süreceği yönünde kendilerine sinyaller verdiğini,
kendilerinin de davalının bu tutumuna güvenerek birtakım masraflara girdiklerini belirterek sözleşmenin feshi sebebiyle yapılan bu masraflardan kaynaklı zararlarının tazmini gerektiğini iddia etmiş ise de, bu yönde delil ibraz edemediği, taraflar arasındaki yazışmalar da bu yönde bir değerlendirme yapılmasına imkân verecek nitelikte ifadelere rastlanmadığı, taraflar arasındaki sözleşme 13.02.2018 tarihi itibariyle sona ermesine rağmen tarafların ticari ilişkilerinin bu tarihten sonra da devam ettiği, sözleşmenin 13.02.2018 tarihinden itibaren belirsiz süreli sözleşme olarak varlığını sürdürdüğü,
taraflar arasında belirsiz süreli sözleşme olarak devam eden sözleşmenin feshine ilişkin herhangi bir prosedürün öngörülmediği, bu sebeple taraflardan birinin makul bir süre tanıyarak sözleşmeyi feshe yönelik beyanı ile sözleşme ilişkisini sonlandırılabileceği, davalı tarafın 11.05.2018 tarihinde gönderdiği ihtarname ile 13.11.2017 tarihli HHP ürünlerine ilişkin Servis Sözleşmesini 15.08.2018 tarihi itibariyle feshettiği dikkate alındığında davacıya 3 aylık bir süre tanıdığı, sözleşmenin süresi ve yapılan işin niteliği dikkate alındığında davalının makul bir süre sonunda sözleşmeyi fesih talebinde bulunduğu,
bu sebeple sözleşmenin hukuka uygun şekilde sonlandırıldığı, davacının bu fesihten kaynaklı zararlarının tazminini talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; taraflar arasında devam edegelen ticari ilişki nedeniyle sözleşmenin makul sürede feshedildiği sonucuna varmanın hakkaniyete aykırı olduğunu, sözleşmenin 1. Maddesi gereğince müvekkilinin iş yerinde resepsiyon alanı oluşturmak ve davalının belirleyeceği sayıda teknisyen istihdam etmek zorunda olduğunu, 2010 yılından beri yetkili servis olarak çalışan müvekkiline işin niteliğine göre 3 ay gibi kısa süre verilmesinin makul süre olmadığını, mahkemenin teknik mesele olan bu konuda nasıl bir yargıya vardığının anlaşılamadığını,
tek taraflı feshe ilişkin sözleşmenin 10.2 maddesinin TBK ve TTK 55 kapsamında genel işlem koşulu niteliğinde olduğunu, yazılmamış sayılması gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin hizmet ve eser sözleşmesinden oluşan karma sözleşme olduğunu, haksız fesih nedeniyle yapılan yatırımların bedellerinin, kazanç kaybının, harcama bedellerinin, personele ödenen tazminatların ve servis araçlarına ait trafik ve kasko bedellerinin ödenmesi gerektiğini, davalı şirketin feshinin herhangi bir hukuki gerekçeye dayanmadığını sözleşmenin yenilendiği dönemde ilgili yönetmeliğin devrede olduğunu,
eğer fesihte bu gerekçeye dayanılıyorsa en başında sözleşmenin imzalanmaması gerektiğini, sözleşmenin feshi yerine sözleşmenin dürüstlük kuralı ve uzun süreli ticari ilişki nedeniyle değişen şartlara uygun olarak düzenlenmesinin doğru bir yaklaşım olacağını, ancak sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, dosyada alınan kök ve ek raporun denetime elverişli olmadığını, sadece alacak kalemlerinin raporda tartışıldığını, alacak kalemlerinin de eksik hesaplandığını, itirazlarının tümünün raporlarda tartışılmadığını, raporların bu nedenlerle hükme elverişli olmadığını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE
Dava, servis sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı mahrum kalınan kar kaybı bedelinin, yapılan yatırım ve harcama bedellerinin, işçilere ödenen tazminat bedellerinin ve servis araçlarına ait trafik ve kasko bedellerinin ödenmesine dair açılan maddi tazminat davasıdır. Taraflar arasında 09.11.2017 tarihinde imzalanıp 13.11.2017 tarihinde yürürlüğe giren sözleşmenin "Süre ve Fesih" başlıklı 10. maddesinde.
"Sözleşmenin 13.11.2017 tarihinden itibaren 3 ay yürürlükte kalacağı, 3 ay sonunda sözleşmenin kendiliğinden sona ereceği" düzenlenmiş olup sözleşme hükümlerine göre normalde Sözleşme 13.02.2018 tarihi itibariyle sona erecektir.
Davalı şirket tarafından davacıya gönderilen 06.04.2018 tarihli mailde 29.03.2018 tarihli görüşmede konuşulan fesih protokolünün ekte olduğu belirtilerek 13.04.2018 tarihine kadar yanıt verilmesinin talep edildiği, ancak davacı tarafın fesih protokolünü imzalamayıp 09.05.2018 tarihinde gönderdiği ihtarname ile zararlarının tazminini talep ettiği, davalı tarafın da 11.05.2018 tarihinde gönderdiği ihtarname ile 13.11.2017 tarihli HHP ürünlerine ilişkin Servis Sözleşmesini 15.08.2018 tarihi itibariyle feshettiği anlaşılmıştır.
Taraflar arasındaki sözleşme 13.02.2018 tarihi itibariyle sona ermesine rağmen, tarafların ticari ilişkilerinin bu tarihten sonra da 15.08.2018 tarihine kadar devam ettiği anlaşılmakla taraflar arasındaki sözleşme 13.02.2018 tarihinden itibaren belirsiz süreli sözleşme haline dönüşmüştür.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, taraflar arasında akdedilen 13/11/2017 tarihli servis sözleşmesinin davalı tarafından tek taraflı olarak feshedilmesinin haklı bir nedene dayanıp dayanmadığı, haksız fesih söz konusu ise davacının kar kaybı ile yapmış olduğu yatırımlara, harcamalara, işçi tazminatlarına ve servis araçlarına ait poliçe bedellerine ilişkin uğrayacağı zararı davalıdan talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Bilirkişi heyeti kök raporunda.
Davacı tarafın 13.11.2017 tarihli sözleşmenin imzalandığı dönemde davalı şirketin ileriye yönelik olarak uzun vadeli bir sözleşme ilişkisinin süreceği yönünde kendilerine sinyaller verdiğini iddia etmesine karşın, davalı şirketin bu tutumuna ilişkin davacı tarafından dosyaya sunulan delillerin tespit edilemediği, taraflar arasındaki yazışmalarda bu yönde bir değerlendirme yapılmasına imkân verecek nitelikte ifadelere rastlanılmadığı, davalı tarafın 11.05.2018 tarihinde gönderdiği ihtarname ile 13.11.2017 tarihli HHP ürünlerine ilişkin Servis Sözleşmesini 15.08.2018 tarihi itibariyle feshettiği, davacıya 3 aylık bir süre tanındığı,
sözleşmenin süresi ve yapılan işin niteliği dikkate alındığında davalının makul bir süre sonunda sözleşmeyi fesih talebinde bulunduğu, bu sebeple sözleşmenin hukuka uygun şekilde sonlandırıldığı, davacının bu fesihten kaynaklı zararlarının tazminini talep edemeyeceği şeklinde görüş belirtilmiştir.
Bilirkişi heyeti ek raporunda; davacıya ait ticari defterlerin incelendiği, davacının dava dilekçesinde belirttiği tazminat taleplerinin kalem kalem incelendiği, davacının kıdem tazminatı olarak işten çıkartılan personeline davalının sözleşmeyi feshetmesi sebebi ile ticari defterlerinde toplam 50.910,87 TL tazminat ödediği,
davacının kira ödeme tazminatı olarak 70.100,00 TL talep edebileceği, servis araçlarının kasko ve sigorta bedellerinin davacının taraflar arasındaki dava konusu sözleşme imzalanmadan evvel ilgili taşıtların maliki olduğundan talep edilemeyeceği, 2017 yılından 2018 yılına demirbaş yatırımları artış gösterdiğini, ancak davacının bu demirbaşları yeni işyerinde kullanıp kullanmadığı hakkında bir tespitin yapılamadığını, davacının tazminat talepleri doğrultusunda karar ittihazı halinde davacının kira ödeme tazminatı olarak 70.100,00 TL, işçilerin kıdem tazminatı nedeniyle 11.828,46 TL, yapılan yatırımlar nedeniyle 88.688,00 TL,
mahrum kalınan kar nedeniyle 263.213,00 TL olmak üzere davacının davalıdan 433.829,46 TL tazminat talep edebileceği belirlenmiştir. Davacı vekili tarafından 23/11/2020 tarihinde sunulan ıslah dilekçesiyle, dava dilekçesindeki kar kaybına ilişkin 5.000 TL olarak gösterilen dava değeri bilirkişi raporunda tespit edilen 263.213,00 TL doğrultusunda ıslah edilmiştir.
Netice olarak davacı tarafından fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 5.000 TL yatırımlara ilişkin uğranılan zararlar ile 263.213,00 TL kar kaybına ilişkin zararlar olmak üzere toplam 268.500,00 TL zarar bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili talep edilmiştir. Davalı vekili tarafından, kar kaybına dair ıslahla artılan kısma karşı zamanaşımı def'inde bulunulmuştur.
Davacı tarafından, 13.11.2017 tarihli sözleşmenin imzalandığı dönemde davalı şirketin ileriye yönelik olarak uzun vadeli bir sözleşme ilişkisinin süreceği yönünde kendilerine sinyaller verdiğini, bu nedenle kendilerinin de davalının bu tutumuna güvenerek birtakım masraflara girdiklerini, sözleşmenin feshi sebebiyle yapılan bu masraflardan kaynaklı zararlarının tazmini gerektiği ileri sürülmüş ise de bu yönde bir delil dosyaya ibraz edilmediği gibi taraflar arasındaki yazışmalarda da bu yönde bir değerlendirme yapılmasına imkân verecek nitelikte ifadelere rastlanmadığı dosya kapsamında alınan teknik bilirkişi raporundan anlaşılmıştır.
Her ne kadar davacı taraf, sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürmekte ise de, taraflar arasındaki sözleşmenin 3 aylık sürenin dolmasına bağlı olarak kendiliğinden sona ermesinin söz konusu olmadığı, davalı tarafından sözleşmenin 10.2 maddesinde tanınan fesih hakkı kullanılmak suretiyle sözleşmeye son verildiği, sözleşmede belirtilen fesih sürelerine uyularak gerçekleştirilen feshin sözleşmeye uygun olduğu anlaşılmaktadır.
Sürenin makul olmadığı yönünden yapılan incelemede, taraflar arasındaki en son imzalanan 3 aylık sözleşmede sözleşmenin 10.2 maddesinde her iki taraf için de 30 gün öncesinden bildirimde bulunulmak kaydıyla fesih hakkının bulunduğu,
30 günlük fesih sonrasında da tasfiye süreci için 90 günlük sürenin sözleşmeyle taraflara tanındığı gözetildiğinde davacının kabul edip imzaladığı sözleşme gereğince işin niteliğine göre bu sürenin makul olduğunu kabul ettiği, dosya kapsamında alınan teknik bilirkişi raporlarında da 90 günlük fesih süresinin işin niteliğine uygun olduğu tespit edildiğinden sürenin makul olmadığı yönündeki davacı itirazı yerinde değildir.
Diğer taraftan davacı taraf, feshe ilişkin sözleşme şartının genel işlem şartı olduğunu ve geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. "Taraflar tacir olup 6102 sayılı TTK’nun 18/2. maddesi uyarınca her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.
Her ne kadar 6098 sayılı TBK’nun 20 ila 25. maddeleri arasında düzenlenmiş olan genel işlem koşullarına ilişkin hükümler tacirler yönünden de uygulanabilirse de, TTK 18/2. maddesi hükmü karşısında tacirler bakımından genel işlem koşullarının uygulanıp değerlendirilmesinde her somut olayın özelliğine göre daha dikkatli davranılması gerekmektedir" (Yargıtay 17. HD'nin 2017/1825 Esas, 2018/6690 Karar sayılı kararı) Somut olayda bahsi geçen sözleşme hükmünde fesih hakkı her iki tarafa da tanınmış olup davacının aleyhine tek taraflı olarak öngörülmemiştir.
Bu haliyle sözleşmenin feshi konusunda taraf menfaatlerinin dengelendiği ve bir taraf aleyhine olmak üzere hüküm getirilmediği anlaşılmaktadır.
Sözleşmenin sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşme olması nedeniyle 90 günlük ihbar öneline bağlı fesih hakkı tanınması sözleşmenin niteliğine aykırı olmadığı gibi tacir olan davacı yönünden ekonomik yıkım yaratacak düzeyde de olmadığından, ortada genel işlem koşullarına aykırılık teşkil edecek bir husus bulunmadığının kabulü gerekir.
Bunun dışında davalı, fesih hakkını kullanmadığı aşamada 06/04/2018 tarihinde sözleşmenin karşılıklı anlaşma ile sona erdirilmesi için hazırladığı sözleşme metni ile davacıya teklifte bulunmuş olup bu teklif davacı tarafından kabul edilmemiştir. Davalı fesih iradesi ile birlikte davacının bir kısım muhtemel zararlarını da karşılamayı teklif etmiştir. Davalının fesih hakkını davacıya zarar vermek amacıyla kullandığına ilişkin bir delil bulunmamaktadır.
Sözleşme süresinin bitmesine rağmen sözleşmeye devam edilmesi sözleşmeyi belirsiz süreli hale getirmiş olup sözleşmenin belirsiz süreli hale gelmiş olması taraflara tanınan fesih hakkının kullanılmasına engel değildir. Buna göre davalının sözleşmeyi ihbar süresine uygun olarak feshettiği, bu nedenle haksız feshin sözkonusu olmadığı anlaşıldığından, davacının kar kaybı ve diğer tüm masraflarına ilişkin talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesi kararında hukuka aykırılık görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜ M
Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere.
1-İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/674 Esas, 2020/616 Karar sayılı ve 30/11/2020 tarihli karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b.1 bendi gereğince istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2021/796, K. 2024/1490, 5 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama