KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 12 Şubat 2025
- Dosya no
- 2023/3204
- Karar no
- 2025/602
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 19/06/2023
- Numarası
- 2022/702 Esas - 2023/516 Karar
- Davanın konusu
- Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 12/02/2025
Karar Metni
858 kelime·4 dk okuma·2 bölüm
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili asıl ve birleşen dava dilekçesinde; Müvekkili kurum hakkında davalıların sosyal medya aracılığıyla söylediği sözlerin hakaret boyutunda olduğunu ileri sürerek asıl dava için 2.000,00 TL, birleşen dava için 5.000TL manevi tazminatın haksız fiilin işlendiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsil talep etmiştir.Davalılar davanın reddini savunmuştur.İlk Derece Mahkemesince; "Asıl ve birleşen davanın reddine," karar verilmiştir.Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Tazminat koşullarının bulunduğunu ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava. Basın yoluyla kişilik haklarının ihlalinden kaynaklanan manevi tazminat davasıdır.Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir.
Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır.
Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır.Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir.
Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez.
Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.
O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Somut olaya gelince. Dava konusu edilen ifadelerde davacıya yönelik olarak "Devletin resmi haber ajansı mısın, ...’IN .... İşini yap.Ana muhalefet partisi genel başkanının belgeli iddialarını ve muhatabı iktidar partisinin yanıtlarını yayınla. Ajansçılık budur.Ajans seçime şaibe katmaz, ..., ...." ve “Usta gazeteci ...'tan ...
Ajansı'na gazetecilik dersi” başlığıyla yayımlanan yazıda; “.... (AA), ... ...'nun Cumhurbaşkanı ve ... ... ve çevresindekilerin ülkeden kaçma planları yaptığına yönelik iddiasını haberleştirmedi. ...'nun bu iddiasını haberleştirme değeri görmeyen ...
Ajansı, iktidardan gelen tepkileri ise manşetine taşıdı...., ..., ...ve ...'un ...'na yanıtlarını yanlı bir şekilde servis eden ajansa tepki usta gazeteci ...'tan geldi.” şeklindedir.Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, Davaya konu yayın bir bütün olarak değerlendirildiğinde, güncel olan konuların gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı başlıklara yer verilerek iddia kapsamında ve eleştiri sınırları içerisinde aktarıldığı, kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunmadığı, davacıya yönelik eleştiri niteliğinde ifadeler olduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda davanın reddi yönünde verilen kararda yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
12/02/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/3204, K. 2025/602, 12 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama