KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 12 Mart 2025
- Dosya no
- 2023/3949
- Karar no
- 2025/1023
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 13/06/2023
- Numarası
- 2022/793 Esas - 2023/514 Karar
- Davanın konusu
- Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 12/03/2025
Karar Metni
1.048 kelime·5 dk okuma·2 bölüm
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde.
Davalıların içerik sağlayıcı oldukları www...com internet sitesinde ilk olarak 30.10.2020 günü yayınlanan gerçek dışı ve iftira niteliği taşıyan açıklamalar ile Müvekkili Şirketin ticari itibarının zedelendiği ve kişilik hakları ağır bir surette ihlal edildiğinden, Türk Medeni Kanunu’nun 25. ve Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddeleri gereğince 100.000,00 TL (YüzbinTürklirası) manevi tazminatın yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince. "Davanın davalılar ..., ... Ve ... bakımından pasif husumet yokluğundan reddine, Davanın davalı ... Yayıncılık Tic. Ltd. Şti bakımından manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 30/10/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine," karar verilmiştir.
Verilen karara karşı taraflarca istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; ... "www...com" isimli internet sitesinin 5651 sayılı kanun kapsamında Genel Yayın Yönetmeni gerçek kişi olarak içerik sağlayıcısı olduğunu, davalı ...'ın Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu ilgili hükümleri doğrultusunda manevi tazminattan sorumlu olduğunu, davalı ...'in ise gerçeğe aykırı haberleri müvekkil şirket içerisinden gerçeğe aykırı olarak kurgulaması sebebiyle işbu yalan haberden mesul olduğunu, hükmolunan tazminatın aşırı düşük olduğunu ileri sürmüştür.
Davalı ... LTD. Şti vekili istinaf dilekçesinde. Yayının basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava. Kişilik haklarının ihlalinden kaynaklanan tazminat davasıdır. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir.
Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır.
Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir.
Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez.
Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.
Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Somut olaya gelince.
Davaya konu edilen haberin davacı hakkında korona virüsün güncel olduğu dönemde verildiği, halkın, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olma hakkının olduğu, basının da bu doğrultuda olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve sorumlulu olduğu, haberinde bu ilke kapsamında yapıldığı, güncel olan konuların gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı başlıklara yer verilerek iddia kapsamında ve eleştiri sınırları içerisinde aktarıldığı,
haberin yayın tarihi itibari ile kamu yararının ve toplumsal ilginin bulunduğu anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece, davanın reddi yönünde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Bu sebeple davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü gerekmiştir.Davalı vekilinin istinaf talebi kabul edildiğinden davacı vekilinin istinaf talebinin incelenmesine hukuken gerek duyulmamıştır.Yukarıda açıklanan hususlar gereğince davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kaldırılmasına ancak bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, davanın reddi yönünde yeniden karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/3949, K. 2025/1023, 12 Mart 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama