KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 1 Nisan 2026
- Dosya no
- 2025/1315
- Karar no
- 2026/1657
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 11/06/2024
- Numarası
- 2022/1047 Esas - 2024/492 Karar
- Davanın konusu
- Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 01/04/2026
Karar Metni
1.307 kelime·7 dk okuma·2 bölüm
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde. Müvekkil ...okullarının Anaokulu bölümünde franhise sözleşmesi ile işletmecisi olduğunu ve eğitime ciddi yatırımlar yaparak eğitim sistemini her geçen gün yükseklere taşıdığını, fakat davalı şirketin, https://...- ...
URL adresinde yer alan “...” başlıklı yayın içeriği sebebiyle davacı müvekkilinin işleteni olduğu ...Okullarının gerek kişisel, gerekse sosyal saygınlığına maddi ve manevi bakımdan ciddi zararlar vererek müvekkilini adeta hedef göstererek ticari itibarını açıkça ve kasten zedelediğini beyan ederek davalının, davacının uğradığı manevi zararlara karşılık olmak üzere 30.000-TL manevi tazminatın haksız fiilin gerçekleştiği haber tarihi itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde.
Dava konusu ifadelerde hakaret kastı ile hareket edilmediğini, haber değeri olan ve gündemde olan bir konu hakkında haber yapıldığını, müvekkili şirketin de haberinin de bu yönde sayılarak, gündemde ve haber değeri olan bir konudaki Sendika tarafından yapılan açıklamaya kaynak gösterilerek yer verildiği hususunun dikkate alınarak manevi tazminat isteminin esastan reddine ve öncelikle dava şartının yerine getirilmemesi ve görevsiz mahkemede açılması sebebiyle usulden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; "...Somut olayda; davalı tarafın hak sahibi ve yetkilisi olduğu https://...-... URL adresinde; "..........Platformu adı altında yayın yapan bu fişleme merkezi, hakkını arayan ve onuruyla çalışan öğretmenlere karşı kurulmuştur.
Nitekim internet sitesi, ...Okulları'nda çalışan öğretmenlerin uğradıkları haksızlıkların ortaya çıkması ve okulun patronu (kurucusu) ...'ün öğretmenlere uyguladığı mobbing ve sigorta usulsüzlüklerinin kamuoyuna yansımasından hemen sonra açıldı. Platformun bu sayfasında ilk ifşa edilenler ...Okulu'nda mağduriyet yaşayan ...... öğretmen oldu.
İnternet sitesinde ifşa ve fişleme faaliyeti ve yayını, diğer şehirlerdeki bazı okullarda çalışmış öğretmenlere yönelik olarak devam ediyor. Bu fişleme merkezi derhal kapatılmalı, bu suçu işleyenler ortaya çıkarılmalıdır. Özel okul kurucularının oluşturduğu belirtilen bu platformun arkasındaki patronlar, bir internet sitesinin arkasına korkakça sığınarak öğretmenleri baskı altına alabileceklerini düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Hodri meydan.
Özel okul kurucuları örgütleniyorsa, karşısında boyun eğmeyen öğretmenleri bulacak. ........
Sendikası, bu fişleme ve sindirme girişimine karşı, tüm özel okul öğretmenlerini sendikalı olmaya, birlikte hareket etmeye ve haksızlıklara karşı mücadeleyi yükseltmeye çağırmaktadır. ..........!"şeklinde haber yapıldığı, haberde belirtilen öğretmenlerin fişlenmesi ve mobbing iddialarına yönelik olarak ...Okulları ve kurucusu olan ...'ün herhangi bir eylem ya da irtibatının tespit edilemediğinin belirtildiği,
davacı tarafça yukarıda yer verilen yazı içeriği sebebiyle müvekkilinin işleteni olduğu ...Okullarının gerek kişisel, gerekse sosyal saygınlığının maddi ve manevi bakımdan zarar gördüğü iddiası ile davalı şirket aleyhine huzurdaki davanın ikame edildiği görülmüştür. Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; tazminat talebine konu yazı incelendiğinde, yazı içeriğinin "......
Platformu" isimli internet sitesi ve konu ile ilgili olarak "......."nın yaptığı açıklama ile ilgili olduğu, manevi tazminata hükmedilebilmesi için yasa gereği bir kimsenin kişilik hakkına hukuka aykırı bir saldırı bulunması, kişilik hakkı saldırıya uğrayan ile zarar gören kişinin aynı olması, manevi bir zarar bulunması, nedensellik bağının olması ve davalının sorumlu olmasını gerektiren bir kusurunun veya bir kusursuz sorumluluk halinin bulunması gerektiği, ancak mezkur yazıda davacı şirketin hedef gösterilerek ticari itibarını zarara uğratacak, kişilik haklarına aykırılık teşkil edecek nitelikte bir beyanın yer almadığı,
yazı içeriğinin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu, bu haliyle yazı ve içerik bir bütün olarak değerlendirildiğinde kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.Davanın reddine,..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde.
Dava dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarını tekrarla, davaya konu ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü sınırlarını aştığını, açmış oldukları davada tazminat koşullarının oluştuğunu beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Anayasa Mahkemesi'nin emsal nitelikte 17/12/2024 tarih 2022/109219 esas sayılı ilamı ve benzer nitelikteki davalarda vermiş olduğu kararlarında ".... kullanılan dil ve üslup muhatabı açısından rahatsız edici olabilir. Somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir.
Ancak Anayasa Mahkemesinin benimsediği gibi demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan, toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler ya da fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir (Emin Aydın (2), B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 35; Bekir Coşkun, § 52).
Nitekim basın özgürlüğünün kapsamının demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve provoke etmeye izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, § 66; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 102). Taraflar arasında mevcut polemik de dikkate alındığında yayının tümüyle keyfî bir kişisel saldırı oluşturduğu söylenemez.
Üstelik davacının toplumsal konumu gereği, kendilerini hedef aldığını iddia ettikleri yazıya cevap verme ve bu cevabı geniş kitlelere ulaştırma imkânına sahip oldukları da gözardı edilmemelidir.
Kaldı ki kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği öne sürülen ifadelerin başvurucu üzerinde kayda değer somut bir etki yarattığına dair herhangi bir iddia da bulunmamaktadır." gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuruların reddine karar verdiği gibi, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de emsal nitelikteki pek çok ilamında, aynı şekilde basın ve ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiğine karar vermiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, benzer olaylarda vermiş olduğu kararlarda basın özgürlüğü kapsamında belli ölçüde abartıya ve hatta tahrik yoluna başvurmanın mümkün olduğuna (Prager ve Oberschlick v.
Avusturya, 26 Nisan 1995, § 38, A serisi, No. 313) işaret edilmekte, ayrıca özel hayata yapılan müdahalenin ortaya çıkacak kamu yararından daha ağır basacak kadar ciddi olmadığı durumlarda basın özgürlüğünün korunması gerektiğini (Haldimann ve diğerleri – İsviçre) ifade etmektedir. Somut olayda.
Davaya konu söz ve ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde,basının haber verme hakkı, toplumun da haber alma hakkının bulunmasına, güncel olan konuların yayıncılık tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı söylemlere yer verilip iddia kapsamında ve eleştiri sınırları içerisinde aktarılmış olmasına, kullanılan ifadelerin olgusal bir temele dayanıp sebepsiz bir saldırı teşkil etmemesine, basın ve ifade özgürlüğünün, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil;
incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olup, bu durumun demokratik toplumun gereği olmasına, açıklanan sebeplerle davaya konu beyanların basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalıp buna göre somut olayda Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesindeki manevi tazminatın yasal koşullarının oluşmamasına göre davacı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı,
kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/1315, K. 2026/1657, 1 Nisan 2026 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama