KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 10 Temmuz 2025
- Dosya no
- 2022/906
- Karar no
- 2025/1121
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 18/01/2022
- Numarası
- 2018/396 Esas - 2022/37 Karar
- Davanın konusu
- Tazminat
Karar Metni
1.991 kelime·10 dk okuma·1 bölüm
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. 15/02/2013 tarihinde davalı sigorta şirketinin sigortacısı, davalı ...
Aş'nin işleteni olduğu ... plakalı araç sürücüsünün kusuru sonucunda meydana gelen çift taraflı trafik kazasında karşı araçta yolcu olarak bulunan davacının yaralandığını, davalı sigorta şirketine yapılan başvuru neticesinde 28/11/2014 tarihinde 38.748,97 TL tazminat ödendiğini, davacının maluliyeti %29 olduğundan ödenen bedelin gerçek zararı karşılamadığını belirterek,
fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere şimdilik 100 TL iş gücü baybı maddi tazminat ve 100 TL de bakım-bakıcı giderleri zararının tüm davalılardan müştereken ve mütesselsilen 05/02/2013 olay tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini, 100.000 TL manevi tazminatın 05/02/2013 olay tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte tüm zarardan müştereken ve mütesselsilen sorumlu olan davalı ...
AŞ'den tahsilini talep etmiştir.Davalılar vekilleri davanın reddini savunmuştur.İlk derece mahkemesince: "davanın kısmen kabül kısmen reddi ile maddi tazminat davası yönünden davanın kabulü ile, 4.243,66 TL geçici iş göremezlik zararı, 191.728,39 TL sürekli iş göremezlik zararı ve 2.935,80 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 198.907,85 TL maddi tazminatın davalılar ... AŞ'den 15/02/2013 kaza tarihinden, davalı ...
A.Ş'den 08/09/2014 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile, taktiren 50.000TL manevi tazminatın davalı ... AŞ'den 15/02/2013 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine" karar verilmiştir. Bu karara karşı tüm taraflar istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
Davacı vekili: Davalı şirketin ticari faaliyetlerinin ve ekonomik gücünün herkesçe bilindiğini, davalının sosyal ve ekonomik gücünün oldukça yüksek olduğunu, talep edilen manevi zararı karşılayabilecek ekonomik güce sahip olduklarını, manevi tazminat az belirlendiğini, her iki alacak kalemi bakımından da avans faizine hükmedilmesi gerektiğini. Davalı ...
Şirketi vekili: Davacıya yapılan ödeme ve imzalanan ibraname tarihinin 03/12/2014 olup davanın 2 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra, 05/04/2018 tarihinde açıldığını, dava edilmeyen miktar yönünden de zamanaşımının kesildiğini, bilirkişi raporunun ise "..." adı verilen, mevzuatta yer almayan, oldukça eski tarihli ve hali hazırda aktüerya ...
AŞ vekili ise: Meydana gelen olayın, yerleşim sınırları içerisinde gerçekleştiğini, diğer araç sürücüsü ... yönetimindeki kamyonetin, azami hız sınırının çok üstünde hareket ettiğini, sürücü ...'ün, öngörülen hız limitine uymadan hareket etmesinin, söz konusu zararın ortaya çıkmasında büyük bir etkisi olduğunu, bu durumun heyet tarafından da tespit edilmesine rağmen kusur oranı saptanırken nedense göz ardı edilerek çok düşük bir kusur oranının diğer sürücü ...'e yüklendiğini, dava konusu kazaya bağlı olarak gelişen yeni durum olup olmadığı,
varsa bu gelişen durumun ne zaman başladığı vs. hususlarında eksik inceleme ile karar verildiğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, manevi tazminat miktarının belirlenmesinde, tarafların menfaatleri arasındaki dengenin korunması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte;
mahkemece kurulan hükümde işletilecek olan faizin, yasal faiz olarak belirlenmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda:Dava,
davalıların sorumluluğunda olan aracın 15/02/2013 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yolcunun uğradığı sürekli iş göremezlik tazminatı ve manevi tazminat talebine ilişkindir.Mahkemece alınan ATK Trafik İhtisas Dairesinin 18/07/2019 tarihli raporunun kaza tespit tutanağındaki tespitlere ve olayın oluşuna uygun düştüğü nazara alındığında kusura yönelik istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde yapılan ödemenin yetersiz olduğunu ve maluliyete ilişkin artan,
gelişen durum bulunduğunu iddia etmektedir.Haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir.
Söz konusu belirlemenin ise haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.Davacı maluliyet konusunda gelişen durum iddiasına da dayanmakta olup davacının %18 maluliyet oranı üzerinden 38.748 TL karşılığında davalı ...
AŞ'yi 28/11/2014 tarihinde ibra ettiği anlaşılmış, bu oran üzerinden yapılan ödeme sonrasında maluliyetin arttığı iddia edilmektedir.Mahkemece alınan rapora göre davacının % 33.2 oranında maluliyeti olduğu kabul edilmiş ise de davacının maluliyet oranında zaman içinde ortaya çıkan (gelişen) durum olduğu ortaya konulamamıştır.
Gelişen durum; olay sonucu meydana geldiği halde, başlangıçta bilinen yaralanmalar dışında, sonradan ortaya çıkan veya gelişen, olaya bağlı vücut bütünlüğünü bozan sonuçlar olarak tanımlanabilir.
Gelişen durumun olup olmadığı ise her olaya özgü olarak kanıtlara göre değerlendirilir.Kaza sonrası davacının %18 oranında sürekli iş göremezliğini belirleyen ödemeye esas alınan raporda, maluliyete dair daha önce alınan raporların tek tek incelendiği, 28/05/2020 ve 05/04/2021 tarihli raporlarda davacının gerçekleşen kazada maluliyetinin kaza tarihinde ve rapor tarihinde %33.2 olduğu, raporlar arasında maluliyet oranının belirlenmesine etki eden fiziksel ve fonksiyonel arazlarda zaman içinde gelişim olmadığı, özellikle kaza tarihinde de davacının maluliyetinin %33.2 tespit edilmesi gerektiğinin vurgulandığı,
dolayısıyla maluliyetin artmasına ilişkin gelişen durum bulunmadığı anlaşılmaktadır.Söz konusu raporlar, uygun Yönetmelik hükümlerine göre, bağlı oldukları mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastaneler veya sağlık kuruluşları tarafından çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak ve bizzat muayene edilerek ve özellikle 28/11/2014 tarihinden sonra davacıda ödemeye esas alınan rapora göre maluliyet artışı olup olmadığının tespiti ile davacının kaza tarihinde ve sonrasında maluliyetinin %33.2 olduğu tespit edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; davaya konu kaza nedeniyle davacının artan maluliyetinin bulunmadığı, gelişen yeni durum olmadığı tespit edildiğinden, bu kez davacının ibraname uyarınca yapılan ödemenin yetersiz olduğu iddiasının değerlendirilmesi gerekmektedir.KTK'nin 111. maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş (pek aşırı) olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler.
Kanunun bu hükmünün uygulanabilmesi için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek bulunmamaktadır.Bu husus dava sırasında ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren iki yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Kanunda belirtilen iki yıllık hak düşürücü sürenin mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekir.
Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporlarda davacının Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre meslekte kazanma gücünü %33.2 oranında kaybettiği belirtilmiş; hasar dosyası ekinde sunulan belgelerin incelenmesine ise davacının %18 maluliyetle ve 38.748 TL karşılığında davalı ...
AŞ'yi 27/10/2014 tarihinde ibra ettiği, ibranameye konu paranın ise davalı sigorta şirketi tarafından davacının hesabına 03/12/2014 tarihinde yatırıldığı anlaşılmış; aktüerya hesap uzmanı bilirkişi tarafından ise ödeme tarihindeki verilere göre davacının sürekli iş göremezlik zararının 70.000 TL, davalı sigorta şirketi tarafından ödenen tutarın 38.748 TL olduğu,
davacıya yapılan ödeme ile ödeme tarihindeki verilere göre maddi zararı arasında açık nispetsizlik bulunduğu bildirilmiş ise de, maddi tazminat yönünden eldeki dava, tarafların tazminat konusunda anlaştıkları 27/10/2014 tarihinden itibaren iki yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra, 05/04/2018 tarihinde açılmıştır.Bu durumda davacının davalı sigorta şirketine açtığı davanın hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.Diğer yandan, müteselsil borçlarda, alacaklının borçlulardan biri ile ibra sözleşmesi yapması halinde diğer borçluların borcu kural olarak devam eder.
Ancak bazı istisnai hallerde durumun özelliği veya borcun niteliği diğer borçlularında borçtan kurtulmalarını gerektirebilir. Somut olayda, dosya kapsamındaki tarihli ibranamenin içeriğinden 27/10/2014 tarihli ibranamede davacı vekilinin; "...Ayrıca yapılacak tazminat ödemesine bağlı olarak ... Şirketi'nden söz konusu hasara ilişkin başka herhangi bir hak ve alacağımın kalmadığını, yapılacak bu ödeme ile ...
Şirketi'ni ibra etmiş olacağımı beyan, kabul ve taahhüt ederim." şeklindeki ifadelerle, yapılacağı belirtilen ödeme karşılığında müvekkillerinin tüm zararının karşılanacağını, başkaca alacaklarının kalmadığını beyan ettiği, maluliyet tazminatı veya tedavi/bakıcı gideri ayırımı yapılmadığı, akabinde de bu ibraname uyarınca 03/12/2014 tarihinde 38.748 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bu halde ibranamenin içeriğine göre ödemeyi yapan davalı sigorta şirketi hakkındaki ibra, sigorta şirketinin sorumlu olduğu limit kadar, diğer müteselsil borçlulardan olan işletene de sirayet edecektir.
Yapılan bilirkişi incelemesinde de davacının maddi zararının toplamı, sigorta şirketinin teminat limitinden daha az bir tutara karşılık geldiğinden, işleten hakkındaki davanın da reddine karar verilmesi gerekir.Ancak, davalıların sorumlu olduğu ... plakalı aracın kullanım amacı "ticari" olduğundan, davacı için hükmedilen manevi tazminat için, ıslah dilekçesinde belirtildiği üzere avans faize hükmedilmesi gerekirken yasal faize hükmedilmesi doğru olmamış,
davacı vekilinin bu husustaki istinaf itirazı yerinde görülmüştür.Karayolları Trafik Kanunu'nda manevi tazminat konusunda özel bir düzenleme yapılmadığından trafik kazası nedeniyle oluşan cismani zarar nedeniyle manevi tazminat talep edilmesi halinde TBK'de manevi tazminata ilişkin hükümler uygulanacaktır.
TBK'nın "manevi tazminat" başlıklı 56/1.maddesine göre, "Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir."TBK’nin 56/1. maddesi gereğince, hükmedilecek para, zarara uğrayanda manevi huzur duygusunu doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer işlevi olan özgün bir nitelik taşır.
Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanması da amaç edinilmemiştir. O halde, tazminatın miktarı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerektiği kadar olmalıdır. Hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminat takdir edilirken, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli, davacının uğradığı zararın kapsamı, davalının sorumluluğunun niteliği, kusur oranları ve özellikle caydırıcı bir etki doğuracak düzeyde olması gerektiği de göz önünde tutularak, meydana gelen trafik kazası sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla olay tarihindeki paranın alım gücüne uygun düşen tutarlara hükmedilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalara göre, kazanın oluş şekli, davacıdaki yaralanmanın niteliği ve maluliyet oranı ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları birlikte değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesi'nce hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğu, manevi tazminat müessesinin amacına ve hakkaniyete uyduğu kanısına varıldığından, taraf vekillerinin, manevi tazminat miktarı yönündeki istinaf itirazının reddine karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, E. 2022/906, K. 2025/1121, 10 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama