KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 4 Ocak 2024
- Dosya no
- 2023/1486
- Karar no
- 2024/2
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 03/04/2023
- Numarası
- 2021/280 Esas- 2023/252 Karar
- Davanın konusu
- Destekten yoksun kalma tazminatı
Karar Metni
962 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
04/11/2015 tarihinde plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen bir aracın çapması neticesinde müvekkilin murisi ...'ın vefat ettiğini, davalı kuruma başvurulmasına rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik eş ... için 2.000 TL destekten yoksunluk tazminatının (davalı kurum azami poliçe limiti ile sorumlu olmak kaydıyla) olay tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili 18/07/2017 tarihli ıslah dilekçesinde, müvekkili için destekten yoksun kalma tazminat taleplerini 142.481,36 TL artırarak 144.481,36 TL olarak ıslah ettiklerini, ıslah ettikleri tutarın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili kaldırma kararı sonrasında da 09/06/2022 tarihli dilekçesinde, destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinin 145.518,64 TL artırarak 290.000 TL olarak belirlediklerini, iş bu tutarın davalıdan tahsilini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince;
davanın kabulüne, 290.000 TL destekten yoksunluk tazminatının 25/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.Davalı vekili, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, tazminat hesaplanmasında kullanılan yöntemin hatalı olduğunu, kaza sebebiyet verdiği iddia edilen taşıtın cinsinin tespiti ve araç plakasının tespit edilemeyerek ispatlanamadığını, davacı eş için evlenme ihtimalinin hesaplamada değerlendirilmediğini, davacıların tazminat hakkının bulunmadığını,
müteveffanını kusuru oranında davacının alacaklı-borçlu sıfatının birleştiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.HMK'nin 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Davacı yanca destekten yoksun kalma tazminatı talep edemeyeceği, dava şartı yokluğu, yeni genel şartlar nedeniyle davanın reddinin gerektiği,
kazaya sebep olan aracın kimliğinin tespit edilmesi gerektiği iddia ve itirazlarının Dairemizin 03/11/2020 tarih ve 2019/1496 Esas 2020/4180 Karar sayılı kaldırma kararında ayrıntıları ile değerlendirildiğinden bu aşamada dikkate alınması artık olanaklı değildir.
Yargıtay 17. (kapatılan) ve 4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih, 2019/40 Esas ve 2020/40 Karar sayılı kararı sonrasında vermiş olduğu güncel kararları gereğince tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosu uygulanacak, bilinmeyen (işleyecek) devre bakımından da "progresif rant" formülü kullanılarak tazminatın hesaplanması gerekecektir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/6135 E. ve 2022/10604 K., 2021/16078 E. ve 2022/10550 K., 2021/13398 E. ve 2022/10498 K.,Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2020/2598 E. ve 2021/34 K., 2019/3713 E. ve 2020/2420 K. sayılı kararları).
İlk Derece Mahkemesinin kaldırma kararı öncesindeki yargılamada bilirkişi tarafından yapılan tazminat hesabında bakiye ömrün belirlenmesinde PMF 1931 yaşam tablosu ve progresif rant formülü uygulanarak sonuca varılmış, bu rapora karşı davacı tarafça yaşam tablosu bakımından itiraz ileri sürülmediğinden, bu yönüyle davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşmuştur.
Kaldı ki; kaldırma kararı verilmeden önce yapılan yargılamada davacı taraf HMK'nin 107 maddesine göre bedel belirleme dilekçesi olarak kabul edilemeyecek olan "ıslah dilekçesi" sunarak ve dilekçede dava bedelinin belirlenmesinden söz etmeyip açıkça talep sonucunu ıslah ettiğini belirtmiştir.
HMK'nin 176/2 maddesinde aynı davada, tarafların ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceğine ilişkin hüküm karşısında kaldırma kararından sonraki aşamada yapılan ıslah (davacı vekilinin dilekçesinde bedel artırım olarak belirtilen) talebi doğrultusunda karar verilmesi doğru değildir.
Yukarıda açıklandığı üzere, davacı vekilinin 17/07/2017 tarihli ıslah dilekçesine esas aldığı bilirkişi raporundaki tazminat hesaplama unsurlarına itiraz etmediği, anılan aktüer bilirkişi raporunda; desteğin ve destek alacaklısı davacının kaza tarihindeki yaşına göre muhtemel yaşam süresinin belirlenerek desteğin geliri asgari ücret üzerinden kabul edilip davacı destek alacaklısı eş için hesaplama yapıldığı, desteğin yaşı itibarıyla mevcut bir çocuk ile ileride olması muhtemel bir çocuk için destek payı ayrılarak sonuca varıldığı, davacı eşin evlenme olasılığının gözetildiği ve hesaplamada dikkate alındığı,
desteğin nüfus kayıtlarına göre annesinin ve babasının destekten önce öldükleri ve bu nedenle bilirkişi raporunda bunlar için pay ayrılmamasının yerinde bir uygulama olduğu anlaşılmakla, bu yönlere ilişkin istinaf itirazları yerinde değil ise de,
davacı vekilinin kararın kaldırılmasından önceki aşamada verdiği ıslah dilekçesinden sonra "bedel belirleme dilekçesi" olarak tanımladığı (esasen ikinci ıslah olarak kabul edilmesi gereken) dilekçesi nazara alınmayarak ve davalının usuli kazanılmış hakkı gözetilip 05/07/2017 tarihli bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle 17/07/2017 tarihli ıslah dilekçesindeki talep doğrultusunda karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu gibi karar verilmesi dosya içeriği ile usule ve yasaya aykırı olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar vermek gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, E. 2023/1486, K. 2024/2, 4 Ocak 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama