KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 31 Aralık 2024
- Dosya no
- 2024/693
- Karar no
- 2024/1984
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 2/11/2023
- Numarası
- 2018/793 (E) - 2023/865 (K
- Davanın konusu
- Maddi Tazminat
Karar Metni
1.984 kelime·10 dk okuma·1 bölüm
Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...
Sigorta Şirketine Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesiyle sigortalı dava dışı sürücü ...'ın yönetimindeki dava dışı ...'a ait ... plakalı otobüste yolcu olarak bulunan ...'ın, 13/5/2017 günü saat: 12.17 sularında meydana gelen kazada öldüğünü belirterek, belirsiz alacak davası niteliğinde adı geçenin kızı davacı ... için 100 TL, gayri resmi nikahlı eşi davacı ... için 100 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesini talep etmiş.
5/6/2023 günü sunduğu dilekçeyle, davacı ... için talep ettiği destekten yoksun kalma tazminatını 33.366 TL'ye, davacı ... için talep ettiği destekten yoksun kalma tazminatını ise 248.838,74 TL'ye yükseltmiştir. Davalı ...
Sigorta Şirketi cevap dilekçesinde davanın reddini savunmuştur.İlk derece mahkemesince, davacı ... için 248.838,74 TL, davacı ... için 33.366 TL maddi tazminatın 20/10/2017 gününden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek adları geçen davacılara ayrı ayrı verilmesine karar verilmiştir.Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili dilekçesinde özetle;
dava konusu taleplerin teminat dışı olduğunu, davacı ile ölenin boşanmış olduğunu, Yargıtay içtihatları uyarınca boşanma ile destekliğin kesildiğini, davacının destek olgusunun boşanmadan önce veya sonra çekildiği tespit edilemeyen fotoğraflar veya tanık beyanları ile ispatlanmasına onaylarının bulunmadığını, yürürlükteki genel şartların ve kanunun uygulanmasının kamu düzeninden olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun ise %1,65 teknik faiz yerine progressive rant yöntemine göre düzenlendiğini, sözleşme niteliğini taşıyan trafik poliçesinin özel hukuk hükümlerine tabi olduğunu,
müvekkili şirketin ise sigorta ettiren ile akdettiği sözleşme çerçevesinde prim karşılığında %1,65 teknik faiz ile hesaplanacak zarar tutarı üzerinden sorumluluğu üstlenmeyi taahhüt ettiğini, hal böyle iken sözleşmeye aykırı olarak sözleşmeden kaynaklanan sorumluluğun genişletilmesinin hatalı olduğunu.
Anayasa Mahkemesinin genel şartlara yapılan atıfları tamamen iptal etmeyerek, genel şartların kanuna aykırı olmayan kısımlarının uygulanması gerektiğini kabul ettiğini; genel şartlarda ise TRH Yaşam Tablosu ile 1,65 teknik faiz uygulanması gerektiğinin belirtildiğini; bedensel zararın hesaplama tekniği ile ilgili hayat tablosu, teknik faiz, destek payları ve tazminata esas alınacak gelire ilişkin konularda yasal düzenleme bulunmadığını.
Anayasanın 153'üncü maddesinin 3'üncü fıkrası gereğince de iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte, Anayasa Mahkemesi daha ileri bir tarih belirlemiş ise o tarihte yürürlüğe gireceğini; sigortalı araç sürücüsüne atfedilecek kusur bulunmadığını; birlikte (müterafik) kusur indirimi yapılması gerektiğini, müvekkili şirket yönünden faiz başlangıç tarihinin hatalı belirlendiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355'inci maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin konularla sınırlı biçimde yapılan incelemede: Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı ...'un annesi ...'ın, dava dışı işleten ...'a ait dava dışı sürücü ...'ın yönetimindeki ... plakalı otobüste yolcu olarak seyir halinde iken meydana gelen kazada öldüğünün anlaşılması.
Yargıtay 12'nci Ceza Dairesinin 4/11/2021 gün ve 2021/5283 (E) - 2021/7638 (K) sayılı kararıyla düzeltilerek onanmasına karar verilmesi suretiyle kesinleşen Muğla 1'inci Ağır Ceza Mahkemesinin 4/3/2021 gün ve 2020/299 (E) - 2021/97 (K) sayılı kararıyla, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 18/9/2018 tarihli raporuna göre, araç fren sisteminin orijinal sistemine müdahale edilerek çift devreli hidrolik fren sisteminin tek devrelin hava takviyeli hidrolik sisteme dönüştürüldüğü,
tek devreli fren sisteminin çalışma prensibi gereği sistemin en az bir yerinde çıkan arıza nedeniyle taşıtın ana freninin görev yapmadığı ve fren sisteminde yapılan değişikliğin kazanın oluşumunda asli derecede etkili olduğu, maktul sürücünün araç seyir halinde iken aracının frenlerinin tutmadığı ve önlemler aldığı ancak iniş eğimli ve virajlı olan yol bölümünde aracını yolda tutamadığı kazada kusurunun bulunmadığı, ölen sürücü ...'ın sevk ve idaresindeki otobüs ile seyir halinde iken, fren arızası nedeniyle tedbir aldığı virajlı ve eğimli yolda yol dışı kaldığı kazada atfı kabil kusurunun bulunmadığı,
... plakalı otobüsün fren sistemine müdahale edilerek yapılan değişikliğin kazanın oluşumunda etken olduğu belirtilerek, buna göre işleten ...'ın kazanın gerçekleşmesinde asli kusurunun olduğu gerekçesiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 85'inci maddesinin 2'nci fıkrası, 22'nci maddesinin 3'üncü fıkrası ve 62'nci maddesi uyarınca sonuçta 18 yıl 9 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine hükmolunduğunun anlaşılması karşısında, kazaya karışan aracın ZMSS poliçesinin düzenleyen davalı vekilinin dilekçesinde ileri sürdüğü kusura yönelik istinaf nedeni yerinde görülmemiş.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 90'ıncı maddesinde yer alan "bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir" bölümündeki "bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda" ibaresinin, Anayasa Mahkemesinin 7/7/2020 gün ve 2019/40 (E) - 2020/40 (K) sayılı kararıyla.
19/6/2021 gün ve 31516 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7327 sayılı Kanun'un 18'inci maddesi ile KTK'nin 90'ıncı maddesinin 1'inci fıkrasına eklenen tümce ve fıkranın ise Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 gün ve 2021/82 (E) - 2022/167 (K) sayılı kararıyla Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmesi nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatının hesaplamasının %1,8 teknik faiz uygulanarak yapılmasına ilişkin Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ekindeki cetvellerin kullanılması ve destekten yoksun kalma tazminatının %2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranıyla
hesaplanması olanağı bulunmadığının anlaşılması karşısında, yaşam süresinin belirlenmesinde TRH 2010 Yaşam Tablosu esas alınarak, destekten yoksun kalmaktan kaynaklanan zararın, desteğin gelirinin asgari ücret düzeyinde olduğu kabul edilerek ve rapor tarihinde yürürlükte olan asgari ücret dikkate alınarak, işleyecek (bilinmeyen) devre bakımından her yıl için gelirin %10 artırılıp %10 iskonto edilmesi esasına dayanan progressive rant yöntemi kullanılarak hesaplanmasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmış;
kazanın oluşumunda nedensellik bağı içinde kusuru olmadığı anlaşılan ...'ın, zararın artmasına neden olan birlikte kusur olarak değerlendirilebilecek nitelikte eylemi kanıtlanmadığından, hükmolunan maddi tazminattan birlikte kusur nedeniyle indirim yapılmamasında isabetsizlik görülmemiştir.Davalı sigorta şirketi vekilinin,
faiz başlangıç tarihi ile davacı ... lehine destekten yoksun kalma tazminatına hükmolunamayacağına ilişkin istinaf nedenlerinin incelenmesine gelince:Haksız bir eylem sonucu ölenin desteğinden yoksun kalan kişiler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 53'üncü maddesinin 3'üncü fıkrasına dayanarak bu sebeple uğradıkları kayıpların ödettirilmesini isteyebilir.Öğretide destek, "bir kimseye fiilen sürekli ve düzenli bir şekilde bakan ve olayların olağan akışına göre ona bu tarzda ilerine bakması kuvvetle tahmin edilen (büyük olasılık olan) kimse o kişinin desteğidir.
Destekle ölenin baktığı kişinin, aynı ailenin bireyleri, kan hısmı veya birinin diğerinin mirasçısı olması şart değildir." biçiminde tanımlanmakta, desteğin yardımı da "... Desteğin geçimini sağlama veya geçimine katkıda bulunma yardımı, para verme tarzında olabileceği gibi bir kimseye hizmet görme tarzında da olabilir. Keza bunların dışında bir fayda sağlama da destek olma durumu yaratabilir..." olarak açıklanmaktadır. (Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman, Prof. Dr. M.
Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Genişletilmiş 11.bası, 2.cilt, sayfa 120) Diğer bir anlatımla destekten yoksun kalma tazminatı, desteğin mirasçısı olarak geride bıraktığı kişilere değil, desteğinden yoksun kalanlarına aittir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır.
Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Bununla birlikte hemen belirtmek gerekir ki destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığının ortaya konulması zorunludur.
Destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecek kişiler arasında, mirasçılardan başka kişiler de olabileceği konusunda da herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Bununla birlikte hemen belirtmek gerekir ki Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/6/2011 gün ve 2011/17-142 (E) - 2011/411 (K) sayılı kararında açıklandığı gibi, miras bırakanın trafik kazasından kaynaklanan bir sorumluluğu söz konusu olduğunda ve koşulları oluştuğunda mirasçıları bundan sorumlu olduğu halde, aynı olay nedeniyle destekten yoksun kalan ve fakat mirasçı olmayan kişiler bundan sorumlu değildir.
Zira, destekten yoksun kalma tazminatı talebine dayanak olarak gösterilen zarar, desteğin ölümü sonucunda meydana gelmekle birlikte salt onun desteğinden yoksun kalınması olgusuna dayalı, mirasçılık sıfatıyla bağlı olmaksızın uğranılabilen bir zarardır. Desteğin ölümü zararı doğuran olay olmakla birlikte, zarar doğrudan üçüncü kişi durumundaki destekten yoksun kalanlar üzerinde oluşmuştur.
Dosyaya eklenen nüfus kaydının incelenmesinde, 23/1/2014 günü kesinleşen Adıyaman Aile Mahkemesinin 11/11/2013 gün ve 2013/727 (E) - 2013/802 (K) sayılı kararıyla boşanmalarına hükmolunan davacı ... ile ölen ...'ın, davaya konu kazanın meydana geldiği 13/5/2017 günü evli olmadıkları anlaşılmış; kolluk tarafından, 27/11/2017 tarihinde düzenlenen tutanakta, davacılar ... ve ...'un birlikte yaşadığı "... sokak, no. ...
Buca/İzmir" adresinde yapılan araştırmada ise davacı ... ile ölen ...'ın birlikte yaşadığını bilen olmadığı, mahalle muhtarı ile yapılan görüşmede ise davacı ... ile ölen ...'ın eylemli ve düzenli olarak karı koca gibi birlikte yaşayıp yaşamadıklarını bilmediğini beyan ettiği. 27/4/2018 günün düzenlenen tutanakta ise, davacı ...'un ölen ... ile yaşamadığı, düzenli ve sürekli birlikteliklerinin olmadığı, ölen ...'ın daha önce "... sokak, no. ...
Buca/İzmir" adresinde oturduğu bildirilmiştir.
Talimatla dinlenen tanık ... ile ...'in ayrıldıklarını ancak davacı ...'in Karşıyaka İlçesindeki evini boşaltıp eşinin Buca İlçesindeki evine gittiğini, birlikte yaşadıklarını; tanık ... ise öğrencisi olan ...'un annesinin kendisine "hocam ... için babası ile tekrar bir araya geldik" dediğini, birkaç defa okul çıkışında tuttukları eve çocuğu bıraktığını, boşanan tarafların birlikte yaşadıklarına tanık olduğunu söylemiş iseler de, ilkeleri yukarıda açıklanan biçimde desteklik olgusunun varlığı konusunda yeterli kanı oluşturmaya elverişli olmadığı gibi,
maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı yönünden de kanı oluşturacak nitelikte değildir. Çünkü tanık anlatımları ayrıntıları yukarıda açıklanan kolluk anlatımlarıyla desteklenmediği gibi Merkezi Nüfus İdaresi Sisteminden yapılan inceleme de davacı ... ile ölen ...'ın boşanma hükmünün kesinleştiği 23/1/2014 tarihinden itibaren aynı adreste birlikte oturmadıkları anlaşılmıştır.
Bu itibarla, ölen ...'ın davacı ...'a destek olduğu kanıtlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Diğer yandan, davaya konu trafik kazası nedeniyle oluşan zararın giderilmesi için davalı sigorta şirketine 11/10/2017 günü ulaşan dilekçeyle başvuran davacı ... lehine hükmolunan maddi tazminata, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 99/1'inci maddesi ile ZMSS poliçesinin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının, tazminatın ve giderlerin ödenmesine ilişkin B.2'nci maddesi uyarınca, rizikonun ihbar edildiği 11/10/2017 gününden itibaren başlayan 8 iş gününün sona erdiği 24/10/2017 gününden itibaren faiz uygulanmasına karar verilmesi gerekirken,
yazılı biçimde karar verilmesinde isabet görülemiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, E. 2024/693, K. 2024/1984, 31 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama