KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 28 Kasım 2024
- Dosya no
- 2021/1343
- Karar no
- 2024/1743
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 24/11/2020
- Numarası
- 2018/1448 Esas - 2020/759 Karar
- Dava
- İtirazın İptali
- İstinaf karar tarihi
- 28/11/2024
Karar Metni
1.664 kelime·8 dk okuma·6 bölüm
Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının kendi aracı ile çeşitli firma kişi ve kurumlara taşına hizmeti verdiğini; davalıya verdiği öğrenci taşıma hizmeti karşılığında da serbest meslek makbuzu düzenleyerek davalıya teslim ettiğini; takip konusu faturalara gelene kadar davalı tarafından verilen hizmetlere karşılık kesilen fatura bedellerinin ödendiğini; ancak, takip konusu fatura bedellerinin ödenmediğini; buna ilişkin davacı tarafından İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı takip dosyası ile fatura alacağının tahsili için icra takibi başlatıldığını;
davalı yanın haksız ve dayanaksız itirazıyla icra takibinin durduğunu belirtmiş, davacının haksız ve dayanaksız itirazının iptali ile takibin devamına ve davalının %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini; yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü amacıyla yapılan yargılama sonucunda; uyuşmazlığın belgeye konu mal ve/veya hizmetin teslim edilip edilmediği ve/veya sunulup sunulmadığı hususundan kaynaklandığı, uyuşmazlığın halli ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin tespiti için defter incelemesine karar verildiği, davacının ticari defter tutmakla yükümlü olmadığı, davalının ise ticari defterlerini sunmadığı,
7251 sayılı Kanun ile değişik 6100 sayılı HMK'nın 222. maddesinin tamamlanmış usul işlemi yönünden uygulanamayacağı, taşıma ilişkisinde para ediminin ifasını isteyen davacının hizmeti teslim ettiğini usulüne uygun delillerle ispatlaması gerektiği, davacının ticari defter ve belgelerinin irsaliye, teslim belgesi gibi dayanakları bulunmadığı takdirde defterlerdeki kayıtların tek başına mal teslimini ispatlamaya yeterli olmayacağı (Yargıtay 19. HD. 2015/8935 Esas, 2016/780 Karar), teslim hususunun tanık beyanı ile ispatlanamayacağı (Yargıtay 19. HD. 2016/20147 Esas, 2018/6531 Karar),
münhasıran davalı dafterlerine dayanılmadığına göre davalının defter sunmaması tek başına kendisi aleyhine sonuç yaratmayacağı (Yargıtay 19. HD. 2014/845 Esas, 2014/10970 Karar), dava konusu kapalı faturaların ödenmediği karinesinin aksinin ispatlanamadığı, davacının yemin deliline de dayanmadığı anlaşıldığından davanın reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin kişi, kurum ve firmalara taşıma hizmeti vermekte olan bir serbest meslek erbabı olduğunu, müvekkilinin Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı 1. Ordu Komutanlığı'nın Selimiye Kışlası'nda davalı şirkete dışardan hizmet alımı doğrultusunda servis hizmeti vererek davaya konu faturaları da bu hizmet karşılığında düzenlediğini, yerel mahkeme tarafından takibe konu faturaların kapalı fatura olduğu noktasındaki teamülün direkt olarak uygulanmış olup, mahalli ticaret odasından mevcut örf ve adet sorulmadığını,
oysa ki Yargıtay içtihatlarında da yer aldığı üzere taraflar arasındaki mevcut ilişkinin nitelikleri göz önünde bulundurularak mahalli ticaret oda veya odalarından somut olaya ilişkin örf ve adet bakımından bilgi edinilmesi gerektiğini, karara dayanak olarak ele alınan kapalı faturanın ödemeye ilişkin karine oluşturduğu yönündeki ifadenin adi karine olduğunu, aksinin ispat edilebilir olduğunu, bu ispat sürecinde mahkemenin de taraf delillerini toplayarak davayı aydınlatması gerekirken eksik inceleme ile hüküm tesis edildiğini,
davalı tarafından davaya hiçbir cevap verilmediğini ve bir delil de ibraz edilmemiş olmasına rağmen davalı lehine hüküm tesis edildiğini, bahsi geçen takibe konu olan faturaların ödendiğine dair herhangi bir delil de sunmadığını , davalı yanın işbu davada vekil ile temsil edilmesi sebebi ile yerel mahkeme tarafından davanın reddi ile birlikte davalı lehine 4.080,00 TL vekalet ücretine hükmedildiğini, davalının defter incelemesine katılmadığını,
bu durumda hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek üzere davanın reddine karar verilecekse dahi davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini beyanla ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE
Dava, fatura alacaklarının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık, davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı noktasındadır. Davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğü'nün ...
Esas sayılı icra dosyasında 4 adet faturaya dayalı olarak 5.815,15 TL asıl alacağın tahsili için 22.06.2018 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, takibe itiraz üzerine takip durmuştur. Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Türk Ticaret Kanununda yada Vergi Usul Kanununda kapalı fatura kavramının tanımı yoktur. Bu kavram ticari örf ve âdet hukukundan doğmuştur.
Fatura tanzim edildikten sonra, faturadaki rakamların altının iki çizgi ile kapatılıp fatura tanzim eden tarafından imzalanması, o faturanın bedelinin ödendiği anlamına gelir. Ankara Ticaret Odası da 21.12.1948 tarihli 6 nolu teamül kararı ile açık-kapalı fatura uygulamasının bir örf adet hukuk kuralı haline gelmesini sağlamıştır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 2. maddesinde, Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkimin, örf ve âdet hukukuna göre karar verebileceği ifade edilmiştir. Türk Ticaret Kanununun 2. maddesinde de, bu düzenlemeye paralel olarak, Kanunda aksine bir hüküm yoksa, ticari örf ve âdet olarak kabul edildiği belirlenmedikçe teamülün mahkemenin yargısına esas olamayacağı düzenlenmiştir.
Kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükü altında (HMK 190) olup, bu temel kuralların da sonucu olarak herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. İspat yükü kendisinde olmayan diğer taraf da ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir.
Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz (HMK 191). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nu 201/1. maddesine göre, senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından (2018 yılı için 2.960 TL) az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.
Eldeki davada, dava değerine göre davacının iddialarını kesin delillerle ispatlaması gerekir. Ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir.
Yasa'da delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir.
Ticarî defterlerin ibrazı ve delil niteliği, HMK’nın 222. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin 1. fıkrasında mahkemenin, ticarî davalarda tarafların ticarî defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebileceği ve aynı maddenin 2. fıkrasında ise ticarî defterlerin, ticarî davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması gerektiği düzenlenmiştir.
Ticarî defter kayıtları ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan tarafın, ticarî defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticarî defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.(Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler,
sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (HMK m. 222/3). Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticarî defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olurlar. (HMK m. 222/4) Ticari defterlerin delil olarak kullanılabilmesi için genel kural, uyuşmazlığın her iki tarafının tacir olması gerektiğidir.
Ancak bu genel kuralın istisnası vardır. 6100 sayılı HMK m. 222/5’ de ise, taraflardan biri tacir olmasa dahi karşı taraf, tacirin defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; fakat tacir olan taraf defterlerini ibraz etmekten kaçınırsa, karşı tarafın iddiasını ispat etmiş sayılacağı öngörülmüştür.
Anılan madde hükmünde “taraflardan biri tacir olmasa dahi” ibaresinden, tacir olmayan taraf, iddiasını tacir olan tarafın defterleri ile ispat etmek istediğinde, tacir olmayan tarafın karşı tarafa ait ticari defterlere delil olarak dayanabileceği anlaşılmaktadır. Bu istisna dışında (HMK m. 222/5), her iki tarafı ya da sadece bir tarafı tacir olmayan davalarda ticari defterlerin delil nitelikleri yoktur.
Somut olayda faturaları tanzim eden davacı tarafından davaya konu faturaların orta kısmına imza atılmış olup, takip ve dava konusu faturalar, ticari teamüllere göre bedelinin peşin olarak tahsil edildiğini ifade eden kapalı fatura şeklinde düzenlenmiştir.( Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 13/11/2018 tarih ve 2017/5197 Esas, 2018/5724 Karar sayılı kararı) Davacı faturanın orta kısmına atılan imzaların kendisine ait olmadığı ileri sürmemiştir.
Bu durumda takibe konu faturaların bedelinin ödendiği karinesinin aksini ispat etme yükümlülüğü davacı üzerinde olup, davalı, fatura bedelini ödemiş olduğunu ayrıca ispatla yükümlü değildir. Davacı tacir olmadığı gibi defter tutma yükümlülüğü olmadığından eldeki davada ticari defterlerin HMK'nın 222.maddesi anlamında delil niteliği yoktur. Bu nedenle davalının defterlerini ibraz etmemiş olması sonuca etkili olmayıp, davacı, alacak iddiasını kesin delillerle ispatla yükümlüdür.
Ancak davacı, fatura bedellerinin ödenmiş olduğu yönündeki karinenin aksini yazılı delillerle ispat edemediği gibi yemin deliline de dayanmadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.
Karar tarihinde yürürlüğü giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13. maddesinde "Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir." hükmü mevcuttur.
Somut uyuşmazlıkta davanın reddine karar verilmesi nedeniyle davacının vekalet ücreti ve yargılama giderlerinden sorumlu olduğu gözetildiğinde mahkemece dava değeri dikkate alınarak davalı lehine 4.080 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355.
Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2021/1343, K. 2024/1743, 28 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama