KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 10 Nisan 2025
- Dosya no
- 2024/1142
- Karar no
- 2025/462
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 18/04/2024
- Numarası
- 2022/416 Esas - 2024/415 Karar
- Dava
- Alacak
- İstinaf karar tarihi
- 10/04/2025
Karar Metni
2.127 kelime·11 dk okuma·6 bölüm
Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;müvekkil, dava dışı hakkı aygün ve davalı ... ile beraber ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'nin kurucu pay sahibi olduğunu, müvekkilinin, davalının tehdidi ve baskısı altında ... şirketindeki paylarını şirketin işletme değerinin çok altında bir bedel karşılığında devretmek zorunda kaldığını, davalı tarafından Bakırköy ...
Noterliği 09.08.2016 tarih ve ... yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesinde gösterilen bedelin davacı müvekkile ödenmediğini, davalı tarafından tehdit ve korkutma ile müvekkile ait payların gerçek işletme bedelinden çok daha az bedele devredilmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak ve müvekkilin alacakları bilirkişi incelemesi sonucunda belirleneceğinden dolayı rapor sonrası talepleri artırmak üzere şimdilik;
hisse devir sözleşmesinde yer alan ödenmemiş hisse bedeline karşılık olarak 100,00 TL'nin kısmi olarak müvekkilin gerçek değerinin altında devrettiği dava konusu hisseler nedeniyle devrolunan hisselerin gerçek değeri doğrultusunda uğradığı zararın tazmini için 100,00 TL'nin belirsiz alacak olarak, toplamda şimdilik 200,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini, her iki alacak kalemine de devir tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizinin uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davacının davasını kabul anlamına gelmemekle talepleri zamanaşımına uğradığını, ve yine davacı yan tarafından aynı dava Bakırköy 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/577 Esas sayılı dosyası üzerinden ikame edilmiş ve 2 kere takipsiz bırakılan dosyanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, davacının tehdit iddialarının doğru olmadığını, davacının eşinin müvekkile borcu bulunduğunu belirterek haksız ve hukuka aykırı davanın gerek zamanaşımı gerek usul gerekse esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacının davalının da ortağı olduğu dava dışı ...
Şirketindeki hissesini tehdit ile davalıya devredip devretmediği, hisse devir sözleşmesinde belirlenen bedelin davacıya ödenip ödenmediği, davacının hisselerin gerçek değerinin altında devredildiği iddiasına karşılık zarara uğrayıp uğramadığı, davalıdan talep edip edemeyeceği, davanın zaman aşımına uğrayıp uğramadığı konularında olduğu anlaşılmıştır.Dava; hisse devrinin usulsüz devri sebebiyle hisse bedeli ve uğranılan zararın tazmini davasıdır.Uyuşmazlığı çözümü için SMM bilirkişisinden; hisse devir sözleşmesinde belirlenen bedelin davacıya ödenip ödenmediği,
davacının hisselerin gerçek değerinin altında devredildiği iddiasına karşılık zarara uğrayıp uğramadığı hususlarında dava dışı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde inceleme yapılarak uyuşmazlık konularında rapor düzenlenmesi için ara karar oluşturulduğu, bu hususların tespitinin dava dışı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde inceleme ile mümkün olduğu, mahkememizce 21/12/2023 tarihli oturumda, bilirkişi avansı belirlenip sonuçlarıda hatırlatılarak avansın yatırılmaması halinde mevcut şekli ile karar verileceği davacı vekiline ihtar edilmiş olup, davacı taraf belirlenen sürede delil avansını yatırmamıştır.
Yine 23/02/2024 tarihli tutanağa göre dava dışı şirketin ticari defterlerinin sunulmadığı ve inceleme gün ve saatinde gelen olmadığının görüldüğü anlaşılmıştır. HMK.324. Maddesi gereğince taraflardan her birinin ikame ettiği delil için mahkemece verilen süre içerisinde delil avansına ödemesi aksi halde sunulu delilin ikamesinde vazgeçilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Mahkememizce verilen kesin süreye rağmen bilirkişi avansının yatırlaması ve ticari defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeni ile bilirkişi incelemesinin yapılamamıştır. Bu durumda kesin sürenin gereklerini yerine getirmeyen davacı bilirkişi ve defter deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmıştır.
Davaya konu hisse devir sözleşmesinde belirlenen bedelin davacıya ödenip ödenmediği, davacının hisselerin gerçek değerinin altında devredildiği iddiasına karşılık zarara uğrayıp uğramadığı hususları teknik ve muhasebe incelemesini gerektirmesi nedeniyle mahkememizce hisse bedelinin davacıya ödenip ödenmediği, hisselerin gerçek değerinin altında devredilip devredilmediği anlaşılamadığından ve ispat yükünün davacıda olması ve davanın ispatlanamaması sebebiyle davacının sabit görülmeyen davasının reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın, müvekkilin devrettiği hisse bedelinin tahsili ve hissenin gerçek değeri ile müvekkilin devretmeye mecbur kaldığı değer arasındaki farkın tazmini amacıyla ikame edildiğini, müvekkilinin tehdit ve baskı altında mülkiyetinde bulunan şirket hisselerini gerçek değerinin çok altında devretmek zorunda kaldığını ve bu sembolik devir bedelini dahi almadığını, bu hususun yargılama süresince dinlenen tanıkların anlatımları ve dahi davalı yanın müvekkile hisse bedelini ödediğine dair delil sunamadığı değerlendirildiğinde subüt bulduğunu,
hal böyleyken yerel mahkemenin şirket defterlerinin ibraz edilmemesi nedeniyle haklı davalarını reddettiğini, müvekkilinin şirket üzerinde hakimiyeti kalmadığı gibi hiç bir bağı da bulunmadığını,buna rağmen mahkeme tarafından davalı yanın defter ve belge ibrazında bulunmaması nedeniyle davanın reddi yönünde karar verildiğini, müvekkilin hakimiyeti ve bağı kalmadığı tehdit ve baskı altında zor kullanarak kovulduğu şirketin defter ve belgelerini ibraz etmemesi nedeniyle davasının reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,
mahkemenin davalı tarafından ibraz edilmeyen defter ve belgeler üzerinde inceleme yapılmasını sağlaması aksi halde Maliye Bakanlığı, SGK Müdürlüğü ve ilgili kurumlarda bulunan şirket kayıtlarından yola çıkarak inceleme yapılmasını ve bu yolla müvekkilin zararını tespit yoluna gitmesi gerekmekte iken kolaycılığa kaçarak davayı reddetme yoluna gittiğini, bu durumun hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkının da açıkça ihlali olduğunu beyanla istinaf başvurularının esastan kabulüne karar verilerek yerel mahkemenin haksız ve hukuksuz kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini,
akabinde ise eksik inceleme ve araştırmanın ikmali ile davalarının kabulüne karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava; ödenmeyen şirket hissesi devir bedelinin tahsili ile şirket hissesinin tehdit ve korkutma ile daha az bedelle devredildiği iddiasına dayalı olarak uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, taraflar arasında imzalanan limited şirketi pay devir sözleşmesi kapsamında devir bedelinin davacıya ödenip ödenmediği, davacının hisse devir sözleşmesi kapsamında zararının olup olmadığı noktasındadır. Dosya kapsamından, dava dışı ...
Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin üç ortaklı bir şirket olduğu, 22.10.2015 tarihinde tescil edilen şirketin sermayesinin 2000 paya ayrıldığı, davacının 500 payına karşılık, dava dışı iki ortağın ayrı ayrı 750'şer paya sahip oldukları, Bakırköy ...
Noterliği'nin 09.08.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı Limited Şirketi Pay Devir Sözleşmesi ile davacının dava dışı şirketteki 500 paya karşılık gelen 25.000 TL tutarındaki hissesini davalıya devrettiği, hisse devrinin dava dışı şirket tarafından 09.08.2016 tarihli 2016/02 sayılı ortaklar kurulu kararı ile kabul edildiği ve Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği anlaşılmaktadır. 1.Davacı, Bakırköy ....
Noterliği'nin 09.08.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı Limited Şirketi Pay Devir Sözleşmesi ile devrettiği hisseye karşılık davalının bedel ödemediğini ileri sürmüştür. Limited şirket hisse devir sözleşmesinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 595.maddesine göre "(1) esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır.
Ayrıca devir sözleşmesinde, ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri; rekabet yasağı ağırlaştırılmış veya tüm ortakları kapsayacak biçimde genişletilmiş ise bu husus, önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım hakları ile sözleşme cezasına ilişkin koşullara da belirtilir. (2) Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için ortaklar genel kurulunun onayı şarttır.
Devir bu onayla geçerli olur.(3) Şirket sözleşmesinde başka türlü düzenlenmemişse, ortaklar genel kurulu sebep göstermeksizin onayı reddedebilir...(7) Başvurudan itibaren üç ay içinde genel kurul reddetmediği takdirde onayı vermiş sayılır." Anılan düzenlemeye göre payın devri veya devir vaadi hakkındaki sözleşme yazılı şekilde yapılmış ve imzası noterce tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi hüküm ifade etmez.
Bu sebeple hisse devrinden kaynaklanan alacağın muaccel olacağı tarih geçerli olarak hisse devrinin yapıldığı tarihtir. Somut olayda taraflar arasında gerçekleşen hisse devrinin aynı tarihli şirket ortaklar kurulu kararıyla kabul edilerek 22.09.2016 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği ihtilafsız olup, hisse devir bedeli alacağı yönünden muacceliyetin ortaklar kurulu karar tarihinden itibaren işlemeye başlayacağının kabulü gerekir.
Bilindiği üzere özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 146-161 maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır.
TBK'nun 147/4. maddesinde bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki bir ortağın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacakların beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu düzenlenmiştir.
TBK'nın 154. maddesinde zamanaşımının kesilmesi sebepleri düzenlenmiş olup, anılan maddede borçlunun borcu ikrar etmesi, özellikle faiz ödemesi veya kısmen ifada bulunması ya da rehin vermesi veya kefil göstermesi ile alacaklının dava veya def’i yoluyla mahkemeye başvurması halinde zamanaşımının kesileceği. TBK'nın "yeni sürenin başlaması" başlıklı 156.maddesinde zamanaşımının kesilmesiyle yeni bir sürenin işlemeye başlayacağı belirtilmiştir.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 31.05.2016 tarih ve 2015/12291 Esas, 07.12.2007 tarih 2006/8366 Esas sayılı kararlarında da belirtildiği üzere şirket hisse devir sözleşmesi, TBK'nın 147. maddesi gereğince 5 yıllık zaman aşımı süresine tabi olup, eldeki uyuşmazlıkta, davaya konu hisse devir alacağı 09.08.2016 tarihinde muaccel olmakla birlikte bu tarihten dava tarihine kadar zamanaşımını kesen veya durduran bir neden bulunmadığından dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresi dolmuştur.
Her ne kadar davacı tarafından Bakırköy 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/577 Esas sayılı dosyasında 05.07.2021 tarihinde aynı taleplerle dava ikame edilmiş ise de yargılama sonucunda verilen davanın açılmamış sayılması kararı ile davanın açılmasıyla meydana gelen zamanaşımının kesilmesi hükmü ortadan kalkmıştır. (Kuru (c.ıv), S.4140 vd.. Özdemir, S.61. Aygün, S.850. İyimaya (ı), S.50, 52; Ulukapı, S.150. Yılmaz, s.583. Dursun, s. 184. Elgün, s.182.
Yavuz Alangoya, Makaleler (derleyen: Mert Namlı), İstanbul, 2012, s.138, dn.85) Bu durumda davacının davalıya devrettiği şirket hissesine karşılık hisse bedelinin tahsili talebi zamanaşımına uğramış olup, bu talebin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekli ise de mahkemece verilen ret kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan davacı vekilinin bu yöne ilişen istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir.
2. Davacı, davalı tarafından gerçekleştirildiği iddia olunan tehdit ve korkutma nedeniyle, sahip olduğu şirket hissesini daha düşük bir bedelle davalıya devretmesi sonucu zarara uğradığını ileri sürmüştür. Korkutma; maddi ve manevi baskı yaratarak kişinin irade serbestisini ihlal etmek suretiyle gerçek isteğine uymayan bir beyanda bulunma, işlem yapma zorunluluğunda bırakan davranış şeklidir.
Korkutma nedeniyle hukuki işlemin geçersiz olması için haksız ve hukuka aykırı tehdit nedeniyle kişilerin canı, namusu, şahsı, malı ve hürriyeti tehlike altında bulunmalıdır. TBK'nın 38.maddesine göre korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımında kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise korkutma gerçekleşmiş sayılır.
Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. (TBK md.37) TBK'nın 39.maddesine göre yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.
Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
Yukarıda anılan düzenlemeler ışığında korkutma nedeniyle sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin (iptal hakkı), korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla kullanılması gerekmekte olup, somut olayda aksinin davalı tarafça kanıtlanmamasına göre davacının davalı aleyhine ikame ettiği ilk dava tarihi olan 05.07.2021 tarihi itibariyle korkutma etkisinin ortadan kalktığının, bu duruma göre eldeki davanın bir yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığının kabulü gerekir.
Bununla birlikte Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." şeklindeki 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6. maddesi ve "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." şeklindeki HMK'nın 190/1. maddesi gereği davacı, iddiasını ispatla mükelleftir.
Kural olarak resmi şekilde yapılan sözleşmede yazılı bedelin aksinin aynı güçte belgeyle kuşkuya yol açmayacak şekilde ispatlanması gerekmekte ise de hukuki işlemlerde irade bozukluğu iddiaları tanıkla ve her türlü delille kanıtlanabilir.
Ne var ki somut olayda davacının eşi olan tanığın beyanı dışında davacı, korkutmanın varlığına dair somut bir kanıt sunmamış olup, dosya kapsamındaki delillere göre davacı, dava dışı şirkete ait hissesini, tehdit ve baskı altında gerçek değerinin altında devrettiği iddiasını ispatlayamamıştır.
Bu durumda davacının devrolunan şirket hissesinin gerçek değeri doğrultusunda zararın tazmini talebinin, korkutma iddiasının ispatlanmamış olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece davacıya verilen kesin süre içinde bilirkişi ücretinin yatırılmaması ve ticari defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle hisselerin gerçek değerinin altında devredilip devredilmediği anlaşılamadığından davanın reddine karar verilmesi, sonucu itibariyle doğrudur.
İddianın ileri sürülüş biçimine göre eldeki davada, dava dışı şirketin ticari defter ve kayıtlarının incelenip incelenmemesi sonuca etkili olmadığından davacı vekilinin tüm istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir. HMK'nın 355.
Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2024/1142, K. 2025/462, 10 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama