KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 10 Ekim 2024
- Dosya no
- 2022/304 Esas
- Karar no
- 2024/1607
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul 1. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Tarihi
- 01/07/2021
- Numarası
- 2019/393 E. - 2021/303 K.
- Davanın konusu
- Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 10/10/2024
Karar Metni
1.879 kelime·9 dk okuma·5 bölüm
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİDÜŞÜNÜLDÜ
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ticari faaliyetlerinin 1999 yılında Lübnan’da kurulduğunu, kadın/erkek bakım ve kozmetik ürünleri üzerine pek çok ülkede ticari faaliyet gösteren tanınmış bir firma olduğunu, günde 200 tonluk üretim yaptığını, ürünlerin dünya üzerinde 25 ülkede satılmakta olduğunu, müvekkilinin Türkiye’deki ticari faaliyetleriyle ilgili “....
Limited” firması ile sözleşme imzalandığını, müvekkiline ait ürünlerin söz konusu bu firma tarafından piyasaya sunulduğunu, bunun yanında ....
Şti. ve ... ve ...Şti. adına da müvekkili tarafından faturalar düzenlendiğini, "...." markalı ürünlerin satışının yurt içinde gerçekleştirildiğini, pek çok ülkede “...” ve “...” markalarının kozmetik ve bakım ürünleri üzerinde kullanan müvekkilinin, 2004 yılında Fransa’da verilen “....” ödülünün de sahibi olduğunu, müvekkilinin marka tescillerine ve Türkiye'de gerçekleştirilen kullanımlara ilişkin olarak, dava dışı .... numaralı "...." marka başvurusuna yapmış oldukları itiraz neticesinde başvurunun reddedildiğini dava dışı, "....
ŞİRKETİ" adına kayıtlı ve .... numaralı "..." marka ve .... numaralı endüstriyel tasarımlarının hükümsüzlüğüne karar verildiğini, aynı şekilde yine dava dışı "....
ŞİRKETİ" aleyhine açılmış olan YİDK kararının iptali davasının devam ettiğini, müvekkilinin markası ile davalı markasının aynı ve ayırt edilemeyecek düzeyde benzerlik olduğunu, markalar aynı tür ve benzer malları kapsadığını, davalı tarafın, müvekkiline ait markanın ününden ve dünya piyasasında edindiği tanınmışlıktan haksız biçimde, müvekkilinin marka haklarından istifade etmek maksadıyla hareket ettiğini, müvekkilinin markası ile birebir aynı olan ibareyi kendi adına tescil ettirmek istediğini, bu nedenle 6769 sayılı SMK 6/9 ve 25.maddesi hükmü uyarınca, kötü niyetli marka tescilinin hükümsüzlüğü koşullarının varlığı nedeniyle,
markanın hükümsüz kılınması gerektiğini, davalı şirketin tek sahibinin dava dışı ... olduğunu, aynı zamanda davalı şirketin tek sahibi olan ... aleyhine de yine marka hükümsüzlüğü davası ikame edildiğini ancak ... ısrarlı bir şekilde "...." ibaresini içeren marka başvurularını tekrar ettiğini, ... adreslerinde yer alan kullanımlarda da açıkça görüldüğünü, söz konusu çevrimiçi kullanımların varlığı ile kötüniyeti ispat etmek açısından bir bilirkişi tarafından çevrimiçi kullanımların tespit edilerek rapor oluşturmasını talep etmek zorunluluğu doğduğunu,
davalı şirket aleyhine açılan ve İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde 2018/352 E. sayısı ile görülmekte olan dava kapsamında, davalının kötü niyetli olduğu hususunda ve müvekkilinin markasından haberdar olduğunu, izahtan vareste olduğunu, tasarım tescillerinde müvekkiline ait "...." ticaret unvanının varlığının tespit edildiğini, müvekkilinin herhangi bir zarar görmemesi için, davalı adına tescilli .... "..." marka tescilinin üçüncü kişilere devrinin önlenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini, davalı şirketin müvekkiline ait tanınmış markayı Türkiye'de TÜRK PATENT nezdinde kendi adına tescil ettirdiğini,
... "..." marka tescilinin üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde teminatsız olarak tedbir kararı verilmesini, davalı taraf adına TÜRKPATENT nezdinde kayıtlı ... "..." markasının hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin .... ibaresinin tasarımcının hatası olarak basıldığını kabul ettiğini, bu kabule istinaden mahkemenin 22.10.2019 tarihinde ''davalı adına tescilli markanın hükümsüzlük talebinin reddine'' şeklinde karar verdiğini, İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin 2018/352 E. sayılı dava dosyası istenildiğinde gerçeklerin ortaya çıkacağını, dava dilekçesi ekinde yabancı dilde bazı deliller sunduğunu, HMK 223. maddesine göre bu delillerin Türkçe tercümelerinin sunulması gerektiğini, itiraz dilekçesi okunduğunda ''....
ŞTİ. adına kayıtlı ... markasının hükümsüzlüğüne karar verilmiştir'' denildiğini, davacı tarafça sunulan emsal kararın bu dava ile ilgisinin bulunmadığını, davacı tarafından sunulan faturalar incelendiğinde müvekkili şirketin tescilinden sonra Türkiye'de ticari faaliyete geçildiğinin ortada olduğunu, tanınmışlık seviyesi bakımından müvekkili şirketten sonra kozmetik sektöründe yer alan davacı tarafın Türkiye sınırlarında tanınmadığının açık ve net bir şekilde ortada olduğunu, farklı beyanlarla müvekkilinin ticari itibarını zedelemeye çalışan davacı tarafın beyanlarını ve sunulan delilleri kabul etmediklerini,
davacı yanın .... nezdinde herhangi bir tescili bulunmadığından dolayı müvekkili şirketin haksız ve kötü niyetli olduğunu ileri sürdüğü iddiaları da kabul etmediklerini, davacı tarafın, müvekkilinin tamamen bilgisi ve görgüsü dışında iken müvekkilinin hakkında hukuksal sürece girdiğini, müvekkilinin hiçbir şeyden haberi olmaksızın sürdürmüş olduğu ticaret hayatını mahvedecek boyutta haksız ve hukuka aykırı işlemde bulunduğunu, müvekkilinin ihtiyati tedbir talebinin incelendiği yargılamaya hiçbir şekilde davet dahi edilmediğini, tedbir talebi konusunda kendisi dinlenilmeden karar verildiğini,
bu şekilde bir haksız uygulama sonucu kişilerin mağduriyet yaşamamasını sağlamak üzere kanun koyucunun 6100 Sayılı HMK'nun 394. maddesinde, açıkça karşı tarafın kendisi dinlenmeden verilen tedbir kararına itiraz edebileceğini hüküm altına aldığını, bu dosyada ihtiyati tedbirin şartlarının oluşmadığını, öncelikle Mahkemenin müvekkilinin aleyhine koymuş olduğu ihtiyati tedbirin bir an evvel kaldırılmasını, müvekkili aleyhine haksız ve hukuka aykırı olarak açılan bu davanın öncelikle usulen ve mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince; ''SMK hükümleri, TPMK kayıtları, mevzuat ve Mahkememizce itibar edilen 24/05/2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunda da belirtildiği üzere: Davalı adına TPMK nezdinde tescilli ... numaralı "...." ibareli markanın hükümsüzlüğü şartları oluşmadığından davanın reddine...'' şeklinde gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalı "..."nin tek sahibi olan ... olduğunu, aynı zamanda davalı şirketin tek sahibi olan ... aleyhine de yine marka hükümsüzlüğü davası ikame edildiğini, ancak ...'ın ısrarlı bir şekilde "...." ibaresini içeren marka başvurularını tekrar ettiğini, ayrıca, ...'ın daha önceden gerçekleştirmiş olduğu 2016/101597 sayılı başvurunun da müvekkili tarafından gerçekleştirilen itiraz neticesinde reddedildiğini, dolayısıyla ...'ın müvekkil,
markasından haberdar olmadığının düşünülemeyeceğini,Davalı şirket aleyhine açılan ve İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde 2018/352 E.sayı ile görülmekte olan dava kapsamında, davalının kötü niyetli olduğu ve müvekkili markasından haberdar olduğunun izahtan vareste olduğunu, zira, tasarım tescillerinde müvekkiline ait "..." ticaret unvanının varlığının da tespit edildiğini,Bunların dışında ... sicilinde birçok itiraz üzerine reddedilen markalar olduğunu, ... sayılı "...", ... "..."ın itiraz üzerine reddedilen markalara örnek olduğunu,
bunlar dışında yine ... tarafından ısrarlı bir şekilde marka başvurusu gerçekleştirilmekte ve söz konusu başvuruların itiraz sonucu veya resen yapılan değerlendirme sonucunda reddedildiğini,İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde görülen 2018/352 E.sayılı dosya kapsamında davalı şirkete ait ... sayılı "..." marka tescilinin hükümsüzlüğü talepli dava açılmış olmasına karşın, dosya kapsamında bilirkişi incelemesi yapılmadan ve taraflara tebliğ edilmeden önce, davalının 08.01.2019 tarihinde yeniden huzurdaki davaya konu ... sayı ile "..." marka başvurusunda bulunduğunu,
davalının müvekkili markasına benzer üretimlerinin ve yurt dışına ihracı adına gerçekleştirilen marka başvurularının yalnızca bununla sınırlı olmayıp, ... adına da birçok benzer başvuru yer aldığını,Huzurdaki davaya konu marka ibaresi gibi dolaylı veya mecazi çağrışımda olan markanın ayırt edici olduğunun kabulü gerektiğini, aksi halde, tüm bu genellemelerin, her türlü ibarenin ticari hayatta kullanıldığı sonucuna varılması gerekir ki, bu durumda hiçbir markanın tescil edilmemesi gerektiğini,Kaldı ki, bu şekilde tescil edilen markaların da zayıf marka kategorisinde değerlendirilemeyeceğini, zira,
doğrudan doğruya markayı tanımlayan bir ibare olmayıp aksine ürün için akılda kalıcı ve tüketiciyi bu anlamda kendine çeken bir yanı bulunduğunu, nitekim, dolaylı yoldan anlatım ile yukarıda verilen örnekler çerçevesinde, benzer markalara itiraz edemeyeceğini söylemenin de hukuka aykırı olacağını, dolayısıyla aksi yöndeki bilirkişi heyeti raporu hükme esas alınmışsa da, mevcut markanın ürün ve marka bağlantısının değerlendirilerek bir inceleme yapılması gerekirken, bu anlamda hitap edilen tüketici kitlesi de göz önünde bulundurulmadan yapılan değerlendirmelerin kabulünün mümkün olmadığını,
tüm bu nedenlerle benzerlik değerlendirmesinin de bu hususlar birlikte değerlendirilerek gerçekleştirilmesi gerekirken, esaslı unsurun farklı değerlendirilmesinin yerinde olmadığını beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; marka hükümsüzlüğüne ilişkin olup, davacı yanca davalı adına tescilli ... no'lu ''...'' ibareli markanın hükümsüzlüğü talep edilmiştir.T.C. Anayasası'nın 141/3. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Buna göre hükmün, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içermesi gerekir.Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.
Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuki sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun sebeplerini gerekçede açıklar.Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler.
Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder. Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’ye Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472).
Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasa'nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108. 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238. 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436 sayılı kararlarında olduğu gibi birçok kararında da, benimsenmiştir. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde yeralan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır.
Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nin 297.
(Mülga HUMK'un 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.Yine HMK'nin 27. maddesinin (HUMK'un 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır.Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm,
kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.Yukarıda izah edilen kanuni düzenlemeler, ilke ve esaslar karşısında somut uyuşmazlık incelendiğinde;Mahkemece, bilirkişi raporuna atıfta bulunularak davanın reddine karar verilmiş ise de; ortada denetlenebilecek gerekçeli bir kararın olmadığı, tarafların iddialarından ve toplanan delillerden hangisinin hangisine hangi nedenle üstün tutulduğunun karar yerinde tartışılmadığı,
her bir taleple ilgili sebebini içeren, tarafları doyurucu, hukuki denetimi mümkün gerekçeli hüküm tesis edilmediği, hangi iddiaya hangi sebeple itibar edilmediğinin gerekçelendirilmediği görülmüştür.Açıklanan sebeplerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-4 ve 6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
10/10/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, E. 2022/304, K. 2024/1607, 10 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama