KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53.HUKUK Dairesi
- Mercii
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 13 Kasım 2024
- Dosya no
- 2022/811
- Karar no
- 2024/1226
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 29/12/2020
- Numarası
- 2017/1072 Esas, 2020/915 Karar
- Davanın konusu
- Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan
Karar Metni
949 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı iş sahibi, davalı ile 08.08.2016 tarihli Enerji Nakil Hattı İnşaat sözleşmesi düzenlediklerini, işin başında 75.000 TL verdiğini ancak davalının iş bu ödeme ile alması gereken malzemeleri almadığını ve malzeme bedelini tedarikçilere ödemediğini, kendisi tarafından ödendiğini, işi süresinde tamamlamadığını, işi başkasına tamamlattığını, geç üretime geçildiği için üretim kaybına uğradığını, sözleşmeye göre davalının gecikme cezasını ödemediğini bu nedenle işin tamamlanması için yapılan masraflar için 1000 TL, üretim kaybı için 1000 TL, 114 günlük gecikme için ödemesi gereken ceza için 1000 TL nin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı yüklenici, davacı ile sözleşme yaptıklarını, 75.000 TL'nin avans olarak verildiğini, iş bedelinin 125.000 + KDV olarak anlaştıklarını, üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirdiğini, enerji nakil hattının geçeceği köy muhtarı ile defalarca görüştüğünü davacının harcama yaptığı iddiasının kendi kusurundan kaynaklandığını, davalının kusuru olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, belirsiz alacak olarak açılan davanın kabulü ile 1.000.-Tl gecikme cezası, 1.000 Tl malzeme farkından kaynaklanan zarar, 1.000 Tl üretim kaybına bağlı zarar olmak üzere toplam 3.000 TL'nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verildiği görülmüştür.
Davacı katılma yoluyla istinafında, üretim kaybına ilişkin mahkemenin değerlendirme yapılmadığı yönünde gerekçesinin sehven yapıldığını , çünkü bilirkişi tarafından üretim kaybının hesaplandığını, işin gecikmesinde davalının kusurlu bulunmadığını sehven yazıldığını, gecikmenin köy muhtarı ile görüşmelere bağlandığını ancak buna ilişkin bilgi ve belge olmadığını davacının beyanlarına dayandığını, davalı mailinden kendi mali durumu sebebiyle işi yürütemediğini kabul ettiğini belirterek mahkeme gerekçesinin düzeltilerek tüm taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi davalı yüklenicidir. Davacı dava dilekçelerinde harca esas dava değerini 3.000-TL olarak gösterip fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 3.000-TL nin tahsilini talep etmiş, mahkemece de davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından da istinaf talebinde bulunulmuştur.
Karar tarihi (2020 yıl) itibariyle istinaf kesinlik sınır 12.600,00-TL olup davada kabul edilen miktar kesinlik sınırı altında kaldığından davalı vekilinin istinaf dilekçesinin 6100 sayılı HMK'nın 341/2 ve 352/1-b maddeleri uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı vekilinin istinafının incelenmesinde ise; mahkemenin gerekçesi ile hükmü arasında çelişki bulunduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 298'inci maddesinde hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu belirtilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297'nci maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararında buna uygun olarak düzenlenmesi gereklidir.
Kararın hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, aralarında çelişki bulunmaması gerekir.
Hükümlerin çelişkiden uzak ve infaza elverişli olması kamu düzeniyle ilgili olup, hükmü temyiz etmeyen yönünden de sonuç doğurması gerekeceği de gözetilerek, gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gerekir.(10/04/1992 gün ve 7/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı) Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 2011/21-23 E. 268 K., 2012/6-97 E. 203 K., 2012/10-149 E. 291 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.02.2010 tarih ve 2010/1-86 Esas, 2010-108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve yasa yolu inceleme merciinin hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hüküm olduğundan söz edilemez.
Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması; yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine açıkça aykırıdır.Somut olayda, mahkeme gerekçesinde davacının üretim kaybı zararına ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı gerekçesiyle hesaplama yapılmadığı belirtilmiş, hüküm kısmında ise üretim kaybına yönelik zarar talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Bu durumda mahkemenin gerekçeli kararı ile hüküm fıkrası arasında açık çelişki bulunması nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılması gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü, davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurma talebinin 6100 sayılı HMK'nın 341/2 ve 352/1 maddeleri uyarınca miktar yönünden kesinlik sınırının altında kaldığından reddine, usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi, E. 2022/811, K. 2024/1226, 13 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama